Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Taraftar > Gündem Dışı

Gündem Dışı Genel internet Geyik vs muhabbetleri.

Cevapla
 
LinkBack (1) Seçenekler Stil
Alt 14-06-2006, 02:45   #1
 
seçko - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Thumbs up Çanakkale'nin Ölüm Köyü ve Sırları

Çanakkale'nin ölüm köyleriÇanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı sahil köylerinden Ahmetçe, Arıklı, Nusratlı, Kayalar, Kozlu, Büyüküstün, Koyunevi, Bademli, Behram, Yeşilyurt, Küçükkuyu atom bombası atılan Hiroşima ve Nagazaki gibi. Uranyum yataklarının üzerine kurulan köylerde yaşayanlar, yıllardan beri yüksek oranlı radyoaktivitelerin yol açtığı sanılan kanserden ölüyor
Uranyum elementi, 1789 yılında Berlinli bir kimyacı tarafından keşfedildikten sadece iki yüzyıl sonra insanlık, yaptığı nükleer silahlarla dünyayı 67 kez yok edebilecek bir güce sahip olmuş, 250 bin yıl saklanması gereken radyoaktif atıklarla baş başa kalmıştı. Çanakkaleli köylüler, dünyada bunlar olurken insanlık için çok önemli ama bir o kadar da ürkütücü güce dönüşebilen bu değerli madenin tam da üzerinde oturduklarından habersizlerdi. Ta ki, Maden Tetkik Arama ekiplerinin yolu bundan 35 sene önce Ayvacık ilçesine bağlı köylere düşene kadar.
MTA, Amerikalı ortağıyla birlikte köylülerin topraklarında uranyum aramak için kuyular açar. Sondajlardan alınan numuneler incelenir. Sonuç olumlu çıkınca tarlalar istimlak edilir, ocaklar açılıp çalışmalara başlanır. Köylüler de dolgun ücretle uranyum madenlerinde işbaşı yapar. Bir süre ara verilen çalışmalara 1979 yılında tekrar başlanır. 1982 yılında arama çalışmaları bilinmeyen bir nedenle durdurulur. Arama ekipleri, bazı kuyuların ağzını betonla kapatarak köylülere hiçbir açıklama yapmadan bölgeyi terkederler ve bir daha hiç uğramazlar.
Ölümlerin sırrı
Bu arada köylerdeki sebepsiz, biraz da esrarengiz ölümler devam ediyor. Köylerin nüfusu giderek azalıyor. Köy mezarlıkları her geçen yıl biraz daha kalabalıklaşıyor. Ölen insanların yaşlarının 30'un altına inmesi köylüleri daha da endişelendiriyor. Arıklı köyünde yaşayan 27 yaşındaki Salih Akgün'ün 1981 yılında kanserden ölmesi köylüleri şok eder. Rahatsızlanan köylülerin doktora gitmeye başlamasıyla sır perdesi aralanmaya başlar ama artık vakit çok geçtir. Çünkü hastaneye gidenlere 45 gün ile 3 ay ömür biçilir. Teşhisler hep aynı sonucu verir: Kanser! Köylüler, sinsi bir şekilde yayılan kanseri en tehlikeli ve ölümcül evresi olan dördüncü evresinde farkediyordu. Kanser, sessizce tüm organlara yayıldığı için bu saatten sonra da onlar için yapılacak fazla birşey yoktu. Her salâ okunuşunda köylüler artık kimin öldüğünü ve neden öldüğünü merak etmiyordu. Çünkü ölümlerin sebebi hep aynıydı; kanser. Tek düşündükleri sıranın kimde olduğuydu.
Sırtını dünyanın oksijen üretimi bakımından ikinci sırasında yer alan Kazdağları'na dayayan, zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı, masmavi deniz manzaralı köylerde yaşayanların kanserden öldüklerine inanmak o kadar güç ki... Peki herşeyi doğal olan bu köylerde insanların yüzde 60-70, hatta 80'inin kansere yakalanarak ölmesine yol açan şey neydi? Yıllardır sorulan ama herkesin sükûnetle geçiştirdiği bu sorunun cevabını aramak üzere 'ölüm köyleri'ne doğru yola çıktık.
