Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Taraftar > Marşlar > Sizden Gelenler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 21-06-2009, 11:51   #11
 
luzsolar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

emeğine ve ellerine sağlık tşklr çok güzel olmuşClick the image to open in full size.
__________________
Lütfen forum kurallarını okuyunuz..
luzsolar Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 21-06-2009, 11:53   #12
∂υмαη ѕα∂є¢є ∂υмαη
 
dumanx77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
BİR EFSANE TARAFTAR “AYI HALUK!”

Futbol... Belki de Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın “Spor” denilince aklına gelen ilk şey. Sımsıcak bir tutku, amansız bir çoşku, bazen şiddet bazen de hüzün... Futbol tüm dünyayı esareti altına almış bir realite ama sanki Türk insanının duygularına biraz daha fazla hükmediyor gibi. Son günlerde Türk futboluna dair olumlu gelişmeler yaşanmasa da, her hafta tribünlerde tatsız olaylar cereyan etse de bu spor hepimizin vazgeçilmezi. Peki neler oluyor futbol dünyasında? Bir bakıyoruz Türkiye’nin dev kulüplerinin başkanları kendi aralarında münakaşa ediyor, bir bakıyoruz Türkiye Futbol Federasyonu eleştiriliyor. Şike, teşvik iddiaları havada uçuşuyor, sürekli birileri “başarı engellemekle”, “düşmanlıkla” itham ediliyor. Tüm bunların neticesinde bir sürü tatsız olay vuku buluyor, gün geliyor statlarda kan dökülüyor. Elbette tüm bu yaşananlardan en çok takımlarını desteklemek için sabahın erken saatlerinde tribün önlerinde toplanan, kar-kış yağmur demeden statları dolduran futbol sevdalıları, sporun ruhuyla çelişen görüntülere malzeme oluyor. Taşlanan otobüsler, savaşa gider gibi deplasmana gidenler, rakip takımın taraftarına ağza alınmayacak küfürler edenler ne yazık ki günden güne çoğalıyor. Bu artışın bizi fazlasıyla kaygılandırdığı günümüzde sizlerle hüzün dolu bir taraftar hikayesi paylaşmak istiyorum. Belki bu hikaye takım tutmanın inceliğini, yitip giden değerlerimizi, gerçek bir spor seyircisi olmanın güzelliğini hatırlatacaktır.

Bildiğiniz gibi Beşiktaş tribünleri her zaman rakiplerinden farklı olmuştur. Sanki başka bir bağlılık başka bir aşk vardır Kara Kartal ile seyircisi arasında. En güzel sloganlar, futbolcuları kendinden geçiren çoşkulu tezahüratlar, en duygulu marşlar, şaşkınlık yaratan vefa duygusu her zaman İnönü Stadı’nda ayyuka çıkmıştır. Hele hele maçı İnönü’de seyretmek bambaşka bir zevktir. Hayattaki en büyük keyfi ve tutkusu Beşiktaş’ı sevmek olan taraftar Haluk da 1980’li yıllarda Beşiktaş’ın her maçını statta izleyen taraftar kitlesinden sadece biridir. Öyle ki Haluk, kâh parasız olduğu için kilometrelerce yürüyerek Beşiktaş’a gelir, zorlukla biriktirdiği biriktirdiği ya da borç aldığı parasıyla bilet alarak maça girer, kâh cebindeki tüm parasını kendisi gibi koyu birer Beşiktaş’lı olan dostlarına bilet alarak harcar.

Koca gövdesiyle heybetlidir Haluk. Hayli de yakışıklı. Düzenli, olarak tirübüne girer, sessizce oturur ve inanılmaz bir konsantrasyon ile maçı izler. Bu değişmez bir tribün sahnesidir artık İnönü’de. Gol olunca yerinden kalkar, gür sesiyle “Gooollll... Yürüyün be Kartallarım.” diye coşkuyla bağırır ve yerine usulca oturup maçı izlemeye devam eder. Mutluluğunu yaşarken hep dozunu ayarlar. Sevinci gözlerinde pırıltıya dönüşür. Ama asla taşkınlığa değil. Zamanla neredeyse tüm tirübün onu tanır, sessiz ama derin coşkusuna, tarifsiz Beşiktaş sevdasına büyük saygı duyar. Haluk artık tirübünlerin vazgeçilmez bir portresidir. Onsuz bir iç saha maçı düşünülemez. Koskoca gövdeli Haluk’a, lakap bulmakta rakipsiz olan Beşiktaş taraftarı hemen “Ayı Haluk” lakabı takmıştır bile. Her maçta yerini alır ve sahadaki Kartallarını ruhuyla sessizce destekler. Maç kazanılmışsa sevincini yine kendisi gibi sıkı Beşiktaşlılar’la futbol kritiği yaparak kutlar, gür kahkahalar atar ve evinin yolunu tutar. Herkes onu sevmiştir ama o, en çok Beşiktaş’ı...

Bir hafta sonu Beşiktaş yine kendi evinde rakibini ağırlamaktadır. Herkes statta yerini almıştır. Lakin Ayı Haluk’un yokluğu hemen farkedilir. Gözler uzun müddet sağı solu tarar. Bir tuhaflık vardır. Zira Haluk hep aynı yerde oturur. Başka bir yerde oturması imkan dahilinde değildir. Bir hafta geçer. Bir hafta daha... Yoktur Haluk. Tribün sanki öksüz kalmıştır. Herkes onun nerede olduğunu tarifsiz şekilde merak eder. Ancak o bir türlü ortaya çıkmaz. Hasta olduğu günlerde bile Beşiktaş’ını yalnız bırakmayan ve yaşadığı acıları gizleyen Ayı Haluk, ansızın hakkın rahmetine kavuşmuştur. Ölesiye sevdiği evlatlarını ve şanlı Beşiktaş’ını geride bırakıp ebediyete intikal etmiştir. Ailesi ve dostları kahrolmuştur. Koca gövdeli, koca yürekli, iyi kalpli Haluk, artık yoktur. Geriye kalan tek şey onun efsaneleşmiş Beşiktaş aşkıdır. Sedvdikleri, yitip giden Haluk’a ahiret durağında bir jest yapmak ister. Zira büyük sevdası, annesi başta olmak üzere tüm yakınları tarafından bilinmektedir. Karar verilir. Mezar taşı siyah-beyaz olacaktır. Hemen sipariş verilmek üzere bir taş ustasına gidilir. Cevap ne yazık ki olumsuzdur. Taş ustası yapamayacağını söyler. Soluğu hemen bir başkasında alırlar. O da aileyi istemeyerek de olsa üzer. En sonunda bir mermer ustası Ayı Haluk’a siyah-beyaz ve üzerinde Beşiktaş amblemi olan bir taş yapabileceğini söyler. Hemen fiyatta anlaşılır. Usta iki hafta sonraya söz verir. Zaman su gibi akar ve mevtanın yattığı yere taşı yerleştirme vakti gelir çatar. Anne, oğluna yapacağı belki son iyiliği gerçekleştirme arzusuyla taş ustasının yolunu tutar. Atölyeden içeri girer ve ustayla selamlaşır. Hemen taşı görmek ister ama aldığı yanıt canını çok sıkar. Taş yapılmamıştır. Lakin bir nedeni vardır. Taş ustasının içine bir kurt düşmüştür. Çünkü acılı anne merhumun adının Haluk olduğunu söylemiştir. Taş ustası, siparişi aldıktan birkaç gün sonra vefat edenin tirübünlerin vazgeçilmez ismi “Ayı Haluk” olduğunu hisseder. Fakat emin olabilmek için merhumun annesini bekler. Acılı anne evladının mezar taşını almak için geldiğinde de bunu hemen sorar. Aldığı yanıt hislerinin doğru olduğunu gösterir. Evet vefat eden kişi tüm Beşiktaşlılar’ın ağabeyi, sakin, duygulu, vefakâr ağabeyi “Ayı Haluk”tur. Taş ustasının yüreği sızlar ve ağzından şu sözler dökülür:

