Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi

Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi (http://besiktasforum.net/forum/)
-   İktisat (http://besiktasforum.net/forum/iktisat/)
-   -   Dünya Ekonomik Krizi ve Komünist Enternasyonal’in Yeni Görevleri Üzerine Rapor (http://besiktasforum.net/forum/iktisat/24375-dunya-ekonomik-krizi-ve-komunist-enternasyonal/)

imparator 28-02-2007 14:39

Dünya Ekonomik Krizi ve Komünist Enternasyonal’in Yeni Görevleri Üzerine Rapor
 
Dünya Ekonomik Krizi ve Komünist Enternasyonal’in Yeni Görevleri Üzerine Rapor

[Bu rapor, Komintern Üçüncü Kongresinin 23 Haziran 1921 tarihinde yapılan İkinci Oturumunda Troçki tarafından okunmuştur.]

[Parça]
Boom ve Kriz

Kapitalizmin durumunu güzel göstermekten ideolojik bir çıkarı olan burjuva ve reformist ekonomistler şöyle derler: Yaşanmakta olan kriz kendi başına hiçbir şeye kanıt olamaz; tam tersine normal bir olgudur. Savaş sonrasında sınai bir boom’a tanık olduk, şimdiyse bir kriz var; görülüyor ki kapitalizm yaşamakta ve iyiye gitmektedir.
Gerçek şudur ki, kapitalizm krizler ve boom’larla yaşar, aynı insanın soluk alıp vermesinde olduğu gibi. Önce sanayide bir boom, sonra bir tıkanma ve bir kriz, derken kriz içinde bir tıkanma, daha sonra bir gelişme, diğer bir boom, diğer bir tıkanma vb.
Kriz ve boom, tüm geçiş aşamalarıyla, bir çevrim ya da büyük sınai gelişme devrelerinden birini oluşturmak üzere karışırlar. Her çevrim 8-9 ya da 10-11 yıl sürer. Kapitalizm kendi iç çelişkilerinin zorlamasıyla, düzgün ve bir çizgi boyunca değil, iniş ve çıkışlarıyla zikzaklı bir tarzda gelişir. Kapitalizm özürcülerinin aşağıdaki iddiasına zemin oluşturan şey budur, yani: Savaştan sonra boom ve krizin birbirini izleyişini gözlemlediğimizden dolayı öyle görünüyor ki, her şey kapitalist dünyaların bu en iyisinde, en iyi şekilde işlemektedir. Gerçekteyse durum bambaşkadır. Kapitalizmin savaştan sonra çevrimsel olarak dalgalanmayı sürdürmesi, yalnızca kapitalizmin henüz ölmediğini, bir cesetle uğraşmadığımızı göstermektedir. Kapitalizm proleter devrimle yıkılmadıkça, bir aşağı, bir yukarı salınarak çevrimler halinde yaşamayı sürdürecektir. Krizler ve boom’lar kapitalizme daha doğumundan itibaren içkindirler ve mezara kadar da ona eşlik edeceklerdir. Fakat kapitalizmin yaşını ve genel durumunu belirlemek için –yani hâlâ gelişip gelişmediğini, olgunlaşıp olgunlaşmadığını ya da düşüşte olup olmadığını saptamak için– çevrimlerin karakteri teşhis edilmelidir. Çok benzer bir şekilde, insan organizmasının durumu da solunumun düzenli ya da spazmlı, derin ya da yüzeysel olup olmadığıyla vb. teşhis edilebilir.
Meselenin özü yoldaşlar, şöyle gösterilebilir: Kapitalizmin gelişimini ele alalım –kömür üretiminin büyümesi, tekstil, pik demir, çelik, dış ticaret, vb.– ve bu gelişimi gösteren bir eğri çizelim. Eğer biz bu eğrinin bükümlerinde ekonomik gelişmenin gerçek akışını ifade edersek görürüz ki, bu eğri yukarıya doğru kırıksız bir yay çizerek değil, zikzaklar şeklinde yukarı ve aşağı dirsek yaparak yükselir; boom’lara ve krizlere karşılık gelen bir şekilde yukarı ve aşağı. Bu bakımdan, ekonomik gelişme eğrisi iki hareketin birleşmesinden oluşmaktadır: Kapitalizmin yukarıya doğru genel yükselişini ifade eden birincil hareket ve çeşitli sınai çevrimlere karşılık gelen sürekli periyodik dalgalanmalardan oluşan ikincil bir hareket.
Bu yılın Ocak ayında London Times, 13 Amerikan sömürgesinin bağımsızlık savaşımından günümüze kadar geçen 138 yıllık dönemi kapsayan bir tablo yayınladı. Bu zaman aralığında 16 çevrim gerçekleşti; yani 16 kriz ve 16 gelişme dönemi. Her çevrim yaklaşık olarak 8 2/3, neredeyse 9 yılı kapsamaktadır. Hareketleri gösteren zikzaklara dikkatinizi çekmeme izin verin. Times’ın tablosu belli bir noktada bir artış göstermektedir. Ki bu nokta kişi başına 2 pound sterlin ya da 25 altın markla başlamaktadır. Bu aralıkta nüfus yaklaşık olarak dört katına çıkmış, dış ticaretse çok daha büyük ölçüde artmıştır, böylece grafik kişi başına 30,5 pounda tırmanır: Ve 1920 ile birlikte, gerçek değerlerle değil fakat para olarak ifade edildiğinde halihazırda kişi başına 65 pounda eşitlenir. Demir üretiminde de benzer bir gelişmeyi gözlemliyoruz. 1851’in başlarında demir talebinin kişi başına 4,5 kiloya geldiğini görüyoruz. Bu kalem 1913’le birlikte 46 kiloya yükselir. Sonra tam tersi bir hareket izler. Bu, genel bilançodur; bu 138 yıllık gelişmenin genel sonucudur. Gelişim eğrisini daha yakından inceleyecek olursak eğrinin beş kısma, beş farklı ve ayrı döneme ayrıldığını görürüz. 1781’den 1851’e kadar olan gelişme çok yavaştır; gözlenebilir bir hareket hemen hiç yoktur. 70 yıl boyunca dış ticaretin yalnızca kişi başına iki pound sterlinden 5’e çıktığını görürüz. Avrupa pazarının çerçevesini genişletme yönünde hareket eden 1847 devriminden sonra bir kırılma noktasına gelinir. 1851’den 1873’e kadar gelişim eğrisi dikleşerek yükselir. Demir miktarı aynı dönemde kişi başına 4,5 kilogramdan 13 kilograma yükselirken, 22 yıl içinde dış ticaret 5 pound sterlinden 21 pound sterline tırmanır. 1873’ten sonra ise bir bunalım dönemi gelir. 1873’ten yaklaşık olarak 1894’e kadar İngiliz ticaretinde bir durgunluk dikkatimizi çekiyor (dış girişimlere yatırılmış sermaye üzerine faizi hesaba kattığımızda bile); 22 yıl boyunca, 21’den 17.4 pound sterline bir düşüş yer alıyor. Daha sonra 1913 yılına kadar süren yeni bir boom geliyor; dış ticaret 17 pounddan 30 pounda yükseliyor. Ve son olarak 1914 yılıyla birlikte beşinci dönem başlar; kapitalist ekonominin yıkımı dönemi.