Çanakkale'de İstanbul otobüsünden inip hemen Ayvacık münibüslerine bindik. Vakit kaybetmeden Ayvacık otogarından bir taksiye atlayıp doğru kanserli köylerin yolunu tuttuk. İlk durağımız ilçeye 13 kilometre uzaklıktaki Arıklı Köyü. Yorucu bir yolculuktan sonra öğleye doğru köye ulaştığımızda gözlerimize inanamadık. Köyün orta yerinde kalakaldık. Kimsecikler yok. Arıklı, Western filmlerindeki terk edilmiş kasabaları andırıyordu. Öğle namazına belki gelen olur diye caminin yanındaki taş duvarın üzerine oturup ezanın okunmasını beklemeye başladık. Yüzyıllar öncesindeki gibi yine köyü korsanlar mı bastı diye düşünürken bastonlu bir dede çıkageldi. Köyün kahvesini açıp "Oturun, akşama gelirler" dedi. Muhtar dahil herkes 'zeytine' gitmiş. Öğle ezanının okunmasına yakın birkaç ihtiyar daha geldi. Lafladık biraz. Tarihi Etiler dönemine kadar uzanan ve tarihte Gargara Kasabası olarak bilinen köy, eskiden daha da kalabalıkmış. Ekonomik sebepler ve kanserden ölümlerin artmasıyla göç vermiş. Bugün bir avuç insan yaşıyor. Köy 100-150 haneye düşmüş.
Muhtarın dedesi kanserden ölmüş
İkindi vakti köylüler yorgun argın dönüyorlar. İstanbul'dan 'gastecilerin' geldiğini haber alanlar kahvede toplanmaya başlıyor birer ikişer. Çaycı servise başlayınca biz de ufaktan ufaktan konuyu açıyoruz. Çayını alan sandalyesini sürüyerek geliyor masamıza. Konu kanser ve ölüm olunca herkes başını çeviriyor, gözlerini kaçırıyor. Bu konuyu konuşmak bile istemedikleri besbelli. Gözlerinden çaresizlik okunuyor... Fakat çaylar tazelendikçe sohbet koyulaşıyor. Lafı döndürüp dolaştırıp kansere getiriyoruz. Muhtar Mustafa Taşdöğen, sigarasından derin bir nefes çektikten sonra; "1975 yılında dedem Tevfik Yılmaz kanserden öldü" diyerek söze başlıyor. Kurbanlar birer ikişer sayılmaya başlanıyor. Ferhat Sönmez 1986'da ölmüş. 1992 yılında kızı Nezahat Yetkin kanserden vefat etmiş. Hüseyin Konyalı 1998'de yaşamını yitirmiş. Henüz 27 yaşında bir genç iken ölen Salih Akgün ilk kurbanlar arasında. 49 yaşındaki Hasan Baltacı hasta yatıyor. Kansere her evden birer ikişer kurban verilmiş. Bizi mezarlığa götürüp kanser kurbanlarını birer birer gösteriyorlar. Çam ağaçları arasındaki köy mezarlığında 100 yıl kadar önce burada şehit düşmüş Osmanlı paşalarının dışında yatanların yüzde 80'inin ölüm nedeni kanser.
Kansere neyin sebep olduğunu sorduğumuzda herkes susuyor... Muhtar Taşdöğen, bundan yedi yıl önce Sağlık Grup Başkanlığı'na durumu bildirerek araştırma yapılmasını talep etmiş. O günden bu yana ne gelen olmuş ne de giden... Yazıya cevap bile alamamış.
Dünyanın diğer yerlerinde meydana gelen uranyum facialarından haberi olmayan köylülere maden ocaklarını soruyoruz. Uranyum ile kanser arasında bir bağlantı kuramayan köylüler, İmamınulak, Maremintepe, Feyzullah Tepesi, Öğrencik, Karantılı, Asmacık mevkiinde 50'yi aşkın kuyu açıldığını söylüyor. Arama ekipleri özellikle Feyzullah Tepesi'nde çok durmuşlar. 1800 metreye kadar inilmiş. Burası hiç gerekçe gösterilmeden üzeri betonla kapatılmış. Diğer kuyuların üzeri açık ve köye çok yakın. Bazıları köylülerin tarlasının içinde.
