Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Eğitim Öğretim > Dersler - Ödevler - Tezler - Konular > İktisat

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26-02-2007, 14:53   #141
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

1980’LER VE 1990’LAR: BABALIĞIN SONU

Zaman zaman görülen çatışmalar ve grevlere karşın şirketler ve sendikalar 1940’lar, 1950’ler ve 1960’larda istikrarlı ilişkiler yürüttüler. İşçiler doğal olarak işverenlerin onlara gereksinim duydukları sürece iş sağlamalarını, genel hayat pahalılığını yansıtan ücretler vermelerini ve rahatlatıcı sağlık ve emeklilik yardımları yapmalarını beklediler.

Bahis konusu istikrarlı ilişkiler niteliklerin ve ürünlerin çok az ya da hem işverenlerin hem işçilerin kolaylıkla ayak uydurabilecekleri ölçüde yavaş değiştiği istikrarlı bir ekonomiye bağlıydı; fakat, sendikalarla işverenler arasındaki ilişkiler 1960’larda ve 1970’lerde gerginleşmeye başladı. Amerika’nın dünya endüstriyel ekonomisindeki egemenliği zayıflamaya yüz tuttu. Daha ucuz ve bazan da daha iyi olan ithal malları Birleşik Devletler’e akmaya başlayınca Amerikan şirketleri kendi ürünlerinin niteliğini hemen arttırarak bunu karşılamakta zorlandılar. Yukarıdan aşağıya düzenlenmiş yapıları yenilikleri ödüllendirmiyordu ve bazan da etkinliği arttırarak ya da belirli yabancı ülkelerde verilenlere ayak uydurabilmek için ücretleri indirerek emek maliyetini düşürmeye çalışınca başarısızlığa uğruyorlardı.

Söz konusu durum karşısında birkaç Amerikan şirketi fabrikalarını kapatıp başka yerlerde kurdular. 1980’lerde ve 1990’larda ticaret ve vergi yasalarında yapılan değişiklikler bu seçeneği gittikçe kolaylaştırıyordu. Geri kalan pek çok şirket faaliyetlerini sürdürdüler; ama, babalık sistemi yıpranmaya başlamıştı. İşverenler işçileriyle ömür boyu sürecek bağlantılar kuramayacaklarını anladılar. Esnekliği arttırmak ve maliyetleri düşürmek amacıyla geçici ve yarım gün çalışan işçi kullanımını gittikçe yaygınlaştırdılar. Geçici işçi kullanan şirketler 1982’de 417.000 kişi ya da tarım dışı bordrolu personelin yüzde 0,5’ini ve 1998’e gelindiğinde de 2,8 milyon işçi ya da tarım dışı işgücünün yüzde 2,1’ini çalıştırıyorlardı. Çalışma saatlerinde de değişiklikler oldu. İşçiler bazan haftalık çalışma günlerinin azaltılmasını istediler; fakat, bordro ve sosyal yardım giderlerini kısmak isteyen şirketler çok kez çalışma saatlerini kısmaya yöneldiler. 1968’de işçilerin yüzde 14’ü haftada 35 saatten az çalışırken bu oran 1994’te yüzde 18,9 oldu.

Yukarıda değinildiği gibi çok sayıda işveren sorumluluğu daha çok işçilere yükleyen emeklilik düzenlemelerine geçtiler. Bazı çalışanlar da daha büyük esneklik sağlayan bu değişiklikleri benimsediler. Yine de sözü edilen değişiklikler pek çok işçinin uzun vadedeki geleceklerine güvensizlikle bakmalarına yol açtı. İşveren ve işçi arasındaki eski babacan ilişkilerin yeniden kurulması konusunda sendikaların da yapabilecekleri pek az şey vardı. Üyelerinin bu koşullara uymalarına yardımcı olmakla yetindiler.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:53   #142
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

