Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Eğitim Öğretim > Dersler - Ödevler - Tezler - Konular > İktisat

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26-02-2007, 10:02   #1
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
1999 Yılı Ekonomide Gerileme Dönemi

1999 YILI EKONOMİDE GERİLEME DÖNEMİ

Türkiye ekonomisinde şartlara uygun kararların verilmesine ve kararlılıkla uygulanmasına ihtiyaç vardır. Ancak Türkiye’de kriz dönemlerinde gerekli stratejilerin geliştirilmesi konusunda büyük eksiklikler görülmektedir.
1999 yılında ekonomik büyümenin %6 civarında oluşması ekonomik faaliyetlerde daralma kendini ithalatın küçülmesi ve ihracatın bir önceki yıla oranla %4 düşmesi şeklinde kendini göstermiştir. Bu dönemde enflasyondaki düşüş durmuş ve enflasyonist beklentiler yeniden canlanmış; bir önceki yıl %54’e düşen enflasyon yeniden %63’e yükselmiştir.
Buna karşılık Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkelerde enflasyon %3 ‘e düşmüştür.
1999 yılında mali sistemde faaliyet gösteren kurumların mali yapıları önemli ölçüde bozulmuş; borç yönetimi iflas etmiş; kamu açıklarının yüksek maliyetli iç borçlanmayla karşılanması faiz giderlerinin bütçe içindeki payını hızla arttırmıştır.
Bu bağlamda Türkiye’nin sorunlarına çözüm aranırken serbest piyasa ekonomisinin varlığı, özellikleri ve dünyada yaşanmakta olan küreselleşme göz önünde tutulmalı, uluslar arası alanda rekabet gücünü arttırmaya yönelik projelere ağırlık verilmelidir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:03   #2
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

aralık 1999 istikrar programı (stand-by antlaşması)

Uluslar arası Para Fonu’nun (IMF) Aralık 1999’da imzalanan stand-by antlaşması, özellikle ekonomiyi hasta eden yüksek enflasyonu ortadan kaldırmayı, makro-ekonomik dengeleri iyileştirmeyi ve ekonominin uzun zamandır var olan yapısal zayıflıklarını gidermeyi hedeflemiştir.
Bu programın bazı darboğazları olacağı ve bazı sorunlara yol açacağı ve özellikle cari işlemler açığını arttıracağı baştan belli idi. Ancak ortaya çıkacak sorunların aşılabileceği düşünülüyordu.

1999 Programının Temel Özellikleri ve Döviz Çıpası Uygulaması

IMF destekli programa göre, kamu iç borç stokunun denetim altına alınması düşünülürken, para politikasında net iç varlıklar ile sıkı limitler getirilerek, Merkez Bankası pasifize edilmiştir.


Döviz kurunun sabit olmasını (döviz çıpasının uygulanması) savunan görüşe göre;
Döviz kurunun çıpa olarak kullanılması, mali disiplin için çok ciddi bir ortam hazırlamaktadır. Ancak ortaya çıkacak problemler önceden görülerek hızla çözülmelidir.
Enflasyonist beklentilerin kırılabilmesi için, basit, kolay ölçülebilir ve izlenebilir bir gösterge olmalıdır. Ancak uygulamada, faizler hızla düşmekte, enflasyon, programın üstünde gerçekleşmektedir.
Yüksek para ikamesinin sağlanmasıyla, dövizin ölçü ve değişim aracı olarak da kullanılması ön plana çıkmaktadır.
Dövizin sabitleştiği durumda, kontratların döviz kurundaki değişime daha kolay uyum sağlayacağı beklenmektedir.
Yüksek para ikamesi nedeniyle enflasyonu veya parasal büyüklüğü hedef alan para programlarının uygulanmasında güçlükler ve Merkez Bankası’nın durumu önceden belirlenmelidir.
Türkiye’de döviz kurunun ABD Doları karşısında sabitleştirilmesinden doğacak sorunların üzerinde önemle durulması, alternatif çözüm programlarının hazırlanması gereklidir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:03   #3
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Kura Dayalı Programlarda Yaşanan Sorunlar