Bir süre sonra köylülerden korkunç gerçeği öğreniyoruz. Arıklı Köyü'nün içme suyunun kaynağı uranyum kuyusu açılan Örencik mevkine sadece 300-400 metre mesafedeymiş. 5-6 yıl öncesine kadar köy halkı bu suyu içiyormuş. Ölümlerin bu sudan kaynaklandığı şüphesi üzerine köylüler bu suyu bir daha içmemişler. Yetkililerden maden ocaklarından uzak bir bölgeden su getirilmesini istemişler. Bu istek seçim dönemine denk geldiği ve köylülerin başka bir partiye oy vermeleri nedeniyle önceleri dikkate alınmamış. Köyden sözkonusu siyasi partiye yeterince oy çıkmayınca Arıklı halkı, o şüpheli sudan içmeye mahkum edilmiş. Daha sonra 14 köyü kapsayan bir şebeke yapılarak Kaz Dağları'ndan yeni su getirilmiş. Ancak kansere yakalananların sayısı hâlâ artıyor. Ölümler sürüyor.
Madenin bekçisi akciğer kanserinden öldü
Uranyum madeninde çalışan köylüleri bulup bir rahatsızlıkları olup olmadığını soruyoruz. 1965 madeninde çalışan Mücahit Çakan sağır olmuş. Kuyularda çalışırken kulaklarından kan gelmiş. Kendisine havasızlık nedeniyle böyle bir rahatsızlığın meydana geldiğini söylemişler. 1965 ve 1979 madeninde çalışanlar ise görünürde(!) herhangi bir rahatsızlıklarının olmadığını söylüyor. Ücretler ve yiyecek konusunda hiçbir sıkıntı çekmediklerini anlatan madenci köylüler, tüm bu imkanları sunan Amerikalı şirketten övgüyle bahsediyorlar.
Fakat âzâ Ekrem Keskin'den öğrendiğimize göre, 1965 madeninde bekçilik yapan Raşit Yetkin isimli köylü, 51 yaşında 'akciğer kanseri'nden ölmüş. Bu uzmanlar için oldukça ilginç ve düşündürücü bir veri. Çünkü uranyum madeninde çalışan işçiler salınan 'radon gazı'ndan dolayı akciğer kanserine yakalanıyor. Madende çalışan işçiler yaşarken bekçinin ölmesi bir çelişki gibi görünse de, işçilerin sağlıklı olduklarını söyleyebilmelerinin herhangi bir tıbbi dayanağı bulunmuyor. Bu da ciddi bir araştırma konusu.
Kütahya'nın, Etibank madeniyle iç içe yaşayan Dulkadir Köyü'nde yaşananlar hatırlanırsa, böyle bir araştırma için geç kalınmaması gerekiyor. Bu köyde, 1987'de Etibank'ın 100. Yıl Gümüş İşletmeleri'nin faaliyete geçmesiyle 1997 yılına kadar genç, yaşlı 60 kişi, başta akciğer olmak üzere, mide, kalın bağırsak gibi kanser türlerinden yaşamını yitirmişti. Anadolu Üniversitesi'nden Prof. Dr. Necla Özdemir'in 1993'te, Sağlık Müdürlüğü'nün isteğiyle hazırladığı raporda, köy suyunda standartların çok üstünde arsenik saptandığı belirtilerek, akciğer kanserlerinin nedeni olarak, "Evlerin sıva-badanasında kullanılan toprak örneklerinde kristalin kuarts saptanmıştır. Bu mineral uzun süre solunduğu takdirde akciğer kanseri riski artar" deniliyordu. Arıklı köyü sakinleri de evlerin yapımında kullanılan bir tür kesme taştan şüpheleniyorlar. Bu taşlardan özellikle Nusratlı Köyü'nden çıkarılanların üzerinde kahverengi benekler bulunuyor. Yapılan tahlillerde beyaz renkli bu kesme taşların astıma neden olduğu saptanmış. Aslında güneşten gelen kozmik ışınlar, toprağa karışır ve yok olurlar. Ancak, beton ve taş yığınları bu ışınları geçirmezler. Dolayısıyla şehirlerde kanser riski fazladır. Bölgedeki köylerin tamamı taş yapı. Bu durumun kanseri artırıcı bir etki yapıp yapmadığı da ayrı bir araştırma konusu. Kütahya'da ayrıca, köy kuyuları mühürlenmiş, ardından Etibank, ölümlerin artması üzerine köye başka bir bölgeden borularla su getirmişti.