imparator 28-02-2007 14:39

Çevrimsel dalgalanmalar kapitalist gelişim eğrisinin birincil hareketiyle nasıl karışmaktadır? Çok basit. Hızlı kapitalist gelişme dönemlerinde krizler kısa ve yüzeysel karakterliyken, boom’lar uzun süreli ve uzun erimlidirler. Kapitalist düşüş dönemlerinde ise krizler uzatmalı bir karakter arz ederken, boom’lar çabuk geçen, yüzeysel ve spekülatif olmaktadır. Durgunluk dönemlerinde dalgalanmalar bir ve aynı seviye üzerinde meydana gelir.
Bu, kendine özgü soluk alıp veriş tarzıyla kapitalist organizmanın genel durumunu ve onun kalp atış hızını belirlemenin zorunlu olduğundan başka bir anlama gelmez.
Savaş Sonrası Boom

Savaşın hemen sonrasında belirsiz bir ekonomik durum ortaya çıktı. Ama 1919 ilkbaharıyla birlikte bir boom başladı; borsa hareketlendi, fiyatlar adeta kaynar suya batırılmış bir cıva sütunu gibi yukarı fırladı, spekülasyon kaynayan girdaplar içinde dolaşmaya başladı. Peki sanayi? Biraz önce gönderme yaptığımız istatistiklerin de kanıtladığı gibi Orta, Doğu ve Güney Avrupa’da çöküş devam etti. Aslen Almanya’nın yağmalanması sayesinde Fransa’da belli bir iyileşme söz konusuydu. İngiltere’de ise, gerçek ticaretteki düşüşle orantılı olarak, tonajı yükselen ticari filo istisna olmak üzere, kısmen durgunluk, kısmense çöküş hakimdi. Bu bakımdan bir bütün olarak Avrupa’daki boom, yarı-hayali ve spekülatif bir karaktere bürünmüş bulunmaktadır; ve bir ilerlemeye değil, ekonominin daha da gerilediğine işaret etmektedir.
Birleşik Devletler’de sanayi, savaş sonrasında savaş üretimini yavaşlattı ve yeniden barış dönemi düzeyine doğru eski halini almaya başladı. Petrol, otomobil ve gemi yapımı sanayiinde kayda değer bir yükseliş söz konusuydu.
Yıl
Petrol (Milyon Varil)
Otomobil
Gemi Yapımı (ton)
1918
356
1.153.000
3.033
1919
378
1.974.000
4.075
1920
442
2.350.000
2.746

Yoldaş Varga değerli broşüründe tümüyle doğru olarak şöyle demektedir:
“Savaş sonrası boom’un spekülatif karakteri Almanya örneğinde çok açık bir şekilde görülmüştür. Fiyatların 18 ay içinde yedi katına çıktığı bir zamanda, Alman sanayisi gerilemeye devam ediyordu... Almanya’nın ekonomik konjonktürü tasfiye satışları konjonktürüydü: iç pazardaki metaların satılmayıp elde kalanları yurt dışına inanılmaz derecede ucuz fiyatlarla satılıyordu.”
Sanayi yavaş yavaş çökerken, fiyatlar Almanya’da en yüksek düzeylerine çıkıyordu. Sanayinin yükselmeyi sürdürdüğü Birleşik Devletler’deyse fiyatlar çok az yükseldi. Fransa ve İngiltere de, Almanya ile Birleşik Devletler arasında bir yerde yer aldılar.
Bu olguları ve bizzat boom’u nasıl açıklamalı? Öncelikle ekonomik nedenlerle: her ne kadar iyice kırpılmış bir biçimde olsa da, savaştan sonra uluslararası bağlantılar eski halini aldı ve ortada her türden ürün için evrensel bir talep vardı. İkinci olarak, politik-mali nedenlerle: Avrupalı hükümetler, savaşı zorunlu olarak takip edecek olan krizden ölümcül bir şekilde korkuyorlardı ve savaşın yarattığı yapay boom’u terhis dönemi boyunca sürdürebilmek için her türlü önleme başvurdular. Hükümetler sürekli olarak dolaşıma büyük miktarlarda kâğıt para sürdüler, yeni borçlar verdiler, kârlarda, ücretlerde ve ekmek fiyatlarında düzenlemeler yaptılar ve böylelikle temel ulusal fonlara dalmak suretiyle, terhis edilmiş işçilerin maaşlarını sübvanse ederek, ülkede yapay bir ekonomik canlanma yarattılar. Böylece, bu aralık boyunca, özellikle sanayinin çökmeye devam ettiği ülkelerde, hayali sermaye şişmeyi sürdürdü.
Ne var ki, savaş sonrasının hayali boom’unun önemli politik sonuçları vardı. Bunun burjuvaziyi kurtardığını söylemek bir parça doğrudur. Terhis edilmiş işçiler daha en başından işsizliğe ve savaş öncesinden bile daha kötü olan yaşam standartlarına başkaldırsaydı, bu burjuvazi için ölümcül sonuçlara yol açabilirdi. Bu bağlamda İngiliz profesör Edwin Cannan Manchester Guardians’ın yeni yıl ekinde şunları yazmıştı: “Savaş alanlarından geri dönen insanların sabırsızlığı çok tehlikeli bir şey.” Ve tamamen doğru bir şekilde, savaş sonrasının en ağır döneminden –1919 yılı–, hükümet ve burjuvazinin, kendi ortak çabalarıyla, Avrupa’nın ana sermayesinin daha da tahrip edilmesi pahasına yapay bir refah yaratarak krizi erteleyip geciktirmesi sayesinde çıkıldığını açıklamaya devam ediyordu. Şöyle diyordu Cannan: “Ocak 1919’da 1921’deki gibi bir ekonomik durum olsaydı, Batı Avrupa’nın üzerine kaos çökerdi.” Savaşın vahşi ateşi bir buçuk yıl daha sürdü ve kriz ancak terhis edilmiş işçi ve köylü kitlelerin zaten şu ya da bu ölçüde kendi küçük hücrelerine kapatıldığı andan sonra patlak verdi.

