Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Beşiktaş > Tarihimiz

Tarihimiz Bu Bölümde Beşiktaş Tarihi hakkında bilgiler bulunur

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 25-01-2007, 10:04   #1
Kıdemli Kartal
 
özgür_1903 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Beşiktaş'lıysan milli takımda fazla oynayamazsın .

Beşiktaşlıysan Milli Takım’da fazla oynayamazsın Vala Somalı ;
İlklerin takımı Beşiktaş’ın maalesef sürekli taraflı muameleye maruz kaldığını belirten gazeteci yazar Vâlâ Somalı” Bir dönem Milli Takı
ma çok az sayıda Beşiktaşlı futbolcu aldılar. Rıza Çalımbay ve Gökhan Keskin’in fırtına gibi oynadığı zamanlarda bile Beşiktaşlı futbolcular hep hasıraltı edilmiştir, Beşiktaşlı futbolcular çok az milli olmuşlardır. 103 yıllık tarihe sahip olmasına, sporda birçok ilke imza atmasına, bir futbol takımı değil bir spor kulübü olmasına rağmen, bu ülkede Beşiktaş sürekli sabote ediliyor.

Serencebey Araştırma Merkezi

B
eşiktaş tarihini yazan ilk kişi olarak bilinen Vâlâ Somalı Beşiktaş tarihine ait ve birçoğunu muhataplarından bizzat derlediği bilgileri ilerlemiş yaşına rağmen aktarma gayretinden vazgeçmiyor. Vâlâ Somalı’nın Beşiktaş’a kırgınlıkları, özlemleri ve öfkelerini de barından söyleşisini sizlere aktarıyoruz.
Beşiktaş tarihini yazan ilk kişi olarak BJK’nın kuruluş hikayesini anlatır mısınız?
Osmanlılar’da çok zor bir zamanın yaşandığı dönemde Beşiktaşlı gençler, işte Osman Paşa’nın oğlu, Mehmet Şamil, Bereket Osman, Fetgeri Kardeşler, bunlar hepsi Kafkasya kökenlidir. Kafkasya Türklerindendir. Ahmet Fetgeri, Mehmet Ali Fetgeri, Fuat Balkan, Sarayın Kuşçubaşısı.
Ekim ve Kasım aylarında başlıyorlar toplanmaya, Mart ayında son toplantılarını yapıp, Mart 1903’de Beşiktaş’ın kuruluşunu ilan ediyorlar. Lokal olarak da, Serencebey’de Osman Paşa’nın konağı ve selamlığı kullanılıyor. Bu arada Beşiktaş’ta bir başka grup daha var: Fuat Balkan ve ailesi, Vefik Bey. Fuat Bey, eskrimcidir. Türkiye’nin ilk şampiyon eskrimcisidir. İlk eskrim federasyonu başkanıdır. Eskrimi Türkiye’ye yaymıştır. Beşiktaş’ta Karakol Sokağı diye bir yer var. Kendi evinin bodrum katında, birçok arkadaşıyla toplanıyor. İçlerinde hattat Şevket Bey’de var. Hüseyin Hüsnü var, çok ünlü bir boksör. Bunlar da orada başka bir grup. Ahmet Fetgeri Bey ile kardeşi Mehmet Fetgeri bu her iki gruba da katılıyor. Köprü vazifesi görüyor aralarında. Tabi bunlar bu arada Serencebey’e de gidip gelmeye başlıyorlar. Hafiyeler bunları kontrol altına alıyor. Derken bir gün hepsini topluyorlar, dedikodu var çünkü bunlar niye toplanıyorlar, acaba Abdülhamit’e karşı suikast mı düzenleyecekler? Hepsi de okumuş saraya mensup iyi aile çocukları. Ama hafiyeler her şeye rağmen bunları alıyorlar, şimdi deniz müzesi olan yer Hasan Paşa Karakolu’ydu. Hepsini almışlar, neden toplanıyorsunuz diye sorguya tutmuşlar. Bu sırada, Mehmet Paşa, ser yaver. II. Abdülhamit’in başyaveridir. O da Osman Paşa’nın ailesiyle akraba. Bu haberi alınca doğru karakola gidiyor. Neticede çocukları oradan kurtarıyor. Gariptir karakolun komiseri de kulübe