Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Taraftar > Gündem Dışı > Aşk-Sevgi-Romantizm

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16-02-2014, 12:58   #1
adige
 
black_eagles34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Thumbs up Hayatı Yarışmak-Atalay Demirci

Hayatı yaşamak ile hayatı yarışmak arasında ki farkın, çokça yaşandığı güzel ülkemde,


İnsanımız mutluluğu, kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi misali aradığından olsa gerek, her zaman telaşlıdır.
Her yeni gün yaşamayı düşündüğü başka bir telaşı akşamdan planlamak, bu yarışın en önemli kuralıdır.
Onun içindir ki

“Nasılsın” sorusuna, “koşturuyoruz işte ne yapalım”,

diye cevap veren, başka bir millet duyamazsınız.

Daha 3 yaşındayken başlar ülkemde, telaşlı yaşama geçiş.
Kendisini kreş servisinde bulur, henüz uykusunu alamamış bebiş…

Mutsuz ve de şaşkın bakışlar atar etrafına; birazdan terk edileceğini hissetmiştir sanki…

Bir yandan da konduramaz aslında bu ayrılığı, kucağından hiç ayrılmadığı annesi…
Belki de ilk terk edişidir annenin yavrusunu. Ona daha zordur aslında ama neylersin, çalışmak zorundadır anne. Çünkü sadece babanın koşturması yetmez memleketim de.
Nereden baksan sarsıntı, nereden baksan hazindir bu ayrılık.

Ama yine o telaşlı yaşamda, kendine verilen rolü yaşaması icap eden kreş öğretmenleri kanıksamıştır artık, her yıl yaşanan bu trajediyi. Uyarırlar çocuğu ve anneyi,
“Annesi, bak seni ağlarken görürse, daha kötü olur çocuk. Bırak 5 dakika sonra dalıp oyuncaklara, unutur seni. Merak etme sen. Hadi git işine gücüne.

Rahat ol çocuğun, emin ellerde
Yani bir şeyleri bulunca anneyi unutmak, farkında olmadan, daha 3 yaşındayken öğrendiğimiz ve ileride mutlaka bilinçaltımıza yerleşen, sıkıntı verici bir duygudur.

Ve sorumlusu da ne yazık ki, annemizin her ay alacağı soğuk yüzlü bordrodur.
Çok güzel yanları vardır elbet okul öncesi eğitimin belki,

Ama sevginin, okul öncesi, teneffüs arası, okul sonrası yok ki…

Ama insanoğlunun en önemli özelliklerinden birisidir alışmak.

Kimisi erken, kimisi geç ama eninde sonunda alışmak…

Çabuk alışır çocuk kreşe…

Oyuncaklar, arkadaşlar, derken hayatı oradan ibaret yaşamaya başlar

ya da yaşadığını sanmaya.

Bünyesi daha o yaşlarda telaşlı yaşama hazırdır artık.

Erken yatıp erken kalkmak zorundadır, buz gibi havalarda annesinin sıcak elinden tutarak şoför amcayı beklemek, servisteki herkese gülücükler atmak ve “ne tatlı şey” olmak…

Yolculuğun sonuysa o bildik ayrılık…

Ama gelecektir anne hava kararınca, nedendir ki bu hüzün kreş öğretmenince…!

Onun da aslında inanamadığı bu cümlenin anlamsızlığını ay sonunda annenin eline geçecek para daha da anlamsızlaştırır ama şaşırmaz anne miktarı görünce nedense…

Ve nedendir bu hüzün sorusunu soran da 3 yaşında yaşamıştır bu hüznü ama

güzel özelliğidir insanın hüzünleri unutmak…

“7 çok geç, 5’te buluşalım çocukları okula göndermede kampanyaları”

hep acı vermiştir bana…

Çocukluğunu yaşayabileceği bir mahallesi bile olmayan,

apartmanların arasında sıkışıp kalan çocukluğunu, nerede bulacağını bile bilmeyen çocuk, okul da zanneder çocukluğunu ve yazıktır ki ilk gün anlar öyle olmadığını…

Okul Müdürü çok da net ses vermeyen mikrofona “füüü” derken,

çocuğun kurduğu hayallere de püf der aslında.