imparator 28-02-2007 14:39

Mevcut Kriz

Seferberliğin bitişini atlatan ve işçi kitlelerin ilk büyük saldırısını savuşturan burjuvazi, içinde bulunduğu kafa karışıklığı, alarm ve hatta panik durumundan çıktı ve özgüvenini yeniden kazandı. Sonu hiç gelmeyecek büyük refah dönemine nihayet ulaşıldığı yanılsamasına kapılmıştı. Ünlü İngiliz politika ve maliye şahsiyetleri yeniden inşa çalışması için iki milyar poundluk bir uluslararası borç vermeyi öngörüyorlardı. Avrupa, sanki evrensel refahı yaratacak bir altın duşu altında yıkanıyormuş gibiydi. Bu şekilde Avrupa’nın tahribatı, şehirlerinin, köylerinin yıkılması, aslında yalnızca sefaletin devasa gölgesi olan inanılmaz borç rakamlarıyla zenginliğe dönüşmüştü. Ne var ki, gerçeklik, burjuvaziyi çarçabuk rüyalar âleminin dışına çıkardı. Krizin Japonya’da (Martta) ve Birleşik Devletler’de (Nisanda) nasıl başladığını, nasıl tüm dünyaya yayıldığını zaten betimlemiştim. Biraz önceki tüm sunuşum tamamıyla açığa çıkarmıştır ki, bizler yalnızca, yinelenen bir sınai çevrim esnasındaki salınımlarla değil, tüm savaşın ve savaş sonrası dönemin tahribatının ve kaybının hesabının verildiği bir dönemle uğraşıyoruz.
1913’te bütün devletlerin net ithalat toplamı 65-70 milyar altın mark ediyordu. Bu toplam içinde Rusya 2,5 milyar; Avusturya-Macaristan 3 milyar; Balkanlar 1 milyar; Almanya 11 milyar altın mark satın almıştı. Orta ve Doğu Avrupa’nın payı böylece dünya toplam ithalatının dörtte birinden biraz daha fazla tutuyordu. Şu anda tüm bu ülkeler daha önceki ithalatlarının beşte birinden daha az ithalat yapmaktadırlar. Tek başına bu son veri bile, Avrupa’nın şimdiki satın alma kapasitesini göstermeye yeterlidir.
Avrupa inişe geçmiştir; üretici aygıt savaş öncesinden bu yana belirgin bir şekilde daralmıştır. Ekonominin ağırlık merkezi, aşamalı bir evrimle değil, Amerika’nın Avrupa savaş pazarını sömürmesi ve Avrupa’nın dünya ticaretinden dışlanmasıyla Amerika’ya kaydı.
Böylece Amerika kısa süreli büyük bir serpilme dönemini yaşama fırsatını yakaladı. Ne var ki, bu tekrarlanamaz bir olgudur, çünkü gerileyen Avrupa, günümüzde yeri başka hiç kimseyle doldurulamayacak olan Amerika için tümüyle yapay bir pazar yaratmıştır. Avrupa bu rolü yerine getirerek, buna benzer bir şeyi tekrarlama kapasitesini yitirmiştir. Savaştan önce Avrupa pazarı Amerikan sanayiinin ihraç mallarının yarısından fazlasını, hatta neredeyse yüzde 60’ını emiyordu; Avrupa’nın ithalatı savaş öncesi günlerin nerdeyse üç katına çıkınca, savaş sürecinde Avrupa, Amerika için çok daha önemli hale geldi. Ama Avrupa savaştan çok büyük ölçüde yoksullaşmış bir kıta olarak çıktı ve altın olsun diğer mallar olsun eşdeğerleri kıt olduğundan Amerika’dan mal alma olanağından bütünüyle yoksun kalmıştı. Japonya ve Amerika’da başlayan krizin açıklaması tam da bu koşullarda yatmaktadır. Neredeyse iki yıl süren kısa ve elverişli bir konjonktürden sonra tam anlamıyla gerçek bir krize ulaşıldı ve bu Avrupa için şu anlama gelmekteydi: “Sen yoksulsun, ayağını yorganına göre uzatmalısın; artık ihtiyaç duyduğun malları Amerika’dan ithal edebilecek durumda değilsin.” Bu aynı kriz Amerika için ise şu anlama geliyordu. “Zenginleştin çünkü Avrupa’nın refahını sifonlayan bir konumda bulunuyordun. Bu dört, beş ya da altı yıl, yani savaş sürdüğü müddetçe devam etti. Ama bu bolluk durumu artık son buldu.” Kimi ülkeler bütünüyle harabeye döndü, üretici aygıt yeni baştan inşa edilmek zorunda. Her bir halkın içinde işbölümü eski halini almak zorunda. Savaşa öngelen ve savaş boyunca aldığı itilimle Fransız ve Alman ekonomileri mekanik olarak hâlâ işlemeye devam ediyor. Ne var ki, Almanya, ekonomik aygıtına bir uyum ve düzen getirmek için geri çekilmek zorunda; ve nasıl ondan kaynaklanan sıkıntıları yatıştırmak için savaş süresince ekonomiyi organize etmek zorunda idiyse, aynı şekilde Almanya, devrim bir müdahalede bulunmadıkça aynı politikayı bugün de sürdürmek zorundadır. Gelişmeler mevcut doğrultuda ilerlerse, ülkenin ekonomik yaşantısını organize etmek ve öncelikle üretim araçlarıyla tüketim araçları arasındaki zorunlu oranı inşa etmek elzem olacaktır. Başka deyişle, [üretim ve tüketim araçlarının üretimi arasındaki -ç.n.] zorunlu ve doğru ilişki, devrim patlak vermedikçe, yeni savaşların ve her türden hafifletici önlemlerin oluşturduğu ortam aracılığıyla yaratılacaktır. Ekonomik yaşamda, kapitalist ülkelerin, en çok zarara uğramış ve en yoksul hale gelmiş olan ülkelerin düzeyine doğru giderek battığı bu gerileme dönemi sürdükçe, aynı şey Fransa ve bir bütün olarak Avrupa için de geçerlidir. Bu durgunlaşma süreci boyunca Amerika da en büyük ve en önemli pazarlarını daha önceki ölçekleriyle elde tutmayı unutmak zorunda kalacaktır. Ve bu da, yaklaşan krizin Amerika için geçici türden normal bir kriz değil, uzun süreli bir bunalım döneminin başlangıcı olduğu anlamına gelmektedir. İçinde çeşitli dönemlerin betimlendiği tablomuza başvuralım: Öncelikle, 70 yıl süren ve 1851’den 1873’e kadar devam eden boom döneminin izlediği durgunluk dönemi. 22 yıllık bu çalkantılı genişleme, iki kriz ve iki de elverişli konjonktürel dönemle karakterize olmaktadır. Ve aynı zamanda krizler çok zayıf bir karakter taşımakla birlikte bu elverişli konjonktürler gerçekten tam olarak elverişliydiler. Daha sonra 1873’ten 1890’ların ortasına kadar durgunluk tekrar araya girer; ya da ne olursa olsun gelişme fazlasıyla yavaşlar. Sonra bir kez daha eşi görülmedik bir genişleme gelir. Tüm bu süreç bir uyarlanma, durulma sürecidir. Kapitalizm ne zaman herhangi bir ülkede şu ya da bu pazarın doygunluğuyla karşılaşsa, başka pazarlar aramaya zorlanır. Büyük tarihsel olaylar –ekonomik krizler, devrimler vb.– böyle dönemlerde durgunluk mu, boom’lar mı ya da gerilemeler mi gözleyeceğimizi belirleyecektir. Bunlar kapitalist gelişmenin ana özellikleridir.