“Teyzeciğim! Her maçta gözlerimi onu arıyor. Herkes yerine oturup sakin ama içinde heyecan fırtınaları koparcasına maçı izleyen Haluk ağabeyi soruyor. O hepimize örnekti. Herkesi severdi. Bilirdik ki cebinde parası olmasa bile sadece bilet parasını tedarik eder yürüyerek de olsa maça gelirdi. Onun Beşiktaş sevdası hepimize örnek oldu”....

Karşılıklı olarak hem Haluk’un annesi hem de taş ustasının gözlerinden birkaç damla yaş süzülür. Ve tıpkı Haluk gibi bir Beşiktaş aşığı olan taş ustası, tribünlerin sessiz kralına itinayla siyah-beyaz renklerden oluşan bir mezar taşı hazırlar. Beşiktaş aşkını taşlara işleyerek ve bu büyük taraftara saygıyla...
__________________

Hayat Bu İşte!
Kanatlanıp Gitmek Dururken..
Dört Duvar İçinde Hapsolursun..
Yaşamak İçin Bir Neden Ararken..
Ölmek İçin Bulursun..
..derin..


üf..
dumanx77 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 21-06-2009, 12:23   #13
∂υмαη ѕα∂є¢є ∂υмαη
 
dumanx77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Icon14 Bir Beşiktaş destanı ...

Click the image to open in full size.

Beşiktaş... Tam 100 yıl önce temelleri atılmış, Türk Spor Tarihi’nin ulu bir çınarı... Bugünlerde şampiyonluğun coşkusu yaşanıyor Siyah-Beyazlılar’da...
Şampiyonluk... Sadece müzeye katılan bir kupa daha... Beşiktaş’ın müzesinde o kupalardan düzinelerce var oysa.
Bu öykü, “Ben Beşiktaşlıyım” diyen herkesin büyük bir keyifle, büyük bir gururla okuması gereken bir öykü...
Bu öykü, Beşiktaş’ın sadece bir spor kulübü olmadığını, bir toplumun kâbustan uyanmasına önderlik eden isimlerin bugünlere bıraktığı bir miras olduğunu anlatıyor.
Bu öyküyü kaleme alan Göksel Duyum’a her Beşiktaşlı’nın mutlaka teşekkür etmesi gerekiyor...
Boğaz bir nehir gibi akıyordu Marmara’ya doğru... İstanbul’un üzerine çöken o kurşuni havayı, manevi ağırlığı kaldıracak bir evliya beklentisi vardı sokaklarda... Karayelden esen rüzgâr, yağmur getirecekti şehit mezarlarına...
Bu dünya güzeli şehir, beş yüzyıl sonra, kansız savaşsız İngilizler’e teslim edilmişti bir mayıs sabahı... Dolmabahçe önünde son birlik de silahlarını teslim ediyordu. Yüzbaşı Şeref ve birliği, manga manga tüfeklerini, tabancalarını, hatta süngülerini İngiliz subaylarına makbuz karşılığında verdiler. Bu sıkıntılı işin sonu geldiğinde, İngiliz çavuş, Yüzbaşı Şeref’e seslendi:
- Sör! Tabancanız...
Şeref hiddetle döndü, elini kaldırdı, çavuşa vuracak oldu. İngiliz binbaşı araya girdi ve “Tabancanız kalsın, mermileri boşaltınız yüzbaşı” dedi.
Şeref hiddetle tabancasını çekti, ateş edebileceğini düşünen İngiliz askerleri silahlarını ona doğrulttular.
Şeref ‘altıpatlar’ını gökyüzüne çevirdi, tambur pimini çekti, pirinç kovanlı ve uçları çentikli altı mermi iki metre yükseklikten yere boşaldı. Sonra kabzası laz işi, baba yadigârı tabancasını kılıfına soktu, asker dönüşüyle birliğinin karşısına geçti.
Hazırolda bekleyen 120 asker yumrukları sıkılı, dişleri kenetli, Galiçya’dan Hicaz’a, Trablusgarp’tan Fizan’a peşinden gittikleri bu mert adamın ağzının içine bakıyordu. Bir emir verse, evet, o bir emir verse bir avuç züppe İngiliz’i elleriyle boğabilirlerdi.
- Şimdi dağılıyoruz arkadaşlar. Sizi on yıldır sabırla bekleyenlerin yanına gidin.
Ama unutmayın, bu iş daha bitmedi, bu millet esaretini yenmek için sizin gibi yiğitlere ihtiyaç duyacaktır. Bana hakkınızı helâl eder misiniz?
Bir an sessizlik oldu. Elleri cebinde ve avucunda yuvarlak metal çerçeveli gözlüğü olduğu halde bekledi... Birliğin çavuşu bir adım öne çıktı:
- Bizim helâlimiz seninle şehit düşmektir komutanım.
Hiç istemediği halde Şeref’in gözlerinden iki damla yaş süzüldü, elinde tuttuğu gözlük tuzla buz olmuştu, avuç içi kanıyordu. Daha sert bir sesle bağırdı:
- Hakkınız helâl midir bana?
Yağmur başlamıştı. Gökyüzündeki martılar birkaç dakika önce yaşadıkları gökgürültüsünden beter bir “Helâl olsun!” sesiyle irkildiler, havalanıp kaçıştılar.
Kan damlaları Dolmabahçe’den Beşiktaş’a doğru birer metrelik aralıklarla takip ediyordu Yüzbaşı Şeref’i...
Neden sonra elinin kanadığını fark etti. Dolmabahçe Sarayı’nın duvarı dibinde durdu, omuzundaki apoletleri söküp eline sardı. Kanı emen apoletin ipek örtülü yıldızları kıpkırmızı oluverdi. Şeref birkaç dakika sonra Beşiktaş’a vardı. Balıkçı kahvesinde oturmak istedi ancak “Hırpani halim bir Türk subayına yakışmaz” diye düşünerek sahile indi.
Çakılların üzerine oturup, teknesinin altını onaran bir balıkçıyı seyre daldı.
Kan çanağına dönen gözlerini uzaklara dikmişti, bahar yağmurunun anlatılmaz hüznüne... İçinde fırtınalar kopuyordu. Sırtına dokunan bir elle irkildi. Kafasını kaldırdı. Biraz önce teknesini onarırken seyrettiği denizci bir şeyler söylüyordu.
Ama Şeref duyamıyordu onu. Sararmış dişlerine bakarak denizcinin, anlamaya çalıştı söylediklerini.
- Asker ağa, asker ağa...
- Efendim.
- Okuman, yazman var mıdır?
- Evet. Hayrola?
- Ağam be, teknenin adını yazsan olur mu?
- Tamam. Nedir teknenin adı?
- Kardelen
- Yavuklunun adı mı?
- Hee... Nerden bildin?
Harp Okulu’nda aldığı ‘hat’ dersi ilk kez işine yarıyordu. Şeref, kardelen şekline benzer bir motifle yazdı tekneye denizcinin sevgilisinin adını...
- Ya ağam, çok güzel oldu. Sana borçlandım şimdi ben.
- Olsun, bir gün ödersin. Nerelisin sen?