Arıklı Köyü'nde yaşanan şüpheli ölümlerin nedeninin, hiçbir araştırma yapılmadığı için uranyum madeninden kaynaklanıp kaynaklanmadığı bilinmiyor. Köylüler, "Madenden önce ölenleri eceli geldi diye gömüyorduk. Eskiden ölenler arasında kanserlilerin olup olmadığını bilemiyoruz. Son yıllarda doktora gitmeye başlayınca kanseri öğrendik" diyorlar.
Mezar kazıcısının istatistiği!
Akşam saatlerinde en fazla kanserden ölümlerin görüldüğü diğer bir köy olan Ahmetçe'ye hareket ediyoruz. Arıklı'ya giderken arabaya aldığımız köylü neden geldiğimizi haber vermiş olmalı. Köye girdiğimizde insanlar "Ne soracağınızı biliyoruz" dercesine bize bakarken, endişelerini de gizlemeyi başaramıyorlardu. Kapı kapı dolaşıp Ahmetçeliler'le görüştük. Köy kahvelerine uğrayıp sorular sorduk. Aldığımız yanıtlar hep aynıydı. Bu köyde de insanların yüzde 60'ı, yüzde 80'i kanserden ölüyor. Hemen her evden kurban verilmiş. Hâlâ ölümü bekleyen hastalar var. Görüştüğümüz her insan, daha sağlıklı bilgi alabilmemiz için köyün mezarcısını bulmamızı istiyordu.
Geceyarısına doğru mezar kazıcısı İbrahim Çelik'i bulduk. Çelik, geçimini çiftçilikle sağlıyor. Fakat 1988 yılından bu yana Ahmetçe Köyü'nün mezarcısı. Dedesini kansere kurban veren mezarcı Çelik, 1994 yılından itibaren mezarını kazdığı mevtaların listesini tutmaya başlamış. Cebinde taşıdığı bloknota ölen kişinin ölüm tarihinden yaşına ve ölüm nedenine kadar her türlü bilgiyi yazıyor. Ahmetçe'de kanserden ölenlerin isimlerini istediğimizde defterini açıp bir çırpıda 30 kişi saydı. 1995'ten itibaren tam 30 kişi ölmüş. Bu, oldukça yüksek bir rakam. Mezarcı İbrahim'in istatistiğine göre, mezarlıklar kanserden ölenlerle dolu. Listenin başında Ayşe Can isimli bir kadın var. Ölüm listenin sonunda ise 37 yaşındaki Erol Dedeoğlu yeralıyor. Geçtiğimiz hafta kenserden ölmüş. Kanser çeşitleri aynı Arıklı köyündeki gibi. Akciğer kanseri, mide kanseri, prostat kanseri, kalın bağırsak kanseri, rahimağzı kanseri, göğüs kanseri... kanserin her çeşidi var. Mezarcı İbrahim'in ölüm listesi aslında kanser insidansı gibi. Listede kanser ölümlerinin yaşa, cinse, kanser türüne, tarihlere göre dağılımları bile var. Sağlık Bakanlığı Teşkilat Şeması'nda Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı'nın görevi, "Kanserle savaş hizmetlerini planlamak, uygulamak ve bu hizmetlerin organizasyonunu sağlamak, kanserle ilgili her türlü istatistiki bilgileri toplamak, araştırma ve incelemeler yapmak..." şeklinde tanımlanıyor. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi'nde bile Mezarcı İbrahim'in verilerinin olmadığına bahse gireriz. Bırakın istatistiği köye uğrayan bile yok.
Geceyi misafirperver köylülerin evinde geçirip ertesi gün araştırmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Edindiğimiz bilgiler daha da ilginç. Ahmetçe'de hiç maden ocağı açılmamış. Fakat ölümler kanserden. Ahmetçeli'ler de içme sularından şüpheleniyor. Kamu görevlisi bir köylünün söylediğine göre, köyün girişinde bulunan su bir süre önce iddialar üzerine tahlil ettirilmiş. Tahlili yaptıran doktor, suda yüksek miktarda uranyum çıktığını söyleyerek kimsenin içmemesi için uyarmış. Adı açıklanmayan doktorun başı beladaymış. Doktor kayıplara karışmış. Görüştüğümüz uzmanlar, uranyumun kanser yapması için mutlaka yüzeye çıkartılmasının gerekmediğini, doğal haliyle de tehlikeli olabileceğini söylüyor. Arıklı Köyü Muhtarı Mustafa Taşdöğen köye ikinci kez gidişimizde uzmanların