imparator 28-02-2007 14:39

Şu an itibarıyla kapitalizm uzun süreli ve derin bir bunalım dönemine girmiştir. Tam anlamıyla söyleyecek olursak, bu dönem –geçmiş hakkında kehanette bulunulabileceği ölçüde– 20 yıllık çalkantılı gelişme döneminin bir sonucu olarak dünya pazarının Alman, İngiliz ve Kuzey Amerikan kapitalizminin gelişimi için artık yetersiz hale gelmiş olduğu 1913 gibi geri bir tarihte başlamalıydı. Kapitalist gelişmenin bu devleri bunu bütünüyle hesaba kattılar ve şunu dediler: Yıllarca uzayacak olan bu bunalımdan sakınmak için şiddetli bir savaş krizi yaratacağız, rakibimizi yok edeceğiz ve son derece daralmış olan dünya pazarı üzerinde kesin bir egemenlik elde edeceğiz. Ne var ki, savaş yalnızca şiddetli değil, uzayan bir krize neden olarak çok uzun sürdü; ve Avrupa’nın kapitalist ekonomik aygıtını tamamen yok edip, böylelikle Amerika’nın ateşli gelişmesine olanak tanıdı. Ama Avrupa’yı kapı dışarı ettikten sonra savaş, uzun erimde Amerika’yı da büyük bir krize sürükledi. Bir kez daha, kaçmanın yolunu aradıkları ama bu kez Avrupa’nın yoksullaşması nedeniyle misliyle yoğunlaşmış olan aynı bunalıma tanık oluyoruz.
Peki acil ekonomik perspektifler nelerdir?
Çok açıktır ki, Avrupa savaş pazarı hatırlanamayacak kadar geride kaldığı için, Amerika bir kısıtlama yaşamak zorunda olacaktır. Öte yandan Avrupa, benzer bir şekilde, en geri, yani en hasar görmüş alanlara ve sanayi dallarına uygun bir düzeyde durmak zorunda kalacaktır. Bu, ekonomide tersinden bir düzlüğe ulaşma, yani sonuç olarak uzun süreli bir kriz anlamına gelecektir: Ekonominin bazı dallarında ve bazı ülkelerde durgunluk; diğerlerinde cılız bir gelişme. Çevrimsel dalgalanmalar gerçekleşmeyi sürdürecekler, ancak genelde kapitalist gelişme eğrisi yukarıya doğru değil aşağıya doğru eğilecektir.
Kriz, Boom ve Devrim

Ekonomideki boom ve krizle devrimin gelişimi arasındaki karşılıklı ilişki, bizim için yalnızca teori açısından değil, her şeyin ötesinde pratik olarak büyük önem taşır. Çoğumuz Marx ve Engels’in 1851’de –boom tepe noktasındayken– 1848 Devriminin sona ermiş olduğunu ya da en azından bir sonraki krize kadar kesintiye uğradığını kabul etmenin gerekliliğine ilişkin yazdıklarını hatırlarız. Engels, 1847 krizi devrimin anasıyken, 1840-50 boom’unun muzaffer karşı-devrimin anası olduğunu yazmıştı. Ancak bu yargıları krizin değişmez bir şekilde devrimci eylemi doğururken, boom’un tam tersine işçi sınıfını pasifize ettiği anlamında yorumlamak son derece tek yanlı ve tamamen yanlış olur. 1848 Devrimi krizden doğmadı. Kriz yalnızca son itilimi sağladı. Esasen devrim, kapitalist gelişmenin gerekleriyle yarı-feodal toplumsal ve devlet sisteminin prangaları arasındaki çelişkilerden doğdu. İkircimli ve yarı-yolda kalan 1848 Devrimi, buna rağmen lonca ve serflik rejiminin kalıntılarını silip süpürdü ve böylelikle kapitalist gelişmenin çerçevesini genişletti. Ancak ve ancak bu koşullar altında 1851 boom’u 1873’e kadar süren bütün bir kapitalist refah döneminin başlangıcına işaret ediyordu.
Engels’e gönderme yaparken bu temel olguları gözden kaçırmak çok tehlikelidir. Çünkü kesin olarak, Marx ve Engels’in gözlemlerini yaptıkları 1850’den sonradır ki, normal ya da düzenli bir durum değil, 1848 Devrimi tarafından önü açılmış olan bir kapitalist Sturm und Drang (fırtına ve gerginlik) dönemi başladı. Bu nokta belirleyici bir öneme sahiptir. Kriz yalnızca yüzeysel ve kısa ömürlüyken, refahın ve uygun konjonktürün son derece güçlü olduğu bu fırtına ve gerginlik dönemi devrimle sona ermiştir. Burada söz konusu olan konjonktürdeki bir gelişmenin olanaklı olup olmaması değil, konjonktür dalgalanmalarının düşen bir eğri boyunca mı, yoksa yükselen bir eğri boyunca mı ilerlediğidir. Bu bütün sorunun en önemli yanıdır.