- İnebolulu’yum. İstanbul’daki Rum meyhanelerine tuza basılmış torik getiririz biz. Fener’i dönerken teknenin altını vurdum. Burada onarıyorum. Kısmetse öğlen namazı tekneyi indirip İnebolu’ya yelken basacağım.
Yüzbaşı Şeref, Akaretler Yokuşu’nu tırmandı, Osmanoğlu Konağı’nın kapısını çaldı.
- Hoşgelmişsin Şeref Beyim.
Şeref, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün Divan Kurulu üyesiydi. Eskrim takımında kılıç hocasıydı ve futbol takımında da kalecilik yapıyordu. Konağın ahşap merdivenlerini hışımla çıkıp, çatıdaki malzeme deposuna girdi. Tabancasını çıkardı. Cepkenindeki enfiye kutusunu eline aldı. Kutuyu kulağına götürüp iki salladı.
Sedef kakmalı enfiye kutusu tıkırdamaya başladı. Kutuyu açtı, içinden pamuğa sarılmış gümüş bir kurşun çıktı. Kurşunu çizme derisine süre süre iyice parlattı. Kurşunu tabancasının tamburuna sürdü, tamburu hızla çevirip kapattı. Kırlaşmaya başlayan şakaklarına götürdü. “Affet” dedi.
Tık! Boş...
Tık! Boş...
Tık! Yine boş...
Tam o sırada kapı hiddetle açıldı. Ahmet Fetgeri içeri girip, 4. Kez tetiğe basmak üzere olan Şeref’in elindeki silahı kaptı. Şeref kendinden geçmiş, ağlamaya başlamıştı.
- Ne yapıyorsun sen, delirdin mi?
Cevap yerine tavanarasını dolduran hıçkırıklar vardı. Sarıldılar. Ahmet Fetgeri, Şeref’i ayağa kaldırdı, koluna girip aşağıya indirdi. Sade kahve ile birer sigara içtiler. “Her şey bitti” dedi Şeref.
- Daha değil. Dün akşam Mustafa Kemal ve arkadaşları, Anadolu’da mücadeleyi başlatmak için gemiyle Samsun’a doğru yola çıktılar.
Gözleri parladı Şeref’in. Birkaç dakika önce Azrail’le Rus ruleti oynayan o değildi sanki... Bir kuş olup o gemiye yetişmeyi geçirdi aklından...
- Ben de gitmek istiyorum.
- Çok zor. Salmazlar seni İstanbul’dan.
Birden Kardelen geldi Şeref’in aklına. Kardelen vardı ya İnebolu’ya giden. “Neden olmasın?” diye söylendi. “Dur, celallenme hemen” diyen Fetgeri’ye Kardelen’i anlattı.
Artık Şeref’i durdurmanın imkânı yoktu. Yukarı çıktı, üç beş parça eşyasını bez asker torbasına sıkıştırdı. İki dost sarıldılar. “Şu torbayı da al, lazım olur belki” dedi Fetgeri.
“Nedir bu?” diye sordu Şeref. “Denize açılıncaya kadar sakın açma” cevabını aldı.
Kardelen denize inmişti. Tam yelken açmaya hazırlanırken, bir sesle irkildi denizci:
- Tayfa lazım mı?
- Buyur ağam. Hayırdır, nereye?
- Senin gittiğin yere. Hatırlarsan bana borcun vardı, ödeşmiş oluruz.
Kardelen, Anadolu Feneri’ni geçip Karadeniz’e açılırken; Şeref, Boğaz’ın süsü erguvanlara son kez baktı. Bu güzelim renkleri İngilizler’e bırakıyordu. Yaralı elini Karadeniz’in az tuzlu sularında yıkadı. Temiz bir bez parçası aradı sarmak için... Fetgeri’nin verdiği çantanın düğümünü açtı.
İçinde beyaz bir beze sarılı yuvarlak bir şey vardı. Açtı bezi ve o anda Kardelen’in içine bir futbol topu yuvarlandı. Gözlerine inanamadı. Bu top, mahalli ligde gol yemeden şampiyon oldukları ve hatıradır diyerek sakladıkları “Erthold” marka, içten lastikli pahalı futbol topuydu. “Ah be Fetgeri!” dedi içinden. Gülümsedi...