Olması gereken soğukluktaki şu cümlesiyle;

“Geçin bakayım düzgünce sıraya. Veliler terk etsin okul bahçesini hemen lûtfen.”

“Hemen” ile “lûtfen”in anlamsız birlikteliğine inanmak istemeyen anne, yine ayrılır çocuğundan ve çok nadirdir okul bahçesinde, rastlamak herhangi bir babaya…

Baba görsen bile hüznünü göremezsin, çünkü erkekler ağlamazı oynamıştır yıllardır

hem de başarıyla…

Evet, kreşteki kadar hüzün yoktur ama telaşlı yaşamaya çok hazır olan anne bünyesi, çoktan telaşa kapılmıştır bile… “Ya…” ile başlayan yüzlerce cümle kurar beyninde…

“Ya ağlarsa…”, “ya kavga ederse çocuklarla…”, “ya sevmezse okulu…”,

“ya öğretmen kızarsa biricik yavrusuna, bağırırsa…”, “ne yapıyordur ki şimdi”

ve gözyaşları akar bazen yüzüne bazen de içine…

Çünkü öyle büyümüştür anne olana kadar,

“ya kazanamazsam bu sınavı”, “ya kalırsam okulda” ki okul kalınabilen bir yer bile değilken, ne de komiktir aslında bu cümle…

“Ya ay sonunu getiremezsem” cümlesi en az okulda kalmaya çalışmak kadar komiktir,

en ilginç cümlelerden birisidir, ülkem insanının özetinde kullanılabilecek…

Kendisi zaten gelecek olan bir sonu getirmeye çalışmak olsa olsa

zamana saygısızlık değimlidir oysa…

Sen kendini ne kadar üzersen üz aynı atar saatin tık tıkları, ağrıtma boşuna karnını…

Ayrıca getirdiğini sandığın ayın sonu, bir dahakinin başlangıcı…

Ve bu kendi kendimize kısırlaştırdığımız döngü içerisinde,

“bir şey” bile olamadan tükenen ömürler mezarlığı ülkemde,

hep özlem vardır sahip çıkılamayan eskiye nedense…

Tabi, tabi 7 çok geç kardeşim, 5 yaşında alsın çocuklar sırtlarına 5 er kiloluk çantaları ve ezilsinler altında, öğrensinler hemen, sizin daha yaşamayı bile beceremediğiniz ama öğrendiğinizi zannettiğiniz hayatı, öğrensinler tabi.

Öğrenmek için ille de ezilmek gerek çünkü değil mi?

Onca defter kitap okulda çocuğa ait bir dolapta dursa olmaz değil mi,

taşımalı her gün o çocuklar daha 30 kilo bile değilken o ağırlıkları…

Eee ne de olsa mantık şu; madem dolap maliyetli,

olsun o zaman çocuk biraz daha kabiliyetli…

Çocuğa sorumluluk vermek güzeldir, meyvesini büyüyünce alırsın elbet.

Amma 1 ağaçta 2 ayrı meyve olmaz derler ya hani, bence olur…

Sorumluluğun yanında verilen, psikolojik sorunluluk, işte o ikinci meyvedir.

İleride tadı hiç de güzel olmaz, aksilik yemek zorunda kalırsın,

çünkü ağaçta kalsa çocuğa zarar, görmezden gelsen sana…

“Ön”lük giyen çocuğunuz, artık hep “arka”sını düşünmek zorunda olduğunu anlar,

her sabah yakasını takarken, acele edilen kahvaltı, ki hiçbir anlamı yoktur tıbben,

yetişmeye çalışılan şoför amcalar ve ilginç bir sıcaklığı olan,

her sabah çocukları şefkatle kucaklayan, okul bahçesinin ayrı bir yeri olur çocukta.