imparator 28-02-2007 14:39

1919-20’nin ekonomik yükselişinin de aynı etkileri göstereceğini umabilir miyiz? Hiçbir koşul altında. Burada kapitalist gelişme çerçevesinin genişlemesi bile söz konusu değildi. Bu, gelecekte, ya da en azından yakın bir gelecekte yeni bir ticari-sınai yükselişin dışlandığı anlamına gelmiyor mu? Hiç de öyle değil. Biraz önce söylediğim gibi kapitalizm canlı kaldığı sürece nefes alıp vermeyi sürdürecektir. Ancak içine girdiğimiz dönemde –savaş döneminin pisliği ve tahribatının cezasını ödeme ve tersinden düzlüğe çıkma dönemi– krizler giderek çok daha uzun süreli ve derin olurken, yükselişler yalnızca yüzeysel ve temel olarak spekülatif karakterli olabilir.
Tarihsel gelişme Orta ve Batı Avrupa’da muzaffer bir proletarya diktatörlüğüne yol açmadı. Ama reformistlerin yaptığı gibi bundan kalkarak kapitalist dünyanın ekonomik dengesinin çaktırmadan yeniden inşa edildiği sonucuna varmaya çalışmak en arsızca ve aynı zamanda en aptalca yalandır. Bu, gerçekten düşünme yeteneğine sahip en kaba gericiler tarafından bile –sözgelimi Profesör Hoetzch gibi– ileri sürülmez. Yılın değerlendirmesinde bu profesör özet olarak 1920 yılının devrimi zafere ulaştırmadığını ama kapitalist dünya ekonomisini de düzelmediğini söylüyor. Bu yalnızca kararsız ve son derece geçici bir dengedir. Bay Chavenon şöyle diyor: “Fransa’da şu anda yalnızca devlet maliyesiyle, para enflasyonuyla ve açık iflâsla kapitalist ekonominin daha da tahrip olması olasılığını görüyoruz”. Bunun ne anlama geldiğini biraz önce size göstermeye çalışmıştım. Kapitalist dünyanın şimdiye kadar yaşadığı en şiddetli krizin tablosunu çizdim. Üç ya da dört hafta önce kapitalist basında giderek yaklaşan bir iyileşmenin, bir refah döneminin yakınlaşmasının rüzgârları hissedilebiliyordu. Ancak halihazırda açıktır ki bu bahar esintisi prematüredir. Mali durumda belli bir iyileşme olmuştur; yani mali durum artık eskisi kadar vahim değildir. Pazarlarda fiyatlar düşmüş durumdadır, ama bu hiçbir şekilde ticaretin canlandığı anlamına gelmemektedir. Bir yandan üretimdeki gerileme devam ederken, öte yandan borsalar hâlâ yerinde saymaktadır. Amerikan metalürjisi şu anda yalnızca üçte bir kapasiteyle çalışmaktadır. İngiltere’de son maden eritme ocakları da kapatıldı. Bu, üretimdeki azalmanın sürdüğünü göstermektedir.
Bu tersine hareket tabii ki bir ve aynı tempoda sonsuza kadar sürmeyecektir. Bu, tamamen dışlanmıştır. Kapitalist organizma için bir nefes alma süresi gelmek zorundadır. Ama onun bir miktar taze hava soluyacak olması ve belli bir iyileşmenin gerçekleşecek olmasından, rahata erme sonucunu çıkarmak için henüz çok erkendir. Gerçek yoksullukla hayali zenginliğin aşırı üretimi arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmaya çalıştıklarında yeni bir aşamaya girilecektir. Sonrasında ekonomik organizmanın nöbetleri sürecektir. Tüm bunlar, daha önce söylendiği gibi bize derin bir ekonomik bunalımın resmini verir.

imparator 28-02-2007 14:40

Bu ekonomik bunalım temelinde, burjuvazi, işçi sınıfının üzerine giderek daha büyük bir basınç bindirmek zorunda kalacaktır. Bu durum, halihazırda safkan kapitalist ülkelerde; Amerika’da ve İngiltere’de, ve daha sonra Avrupa’nın tamamında başlamış olan ücret kesintilerinde görülebilir. Bu, ücretler üzerinde büyük mücadelelere yol açmaktadır. Bizim görevimiz, ekonomik durumu açık bir şekilde kavrayarak bu mücadeleleri genişletmektir. Bu son derece açıktır. Ücretler için verilen büyük mücadelelerin, ki klâsik bir örneği İngiltere’deki madenciler grevidir, otomatik olarak dünya devrimine, nihai iç savaşa ve politik iktidarın fethi mücadelesine yol açıp açmayacağı sorulabilir. Ne var ki sorunu bu şekilde koymak Marksistçe değildir. Bizim gelişmeye ilişkin otomatik garantilerimiz yoktur. Ama krizin yerini geçici bir elverişli konjonktür aldığında, bu bizim hareketimiz açısından neyi ifade edecektir? Birçok yoldaş bu dönemde eğer bir iyileşme gerçekleşirse bunun devrimimiz için ölümcül olacağını söylüyor. Hayır, hiçbir koşulda. Genel olarak proleter devrimci hareket hiçbir şekilde krize otomatik olarak bağlı değildir. Yalnızca diyalektik bir etkileşme vardır. Bunu anlamak esastır.
Rusya’daki ilişkilere bakalım. 1905 devrimi yenilgiye uğradı. İşçiler büyük fedakârlıklara göğüs gerdiler. 1906 ve 1907’de son devrimci parlamalar oldu ve 1907 sonbaharıyla birlikte büyük bir dünya krizi patlak verdi. Bunun işaretini Wall Street’in Kara Cuması vermişti. 1907, 1908 ve 1909 boyunca Rusya’da da çok kötü bir kriz hüküm sürdü. Hareketi tamamen öldürdü, çünkü işçiler mücadele boyunca o kadar çok cefa çekmişlerdi ki, bu bunalım ancak onların cesaretini kırmaya yarayabildi. Devrime neyin yol açacağı üzerine aramızda çok tartışmalar oldu: Bir kriz mi yoksa elverişli bir konjonktür mü?
O zaman birçoğumuz Rus devrimci hareketinin elverişli bir ekonomik konjonktürle yeniden hayata kavuşturulabileceği görüşünü savunuyorduk. Ve gerçekleşen şey de buydu. 1910, 1911 ve 1912’de, ekonomik durumumuzda bir ilerleme ve cesaretlerini yitirmiş, demoralize olmuş ve cansızlaşmış işçileri yeniden biraraya getirmeye yarayan elverişli bir konjonktür vardı. İşçiler üretimde ne kadar önemli olduklarının yeniden farkına vardılar ve önce ekonomik alanda, sonra da aynı şekilde politik alanda saldırıya geçtiler. Savaşın arifesinde işçi sınıfı bu refah dönemi sayesinde doğrudan bir saldırıya geçebilecek ölçüde sağlamlaşmıştı. Ve biz bugün, kriz ve süreğen mücadele nedeniyle işçi sınıfının çok büyük bir yorgunluk içinde olduğu dönemde zaferi elde edemezsek, ki bu mümkündür, konjonktürde bir değişme ve yaşam standartlarında bir yükseliş, devrim üzerinde yıkıcı bir etki değil, tam tersine oldukça elverişli bir etki yapar. Böyle bir değişim ancak, elverişli konjonktürün uzun bir refah döneminin başlangıcına işaret ettiği durumda zarar verici olabilir. Ama uzun bir refah dönemi, pazarda bir genişlemenin başarılmış olduğu anlamına gelir ki, bu tümüyle ihtimal dışıdır. Çünkü kapitalist ekonomi zaten dünya gezegenini kucaklamıştır. Avrupa’nın yoksullaşması ve Amerika’nın dev savaş pazarı üzerinde tantanalı yeniden doğuşu, bu refahın, Amerikan kapitalizminin Avrupa’yla hiçbir şekilde kıyas kabul etmeyecek ölçüde çıkış pazarları aradığı ve yarattığı Çin, Sibirya, Güney Amerika ve diğer ülkelerin kapitalist gelişmeleri aracılığıyla yeniden inşa edilemeyeceği vargısını desteklemiştir. Görünen odur ki, bir bunalım döneminin arifesindeyiz; bu tartışmasızdır.