Ara sıra esen sert rüzgâr ve serpiştiren yağmura rağmen Şile açıklarını neşeyle geçtiler, hava kararırken Ağva limanında demirlediler. Torik lakerdanın satılmamış kısmıyla, mısır ekmeği akşam yemekleriydi. Erik rakısı da çilingir sofrasını tamamladı.
Şeref, gece denizci gence Beşiktaş’ı, can arkadaşı Ahmet Fetgeri’yi ve futbol topunun hikâyesini anlattı hiç susmadan... Sonra bir köşeye kıvrıldı. Sabah yüzüne doğan yakıcı güneşle uyandı. Kardelen, Pazarbaşı burnunu aşmış, yelkenlerini Karasu’ya doğru dolduruyordu.
Teknenin genç reisi, Asiye türküsünü söylüyor, bir yandan da yanıbaşlarındaki yunuslara mısır ekmeği atıyordu. Arasıra da “Kardelenim... Sevdiğim...” gibi mırıldanmalarla yavuklusunu anıyordu. O gece Akçakoca, ertesi gece Amasra limanında yattılar.
Amasra limanı çıkışı denizci gözlerini ufka dikerek “Hava patlayacak ağam” dedi. Şeref baktı, baktı... Keyifli ve güneşli bir 19 Mayıs sabahından başka bir şey göremiyordu. Önemsemedi.
Öğlene doğru deniz kararmıştı. “Karadan neden bu kadar uzaklaştık?” diye sordu Şeref.
- Ağam kaba dalga vuruyor, burnu çevirdim.
Bir süre sonra öyle bir fırtına başladı ki, Şeref’in içi dışına çıktı. “Yelken ipinden uzak dur ağam, ayağına dolanmasın” dedi reis. Bir büyük dalga geçti üzerlerinden. Sonra bir daha... Dümen tutan avuçları ezilmişti denizcinin.
Şeref yelken ipini tutmaya çalışsa da, direk kopup, denize düştü. Denizcinin çığlığı yağmura karıştı.
- Ağam ipi sal!
Şeref duyamadı, boyunun neredeyse beş katı bir dalga, sancak tarafından tekneyi alabora etti. Dalga çukurunun dibindeki tekne, denizin altında kaldı.
Denizci büyük bir çeviklikle kendini yukarı itip sudan çıktı. Yüzbaşı Şeref su çekmiş asker üniformasının ağırlığı ve çizmesine dolanan yelken ipiyle, hızla dibe batıyordu. Yarım dakika kadar süren bu dalış, ayağından çözülen iple durdu. Artık teknenin ağırlığından kurtulmuştu ama üzerindeki büyük mavilikle boğuşacak gücü kalmamıştı.
Bulanık denizin derinliklerinde gözleri açık çırpınıp dururken, yanından geçen beyaz bir şey gördü. Bu, yukarı doğru hızla çıkan Erthold marka futbol topuydu. Beşiktaş’ın gol yemez kalecisi Şeref topa doğru uzandı, uzandı...
Kerempe Burnu’nda baygın yatan denizcinin genç bedeni, kumsalda dalgalarla birlikte salınıyordu. Hemen yanında bir futbol topu vardı. Genç denizci yüzünü paramparça eden kayalıkların üzerine çıkıp bağırdı:
- Ağam! Ağam!
Cevap gelmedi. Yüzbaşı Şeref, hayatının golünü Karadeniz’in soğuk sularında yemişti. Yanından geçip su yüzüne doğru yükselen topa yetişememiş ve karanlıklar birkaç saniye sonra onu dibe çekmişti.
1924 yılında bir gün, Fetgeri’nin Akaretler’deki konağına bir kadın geldi.
Elinde bir torba vardı. Ahmet bey, bu beklenmedik misafirin getirdiği torbadan çıkan futbol topuna uzun uzun baktıktan sonra sordu:
- Nedir bu bacım, nerden buldun bu topu?
- İstiklal Savaşı’nda şehit düşen kocamın vasiyetiydi, ona bir şey olursa bu topu mutlaka size vermemi istemişti.
- Senin adın ne bacım?
- Kardelen...
__________________

Hayat Bu İşte!
Kanatlanıp Gitmek Dururken..
Dört Duvar İçinde Hapsolursun..
Yaşamak İçin Bir Neden Ararken..
Ölmek İçin Bulursun..
..derin..


üf..
dumanx77 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2009, 11:21   #14
.:::::BeŞiKtAşK:::::.
 
19kara_kartal03 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

bu sözlere yorum yapılmaz kısaca yorumsuz cümleler diyim
bnden bir söz
ALAYINA İSYAN İNADINA BEŞİKTAŞ
__________________
!!!!!!!!!!!!............:::::::AlAyInA İsYaN İnAdInA BeŞiKtaŞ:::::::............!!!!!!!!!!!!

Click the image to open in full size.
19kara_kartal03 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2009, 20:17   #15
∂υмαη ѕα∂є¢є ∂υмαη
 
dumanx77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Feda olsun sana dünya Kartal,im...

Sana feda olsun Dünya
Sen kartalımsın
Yeryüzünde ve gökyüzünde
Kanat gürültülerini duyanlar kaçar
Pençenin acımasızlığını
Herkes çok iyi bilir
Yaraları hiç iyi olmaz
Senin altında kıvrananların
Korkarlar senden
Adından
Şanından
Yuvan olan İnönü 'nden
Pençenden,siyahından,beyazından
Senin delikanlılığından
Korkarlar
Kıskanırlar seni kartalım
Renklerin doğaldır
Kıramponların keskin ve korkunç
Onbirin atılgan ve yiğit
Başkanın mert ve delikanlı
Ya birde İnönü'n
Harikalar yaratır
Taraftarlarınsa yok Dünya'da eşi
Sahaya çıkışınla
Yer beyaz,gök siyah olur
Karşı takım darman/duman olur...
__________________

Hayat Bu İşte!
Kanatlanıp Gitmek Dururken..
Dört Duvar İçinde Hapsolursun..
Yaşamak İçin Bir Neden Ararken..
Ölmek İçin Bulursun..
..derin..


üf..
dumanx77 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2009, 20:19   #16
∂υмαη ѕα∂є¢є ∂υмαη
 
dumanx77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ßembeyaz bir ölüm...

.Efendim
- İyi akşamlar.. Salih beyle mi görüşüyorum?
- Evet, buyrun
- Merhaba, ben Taksim ilkyardım hastanesinden nöbetçi doktor Uygar Yorulmaz, bu saatte sizi rahatsız ediyorum fakat şu an hastanemizde bulunan bir hasta var.. kendisi baygın, üzerinde kimlik bulamadık yalnızca sizin kartınız vardı. Acaba hastaneye gelebilmeniz mümkün mü? Hastanın durumu pek iyi değil de.
- tabi gelirim..peki nasıl biri
- valla 70 yaşlarında olmalı, giyim kuşamına bakacak olursak sanırım uzun zamandır evsiz diye tanımlayabileceğimiz birine benziyor.. anlıyor musunuz.. yani saçı, sakalı temizliği ve görünümü pek iyi değil.
- anladım hemen geliyorum..


………………………………

Kimine göre Taksim, kimine göre İstiklal Caddesi, bana göre de Beyoğlu denilen yerdeyim.. vakit gece yarısını geçmiş..kafam atmış, klasik bir Haziran gecesi.. iki duble yaptım 6-7 Türkü dinleme süresinde.. yapayalnız iniyorum Beyoğlu’ndan aşağıya doğru.. mendilci çocuklar, piyangocu amcalar, kestaneciler sağlı sollu dizilmişler sokak kenarlarına.. biraz vakit geçsin şunları izleyeyim..gençler içince sapıtmışlar yine, kızlı erkekli gruba sataşan kızsız grup, abazalık da değil bu, tamamen kıskançlık, laf atmalar sevgilileri küçük düşürmeler..nerede kaldı delikanlı gençler..gene kimsenin yemedi yumruğunu kaldırmak, uzlaşıldı, devriyeye gerek kalmadan..