açıklamasını destekleyici bir bilgi veriyor. Muhtar Taşdöğen'in anlattığına göre, bundan 25 yıl önce bölgede inceleme yapan maden mühendisi bir profesör, "Evlat sizin bu bölge çok tehlikeli. Burada uranyum var. Avrupa uranyumun adını duyduğu yerden uzaklaşıyor. Biz bunları halka açıklarsak beni Malta adası bile temizlemez. Dünyanın öbür ucuna sürgün ederler. Buraların zeytinyağı, eti, sebzesi, turizmi ölür. Körfezden Akdeniz'e kadar hayat durur" demiş. Muhtar, "Kimdir, neyin nesidir, adını hatırlayamıyorum" diyor. 25 yıl öncesi, madenlerin açıldığı döneme denk geliyor.
Etkisi 30 kuşak sürüyor
Diğer köylerde de maden araması yapılmamış ama kanserden ölümler bütün hızıyla sürüyor. Kanser ölümleri sahil şeridine paralel olarak kurulan köylerde görülüyor. Ahmetçe ve Arıklı ölümlerde listebaşı. Bu iki köyü Nusratlı, Kayalar, Kozlu, Büyüküstün, Koyunevi, Bademli, Behram, Yeşilyurt ve Küçükkuyu beldesi takip ediyor. Dağ köylerinde ise kanser ölümlerine rastlanmıyor. Bütün bulgular bölgenin altındaki uranyum yataklarını gösteriyor. Uzmanlar, bunu kesinleştirmek için vakit kaybedilmeden ciddi ölçümlerin yapılmasını öneriyor. İstanbul'daki Metropolitan Florence Nightingale Hastanesi Amerikan Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Coşkun Tecimer, "Bölgedeki maden yataklarında, sularda, toprakta, havada bulunan radyoaktivitenin ölçülmesi lazım. Radon gazı yayılımının olup olmadığının tesbit edilmesi gerekmektedir" diyor. Bu hassas görev de nükleer tıp ya da atomla ilgili kuruluşlara düşüyor. Prof. Tecimer, kanserden ölümler Türkiye ortalamasının üzerinde ise bu ölçümlerin mutlaka yapılması gerektiği konusunda uyarıyor. Verem Savaş Dairesi'nin en son verileri 1996 yılı tarihini taşıyor. Buna göre Türkiye ortalaması yüz binde 63.46. Bölge bazında bu oran yüz binde 64.29. Ancak bölgedeki ölümlerin bu insidansa yansımadığından hiçkimsenin şüphesi yok.
Köyleri dolaştıkça ölüm listeleri uzadıkça uzadı ama ölüm nedeni değişmedi. Hep kanser! Kanser! Kanser!.. Aslında kanserdışı ölümler de şüpheli. Çünkü kanser hastalarının çoğu, kalp hastalığı veya başka enfeksiyonlar gibi kanserle ilgisi olmayan nedenlerden dolayı ölür. Köylerde guatr ve veremden ölenler var.
Bugün insanların radyoaktif bir etkiye maruz kalmaları için bir nükleer tesis çevresinde yaşıyor olmaları gerekmiyor. Bu maddeler henüz doğada iken bile insanları etkileyebiliyor. Sözkonusu, uranyum gibi bir madde olunca durum biraz daha vahim. Uranyum insan, hayvan ya da diğer canlılarda, kanser ve genetik deformasyonlara yol açabiliyor. Temizliği de mümkün değil. Çünkü yok olmuyor. Uranyum tozlarını solumaya devam eden bölgede yaşayanlar için tehlike ömürboyu. Uzmanlar uranyumun etkisinin 30 kuşak süreceğini belirtiyorlar. ABD'de yapılan araştırmalara göre, akciğer kanseri en sık olarak 40-70 yaşları arasında görülüyor. Bütün vakaların yalnızca yüzde 2'si 40 yaşından önce görülüyor. Oysa bu köylerde kanserden ölenlerin birçoğunun yaşı 40'ın altında. Bu bölgedeki insanların yediği ete, sebzeye, içtikleri süte, soludukları havaya tehlikeli izotopların bulaşıp bulaşmadığının saptanması gerekiyor.
__________________
ÖLÜMLE YAŞAMI AYIRAN
ÇİZGİ SİYAHLA
BEYAZI AYIRAMAZ Kİ !!!!
seçko Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-06-2006, 02:46   #2
 