imparator 28-02-2007 14:40

Böyle bir perspektifle, krizin hafifletilmesi devrime ölümcül bir darbe anlamına gelmeyip, yalnızca işçi sınıfının, hemen ardından daha sağlam bir temelde saldırıya geçmek üzere saflarını yeniden örgütlemeye girişebileceği bir nefes aralığı kazanmasını sağlayacaktır. Bu, olasılıklardan birisidir. Diğer olasılığın özü ise şudur: Kriz derin olmaktan kronik olmaya doğru dönüşebilir, yoğunlaşıp yıllarca sürebilir. Tüm bunlar ihtimal dahilindedir. Böyle bir durumda işçi sınıfının son güçlerini toplayıp, deneyimlerden ders çıkararak, en önemli kapitalist ülkelerde devlet iktidarını fethetmesi olasılığı açık durmaktadır. İhtimal dışı olan tek şey yeni bir temel üzerinde kapitalist dengenin otomatik olarak yeniden oluşturulması ve önümüzdeki birkaç yıl içinde kapitalist yükseliştir. Günümüzün ekonomik durgunluk koşullarında bu mutlak olarak olanaksızdır.
Şimdi toplumsal denge sorununa yaklaşıyoruz. Her şeye rağmen, sıklıkla kapitalizmin yeni bir temel üzerinde otomatik olarak eski haline kavuştuğu söylenmektedir; ve bu yalnızca Cunow’un değil aynı zamanda Hilferding’in de kılavuz düşüncesidir. Otomatik evrime iman, oportünizmin en önemli ve en karakteristik özelliğidir. İşçi sınıfının devrimci mücadeleyi yükseltmekte başarısız kalıp, burjuvaziye dünyanın yazgısına uzun yıllar, diyelim ki yirmi ya da otuz yıl hakim olma fırsatını vereceğini varsayacak –bir an için varsayalım– olursak, o zaman elbette bir tür yeni denge inşa edilecektir. Avrupa şiddetli bir geri vites dönüşüne maruz kalacaktır. Milyonlarca Avrupalı işçi, işsizlik ve yeteriz beslenmeden dolayı ölecektir. Birleşik Devletler kendisini yeniden dünya pazarına yönlendirmek, sanayisini eski haline dönüştürmek ve uzun bir dönem için kısıtlamaya katlanmak zorunda kalacaktır. Ardından, yeni bir uluslararası işbölümünün 15, 20 ya da 25 yıl için sancılı bir şekilde kurulmasından sonra, muhtemelen yeni bir kapitalist yükseliş dönemi gelebilir.
Fakat tüm bu kavrayış soyut ve son derece tek yanlıdır. Burada meseleler sanki proletarya mücadele etmeyi bırakmış gibi gösterilmektedir. Bu arada, yalnızca son yıllarda sınıf çelişkilerinin kesin bir şekilde en uç noktasına dek şiddetlenmiş olması nedeniyle bile bundan bahsedilemez.
Bay Heinrich Cunow ve diğerlerinin gündüz gözüyle rüyasını gördükleri yeniden inşa edilmiş dengenin şematik teşhirinin özü işte buradadır. Dengeyi yeniden inşa etmede ileri bir adım atmak için kapitalizmin almak zorunda kaldığı her önlem, bunların her biri ve hepsi dolaysız bir şekilde toplumsal denge için kesin bir önem kazanmakta, onun altını giderek daha fazla oymakta ve çok daha güçlü bir şekilde işçi sınıfını mücadeleye zorlamaktadır. Dengeye ulaşmada ilk iş üretim aygıtını düzene sokmaktır; ama bunu yapmak için sermaye birikimi zorunludur. Ancak birikim olabilmesi için emek üretkenliğini arttırmak gerekir. Nasıl? İşçi sınıfının arttırılmış ve yoğunlaşmış bir sömürüsü aracılığıyla; çünkü savaş sonrasının bu üç yılı boyunca emek gücünün üretkenliğindeki düşüş yaygın olarak bilinen bir olgudur. Dünya ekonomisini kapitalist temellerde yeniden inşa etmek için, yine bir dünya eşdeğeri bulmak –altın standardı– zorunludur. Bu olmaksızın kapitalist ekonomi varolamaz, çünkü fiyatlar para sistemindeki dalgalanmalar sonucu Almanya’da olduğu gibi bir ay içerisinde %100 artarak kendi ölüm danslarını yaparken, üretim söz konusu olamaz. Bir kapitalist, üretimle ilgilenmez. Zira sanayinin yavaş yavaş gelişmesiyle elde edilebilecek kârdan çok fazlası söz konusu olduğundan, spekülâsyon onu ayartır. Para sisteminin istikrara kavuşması ne anlama gelir? Fransa ve Almanya için bu, devletin iflâsının ilân edilmesi anlamına gelir. Ama devletin iflâsını ilân etmek, ülke içindeki mülkiyet ilişkilerinde keskin bir değişikliğe yol açmaktır. Ve iflâs ettiklerini ilân eden bu devletler, sınıf mücadelesinin keskinleşmesine doğru atılan dev bir adım olacak şekilde, yeni ulusal zenginliğin dağıtımı üzerinde yeni bir mücadelenin arenası haline gelirler. Tüm bunlar aynı zamanda toplumsal ve politik dengenin bir kenara bırakıldığına da, yani devrimci bir akışa da işaret eder. Ne var ki, devletin iflâsının ilân edilmesi, dengenin yeniden inşa edilmesine hemencecik geçişi olanaklı kılmamaktadır. Bunu, benzer şekilde, çalışma haftasının uzatılması, 8 saatlik işgününün iptali ve çok daha yoğun bir sömürü izlemektedir. Tabii buna paralel olarak işçi sınıfının direnişini alt etmek zorunlu hale gelir. Kısaca, teorik ve soyut olarak konuşacak olursak, kapitalist dengenin yeniden inşası mümkündür. Ama bu, toplumsal ve politik bir boşluğun içerisinde gerçekleşmez; bu ancak sınıflar aracılığıyla gerçekleşebilir. Ne kadar küçük olursa olsun, ekonomik alanda dengenin yeniden oluşturulmasına yönelik her adım, kapitalist bayların üzerinde varlıklarını hâlâ sürdürdükleri kararsız toplumsal denge için bir darbe niteliği taşır. Ve en önemlisi de budur.