Yürümeye devam ediyorum, saat de epey kabardı, eve gitmeli, ışığı üfleyip zıbarmalı derken çakır keyif kafamla, kaldırımın kenarında gözüm ilişti bi şarapçıya.. oldum olası sevdim ben bu tipleri, takıntısız, alakasız, dünyasız tipler, adam gibi isterler şarap parası var mı diye.. sömürmezler yani kimseyi, “bi ekmek parası” diyen duygu sömürüleri yok bunlarda.. bakıyım bir cebe varsa bozuk veriyim bi şarap parası diyerekten yaklaşıyorum yanına.. durum vahim, saç sakal girmiş birbirine, eğiliyorum..

- hoopp.. abi.. kalk üşüycen git bi şarap iç.

İplemiyor, baygın bayık halde suratıma bakıyor..ısrar ediyorum kalk kalk diye.. dizime tutunup ayaklanmaya çalışırken pardösüsünün önü açılıyor.. üzerinde rengi gitmiş eski beyaz bir atlet görüyorum.. pardösüyü aralayıp göğsüne doğru bakıyorum, kalp tarafındaki BEŞİKTAŞ amblemi çarpıyor gözüme..

- vay Beşiktaşlısın demek.. al şimdi sana bi şarap parası daha..

korsan da olsa tanırım aslında bütün Beşiktaş formalarını ama bunu ilk defa görüyorum o an..

- o sadece Beşiktaş forması değil diyor ilk konuşmasında
- nerden buldun bu formayı?
- benim
- nerden aldın?

Amcam kızdı, sanane der gibi
- Yusuf’tan aldım.. tanır mısın?
Canı yanıyordu, üzüldüm durumuna, keyfim de yok ama, niye sordum bilmiyorum..
- baba be.. arkadaş olsana bana, bi meyhaneye gidelim.. bir büyük yapalım senle, bulursak sıcak bişeyler de yeriz..
bu sefer salak der gibi baktı, haklıydı ne işim vardı ki evsiz biriyle..
- iyi dedi gel gidelim..
Epeyce yürüdük, karanlık sokaklardan geçip girdik izbe bir meyhaneye.. nerden geldi bu cesaret bilmiyorum, aklıma da gelmiyor mekanına ___ürüp gasp yapma ihtimali.. aklım formada kalmış, abuk sabuk gittim yine de..

Pek konuşmuyor, birinci büyüğün son dublesine kadar laf etmedik, sonra konuştu;
- sen de iyi içermişsin.
- çocukluktan be baba.
İkinciyi açtık.. kafa epey doldu..
- kızmazsan sana bişey sorucam
- kafasıyla ileri geri olur verdi
- nerden buldun o farmayı?
Gene sustu.. bir saat konuşmadık yine
- Evlat.. sene 1967.. 25 yaşındayım.. geceden çıktık yola.. deplasmana.. bilir misin deplasmanı.. yollar, o zamanki yollar, git git bitmez.. sonra yendik Göztepeyi İzmirde Şampiyon olduk.. atladım sahaya, gencecik yeni yıldız Yusuf tan kaptım formayı.

Elimde bardak kalakaldım, pat diye anlattı, konuşamadım.
- yaaa dedi. Bu forma 28 yaşında..
kekeledim bir an.. nassıl nasssıl..

Anlattı tüm olanları.. almışlar maçı.. tüm kara gözüyle almış formayı.. sonra ertesi gün geri gelmiş mahalleye, sırtında forma tüm havasıyla koşa koşa gidiyormuş evine.. oğluna gösterekmiş.. gitmeden deplasmana, 7 yaşında oğlu kızmış buna, niye g**ürmüyor beni de İzmire diye.. oğlum diyordu affedicek ona verince bu formayı.. eve vardığında her şey bitmiş.. gece evleri yanmış, karısı ve oğlu dumanlar içinde boğularak can vermişler.
O gün lanet etmiş her şeye, vurmuş kendini sokaklara..

Biraz toparlandıktan sonra..
- peki baba nasıl korundu bu forma yıllarca..
- bu gün ayın kaçı?
- 4 Haziran da 5’i oldu artık
4 Haziran da şampiyon olmuş Beşiktaş, o gece kaybetmiş ailesini.. ve o günden beri sadece 4 Haziranda sırtına geçirmiş formayı.. kulübesi varmış Dolapdere taraflarında, bir de yatak, orada saklamış yıllarca, yırtılmış, sökülmüş ama gene de korumuş formanın özünü.

Baba be.. şurdaki tekelle konuşacam, sana günde 3 şarap alacam, her ay gelip önceden vericem parasını.. olmaz dedi acıyamazsın bana..

Cüzdanıma uzanıp bir resim çıkardım.. bak dedim benim oğlum, geçen gün benden Dünyanın en değerli Beşiktaş formasını istedi, aldım bir forma, verdim.. ne bilirdim her forma aynıdır dedim.. senden baba, bu formayı oğluma miras bırakmanı istiyorum, senden Dünyanın en değerli formasını istiyorum..
- Adı ne oğlunun?
- Kartal.. Kartal Yusuf Aral..
- oğlun için içeriz şarabı be evlat
- Ama bana Beşiktaşlı sözü ver, günde üç şaraptan fazla yok.. dışardan bulsan da içmeyeceksin.
Mırın kırın etti.. söz be dedi.. Beşiktaşlı sözü..
- üzerinde ev telefonumun da olduğu kartlardan birini verdim.. bakmadan koydu cebine.


Aradan 4 ay kadar geçti.. arada bir buluşup içiyoruz.. her gün üç şarabını içiyor.. buluştuğumuzda bile üçten başka içmiyordu..

Bir akşam çıktım.. koca Beyoğlu’nu dolaştım bulamadım.. sordum soruşturdum, kulübesini buldum.. etraf çok kötü kokuyordu, yatağında sızmış.. kaldırdım.. yüzüme baktı tersledi beni, defol git diyerek kovdu.. baba dedim bişey mi oldu.. defol ulan diye ittirdi yine.. 3 şarap aldın diye sahibimiz mi oldun.. şaşırdım kaldım.. bir müddet oturdum yanında
- forma nerde?
- yok.. bilmiyorum
- nasıl bilmezsin diyerek yapıştım yakasına
- ehh be diyerek başladı küfürlere.. napiyim ulan dedi.. üşüdüm bir gece yaktım ısındım.
- beynimden vurulmuşa döndüm.. çıldırdım..
- sen dedim adam değilmişsin.. Beşiktaşlı hiç değilmişsin.. sana da içkine de diyerek çıkarken kapıdan sordu..
- o sözü tutacak mıyım hala
- tutma dedim..iç iç geber.