Kurun sabitleştirilmesi sonucu artan ithalat, hızla düşen faizler ve enflasyondaki düşüşün neden olduğu servet etkisi nedeniyle kura dayalı programların ilk 10 ayında tüketim mallarının talebinde önemli ölçüde artış olmaktadır. Türkiye’de 2000 yılının Kasım ayına kadar bu durum görülmüştür.
Ekonomideki hızlı canlanmanın ardından, hızlı bir yavaşlama ve mali sektördeki açık pozisyonlardan dolayı ciddi krizlerin söz konusu olabileceği görülmemiştir. Dünyadaki uygulamalardan ders alınmamıştır.
Dış dengede ithalata dayalı sektörler avantaj kazanırken, ihracata dayalı sektörler olumsuz etkilenmektedir.
Faiz oranlarındaki düşüşler nominal faiz oranlarının düşüşünden daha hızlı oluşmuş ve cari açık büyümüştür.
Büyümenin istikrarlı ve sürdürülebilir hale gelmesi, enflasyonun kalıcı bir şekilde düşürülebilmesine; ortaya çıkacak sorunlara program bütünlüğü içinde ve sorunları biriktirmeden hızla çözüm bulunmasına, iç-dış ve sosyal dengenin optimum ölçüde kurulmasına bağlıdır.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:03   #4
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

1999 yılı İstikrar Programının sonuçları


1999 yılında hazırlanan IMF Programına göre net iç varlıklar döviz girişine ve döviz çıkışına bağımlıdır. Merkez Bankası’nın net iç varlıklara ilişkin pasif politikasının esneklikten yoksun olması kritik dönemlerde tehlike noktasıdır. 22 Kasım 2000 krizi de bu noktadan çıkmıştır.
Cari işlemler açığının hızla artması, finans sektörünün 20 milyar dolar düzeyinde açık vermesi, Merkez Bankası’nın net iç varlıklar ile ilgili taahhütlerini gerçekleştirememesiyle birlikte likidite krizini başlatmıştır.
Mali sektördeki kırılganlık ve kamu bankalarının karşılanmayan görev zararları kritik noktalardır. Kriz bu noktalardan başlamıştır .Bu tür yapısal programların öncelikle finans sektörünü etkilemesi kaçınılmazdır. Bu nedenle mali sektörde açıklık, şeffaflık ve disiplin önemlidir. Ancak programda bankaların problemlerine ilişkin herhangi bir tedbir ya da takvim bulunmamaktadır.
Bankaların 20 milyar dolar düzeyindeki açık pozisyonları dikkate alınarak gerekli düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde dövize olan talep patlar.
Diğer taraftan, programda öngörülen enflasyon hedeflerinin tutturulamaması halinde, programa olan güven sarsılacak ve beklentilere bağlı olarak, enflasyon tekrar artış trendine girebilecektir. 2000 yılında enflasyon hedefi %20-25 olarak alınmıştır. Döviz kuru buna paralel olarak sabitleştirilmiştir. Ancak, enflasyon programlanan düzeyde gerçekleşmemiştir. Bu nedenle Kasım 2000’deki kriz önemlidir.
Enflasyon hedefi ile istikrarlı büyüme hedefinin eş anlı olarak gerçekleşmesi, öngörülen mali disiplinin sağlanmasıyla yakından ilişkilidir.
Enflasyonun düşürülmesinde, kur politikasının sadece on sekiz ay uygulanacağı ve sonra kurların dalgalanmaya bırakılacağı göz önüne alındığından, yapısal tedbirlerin önemi daha da artmaktadır. Kurların bant sistemi içinde belirlenmesi 3-4 ay öncesine alınmalıdır. Mart 2001’de bant sistemine geçilerek TL’nin değer kazanması durdurulmalıdır.
2001 yılında program ve bütçe açığı için tedbir alınması gereklidir çünkü bütçe ve KİT açıkları ciddi boyutlara ulaşmıştır.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:03   #5
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Programın başarısı için özelleştirme uygulamalarının da hedeflerine ulaşması büyük önem taşımaktadır. Ancak 2000 yılında 7,5 milyar dolarlık özelleştirme hedefine karşılık gerçekleşen oran 3,5 milyar dolar seviyesinde olmuştur.
Programın belki de en büyük riski, uygulama aşamasında kararsız kalmakla ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte gelir dağılımı bozukluğuyla sosyal sorunların ağırlaştığı ve toplumsal barışın bozulduğu görülmektedir.
22 Kasım’da ortaya çıkan finansal kriz ile birlikte bu tarihte bankalar arası piyasada gecelik borçlanma basit faizi üç kat artarak %110,8’e fırlamıştır (en yüksek %210). Ortalama gecelik faiz ise 15 Kasım tarihinde %81,45 olmuştur. Faiz sonraki günlerde düşmüştür ve sıçrama kamu kesimi maaş ödemesine bağlanmıştır ancak daha önceki aylarda böyle bir sıçrama yoktur.
2000 başından itibaren gecelik faizlerde gözlemlenen dalgalanma, Ağustos ve Eylül aylarında önemli ölçüde yükselmiştir. Faizlerdeki bu yükselmeyle birlikte finansal piyasalarda bir baskı ve gerginlik ortamı oluşmuştur. Bu nokta kriz ortamına gidildiğinin açık sinyalleri görülmektedir.
22 Kasım ve sonrasında TCMB’nin döviz rezervlerinde de önemli bir azalma gözlemlenmiştir. TCMB, 17-24 Kasım haftasında yaklaşık 3 milyar dolar, 24 Kasım-1 Aralık haftasında ise 2,5 milyar dolarlık döviz rezerv kaybı yaşamıştır. Döviz rezervlerinde hızlı erime de finansal piyasalardaki baskının ve gerginliğin derecesini yansıtmaktadır.
Finansal piyasalarda baskının derecesini ölçmek için genelde kabul gören yöntemlerden biri, faiz oranı, döviz kuru ve resmi döviz rezervi değişmelerinin ortalamasından bir “finansal baskı endeksi” (FBE) oluşturmaktır. Bu hesaplamada döviz rezervi değişmesi endekse eksi işaretli olarak alınmalıdır. Söz konusu olan endeks genellikle ağırlıksız olarak hesaplanmaktadır. Bu hesaplamayı formülize edersek;
FBE=Faiz % Değişmesi+Döviz Kuru % Değişmesi-Döviz Rezervi % Değişmesi