imparator 28-02-2007 14:40

Toplumsal Çelişkilerin Şiddetlenmesi

Dolayısıyla ekonomik gelişme otomatik bir süreç değildir. Sorun yalnızca toplumun üretici temelleriyle sınırlı değildir. Bu temeller üzerinde insanlar yaşar ve çalışırlar; ve gelişme bu insanlar aracılığıyla gerçekleşir. Öyleyse insanlar arası, ya da daha kesin olarak söylersek, sınıflar arası ilişkiler alanında neler oldu? Gördük ki, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri ekonomik düzey açısından 20 ya da 30 yıl geriye savrulmuşlardır. Peki, toplumsal açıdan da, sınıfsal anlamda da, eşzamanlı olarak geriye savrulmuşlar mıdır? Hiç de değil. Almanya’daki sınıflar, işçilerin sayısı ve yoğunluğu, sermayenin yoğunluğu ve örgütsel formu; tüm bunlar savaş öncesinde, özellikle de son yirmi yıllık refah (1894-1913) döneminin sonucu olarak şekillenmişlerdir. Ve daha sonra tüm bunlar daha da keskinleşti: devlet müdahalesinin yardımıyla savaş boyunca; ve spekülâsyon ateşi ve sermayenin artan yoğunlaşması aracılığıyla savaştan sonra da. Dolayısıyla iki gelişme sürecine sahibiz. Ulusal zenginlik ve ulusal gelirdeki azalma sürer, ama sınıfların gelişimi bununla birlikte geriye değil ileriye doğru devam eder. Giderek daha fazla insan proleterleşmekte, sermaye de giderek daha az sayıda elde yoğunlaşmakta, bankalar birleşmeyi sürdürmekte, sınai işletmeler tröstlerde toplaşmaktadır. Sonuç olarak sınıf mücadelesi azalan ulusal gelir temelinde kaçınılmaz olarak keskinleşir. Sorunun bütün özü buradadır. Ayaklarının altındaki maddi temel ne kadar daralırsa, sınıflar ve gruplar ulusal gelirden kendi paylarını almak için o kadar vahşice savaşırlar. Bu bakış açısını bir an için dahi kaçırmamak gerekir. Avrupa ulusal zenginlik açısından 30 yıl geriye savrulurken, bu onun hiç de 30 yıl gençleştiği anlamına gelmemektedir. Hayır, sınıf anlamında o 30 yıl yaşlanmıştır.
Köylülük

Savaşın ilk dönemi boyunca tüm Avrupa’da, köylülüğün savaştan kârı olduğu söylendi ve yazıldı. Gerçekten de devletin ordu için kritik bir şekilde ekmek ve ete ihtiyacı vardı. Bu nedenle sürekli olarak anormal bir şekilde yükselen fiyatlar ödedi ve köylüler ceplerini tıka basa kâğıt parayla doldurdular. Köylüler sürekli olarak değer yitiren bu kâğıt paralarla, kurun gerçek değerinde olduğu önceki günlerde almış oldukları borçları ödediler. Elbette bu onlar için oldukça kârlı bir işlemdi.
Burjuva ekonomistler, köylü ekonomisinin zenginliğinin savaştan sonra kapitalizmin istikrarını güvenceye alacağını düşünüyorlardı. Ama yanlış hesap yaptılar. Köylüler ipoteklerini ödediler, ama çiftçilik yalnızca bankalara borç ödemekten ibaret değildi. Toprağın ekilmesi, gübrelenmesi, sulama ve iyi tohumlar, teknolojik gelişmeler vb. de gerekmekteydi. Dahası, ortada emek kıtlığı vardı; tarım geriliyordu ve köylüler başlangıçtaki yarı-hayali yükselişten sonra yıkımla yüz yüze gelmeye başlamışlardı. Bu süreç tüm Avrupa’da çeşitli aşamalarıyla görülebilir. Ama bu durum kendisini Amerika’da da çok derin bir şekilde ortaya koymuştur. Yıkıma uğramış Avrupa’nın artık onların tahılını satın alamayacağı açığa çıktığında, Amerikalı, Kanadalı, Avustralyalı ve Güney Amerikalı çiftçiler arasında had safhada sıkıntı yaşandı. Tahıl fiyatı düştü. Tüm dünyadaki çiftçiler arasında huzursuzluk ve hoşnutsuzluk hakimdi. Bu bakımdan köylülük artık yasa ve düzenin dayanaklarından birisi değildi. İşçi sınıfının önünde, köylülüğün en azından bir kesimini mücadelede yanına çekme (en düşük katmanlar), diğer bir kesimini tarafsızlaştırma (orta katmanlar) ve üst katmanları da yalıtma ve felçleştirme (kulaklar, hali vakti yerinde çiftçiler) olanakları açılmaktadır.