Kızdım sonra kendime, bir forma için mi yapmıştım bunları.. hayır sadece bir forma değildi o.. o formada hatıralar vardı acılar vardı..28 yaşında bir çınardı o forma..ve Bir Beşiktaş forması yok olamazdı.

…………………………………………

Gece yarısı üç filan.. İstanbul boşalsa da bu Beyoğlu hiç dinmiyor be.. kalabalıktan sıyrılıp vardım hastaneye..dile kolay tam 9 yıl oldu, o olmalıydı.
Demlik bir hastane kokusu, pek alışkın değilim bu havalara, sıkıntı verir çoğu kez, acının tazelenmesine. Hemşireye tarif ettim, Doktor Uygar beyin hastasıydı galiba diyerekten..
-Evet dedi, 1 saat önce hastanenin karşısında yatarken bulmuş doktor bey.. içeri alıp ilgilendi bizzat.. şu odaya aldılar..siz burada bekleyin, ben doktor beye haber veriyim

yok, bekleyemezdim, kızgınlığım geçmişti ve ne de olsa baba dediğim bir adamdı.. içeri girdim.. karnı şiş, kir pas içinde yatıyordu bir yatakta.. yaklaştım yanına.. elini tutarak baba dedim ben geldim..gözler açıldı birden.. evlat dedi.

Kalk dedim gidiyoruz, bir iki kadeh atalım..yok dedi..
Belli konuşamıyor, iyice tüketmiş yılları, yudum yudum seçiyor harfleri konuşmaya zorlarken kendini, dikmiş gözleri havaya yüzüme doğru bakamıyor yine de. Dişlerini sıkarak çekti elini.. örtüye uzandı.. bir eliyle kaldırmaya çıkarırken örtüyü omzunu geriye doğru çekti. Sımsıkı tuttuğu beyazlığı gösterdi bana.. al dedi.. ordaydı, ellerinin arasındaydı forma..
- baba dedim sarıldım boynuna.. neden ?dedim neden?..
- günnn..deee.. üç. Şaarrap yetm..e…di … be ev..lat

ne demekti bu..günde 3 şarabın yetmemesi.. tamam ben demiştim ama yine de bulurdu sağdan soldan içerdi yine.. bu olamazdı ki..

- nasıl?
- söö..zz verr..mişş..tim

Evet söz vermişti, Beşiktaşlılık sözüydü o.. ve bozulamazdı.. yalan söylemişti bana, ve sözü geri çektirmişti.. daha çok içebilirdi.
Artık yıkılmıştı barajlar, gözlerim dayanamadı daha fazla.. elime uzandı..tüm gücüyle sıkmaya başladı. Gözleri açıktı hala ama belliydi..kalmamıştı direnci..
- Evlat dedi..beeen gidiiii..yorum.. karı..mın yanı..na.. oğlu..mun yanı..na.. siya..hı yaşarken gör..düm.. şim..di beya..za doğ..ru gidi...yorum.. beyaza.....
__________________

Hayat Bu İşte!
Kanatlanıp Gitmek Dururken..
Dört Duvar İçinde Hapsolursun..
Yaşamak İçin Bir Neden Ararken..
Ölmek İçin Bulursun..
..derin..


üf..
dumanx77 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2009, 20:20   #17
∂υмαη ѕα∂є¢є ∂υмαη
 
dumanx77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
B-e-Ş-İ-k-t-a-Ş-k

O'NUN... Olusumunu ve parçalarini ele alalim...

Önce RENKLERI...

Siyah...Sevdanin ...Askin ...Tutkunun ...

Beyaz ...Duygularin ATESINI en güzel anlatan ,

yeryüzünün en anlamli Rengi...

Siyah... Hasretin , Ayriligin , ulasamamanin ifadesi...

Beyaz... O' na olan HASRETI ,

O 'na olan ASKI anlatir...

Ikisi yanyana olmalarina ragmen ASLA birbirine kavusamazlar..

Bu nedenle SONSUZA dek sürecek bir SEVDANIN ,

Karanligin ve Aydinligin renklerini olustururlar...

Baska Renklerde bulunmayan bir derinligi ,

bir hareketi , sicakligi ve asaleti temsil ederler...

Sonra Sembolü...

KARTAL ... Gök Yüzünün KRALI ..

O inanilmaz YELE - TACI...

O Pençeler - GÜCÜ...

O Herkesin kanini donduran uÇusuyLa ise

O'na gösterilmesi gereken SAYGIYI hatirlatir

Herseyiyle DOGAÜSTÜ bir ayricaligin belgesidir ...

Her daim Insanlarin en çok sevdigidir , gerek görüntüsü ;

gerek Gücü ; gerekse ASALETIYLE bu Gökyüzünü fazlasiyla haketmistir...

Doganin en ihtisamli , en görkemli varligidir ve ömrüboyunca

Gök yüzünün tek Hakimi Canli ; O'dur...

Ve Kuruculari...

bir Avuç LISE ögrencisi biraya gelir ,

bir KLÜP kurmak isterler SPOR yapmak için ,

bu KLÜBE okuduklari O çok köklü

yurdunda çesitli Isimler düsünürler ama

ADLARINI oynadiklari bir maçi seyreden TÜRK HALKI verir.

Hepsi ayni LISE'den gelen 11 Gence

bilgisi, görgüsü ve çok önemli gelenekleri olan

Ve bu ONA çok yakisir...

Bu kadar SAF bu kadar TEMIZ ; bu kadar ihtisamli

bütün bu unsurlar ve parçalar birlesir ,

dogal olarak ortaya inanilmaz güzellikte bir KURUM ...

DEV bir CAMIA çikar...

Adi...

B E S I K T A S ' dir....

Sonra bu KLÜP serpilip büyür ,

tüm Engelleri , Yasaklari asar ; yilmadan, usanmadan...

Iki direk arasindaki azinlik , ÇIG gibi artar ,

SEL olup akar , TÜRKIYE'nin TEK Sevgilisi ,

Hayatin vazgeçilmezi olur...

KARAKARTAL Sesi , anlatilmaz güzellikteki TRIBÜNLERIN

ve KALPLERIN ortak ritmi olur , bu da yetmez ...

Tüm Yurtta ; Dünya'da , kazandigi basarilarla ,

hiç bir zaman ondan vazgeçmeyen TARAFTARIYLA

TARIH üzerine TARIH yazar...

Milyonlarin SEVGILISI ...

Dünya'nin TEK EFENDISI olana dek...

Simdi yeni bir SAYFA açip TARIHI bastan yaziyor..

Artik bilinen bir GERÇEKTIR ..

Öyle bir TARAFTARI vardir ki

a$iK Lari uSandiriyor....Click the image to open in full size.
__________________

Hayat Bu İşte!
Kanatlanıp Gitmek Dururken..
Dört Duvar İçinde Hapsolursun..
Yaşamak İçin Bir Neden Ararken..
Ölmek İçin Bulursun..
..derin..