1980’lerde ve 1990’larda sendika üyesi sayısında genel bir azalma oldu ve sendikaların yeni işyerlerinde örgütlenmeleri düşük ölçülerde kaldı. Örgütleyiciler çalışma yasalarının kendilerine karşı düzenlendiğinden ve işverenlerin sendika seçimlerini geciktirmelerine ya da seçimlere direnmelerine göz yumulduğundan yakınıyorlardı. Uluslararası Hizmet Sektörü Çalışanları Sendikası başkanı John Sweeney sendika üyesi sayısının ve politik gücün azalması nedeniyle 1995’te AFL-CIO başkanı Lane Kirkland’da karşı adaylığını koydu ve seçimi kazandı. Kirkland kendini ülke dışındaki sendika faaliyetlerine kaptırıp ülkedeki sendikaların karşılaştıkları sorunlar konusunda çok pasif davranmakla eleştiriliyordu. Federasyon’un kırk yılı aşan yaşamındaki üçüncü başkanı olan Sweeney işçi hareketini yeniden canlandırmak amacıyla örgütü güçlendirmeye ve yerel sendikaların faaliyetleri sırasında birbirlerine yardım etmelerini sağlamaya çalıştıysa da bu pek kolay olmadı.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:54   #143
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

YENİ İŞGÜCÜ

1950 ile 1999 yılı sonları arasında ABD’deki tarım dışı işgücü 45 milyondan 129,5 milyona yükseldi. Bilişim teknolojisinin ABD ekonomisinde gittikçe daha büyüyen bir rol üstlenmesi nedeniyle en önemli işçi artışları bilgisayar, sağlık ve diğer hizmet sektörlerinde görüldü. 1980’lerde ve 1990’larda genel hizmetler, ulaştırma, kamu hizmetleri, toptan ve perakende mal ticareti, finans, sigorta, emlak ve hükümet gibi hizmet üreten kesimlerde 35 milyon işçi artışı oldu. Bu sayı bahis konusu yirmi yıl boyunca elde edilen toplam net işçi artışını temsil ediyordu. İmalatta üretkenliğin artması sonucunda açıkta kalan işçiler de hizmet sektöründeki büyüme sayesinde emildi.

1946 yılında hizmete ilişkin endüstrilerde 24,4 milyon işçi çalışıyor ya da tarım dışı işlerin yüzde 59’unu dolduruyordu. 1999’un sonuna gelindiğinde bu sayılar 104,3 milyon ve yüzde 81 oldu. Bunun aksine 1946’da imalat, inşaat ve madenciliği içeren mal üretim sektöründe tarım dışında kalanların yüzde 41’ini oluşturan 17,2 milyon işçi çalışırken 1999 sonunda bu sektördeki işçi sayısı sadece 25,2 milyona yükseldi ya da toplamın yüzde 19’una indi. Buna karşılık hizmet sektöründeki yeni işlerin pek çoğu imalat alanındakiler kadar yüksek ücret getirmiyor ve sosyal yardım olanakları sağlamıyordu. Bunun sonucunda ortaya çıkan parasal sıkıntılar çok sayıda kadını da işgücüne katılmaya teşvik etti.

1980’lerde ve 1990’larda birçok işveren çalışma düzenlerini kurmak için yeni yöntemlere başvurdular. Bazı şirketlerde işçiler küçük takımlara ayrıldı ve onlara ayrılan görevlerde kendilerine önemli bir özerklik tanındı. Yönetimin bu çalışma guruplarının görevlerini belirlemesine ve sağladıkları gelişmeleri ve elde ettikleri sonuçları izlemesine karşılık nasıl çalışılacağına ve çalışma stratejilerinin değişen müşteri gereksinimlerine ve koşullarına nasıl uydurulacağına gurup üyeleri kendileri karar veriyorlardı. Yine de pek çok işveren yönetim güdümlü geleneksel çalışma sistemini bırakmak istemiyor ve bazıları da yeni yöntemlere geçmekte zorlanıyorlardı. Ulusal İş İlişkileri Kurulu sendikalı olmayan işverenlerin görevlendirdikleri çalışma guruplarının çoğunun yönetimin egemenliği altında faaliyet gösteren yasa dışı “sendikalar” sayıldığı yolunda kararlar alıyor ve bu da çok kez değişiklik karşısında bir caydırıcı oluyordu.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:54   #144
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