seçko - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Çanakkaleli köylüler neden öldüklerini ve karşı karşıya kaldıkları tehlikenin büyüklüğünü bile bilmezken bakın dünyada neler oluyor: Bugün uranyum madeninin dünya rezervinin yüzde 20'si, Avustralya'da son doğal yöre ve yerlilerin yaşadığı bir parkta bulunuyor. Ancak dünya için bu kadar önemli maden orada yaşayan insanların ve doğanın zarar göreceği endişesiyle çıkarılmasından vazgeçilebiliyor. Federal Almanya Parlamento üyesi ve Yeşiller Partisi Enerji Sözcüsü Hans Josef, bir süre önce ''Uranyum çıkarmak amacıyla insanların doğal olarak yaşadığı tabiatın tahrip edilmesinin, insanların yararına olmayacağı kanaatine vardık'' diyerek insan yaşamına verdikleri önemi bir kez daha vurguluyordu.
Kanada'da ise nükleer enerji istasyonları çevresinde yaşayanlarla ilgili olarak kapsamlı kanser testleri yapılmasına karar veren hükümet, ayrıca atom enerjisi araştırma laboratuvarları, yakıt işlem tesisleri ve uranyum madenleri çevresinde oturanlardaki kanser ve bağlantılı diğer hastalık oranlarını araştırıyor. Kanada Atom Enerjisi Denetim Dairesi -AECB-, yapılmasına karar verilen testlerin kamuoyundan gelen yoğun kaygı ve istemler doğrultusunda oluştuğunu açıkladı. Çanakkale'nin köylerinde düpedüz insanlar ölüyor ama dönüp bakan bile yok.