Yaşanacak bütün telaşların bir sırası vardır memleketimde,

kendimizin belirleyemediği ama mütemadiyen uyum gösterdiği…

Kreş, ilkokul, ortaokul, lise… Sonra üniversite telaşı ki anlamsız gelmiştir bana her zaman, ülkemdeki üniversite anlayışı.

Kimin, hangi bölümü, niye okuduğu belli olmayan ve sonunda alınan diplomayla

ancak “hiç bir şey” olunan, onca bölüm için senelerce girilen onca telaş,

hep bir şey olmaya çalışmanın sebebidir.

Ama sonunda bir şey olunmadığı başkaları tarafından anlaşılmış ve tasdik edilmiş olsa da halen aynı telaşı yaşayan binlerce insan…

Biraz şansın ya da arkanda senden önce adam olmuş bir adamın varsa,

30 güne yaymayı başarmaya çalışacağın bir maaşla iş bulursun ve

evet artık bir şey olmuşsundur toplum nazarında…

Erkeksen mesela, artık evlenebilmenin en önemli şartlarından birisi yerine gelmiştir…

Amma sünnet olmayan çocuğa “erkek” demeyen toplum,

askerliğini yapmayan insana da “adam” demediği için,

damatlık giymeden önce, mutlaka gizlemelidir hayallerini, miğferin altında…

Ertelenecek en son şey olan sevgi, gönderdiği mektuplarda gizlidir askerimin.

Gelinlik hayallerinin arasına sıkıştırmaya çalışır kızlarımız kavuşacakları günleri,

tabi şanslılarsa, kahpe bir kurşuna kurban gitmemişse damat adayı…

Askerdeki her damat adayının, aslında şehit adayı olduğu başka bir ülke var mı?

Sonra söz verir iki insan,

“vallahi evleneceğiz inanın. Hatta bakın yüzük bile takıyoruz sizler inanın” diye

ve başlar sorular, nişan-düğün telaşları

ve her döneme has sorulara verilen mahcup cevaplar…

“Yüzük taktınız mı yüzük?”, “Eee nişan ne zaman o zaman?”, “

Madem nişan o zaman, düğün ne zaman?”

“Ev nerede, kira mı?”, “Adam zengin mi?”,

“Peki gerçekten adam mı? Yani, askerliğini yapmış mı?” “İşi var mı?”

“Kız da, pardon, kadın da çalışıyor mu?”, “Geçinebiliyor musunuz bari?”,

“Geliyor mu, ay sonu? Bizimki yarıda kalıyor da bazen…”

Sonra tavsiyeler başlar, yaşadıklarının hayat olduğunu sananlar tarafından…

“Hayatınızı yaşayın biraz, çocuk yapmayın hemen”

Sahi ne demektir “hayatınızı yaşayın”, “o âna kadar yaşanan neydi peki”

diye sormazlar mı askerliğini yapmış, maaşlı bir işte çalışan adam’a?

Ya da sorduklarında bir cevap alabilirler mi evleneli 6 ay olmuş

ama annesinden ayrıldığına, 3 yaşındayken kreş kapısında, şimdi de el kapısında,

her gece gizli, gizli ağlayan artık kadın olmuş kıza…

Aslında “hayatınızı yaşayın biraz, çocuk yapmayın” diyenlerin

koskoca bir itirafı mıdır acaba; “biz yarıştık yıllardır bari siz yaşayın” mesela…

Evet, hayatınızı yaşayın bence de…

Yapmayın çocuk falan…

Çocuğu da kendi yapıyor sanması komiktir aslında insanın ya, neyse…

Daha 3’ün deyken ayrılacaksanız o çocuktan her sabah, 3 kuruş maaş için kreş bahanesiyle. Evet hayatınızı yaşayın bence de, eğer yaşadığınızı zannettiğiniz şey yarış değil,

hayatsa hala sizce de…

ATALAY DEMİRCİ
__________________
İstanbul
black_eagles34 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 10:32 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580