İşverenler 1980’lerde ve 1990’larda giderek yapısı değişen bir işgücüyle de başa çıkmak zorunda kaldılar. Özellikle İspanyol kökenliler ve çeşitli Asya ülkelerinden gelen göçmenler işgücüne gittikçe artan sayılarda katıldılar ve geleneksel olarak erkeklerin egemenliğindeki işlerde çalışan kadın sayısı da her geçen gün daha çoğaldı. İşverenlerin ırk, cinsiyet, yaş ya da bedensel engel gözeterek ayırımcılık yaptıkları iddiasıyla işçiler tarafından açılan dava sayısı da yükseldi. Söz konusu başvuruların ilk önce yapıldığı Federal Eşit İstihdam Fırsatları Komisyonu’na gelen dava sayısı 1991’de 6.900 kadarken 1998’de 16.000’i aştı ve dava dosyalarının çokluğu mahkemeleri tıkadı. Açılan davalar çeşitli sonuçlar verdi. Önemsiz olduğu düşünülen pek çok davanın reddedilmesine karşın mahkemeler işe alma, terfi ettirme, rütbe indirme ve işten çıkarma konularındaki istismarlara karşı çeşitli önlem kararları da aldılar. Sözgelimi 1998’de ABD Yüksek Mahkemesi işverenlerin cinsel tacizden kaçınmaları için yöneticilerini eğitmeleri ve işçilerini de hakları konusunda uyarmaları gerektiğine karar verdi.

“Eşit işe eşit ücret” sorunu Amerika’daki işyerlerinden eksik olmadı. Federal yasalar ve eyalet yasaları cinsiyete bağlı olarak farklı ücret ödenmesini yasaklamakla birlikte Amerikalı kadınlar tarih boyunca erkeklerden daha az ücret almışlardır. Bahis konusu ayırım kısmen kadınların genellikle hizmet sektöründe çalışmalarından ve bu sektörde de geleneksel olarak diğer sektörlerden daha az ücret ödenmesinden kaynaklanmaktadır; fakat, sendikalar ve kadın hakları örgütleri bu durumun aynı zamanda açıktan açığa ayırımcılık yapıldığını da gösterdiğini iddia etmektedirler. Hizmet sektöründe camdan tavan denilen bir kavram da sorunu daha karmaşık bir konuma getirmektedir. Kadınların belirttiklerine göre bu onların erkeklerin egemenliği altındaki yöneticilik ya da profesyonellik aşamalarına getirilmelerini önleyen görünmez bir engeldir. Geçtiğimiz yıllarda sözü edilen aşamalara getirilen kadın sayısı gittikçe çoğalmış olmakla birlikte toplam nüfus içindeki sayıları gözetildiğinde bu çok önemsiz bir oran olarak kalmaktadır.