Daha dün "Çanakkale geçilmez!" diyerek her evden işgal güçlerine karşı ikişer üçer şehit veren bu köylerde bugün her haneden kansere kurbanlar veriliyor. Ezineli Yahya Çavuş'ların, Koca Seyyit'lerin torunları kansere yenik düştü. Bu sefer öyle vatan için değil anlamsız bir vurdumduymazlık yüzünden hayatlarını kaybediyorlar. Bütün denizler aynı limana çıkıyor. Bu limanın adı; kanser. Biz Çanakkale'nin ölüm köylerinden ayrılırken ölümü bekleyen kanser hastaları ve umutlarından başka yitirecek hiçbirşeyleri kalmayan insanları bıraktık geride. Umarız daha fazla geç olmadan devlet de uğrar bu köylere.
Mezarcı İbrahim'in listesi!
ADI SAYADI ÖLÜM TARİHİ
Ayşe Can 5.12.95
Mehmet Kocabıyık 25.10.96
Osman Köken 7.1.96
Mustafa Güney 31.1.96
H. İbrahim Tanışman 27.6.96
İhsan Uyan 14.2.97
İbrahim Çankırı 25.8.97
Davut İskamya 9.5.97
Halil Akgün 17.11.97
Nafiye Tekin 13.12.97
Elman Köken 15.1.98
Emine Aras 20.4.98
Hüseyin Çankırı 12.5.98
Mustafa Binzet 19.1.99
Mustafa Çobanoğlu 6.3.99
Muharrem Dedeoğlu 19.4.99
Hatice Çırak 20.11.99
Ali Kabako 16.3.00
Mehmet İskamya 1.7.00
Ahmet Aras -
Hasan Aras 2.12.1979
Mehmet Akaydın -
Erol Dedeoğlu -
Süleyman Güvenç -
Salih Gölcük -
Cevdet Akdağ -
Mehmet Taban -
Mehmet Şahtaban -
Hatice Gökçe -
Kaynak: Mezar kazıcısı İbrahim Çelik
Röportaj için yola çıktık cenazesine yetişebildik!
Ayvacık'ın uranyumlu köylerinde dolaşırken kansere yakalanan köylülerle de görüşmek istedik. Birçoğu hastalarını gizleyerek görüştürmek istemedi. Acılarını daha fazla deşmemek için ısrar etmedik. Sonunda Arıklı Köyü'nden Hasan Baltacı ile görüşme ayarladık. Ertesi gün Küçükkuyu Beldesi'ndeki evine gidecektik. Köylüler Bursa'da tedavi gören ama fazla bir ömrü kalmadığı için evine gönderilen Pele lakaplı Baltacı'nın ölüm döşeğinde olduğunu söylediler. Ertesi gün beldeye haraket etmek üzere iken Pele'nin ölüm haberi geldi. Gece 23:00 sıralarında Hakk'ın rahmetine kavuşmuştu. Cenazesine yetişebildik. Müteahhitlerin yanında kanal ve inşaat işlerinde çalışan, alkolü, sigarası olmayan ve futbolcu olan Pele, Arıklı köyünün kansere verdiği son kurban oldu. 49 yaşındaki Pele ile röportaja diye yola çıktık ama cenazesine yetişebildik.
Arıklı Köyü kurbanları*
Adı-soyadı Ölüm tarihi
Tevfik Yılmaz 1975 (Muhtarın dedesi)
Raşit Yetkin 1984
Ferhat Sönmez 1985
Nezahat Yetkin (F.Sönmez'in kızı) 1992
Halise Tekin 1995
Salih Akgün 1981
Hüseyin Konyalı 1998
Nihat Kozak
Hüsniye Erdem
Hasan Baltacı yaşıyor, hasta
(*) Kanserden ölenlerin oranı yüzde 80 civarında. Ancak düzenli kayıt tutulmadığı için kanserden ölenlerin tam listesi çıkartılamıyor.
Bölgedeki radyoaktivite ölçülmeli