Bu endeksin belli bir düzeyi aştığı durumda artık kriz var demektir (endeks değeri ortalamasını 1-1,5 aşarsa).
Ancak Türkiye’de böyle bir endeks hesaplanmamıştır. Kasım ayında döviz kurunda değişme olmamasına karşılık, faizlerdeki artışın ve döviz rezervlerindeki erimenin boyutu dikkate alınırsa, herhangi bir baskı endeksinin herhangi bir kriter göre krizi göstereceği açıktır.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:04   #6
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

1999 aralık Programının Kırılma Noktaları


Türkiye geçmişte IMF ile 16 anlaşma yaparak[1] istikrar programları uygulamış, ancak bunlarla enflasyonu indirememiş,üstelik programların büyük bir bölümü de yarıda kesilmiştir.
Döviz çıpası ya da benzer uygulamaların başka ülkelerde başarısız olmuştur ve finansal krizlerle sonlanmıştır. Örneğin; Brezilya, Meksika,Rusya ve Tayland.
Riskli bir bankacılık sistemi dışardan borçlanacak fakat sterilizasyon da olmayacaktır. Para kurulu benzeri bir kurala göre, TCMB’nin Net İç Varlıkları sabitlendiği için , parasal taban TCMB’nin Net Dış Varlıklarına göre belirlenecektir. Para-faiz politikasının olmadığı bu düzen tedirginlik yaratmıştır.
Programın enflasyonu düşürmek isterken büyümenin yükseleceği eleştirilere tabi olmuştur.
İç talepteki, özellikle dayanıklı tüketim malları talebindeki genişleme ve bunun ithalata yönelmesi öngörülenin çok üzerinde olmuştur.
1999 sonu ve 2000 başında TEFE enflasyon beklentisi % 20’lik hedefe göre zaten çok yüksek oluşmuştur. Programın ilan edilmesiyle 2000 sonu için beklenen ortalama TEFE enflasyonu %50’lerden %40’ların altına çekilmiş ancak daha sonraki aylarda düşüş
gerçekleşmemiş ve bu oran %37’nin altına inmemiştir. Bu durum karşısında ek önlemler getirilmeliydi ancak bu gerçekleşmemiştir.
2000 yılında kamu fiyatlarını da çıpa olarak kullanmak amacıyla, 1999’un sonlarında yüksek kamu zamları yapılmıştır. Ancak Ocak 2000 itibariyle kamu enflasyonunun %30’u aşması gerginlik yaratmıştır.
2000 Şubat ayında portföy yatırımı amacıyla, özellikle hisse senedine yönelik olarak Türkiye’ye gelen yabancı fonların bir bölümünün ülkeden ayrıldığı anlaşılmıştır. Bu olay borsa endeksinde önemli düşüşe neden olmuş, 18 Ocak 2000 ‘de 18,548 olan borsa endeksi, %21,6’lık azalışla 18 Şubat’ta 14,539’a inmiştir. Bu olay programa kuşkuyla bakılmasına neden olmuştur.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:05   #7
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Kira artışlarının TÜFE enflasyon hedefi ile sınırlanması için yasa da çıkarılmış olmasına karşılık, bu sınırlamaya genel olarak uyulmayacağı anlaşılmıştır.1999 Aralık ayından 2000 Aralık ayına kadar ki 12 aylık dönemde TÜFE endeksi içinde kira kaleminde %41,9 ‘luk bir artışın olması bunun en gerçekçi göstergesidir.
Konsolide bütçe içinde kalındığında kamu açığının istenilen düzeye inmesinin mümkün olduğu belli olmuştu ama, kamu bankalarını ve KİT sistemini de içine alan kamu kesimi açıklarının hedeflenen düzeye indirilmesi kolay görülmüyordu. Çünkü kamu bankalarının görev zararları artarak sürüyordu. KİT sistemi açıkları da, bunların fiyatları çıpa olarak kullanıldığından, giderek büyüyordu. Bu durum dikkate alındığında enflasyonun 1999’da %60’lardan 2000’de %20’lere inmesi zor görünüyordu.