Genel nüfus içinde azınlıkta kaldıkları için çok kez “azınlıklar” olarak bilinen çeşitli etnik ve ırksal gurup mensuplarının elde ettikleri aşamalar ve ücretler de sorun konusu olmaktadır. (XX. Yüzyıl’ın sonlarında Amerikalıların çoğunluğunu Avrupa kökenli Beyazlar oluşturmakla birlikte genel nüfus içindeki oranları azalmaktaydı.) Federal hükümet ve eyalet hükümetleri 1960’larda ve 1970’lerde ayırımcılığı yasaklayan yasaların yanı sıra işverenlerin belirli durumlarda azınlık mensuplarını öncelikle işe almalarını gerektiren “olumlu eylem” (affirmative action) yasaları da kabul ettiler. Bahis konusu yasaları benimseyenler geçmiş yıllarda onlara karşı uygulanmış olan ayırımcılığı düzeltmek için azınlıklara öncelik verilmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı. Buna karşılık söz konusu yöntemin ırksal ve etnik sorunların ele alınmasında çelişkili bir yaklaşım olduğu ortaya çıktı. Karşıt görüştekiler “tersine ayırımcılık”ın (reverse discrimination) hem adil olmadığını hem de aksi sonuçlar yarattığından yakınıyorlardı. Başta California olmak üzere bazı eyaletler 1960’larda olumlu eylem yasalarını uygulamaktan vazgeçtiler. Yine de beyazlarla azınlıklar arasındaki ücret uçurumları ve işsizlik oranlarındaki büyük farklar sürüp gitmekte ve kadınların işgücü içindeki yerleri konusuna ilişkin sorunların yanı sıra Amerikan işverenlerinin ve işçilerinin karşı karşıya oldukları en rahatsız edici dertlerden birini oluşturmaktadır.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:54   #145
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

1980’lerde ve 1990’larda çok sayıda şirketin maliyeti düşürme önlemlerine başvurmaları yüzünden bireyler arasındaki cinsiyete ve ırksal ya da etnik kökene dayalı büyük ayırımlar daha da şiddetlendi. Büyük ücret arttırımları doğal görülmemeye başladı; gerçekten de sıkıntı içinde bulunan bazı büyük şirketlerin çalışanları ve üyesi oldukları sendikalar iş güvencelerini arttırmak ve hatta işverenlerini kurtarmak umuduyla sınırlı ücret artışlarına ya da ücret indirimlerine yönelik ödünler vermek zorunda bulunduklarını düşünmeye başladılar. Bazı havayolu şirketleri ve diğer firmalar bir süre için iki düzeyli ücret yöntemleri uyguladılar ve yeni işçilerine aynı işi yapan eski ve yaşlı işçilerinden daha az ücret ödediler. Ücretler artık çalışanları eşit olarak ödüllendirmek için değil gittikçe yaygınlaşan bir biçimde bilgisayar yazılım uzmanı gibi zor bulunabilen işçileri çekmek ve işte tutabilmek için belirleniyordu. Sözü edilen uygulama yüksek nitelikli ve niteliksiz işçiler arasındaki gittikçe genişleyen ücret uçurumu çok daha fazla derinleştirdi. Anılan farkı doğrudan belirleyecek yol bir bulunmamakla birlikte ABD Çalışma Bakanlığı istatistikleri dolaylı bir ölçüt olarak kullanılabilir. 1979’da öğrenimi orta okul düzeyinin altındaki işçilerin ortalama haftalık ücreti 215 dolar ve yüksek okul mezunlarınınki 348 dolardı. Bu ortalamalar 1998’de 337 dolar ve 821 dolar olmuştu.

Bahis kousu fark giderek büyümekle birlikte çok sayıda işveren federal hükümetin saptadığı asgari ücret düzeyine karşı direniyordu. İddialarına göre ücret tabanı emek maliyetini yükseltip küçük işletmelerin yeni işçi almalarını güçleştirdiği için aslında çalışanlara zarar veriyordu. 1970’lerde hemen hemen her yıl arttırılan asgari ücrete 1980’lerde ve 1990’larda pek az zam yapıldı. Bunun sonucu olarak da asgari ücret hayat pahalılığına ayak uyduramadı; asgari ücret 1970’ten 1999’un sonuna kadar saatte 1,45 dolardan 5,15 dolara yükseldi, yani yüzde 255 arttı; tüketici fiyatlarındaki artışsa yüzde 334 oldu. İşverenler herkesin ücretini tekdüze arttırmak yerine belirli işçilerin ya da çalışma guruplarının etkinliğine bağlı “başarıya göre ücret” ödemeleri yapmaya da gittikçe daha çok yöneldiler. 1999’da yapılan bir araştırma işverenlerin yüzde 51’inin başarıya göre ücret formülü uygulayıp en azından bazı işçileri için asgari temel ücret arttırımlarınına ek ödeme düzeyleri saptadıklarını ortaya çıkardı.