imparator 28-02-2007 14:40

Yeni Orta Sınıf

Reformistler sözde orta-sınıfa büyük umutlar bağladılar. Mühendisler, teknisyenler, doktorlar, avukatlar, muhasebeciler, müfettişler, memurlar, siviller ve aynı şekilde devlet hizmetlileri vb. Tüm bunlar sermaye ve emek arasında duran yarı-tutucu bir katmanı oluştururlar; ve reformistlerin düşüncesine göre, demokratik rejimleri yönlendirip, aynı zamanda desteklerken bu ikisini [sermaye ve emeği -ç.n.] uzlaştırırlar. Bu sınıf, savaş sırasında ve sonrasında, işçi sınıfından daha fazla sıkıntı çekmiş, yani yaşam standartları işçi sınıfının yaşam standartlarından bile daha fazla kötüleşmiştir. Bunun başlıca nedeni paranın satın alma gücünün gerilemesi, kâğıt paranın değerinin düşmesidir. Bu, tüm Avrupa ülkelerinde memurlar ve teknik entelijensiyanın alt safları ve hatta orta safları arasında keskin bir hoşnutsuzluğa yol açmıştır. Örneğin, İtalya’da memurlar tam da şu anda amansız bir greve katılmış durumdadırlar. Elbette devlet görevlileri, banka hizmetlileri vb., vb., proleter bir sınıf haline gelmediler, ama daha önceki tutucu karakterlerinden de sıyrılmışlardır. Devlete destek olmadıkları gibi, hoşnutsuzlukları ve protestolarıyla onun aygıtını sarsıp, silkelemişlerdir.
Burjuva entelijensiyanın hoşnutsuzluğu, ticari-endüstriyel küçük ve orta burjuvaziyle örtük bağları nedeniyle daha da keskinleşmiştir. Bu küçük ve orta burjuvazi kendisini, hor görülmüş ve hak ettikleri payları konusunda aldatılmış hissetmektedir. Tekelleşmiş burjuvazi, ülkenin yıkıma uğramış olmasına rağmen zenginlik içinde yüzmeyi sürdürmektedir. Azalan ulusal gelirin hep artan bir parçasını kendine mal etmektedir. Tekelleşmemiş burjuvazi ve yeni orta sınıf hem mutlak, hem de göreli olarak batmaktadır. Proletaryaya gelince, yaşam standartlarının kötüleşmesine rağmen, bugün azalan ulusal gelirden aldığı pay, muhtemelen savaş öncesinde aldığından daha fazladır. Tekelci sermaye, işçilerin payını, savaş öncesi düzeyine indirmeye zorlayarak tırpanlamaya çalışmaktadır. Ne var ki işçi, kendisine kalkış noktası olarak istatistik tablolarını değil, düşmüş yaşam standartlarını alır ve ulusal gelirden aldığı payı arttırmaya çalışır. O halde, köylüler ekonominin gerilemesiyle birlikte bunalmışlardır; entelijensiya giderek daha da yoksullaşmakta ve batmaktadır; küçük ve orta burjuvazi yıkıma uğramış ve hoşnutsuzdur. Sınıf mücadelesi keskinleşmektedir.

imparator 28-02-2007 14:40

1921 Tüm-Rusya Konferansında Yoldaş Zinovyev’in Komünist Enternasyonal’in Taktikleri Üzerine Sunduğu Rapor Hakkında Konuşma [1]



Yoldaşlar, bugünkü gazetelere göre, devletimizin dört yıllık mevcudiyetinden sonra resmen tanınması fiilen bize ulaştırılmıştır. Baharda, bizim, Sovyet Cumhuriyetinin de katılacağı bir konferans toplanacak. Bu, tartışmasız son derece önemli bir olgudur. Bununla birlikte tüm Avrupa’nın ve dünya işçi hareketinin durumu (ki bu durum, Yoldaş Zinovyev’in raporunun konusuyla doğrudan ilişkilidir) bizi şu sonucu çıkartmaya yöneltiyor; tanınmamıza giden yol pürüzsüz ve kolay olmaktan uzaktır.
Çeşitli hükümetler üzerinde olduğu kadar işçi sınıfı üzerinde de etkisini gösteren verili politik durum ve Avrupa ve tüm dünyadaki ekonomik durum son derece karmaşıktır. Bir yanda, şimdilerde yok olmaya başlayan çok derin bir ekonomik kriz; öte yanda burjuvazi ve burjuvazinin şahsi hükümetleri arasında politik özgüvenin akın edişi.
Bir yanda, en büyüğünden ekonomik zorluklar hâlâ hüküm sürüyor, ticari ve sınai yaşam eşi benzeri görülmedik bir krizin pençesinde kalmaya devam ediyor. Ancak öte yanda, yeniden örgütlenen devlet aygıtının şimdiden fethettiği mevziler ve bunun sonucu olarak burjuvazide, şimdiye kadar en kritik anların üstesinden gelindiği şeklinde bir güven söz konusu. Eğer İngiliz ve Fransız burjuvazisi, bizzat bunların egemenleri, bugün, ticaret dengesi açısından, ticari ve sınai avantajları açısından bizim tanınmamız sorununu düşünüyorlarsa, bunun açıklaması yukarda değinilen iki nedende aranabilir. Burjuvazi zor bir ekonomik durumdadır. Rusya’yı dünya ekonomik alanından dışlayacak bir çıkış yolu arıyor, ancak kendine de, Sovyet Rusya kadar ağır bir yapıyla manevra yapmanın mümkün olduğunu sanacak kadar politik bir özgüven duyuyor. Avrupa ve bütün dünyada savaş sonrası durum tarafından belirlenen temel vaziyet budur. Ekonomik kriz bugün tükeniyor. Hem Avrupa’da hem de dünyanın tamamında ekonomik düzelmenin apaçık ve ağır belirtileri mevcut. Ve bu, bir bütün olarak durumu ve hemen önümüzdeki perspektifleri kavramak açısından son derece önemlidir.
Son Dünya Kongresine katılan ve ideolojik mücadeleyi izleyen yoldaşlar, bu sorunların tartışılmak üzere Dünya Kongresine ve özellikle Komisyon oturumlarına getirildiğinin farkındadırlar. Bu sorunlar, önümüzdeki dönemde işçi hareketinin akıbetinin ne olacağı noktasından tartışılmıştı. Oldukça belirsiz bir gruplaşma vardı. Bunların iddiaları şuydu: Son Kongrenin arifesinde içinden geçmekte olduğumuz –son derece şiddetli– ticari ve sınai kriz, kapitalist toplumun son bunalımını oluşturuyor ve bu kapitalist toplumun son krizi, proletarya diktatörlüğü kurulana değin amansızca daha da kötüleşecektir. Bu devrim kavramı tamamıyla Marksizm dışı, bilim dışı, mekaniktir. Şu şekilde düşünenler var: Devrimci bir dönemde yaşadığımızdan ve kriz, proletaryanın tam zaferine kadar muhakkak kötüleşmek zorunda olduğundan, buradan şu çıkar; partimiz uluslararası arenada saldırıya geçmelidir ve bu kötüleşen bunalımca tahrik edilen bugün aktif olmayan proleter yığınlar er ya da geç son proleter hücumda partimizi destekleme noktasına geleceklerdir. Dünya Kongresinde delegasyonumuz, bu tip iddiaların doğru ve bilimsel olmadığına işaret ederek bu düşünce biçimine karşı mücadele etti.


Türkiye`de Saat: 15:26 .

Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580