üf..
dumanx77 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2009, 20:21   #18
∂υмαη ѕα∂є¢є ∂υмαη
 
dumanx77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Sevdalara BezenmİŞ Gelİyoruz

Sevdalara bezenmis geliyoruz...adimlarimiz asker disiplininde siyah deyip basiyoruz sag ayagimizi yere gür bir beyazla indiriyoruz sol ayagi toprak ananin bagrina dogru.inat etmsiiz isyan etmis serefsizlerin purolarindan cikan islerin kapkara yaptigi duvarlarina..baca dumanindan cikar gibi cikiyor nefesimiz gecenin zifiri karanliginda ,sifirin altinda bilmem kac derece soguga inat.meteliksiziz biliyorduk cebimizde basimizi dondurmeye yarayan kimyasallari almaya paramiz yok, olsada almaya niyetimiz
yok.vermisiz kendimizi kopek oldurenin koynuna,köpek gibi titriyoruz , tahta banklara kendimizi birakmis haldeyken.tutsak etmis bizi kendine,gönüllü mahkumunuz senin ipe götürmeyinde muebbet verin siyah beyaz duvarlarin arasinda.Arman olsun hücreme dolan isigim,uzun alanlar istemem keza sesimin yankisini duyacak kadar uzak olayim duvarlarina yeter bana.körolasin emi dünya, goremeyesin sevismelerimizi boyluboyuna yatmisken dolmabahce sirtlarinda.Büyük Amigomuzun dokulen yaslarini yalanci agitlarin mahsulu sanarsin sen ey gidi serefine yandigimin medyasi.mil çekilsin gözlerinize gormeyin emi armamizdaki TÜRK bayraginin hic bir takima nasip olmadigini, görmeyin siz kan fiskiran seytan gözlerinizle serefimizi yazdigimiz Inönü duvarlarindaki pankartlari , sagir olun duymayin sarkilarimizi.sizleri dusunupde zehir edemem valsimi yarida birakamam.ortakoy semalarinda ucmaktayim su an ,bogaz koprusune gerdanlik derdim de yalan, inanmayin siz.Dünyanin pirlantasidir semtimiz.serefin simgesidir armamiz.varsin olsun olmasin müzemizde 2 tane UEFA patentli kupamiz yada armamizda siritan 3 tane yildizimiz,55bin inegin otladigi besi damimiz olmasin ya da ne bileyim tarihinde tek basarisi uefa ceyrek finali olan göztepe gibi mazimiz olmasin.bizim tarihimiz yazsin her zaman ankaragünün yatislarini satislarini volkswagen bayisinin kasasina indirdigi passat fiyatlarini ve surucu koltuklarindaki davarlari.bunlardir bizi böyle süründüren tukruk bezlerimizi salgi manyagi yaparak delirten yüzlerine tukursek bile yarabbi sukur deyip irgalamayanlar.bunlardir kadikoyde suyu son damlasina kadar kesen ve engel olamayan sahadaki gol yagmuruna.ve sonra bagista bulunan kizilay kan bankasina.bizde böyle kardesim her sene boyle biz oyun bozaniz kardesim.her turlu kumpasin ortasina atariz bedenimiziyumrugumuzu peskes masaniza vurmasakta her turlu bir yerden hissettiririz acisini.peeeeh canina yanayim senin Karakartal nelere kadirsin be gözüm.nesin sen böyle asik etmissin yuzbinlerce serefini kaninda hisseden insani...haykirtiyorsun pesinden milleti..coktan girmeye hazirlar zindanlara sirf siyahi ölesiye yasayayim diye...senin icin birakip gelmisler baharlari yazlari asik olmuslar kisa.sirf bembeyaz kar burusun her yani diye...anlatsam güler herkes içimdeki seni..deli kulpunu
takacaklar belki bana..ama sen benim icin herzaman kundakta bebeksin sevgime muhtacsin bende senin tanrisal kokuna muhtacim.gozlernin hapsindeyim birakmisim senin kullarina savur beni ordan oraya bebegim sut beyaz tenine degmesin kimsenin eli..bir sonraki görüs gününde görüsmek üzere Kartalim tum dunyam sensin .kalbimde tasikardi sinyalleri artiyor seni gordukce ve asigim sana ölesiye, ölmez sag kalirsam bu dunyada,hergun SIYAHIN ZINDAN OLSUN BEYAZ AYDINLIK...
__________________

Hayat Bu İşte!
Kanatlanıp Gitmek Dururken..
Dört Duvar İçinde Hapsolursun..
Yaşamak İçin Bir Neden Ararken..
Ölmek İçin Bulursun..
..derin..


üf..
dumanx77 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2009, 20:29   #19
∂υмαη ѕα∂є¢є ∂υмαη
 
dumanx77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
BeŞİktaŞ AŞki

.....................ÇOK ACIKLI BIR HIKAYE..........................

Girilmez yazili tabelanin tam altindaydi. Ameliyathane-nin o çirkin yüzlü kapisi o ana kadar ona hiç bu kadar soysuz gelmemisti. Basini iki küçük elinin arasina almis, oraciga çömelivermisti. Gözlerinden akan yaslar Kizilirmak'in deli sulari gibiydi. Varsin aksindi. Hatta hiç durmasindi. Ama doktor amca müjdeli haberi bir an evvel versindi. "Baban kurtuldu" desindi. 11 yasindaki o gencecik yüregi simdi bir ayri çarpiyordu. Çaresizlik duraginda beklemek onu bir hayli yipratmisti. Söyle bir ayaga kalkar oldu. Aciktigini hissetmisti. Ellerine bakti... Kan içindeydi. Üzerinde babasinin ona 100. yilda aldigi nostalji formalarindan vardi. O günü hiç unutamiyordu. Babasi is çikisi "store"a ugramis, aksam yemeginde ona sürpriz yapmisti. Heyecandan sabaha kadar formayla dolasmis, hiç uyumamisti. Ya simdi! Babasi azraille çatisiyordu. Üstündeki formanin armasini öptü, gözlerini kapadi, agzindan iki üç kelime döküldü: "Seninle agladik, senle güldük biz..." Sonra bir duygu saganagi patladi. Bir türlü gözlerine dolan yaslara hakim olamiyordu. Formasinin alt kismiyla gözlerini sildi. "Ne vardi sanki balkona çikacak" diye kendi kendine hayiflandi. Fenerbahçe maçinin atmosferinden etkilenmisti babasi... Konya maçindan sonra eve geldiginde sampiyon olduklari sene diktirdigi bayragi sandiktan çikarmis, bir güzel ütülemisti. Bayragi caddeye asacakti. Ama ip eksikti. Onu da ertesi gün isten gelirken alacakti. Bu isleri iyi biliyordu. 1982 sampiyonlugunda Istanbul'u bayrak delisi yapmislardi. Antrenmanliydi. Ipi alip geldiginde bir yandan çocugu ile konusuyor, maasini aldiginda 1 numarali Pancu formasini alacagini taahhüt ediyordu. Iste o anda balkonun en bakimsiz ve çürük yeri çökmüstü. Babasi gözü önünde Besiktas bayragiyla asagi düsüyordu. Bayragin balkon demirlerine takilmasi düsüs hizini kesmisti. Hastaneye nasil gelmislerdi hatirlamiyordu. Birden irkildi. Babasi hâlâ çatisiyor muydu azraille? Doktor hâlâ neden "müjde" dememisti? Babasi da annesi gibi onu terk mi edecekti? Hüzünler hiç bitmez miydi? Ve kapi açildi... Doktor karsisinda dimdik duran çocuga aglamakli bir sesle ancak "Kimin kimsen yok mu?" diyebildi. "Kurtaramadik" diyememisti bile. Avucunda doktorluguna lanet edercesine siktigi bir kagit parçasi vardi. Sessizce uzativerdi çocuga... Ufacik elleriyle burusuk kagidi düzeltti. Kagitta; "Sevdamiz ugruna canlar verdik biz Siyahin zindan olsun beyaz aydinlik Herkese nasip olmaz Besiktaslilik" yaziyordu...;(
__________________