üye oluyor. Tabii bu arada saray arabalarının muhafaza edildiği, bugünkü bizim İnönü Stadı has ahırdı o zaman. Oranın müdürü var, Şeref Bey, o da Beşiktaş’a dâhil oluyor. Bu arada Serencebey’e giderken Şeref Bey’den saray arabalarını alıyorlar. Onlarla gidip geliyorlar. Şimdi malum, o dönemin insanları kim bunlar demeye başlıyorlar. “Saray arabalı gençler, arabalı gençler” diye dedikodular çıkmaya başlıyor. Sevgili Fenerbahçeliler, bu yakıştırmayı ‘arabacılar’ yapıyorlar. Uzun yıllar, Beşiktaşlılar fayton sürdükleri için rakipleri “Hepsi alt tabakadan” diye bunun propagandasını yaptılar. Bu olayı da bana Ahmet Fetgeri Bey aktardı.
O dönemde yaşanan zorluklar nelerdir? Bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz?
O dönemde iki kişi bile bir araya gelemiyor ki nerede kaldı takım kurmak. Galatasaray bile 1905’de ilk takımını kurduğu zaman maç yaparken hafiyelerle köşe kapmaca oynuyordu, alıp götürmesinler diye. Zaten o dönemde Galatasaray çok az maç oynamıştır. Bu siyah çoraplılar, daha sahaya çıktığı gün hafiyeler tarafından alınıp götürülüyorlar ve zindana atılıyorlar ve o takım ilk maçını tamamlamadan dağılıyor. Bazı Fenerbahçeliler siyah çoraplılar, fenerin temelidir, bizim esas kuruluş yılımız 1899 diyorlar. Yok böyle bir şey efendim. En ufak icraatı olmadan dağılmış bir grup. Ondan sonra o takımda Fuat Hüsnü Karacan adında, ilk Türk futbolcularından birisi var Fenerliler ona da sahip çıkıyorlar. Hâlbuki o Galatasaray’da da top oynadı. Tabi bunu kabul ettirmelerine imkân yok.
Beşiktaş’ı nasıl bir kulüp olarak tanımlarsınız?
Beşiktaş kulübü bir alt takım diye tanıtılmasına rağmen tabii ki halkın her kesimine kapıları açık bir kulüp. Dürüst, namuslu insanlar hele hele spora yatkın kişilerse bunlar rahatlıkla Beşiktaş’a gelip spor yapabilirler. Hem kendilerini hem de Beşiktaş’ı yüceltebilirler ama Beşiktaş öyle bir kulüp ki bazı rakip kulüplerin iddia ettiği gibi 30 – 40 milyon taraftarımız var demiyoruz ama kemikleşmiş en azından 15 milyon taraftarı vardır Beşiktaş’ın. Bu taraftarların oluşumunda bir noktaya temas etmek lazım. Tabi her branşta faaliyet gösteren bir spor kulübü olarak hayata girdi ama futboldaki başarıları bu taraftarların çoğalmasında önemli rol oynamıştır. Bunda da bu işin lokomotifi rahmetli Şeref Bey’in bulup ortaya çıkardığı Kaptan Baba Hakkı ve arkadaşlarıdır.
Beşiktaş’ın geçmişten gelen değerleriyle bugün arasında herhangi bir zayıflama veya kopma söz konusu mu? Eğer söz konusuysa geçmişte bizim için önemli olan değerlerin yerini bugün neler alıyor?
Bizim geçmişteki Baba Hakkı, Voleci Şeref, Çengel Hüseyin gibi birçok ünlü oyuncumuz Beşiktaş Kulübü’ne gerçekten gönülleriyle bağlı sporculardı. Bu oyuncular tahsil harcamaları veya yol parası gibi küçük menfaatler karşılığında oynuyordu. Ya da kulüp, oyuncu askeri lisedeyse üniversiteye gidebilmesi için tazminatını verebiliyordu. Bu oyuncular maça çıktıkları zaman sakatlanıyordu, birçoğu menüsküs oluyordu ama hemen dizliğini takıp sahaya çıkıp oyununu oynuyordu. Ve oynadıkları sahalar da çamur deryasıydı, bugünkü gibi değildi. Mesela o dönemde Şeref Stadı’nın beton gibi olduğu söylenir. Bizim Kaleci Sabri dirseklerinden ve dizlerinden orada sakatlandı, çok büyük dürüstlük yaparak, sakatlığından habersiz olan ve kendisiyle anlaşmak üzere olan kulübüne “siz benden vazgeçin, ben sakatım, size faydalı olamam” dedi. Bugün bu dürüstlüğü gösteren kaç tane futbolcu gösterebilirsiniz? Beş kuruş fazla için yetiştiği kulübü bırakıp rakip kulübe gidiyorlar.