Nitelikli işçi yetersizliği derinleştikçe işverenler çalışanlarını eğitmek için daha çok para ve zaman ayırmaya başladılar. Ayrıca çağdaş yüksek teknoloji kullanan işyerlerinde çalıştırılacak mezunlar yetiştirilmesi amacıyla okul programlarında iyileştirmeler yapılmasını sağlamak için harekete geçtiler. İşverenlerin eğitim gereksinimlerine eğilmek amacıyla oluşturdukları bölgesel guruplar kurslar düzenlenmesi için halk okulları ve yüksek okullarla işbirliği yaptılar. Bu arada federal hükümet de 1998 tarihli İşyeri Yatırım Yasası’nı çıkararak federal hükümet, eyalet hükümeti ve iş çevresi kuruluşlarına bağlı 100’den fazla eğitim programını birleştirdi. Eğitim programlarını işverenlerin gerçek gereksinimlerine bağlamaya ve bu programların uygulanmasında işverenlere daha çok söz hakkı tanımaya çalıştı.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:54   #146
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

İşverenler de işçilerinden gelen işyeri kurallarıyla özel yaşantıları arasındaki uyuşmazlıkların azaltılmasına yönelik talepleri karşılamaya çabaladılar. İşçilere çalışma saatlerini saptama konusunda daha geniş kontrol sağlayan “esnek saat” yöntemi yaygınlaştı. İletişim teknolojisindeki gelişmeler gittikçe artan sayıda işçinin “tele-yolculuk” yapmalarına, yani hiç olmazsa belirli saatlerde evlerinde kalıp bilgisayarla işyerlerine bağlanarak çalışmalarına olanak sağladı. Tam günden az çalışmak isteyen annelerden ve diğer işçilerden gelen talepler karşısında işverenler iş-paylaşımı gibi yenilikler uygulamaya başladılar. Hükümet de bu eğilime ayak uydurdu ve işverenlerin aile içi acil durumlarla ilgilenebilmeleri amacıyla işçilerine izin vermelerini gerektiren 1993 tarihli Aile ve Sağlık İzni Yasası’nı çıkardı.


SENDİKA GÜCÜNÜN AZALMASI

1980’lerin ve 1990’ların değişen koşulları karşısında örgütlü işçilerin konumu zayıfladı ve toplam işgücü içindeki payları da küçüldü. 1945’te çalışan bireylerin üçte birinden fazlası sendikalıyken ABD işgücü içindeki sendika üyesi oranı 1979’da yüzde 24,1’e ve 1998’de de yüzde 13,9’a düştü. Aidatların arttırılması, sendikaların siyasal kampanyalara sürekli katkıda bulunmaları ve sendika üyelerinin ülke seçimlerine katılınmasına yönelik çabaları sayesinde politik güçteki düşüş üye sayısındaki azalma kadar yüksek olmadı. Buna karşılık işçilerin parti adaylarını desteklemek ya da onlara karşı çıkmak amacıyla ücretlerinden ayırdıkları paraların bundan böyle kendilerinde kalabileceği yolundaki mahkeme ve Ulusal İş İlişkileri Kurulu kararları nedeniyle sendikaların etkisi zayıfladı.