Bütçenin ve kamu kesiminin mali uyum hedefleri faiz dışı denge üzerinde yoğunlaşmıştı ve bu yoğunlaşmanın sakıncası; faiz dışı denge hedeflerini, özel kesime yapılan faiz transferlerini ve bu transferlerin özel talep üzerindeki uyarıcı etkisini gözardı etmesiydi. Kamu talebi ile birlikte özel talebi de önemseyen bir yaklaşımın, faiz transferlerini de dikkate alması gerekirdi.
Yapısal uyumun önde gelen bir kalemi olan özelleştirmenin mali uyuma en büyük katkıyı yapması hesaplanmıştı. Ancak 2000 yılı ortalarına doğru özelleştirme hedefine varılamayacağı belli olmuştu.Yapısal uyum sürecinde belki de en önemli konu, zayıf ve sorunlu olduğu bilinen bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılmasıydı. Ancak kamu
bankaları da dahil olmak üzere, bankacılığı yeniden yapılandırma girişimleri hep batık banka sayısının çok yüksek olduğu ve sistemin sanıldığından da zor durumda olduğu duygusunu yarattı. Bankacılık kesimini en azından döviz ve vade uyumsuzluklarına karşı denetlemek üzere konulan bazı kuralların da uygulanmadığı anlaşıldı.
Örneğin, 1999 Eylül sonunda alınan bir kararla ticari bankaların döviz net genel pozisyon sınırı, daha çok bilinen adıyla açık pozisyon sınırı, sermayenin %20’sine indirildi. Bu sınırı aşan bankalar Haziran 2000 sonuna kadar TCMB’ye %8 munzam karşılık yatırmak zorunda idi. Bu tarihten sonra munzam karşılık oranı %100’e çıkarıldı. Bu kurala uyulduğu takdirde,
sınırı aşarak açık pozisyon yaratmanın ve dış borçlanmayı arttırmanın hiçbir ekonomik mantığı yoktu. 2000’nin yarısına varıldığında bankacılık sistemi dış borçlanmayı hızla sürdürüyordu.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:05   #8
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Bankalar dışarıdan borçlanıyor, para kurulu benzeri düzene göre TCMB’nin Net İç Varlıkları sabit, ama sterilizasyon da yapılmıyor ve parasal taban TCMB’nin Net Dış Varlıklarına göre belirleniyordu. Nominal faiz ve daha hızlı olarak da reel faiz düşüyordu. Bu konuda DİBS faizi öncülük ediyor, tüketiciyi ilgilendiren mevduat faizi daha da çok iniyordu.Krediler, özellikle tüketici kredileri hızla artıyordu.
Döviz kuru artışının enflasyona göre düşük kalması (TL’nin reel olarak değerlenmesi) hem bir fiyat-ikame etkisi hem de gelir etkisi ortaya çıkarıyordu. Bu etkiler yoluyla ithalat talebi hızla yükseliyordu. Bu tür talep artışı ile ithalata dayalı bir büyüme ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte ithalattaki hızlı artış, program cari açığı GSMH’nın %1.5-2’si dolayında, 3-4 milyar dolar arasında öngördüğü halde 9,8 milyara ulaşmıştır. Cari açığın bu kadar yüksek çıkmasında petrol fiyatındaki artıştan çok dayanıklı tüketim mallarındaki artış etkilidir. Giderek büyüyen cari açığın sürdürülebilmesi için mutlaka dış kaynak girişi gerekiyordu. Bu dış kaynak girişi net doğrudan yabancı yatırım şeklinde olsa, bazı olumsuz beklentiler oluşmayabilirdi. Ancak Türkiye’ye 2000 yılı içinde gelen yabancı yatırım varsayılanın tersine çok sınırlıydı. Bu nedenle, krize giden yolda borç veren ve yatırım yapan ülkelerin bakış açısı belirleyici rol oynamıştır.