Uranyum madeninde çalışan işçilerde, çevreye verilen radon gazından dolayı akciğer kanseri görülme oranında artış olduğu bilinmektedir. Literatürde radon gazının başka kanserlere yol açabileceğine dair birtakım yayınlar olmakla birlikte, bu durum akciğer kanserindeki kadar net değildir. Uranyum maden ocaklarında çalışan işçilerden başka, uranyumla bir şekilde teması olan kişilerde de kanser görülebilir. Ancak çalışmalar daha çok maden işçileri üzerinde yapılmış ve kanser ile radon gazı arasında bir ilişki kurulmuştur. Uranyum yataklarında çalışan işçiler mesleklerinin sonucu olarak radon gazını daha uzun süre ve yoğun olarak soluduklarından dolayı daha yüksek oranda akciğer kanserine yakalanırlar. Bu gazla karşılaşan kişilerde hemen kanser gelişmez. Kanser gelişebilmesi için etkene uzun süre maruz kalmak gerekir. Belli bir bölgedeki kanser vakalarındaki artışı yalnızca bir nedene bağlamak da doğru olmayabilir. Bunun araştırılması gerekir. Uranyum yataklarının kansere yol açtığından şüphe ediliyorsa öncelikle o bölgedeki radyoaktivite miktarının ölçülmesi gerekir. Maden yataklarında, havada, gerekirse su ve toprakta bulunan radyoaktivite tespit edilebilir. Havada radon gazı yayılımının olup olmadığının araştırılması uygun olur. Bunları bilmeden yorum yapmak doğru olmaz. Bu ölçümler için atom enerjisiyle ilgili kurumlardan bilgi almak ve yardım istemek gerekir. Diyelim ki o bölgedeki radyoaktivite Türkiye ortalamasının üstünde bulundu. Bulunan miktarın uzun süreli temas sonucu kansere yol açabilecek kapasitede olup olmadığının da tespiti gerekir. Kapalı bir toplumda genetik yapıdaki mutasyonların (etkene bağlı değişikliklerin) nesiller boyunca yayılımı ve hastalığa neden olması daha kolay olur. Bu da o bölgedeki kanser vakalarındaki artışa katkıda bulunuyor olabilir. Bir çevrenin kansere neden olduğu kesinleşirse o bölge boşaltılabilir. Nitekim daha önce asbest benzeri maddelere bağlı olarak kansere yakalanıldığı kesin olarak tespit edilmiş İç Anadolu Bölgesi'ndeki bir yerleşim yerinin değiştirilmesi için karar alınmıştı.

M.Yaşar Durukan
K
aynak: Aksiyon dergisi , 5 Mayıs 2001 / Sayı: 335
__________________
ÖLÜMLE YAŞAMI AYIRAN
ÇİZGİ SİYAHLA
BEYAZI AYIRAMAZ Kİ !!!!
seçko Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-06-2006, 07:02   #3
 
fidel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

kardeş nunları nası yazdın ya hiçmi zoruna gitmedi yine de paylaşım için saol
__________________
İlk AŞK BeşiktAŞK
Tek AŞK BeşiktAŞK
fidel Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-06-2006, 00:22   #4
 
GoD of WaR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

ben okumaktan yoruldum sen yazmaktan usenmedı mı yaww secko kardes
__________________
fb öfkemsin gs nefretimsin !




GoD of WaR Ofline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


LinkBacks (?)
LinkBack to this Thread: http://besiktasforum.net/forum/gundem-disi/5534-canakkalenin-olum-koyu-ve-sirlari/
Mesaj Yazan For Type Tarih
anakkale'nin lm Ky ve Srlar - Beikta Forum ( 1903 - 2008 ) Taraftarn Sesi !. This thread Refback 25-04-2008 15:12

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 17:10 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580