Dış ve iç rekabetin baskısından etkilenen işverenler sendikalardan gelen yüksek ücret taleplerini yerine getirmeye geçmiş yıllardakine oranla daha az yanaşmaktadırlar. Sendikaların işçileri örgütleme çabalarına karşı olan direnişleri de daha ataklaşmıştır. İşverenlerin grev kırıcı kullanma ve grev sona erdiğinde de onları işte tutma yöntemini gittikçe daha çok benimsemeleri yüzünden 1980’lerde ve 1990’larda seyrek olarak greve gidildi. (Başkan Ronald Reagan’ın 1981’de yasa dışı grev yapan Federal Havacılık Yönetimi mensubu hava trafik kontrol görevlilerini kovmasından sonra işverenler bu tutumlarını daha da sertleştirdiler.)
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:54   #147
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Otomasyon da sendika üyeleri için sürekli bir sorun olmaktadır. Çok sayıda eski fabrikada önceleri işçilerin görevi olan işleri yapmak için otomatik makineler kullanılmaya başlandı. Sendikalar iş olanaklarını ve ücretleri korumak amacıyla parasız yeniden eğitim sağlanması, eldeki işlerin işçiler arasında eşit paylaşımı sağlayabilmek amacıyla daha kısa haftalık çalışma saatleri uygulanması ve güvence altına alınmış yıllık ücret uygulaması gibi pek de başarılı olmayan çeşitli önlemler almaya uğraştılar.

Çalışanların sendikaların güçlü bulunduğu geleneksel alanları oluşturan endüstri sektöründen sendikalaşmanın daha zayıf olduğu hizmet sektörüne yönelmesi de sendikalar için önemli bir sorun durumuna geldi. Geçtiğimiz yıllarda yaratılan yeni işlerin alışılmamış büyüklükte bir kesimini sendika üyeliğini daha az benimseyen kadınlar, gençler, geçici ve yarım gün çalışanlar doldurdular. Çok sayıda Amerikan endüstrisi de Kuzey ya da Doğu’dan sendikacılık geleneğinin daha zayıf olduğu Güney ve Batı ABD bölgelerine göç etti.

Söz konusu güçlükler yetmezmiş gibi büyük Sürücüler Sendikası’ındaki ve diğer bazı sendikalardaki yolsuzluklara ilişkin olumsuz yayınlar yüzünden sendikacılık hareketi yeni yaralar aldı. Sendikaların maaşları ve sosyal yardım ödeneklerini yükseltme ve iş ortamını iyileştirme konularında geçmişte elde ettikleri başarılar bile yeni ve genç işçilerde bundan böyle davalarını savunacak sendikalara gereksinim kalmadığı inancı uyandırdığı için daha fazla ilerlemeyi engelledi. İşyeri güvenliğini ve çalışma sorunlarını da içeren her konuda işçilerin söz sahibi olmalarının sağlandığına yönelik sendika iddiaları da çok kez göz ardı edildi. Yüksek teknoloji ürünü bilgisayarları geliştiren şirketlerin dramatik yükselişine neden olan bağımsız görüşlü genç işçiler sendikalara katılma konusuna anılan bağımsızlıklarını yok ettiği gerekçesiyle çok az ilgi gösterdiler.

Sendikaların 1990’ların sonlarında üye bulmakta karşılaştıkları güçlüklerin belki de en büyük nedeni ekonominin beklenmedik gücü oldu. Ekim ve Kasım 1999’da işsizlik oranı yüzde 4,1’e düştü. Ekonomistlere göre bunlar da sadece bir işten bir başka işe geçmekte olanlar ya da sürekli işsiz oturanlardı. Ekonomik değişikliklerin yarattığı tüm belirsizliklere karşın çalışma olanaklarının bolluğu Amerika’nın bir fırsatlar ülkesi olduğuna yönelik güveni yeniden sağladı.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:54   #148
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