2001 ŞUBAT KRİZİNE DOĞRU


Türkiye’ye 2000 yılındaki hızlı dış kaynak girişinin hemen hemen tümü borçlanma şeklinde olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin hızla borçlanması genellikle finansal serbestleşme programı sonrasında veya nominal döviz kurunun belli bir kurala göre belirlenmesi sonrasında olmaktadır. Yabancı para girişi, Türkiye’de olduğu gibi sterilize edilmemişse, parasal genişlemeye, talep artışına, enflasyonun yükselmesine, yerli paranın reel değer kazanmasına ve ithalat talebinde tırmanışa neden olmaktadır. Yabancı kaynak girişinin sürdürülmesi, uygulanan programın sürdürülebilirliğine bağlıdır. Ancak bu konuda şüpheler ortaya çıktığında, artık kriz ortamına girilmiş demektir. Bu ortamda herhangi bir kıvılcım, krizi başlatabilir.
2000 Ağustos-Eylülüne gelindiğinde Türkiye’nin dış borçlanma görüntüsü “borçlanıyor, ithalat yapıyor, dış borç geri ödeme gücü giderek azalabilir” yorumlarına neden oluyordu. Bu bağlamda, cari açığın GSMH’ya oranı %3,5 düzeyine, yani 7 milyar dolara varıncaya kadar Türkiye’nin görece rahat borçlanabileceği, ancak bu eşik aşıldığında dış borçlanmayı sürdürmenin zor olacağı ifade ediliyordu. Bu noktada krizi ateşleyen olay, hem kamu bankalarının hem de büyük ölçüde DİBS taşıyan Demirbank gibi bazı özel bankaların iç piyasada kısa vadeli borçlanma telaşına girmeleridir. Bu sırada bazı bankalar da yıl sonunda kapatmaları gereken açık pozisyonlarını kapatma telaşına düşmüşlerdir. Böylece bankaların dış borçlanması daha da zora girmiştir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:07   #9
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

1990’larda gelişmekte olan ülkelerdeki kriz göstergelerine bakıldığında;

 Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervi
 Cari Açık / Döviz Rezervi
 Cari Açık / GSYİH
 Toplam veya Kısa Vadeli Dış Borç / İhracat
 Bankacılık Kesimi Açık Pozisyonu / Döviz Rezervi
 Banka Kredisi / Döviz Rezervi
 M2 / Döviz Rezervi
 Yerli Paranın De er Kazanması
 Sermaye Hareketinde Dalgalanma - Volatilite
 Kısa Vadeli Faizde Dalgalanma - Volatilite