Hayat Bu İşte!
Kanatlanıp Gitmek Dururken..
Dört Duvar İçinde Hapsolursun..
Yaşamak İçin Bir Neden Ararken..
Ölmek İçin Bulursun..
..derin..


üf..
dumanx77 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 19:26   #20
∂υмαη ѕα∂є¢є ∂υмαη
 
dumanx77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Ask ßesiktask...

GeceLer boyu esir aLdim Kendimi ELimde sigaram dü$ünür oLdum Simsiyah Bembeyaz a$kImI
Simsiyah Bir Gecem Bembeyaz Bir günüm oLsun istedim Hep GözLerim Ba$ka Rengi Görmesin IStedim
Bu Sevgi Nerden cIkti nasiL yüceLe$ti nasiL Beni bu haLe getirdi HaLa cözebiLmi$ degiLim.
dü$ünüyorum sürekLi bize yapILan HaksIzLikLarI caLinan $ampiyonLukLari BunLari dü$ünürken DiLimden DöküLen keLimeLer.
<<Ba$in Öne egiLmesin ALdirma KartaL aLdirma En büyük sen DegiLmisin ALdirma>> Bu yüce a$k'i Daha da AnLatabiLmesi Zor Duruma getiriyor.
Nitekim Hep Vefakar OLduk Hep KowaLadik Hep Be$ikta$ImIza Kar$i OLana Bizde Kar$iyiz Diye Dimdik yürüdük bu yoLda
Ugrunda Canlar verdik Yara aLdik Ama hiç bir zaman Pes Etmedik Her Zaman Her yerde KartaL edasInda yürümeyi Ucmayi üzüLmeyi biLdik.
AsLa sorun etmedik Kötü günLeri Cünki Biz Her Zaman Omuzomuzaydik.Iyi günde YanIndaydik Kötü Günde Daha bir FarkLiydik Cünki Be$ikta$LiLigin gerektirdigini YapIyor Daha SIkI
Daha içten Daha bir GönüLden TakImImIzi DestekLiyorduk
i$te bu duyguLar içinde Kimi Zaman Tribünde GirtLak yirtarcasIna bagIriken GözLerimizden ya$Lar AkIyordu
Bu Sevgiyi Haykirarak AcIga Vuruyorduk KimiLerinden aLki$ aLiyorduk KimiLerinden Tepki Bizim Için BunLar önemLimi degiLdi.Bizim için ÖnemLi oLan Be$ikta$'dI
Her Zaman Be$ikta$i yükseLtmek için cabaLadik HaLa CabALiyoruz Ugrunda ÖLmeyen FenerLi oLsun Diyerek Bu Sevgiyi Biraz olsun AnlatabiLmek için Kendimizi Harap Ediyoruz.
BasIn bizi Seviyormu Biz Hep Günah Kecisimi KaLacagiz. Biz Hep Kötü CocukLar oLarakmI tanItaLacagIz büyümekte oLan cocukLara.
Bunu BiLmiyorum Ama üstüne gidiLecek Olan biri veya biriLeri Varsa Bu Kesin Biz degiLiz.
Unutmamak Lazim
Büyük Adam Tayip Erdogan DiyenLere Biz kar$iLik oLarak
TEK ADAM ATAM Dedik..
Ezikbahce Cumhuriyeti diyenLere
TÜRKIYE CUMHURIYETI'ne ho$ geLdiniz diye Cevap Verdik Daha bir cok BöyLe VeriLmesi Gereken CevapLari Verdik
Gerek Sahada Gerek Saha di$inda Ama asLa Sessiz KaLmadik..
HaksIzLiga $erefsizLige EyyamcILiga En güzeL CevabI vermesini her zaman biLdik.Bu yoLa CanImIzi Koyduk.Amaa
KendiLerini Padi$ah SananLar Bir numara SananLar Sagda SoLda Rüzgar YapanLar Bizi Kar$iLarinda görünce neden geri yapar.
Her Zaman KoLpaLik yapIp Beste CALip KendiLerini Büyük gören ezikLer Neden hiç dü$ünmezLer gün geLir devran Döner Bu yapiLanLarin HesabI KendiLerine SoruLur hiç dü$ünmezLer.
Dü$ünmesiLer BiLdikLeri gibi Okuyup BiLdikLeri gibi Calip biLdikLeri gibi oynasinlar YaLan SeneryoLarini..Biz ALi$tik Bu OyunLara Sadece güLüp geciyoruz artIk egLenmesinide biLiyoruz sayeLerinde.!!!

GencLigimin KatiLisin Be$ikta$ Varsin OLsun Senin için Gecsin $u Degersiz Ömrüm

Sensin Benim Tek a$kim
Sensin Gecemi gündüzüme katip HaykIrdigim
Kimi zaman Can yoLda$im kimi Zaman arkada$im
Sensin Benim Her$eyim Hayatim
Sensin Benim Tek a$kim
$anLi Be$ikta$im..
Ugrunda ÖLmeyen FenerLi Olsun
Güne$ üstüme SeninLe dogsun
$u Kalbimde bir tek yer vardi
DoLdurdun O yeri
Feda Olsun Sana Be$ikta$im.
__________________

Hayat Bu İşte!
Kanatlanıp Gitmek Dururken..
Dört Duvar İçinde Hapsolursun..
Yaşamak İçin Bir Neden Ararken..
Ölmek İçin Bulursun..
..derin..


üf..
dumanx77 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 09:13 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580