BÖLÜM X

DIŞ TİCARET VE KÜRESEL EKONOMİ POLİTİKALARI
Birleşik Devletler’in cumhuriyet olarak geçirdiği iki yüz yılı aşkın sürede ABD’nin dış ticaret ve küresel ekonomi politikaları çarpıcı biçimde yön değiştirdi. Ülke tarihinin ilk yıllarında hükümet ve iş çevreleri dış gelişmelere bakmaksızın daha çok iç ekonomiyi geliştirmeye yoğunlaştılar. 1930’ların Büyük Bunalımı’nı ve İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllardan beri ise ABD genellikle ticaretin önündeki engelleri kaldırmaya ve dünya ekonomik sisteminde eşgüdüm sağlamaya çalıştı. Serbest ticarete olan bu bağlılığın hem ekonomik hem de siyasal kökleri vardır; Birleşik Devletler gittikçe artan bir biçimde serbest ticareti sadece kendi ekonomik çıkarlarını geliştirme aracı değil uluslar arasında barışçı ilişkiler kurmanın anahtarı olarak da gördü.

Birleşik Devletler doğal ekonomik üstünlükleri, endüstri mekanizmasının savaştan zarar görmemesi ve teknoloji ve imalat tekniklerinde elde ettiği ilerlemeler sayesinde savaş sonrası yıllarının büyük bir kesiminde pek çok ihracat piyasasında egemen oldu. Buna karşın 1970’lerde Birleşik Devletler’in ve diğer ülkelerin ihracattaki rekabet güçleri arasında var olan açık daralmaya başladı. Ayrıca 1970’lerdeki petrol şoklarının, bunu izleyen küresel ekonomik gerilemenin ve doların diğer paralar karşısındaki değer artışının bir araya gelmesi yüzünden ABD ticaret dengesi bozuldu. Amerikalıların yabancı kökenli mal alma hevesi diğer ülkelerde Amerikan mallarına karşı olan talebi sürekli biçimde gölgede bırakınca ABD ticaret açığı 1980’lerde ve 1990’larda giderek büyüdü. Bahis konusu gelişme bir yandan Amerikalıların Avrupalılara ve Japonlara oranla daha çok tüketip daha az tasarrufta bulunma eğiliminde oldukları diğer yandan da Amerikan ekonomisinin anılan dönemde Avrupa’nın ve sıkıntı içindeki Japonya’nın ekonomilerinden çok daha hızlı büyüdüğü gerçeğini yansıtmaktaydı.

Ticaret açığının gittikçe artması yüzünden 1980’lerde ve 1990’larda ABD Kongresi’nin ticaretin liberalleştirilmesine yönelik politik desteği azaldı. Anılan yıllar boyunca yasa yapıcılar himayeciliğe ilişkin çeşitli önerileri incelediler. Sözü edilen taleplerin pek çoğu diğer ülkelerin gittikçe etkinleşen rekabeti ile karşı karşıya kalan Amerikan endüstrilerinden kaynaklanıyordu. Kongre ayrıca yabancı ülkelerle ticaretin liberalleştirilmesine yönelik anlaşmalar yapma konusunda başkana serbestlik tanınmasında da gittikçe daha az istekli davranıyordu. Amerikalılar Soğuk Savaş sonrasında söz konusu gelişmelerin yanı sıra insan hakları, terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı ve kitlesel imha silahları geliştirilmesi konularında benimsenmiş olan kuralları ihlal ettiğine inandıkları ülkelere karşı pek çok ticaret yaptırımı uygulamaya da başladılar.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:55   #149
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Serbest ticarette görülen bu gerilemelerle birlikte Birleşik Devletler liberal ticaretin daha yaygınlaştırılmasını başarmak amacıyla girişilen uluslararası görüşmeleri 1990’larda da sürdürdü, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (North American Free Trade Agreement - NAFTA) onayladı, Uruguay Turu diye bilinen çok taraflı ticaret görüşmelerini tamamladı, fikri mülkiyetin korunmasına ve finans ve temel telekomünikasyon hizmetleri ticaretine yönelik uluslararası kurallar getiren çok taraflı anlaşmalara katıldı.