Kısa vadeli faizin volatilitesi uygulanan para politikasının yarattığı belirsizliği somut olarak ve anında yansıtmaktadır. Türkiye’de kısa vadeli faizler program uygulaması başladıktan sonra önemli dalgalanmalar göstermiştir. Net İç Varlıklar kuralı nedeniyle faizin dış kaynaklara ve dış şoklara bu kadar açık olması önemli bir belirsizlik kaynağıdır.
2000 yılında Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervi oranında da önemli bir artış görüldü. Asya krizi öncesinde de bu oranın yükseldiği ve Malezya’da 0,61’e, Filipinlerde 0,85’e, krizin ilk başladığı Tayland’da ise 1,45’e ulaştığı bilinmektedir. Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervi oranının Türkiye’de Malezya ve Filipinlere göre oldukça yüksek seyrettiğini ve 2000 sonunda Tayland düzeyine vardığını (1,44) vurgulamamız gerekir.
Cari Açık / GSYİH oranı 1999 sonunda %0,7’dir ve oldukça düşüktür, 2000 Haziran ayında bu oranın %3,5’i hatta %4’ü aşacağı anlaşılmıştır. 2000 sonunda bu oran yaklaşık %4,9’a ulaşmıştır. Biz bu konuda %3,5 oranının Türkiye için kritik bir eşik oluşturduğunu; paranın hızlı ve %25’i bulan reel değerlenmesi ve Cari Açık / GSYİH oranının %4’ü bulması bir ülkeyi kriz bakımından kırmızı bölgeye taşır( Dornbusch’un tanımına göre).
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 10:08   #10
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Kısa Vadeli Dış Borç / İhracat oranında da bozulma görülmektedir.
Türk Lirası 2000 yılında sürekli değer kazanmıştır. Yılın sonundaki reel değerlenme oranı
Yılın sonundaki reel değerlenme oranı döviz sepeti karşısında TÜFE’ye göre yaklaşık %14, TEFE’ye göre yaklaşık %10’dur. Bunlar kriz yaşayan ülkelerinki ile karşılaştırıldığında küçümsenecek oranlar değildir. 1994’teki krizden önceki 24 ayda Meksika parası %13,1 reel
değer kazanmıştır. Asya ülkelerinde yine krizden önceki 24 ay içinde paranın reel değer kazanma oranları; Endonezya’da %12,1, Malezya’da %12,8, Tayland’da %15,5, Filipinler’de %17,7. Türk Lirası, 1999-2000 yıllarındaki 24 ayda döviz sepeti karşısında ve yine TÜFE’ye göre %18 değer kazanmıştır.
Beklenen enflasyon oranlarını kullanarak Türk Lirasının ne ölçüde reel değer kazanacağı beklentisine bakarsak durum daha da vahim görünmektedir. 1999 Aralık - 2000 Aralık döneminde kur sepetinin %20 (aslında %19,9) artacağı ilan edilmiştir. Ancak bu açıklamanın yapıldığı tarihte 2000 yılı sonu için beklenen TEFE enflasyonu %44,1’dir. 2000 Haziran’ında 12 ay sonra beklenen enflasyon %34,9 iken, döviz kuru sepeti %12,8 artacaktır.Beklenen enflasyon kur hedefinin üç katıdır ve 20 puan üzerindedir.

GÜÇLÜ EKONOMİYE GEÇİŞ PROGRAMI


Programın Temel Amaç ve Araçları – Ekonominin Yeniden Yapılandırılması ve İstikrarın Kalıcı Kılınması
Yeni programın temel amacı; kur rejiminin terkedilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımı ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve eş anlı olarak bu duruma bir daha geri dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmaktır. Eski düzene dönmek artık gerçekten mümkün değildir. Bu doğrultuda;
· Programımız öngörülen hedeflere ulaşılması ve ekonominin yeniden yapılandırılması konusunda kesin bir siyasi taahhüdü ve desteği içermektedir.
· Kamuda kaynak tahsisi sürecinde şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanması, rasyonel olmayan müdahalelerin bir daha geri dönüş olmayacak şekilde önlenmesi, iyi yönetişimin ve yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesi hedeflenmektedir.
· Bütün bunlarla, katlanılan fedakarlıkların boşa gitmesinin önlenmesi ve piyasalarda güven ortamının yeniden sağlanması amaçlanmaktadır.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 20:31 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580