1990’ların sonlarına gelindiğinde ABD ticaret politikasının gelecekteki yönü hala belirsizdi. Ülke resmi olarak çok taraflı ticaret görüşmelerinin yeni turlarına katılıp serbest ticarete bağlılığını sürdürdü; Avrupa, Latin Amerika ve Asya’yı ilgilendiren bölgesel serbest ticaret anlaşmaları geliştirmeye çalıştı; çeşitli diğer ülkelerle aralarındaki ikili ticaret anlaşmazlıklarını çözümlemeye çaba gösterdi. Buna karşılık bahis konusu çalışmalara yönelik politik destek belirsiz gibi görünüyordu; fakat bu Birleşik Devletler’in küresel ekonomiden çekilmeye hazırlandığı anlamına gelmiyordu. Özellikle 1990’ların sonlarında Asya’yı sarsan çeşitli mali bunalımlar küresel finans piyasaları arasında gittikçe yoğunlaşan bir karşılıklı bağımlılık olduğunu gösterdi. Bunların benzeri bunalımları çözme ya da önleme yolları bulmaya çalışan Birleşik Devletler ve diğer ülkeler gelecek yıllarda daha yaygın uluslararası eşgüdüm ve işbirliği yapılmasını gerektirecek reform önerileriyle karşılaştılar.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 26-02-2007, 14:55   #150
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

HİMAYEDEN LİBERALLEŞTİRİLMİŞ TİCARETE

Birleşik Devletler serbest ticaretin her zaman güçlü bir savunucusu olmadı. Tarihi boyunca bazan güçlü ekonomik himayecilik (yerli endüstrinin korunması için yabancı malların ithalini sınırlamak amacıyla gümrük tarifeleri ve kotalar kullanılması) duyguları da yaşadı. Sözgelimi devlet adamı Alexander Hamilton Amerikan cumhuriyetin kuruluş yıllarında endüstriyel gelişiminin teşvikinde bir yol olarak himayeci gümrük tarifelerine başvurulmasını savundu ve genellikle bu önerisine uyuldu. Amerikan himayeciliği 1930’da ABD gümrük tarifelerini aşırı ölçüde yükselten Smoot-Hawley Yasası’nın kabul edilmesiyle doruğa erişti. Kısa zamanda dış misillemelere yol açan Yasa 1930’larda Birleşik Devletler’i ve dünyadaki pek çok ülkeyi pençesine alan ekonomik bunalıma önemli katkıda bulundu.

Amerika’nın ticaret politikasına yaklaşımı 1934’ten beri Smoot-Hawley Yasası’nın yarattığı tatsız deneyimlerin doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıktı. Kongre ABD gümrük tarifelerinin düşürülmesi için gerekli temel yasal yetkiyi sağlayan 1934 tarihli Ticaret Anlaşmaları Yasası’nı kabul etti. O sırada Dışişleri Bakanı olan Cordell Hull şu açıklamada bulundu: “Ülkeler birbirleriyle ticaret yapmak için adil fırsata sahip olmadıkça halklarını besleyecek ve onların gönencini sürdürecek düzeyde üretim gerçekleştiremezler. Bu nedenle de Ticaret Anlaşmaları Programını belirleyen ilkeler barış kurumunun vazgeçilmez bir temel taşıdır.”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok sayıda ABD lideri iç istikrarın ve ABD müttefiklerindeki sadakatin sürdürülmesinin ekonomik toparlanmaya bağlı olacağını savundular. ABD yardımları bu toparlanma için önemliydi; ancak bu ülkelerin ekonomik bağımsızlıklarına yeniden kavuşmak ve ekonomik gelişmeyi başarmak için ihracat piyasalarına ve özellikle de büyük ABD piyasaına gereksinimleri vardı. Birleşik Devletler ticaretin liberalleştirilmesini destekledi ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Andlaşması’nın (GATT) yaratılmasına yardımcı oldu; 1947’de 23 devlet tarafından imzalanmış olan gümrük tarifelerine ve ticarete ilişkin bu uluslararası andlaşmaya 1980'’lerin sonlarına kadar 90 ülke katılmış bulunuyordu.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 05:05 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580