Bu oyuncular büyük fedakarlıklar karşılığında top oynadıkları halde Beşiktaş’tan fazla bir şey beklemeden, sadece Beşiktaşlı olmaktan bile ziyadesiyle memnun olmuşlardır. Bunların içinden bazıları “Beşiktaş’ta yedek kalmak bile bir şereftir” demiştir. Bu inançlar o dönemin futbolcularında vardı. Mesela ben çalıştığım gazetede Yusuf Tunaoğlu’nu tenkit eden bir yazı yazmıştım. Yusuf dünya çapında bir oyuncu olmasına rağmen yapabileceğinden daha azını yaptı. Kendine dikkat etmedi. Sanlı’yla beraber başladılar futbola, Sanlı 450 maç oynadı ve 90’dan fazla gol attı. Yusuf ise 240 defa forma giydi ve attığı gol sayısı 40 küsur. Hâlbuki ikisi de Beşiktaş’a beraber geldiler. Futbolu beraber bıraktılar. Ama bana göre Beşiktaş tarihinde gelmiş geçmiş en önemli futbolculardan biridir. O tarihlerde Beyoğluspor’dan gelme Yanni vardı bizde. 40’lı yıllarda Doktor Vedihi geldi İzmir’den ve Baba Hakkı’lı kadroya girdi hemen. Ben Beyoğluspor Kulübü’nün müzesinde araştırma yaparken Beyoğluspor Başkanı Niko Zaryodakis’le ahbap oldum ve Yanni’den söz açıldığında Zaryodakis bana şöyle bir hatırasını anlattı. “Bir ara Vedihi takıma girdi. Yanni yedekteydi ve ilk 15’e girmesine imkân yoktu. Ona ‘artık sen forma yüzü göremezsin, gel bizde oyna dedim’. Yanni de dedi ki ‘Yarın öbür gün Vedihi sakatlanırsa Beşiktaş’ın bana ihtiyacı olmayacak mı? Kusura bakmayın ben Beyoğluspor Kulübü’ne gelemem. Beşiktaş’ta yedekte kalmak da benim için bir şereftir”. O dönemin futbolcuları böyleydi. Şimdiki futbolcular halı saha gibi sahalarda futbol oynuyorlar, buna rağmen senede 15 kere, hatta antrenmanda bile sakatlanıyorlar.
Beşiktaş tarihini değerlendirdiğinizde, yönetim açısından kulübün en başarılı dönemi ve en başarısız dönemi hangileridir? Bunun sebepleri nelerdir?
Dönem olarak Beşiktaş’ın 8 yılda 7 defa şampiyon olduğu 1939 ile 1947 arasındaki dönem ki bu dönemde kulübün başkanı Abdullah Ziya Kozanoğlu’ydu. Bir ara da Abdulkadir Ziya Karamürsel. Osmanlı döneminde Hazine-i Hassa Müdürü olan zatın oğlu. Bir dönem o başkanlık yaptı. Ondan sonra da Abdullah Ziya Kozanoğlu başkan oldu. Zaten Beşiktaş tarihinde Süleyman Seba’dan sonra en uzun dönem başkanlık yapan kişidir. Abdullah Ziya Kozanoğlu mimarken, Abdulkadir Ziya Karamürsel ise devlet memuruydu. Abdullah Ziya Kozanoğlu, kalemi olan, romanlar yazan biriydi. Bir ara tiyatro işletmeciliği de yaptı. O dönem en başarılı dönemdir. Bu zaten rakamlarla da ortada. İkinci bir başarılı dönem olarak 1960’lı yıllarda Baba Hakkı’nın bulunduğu dönemi saymak lazım. Hem üst üste iki yıl Türkiye lig şampiyonu olduk. Reisi Cumhur Kupası, Spor Toto ve TSYD kupalarını aldık. Borçlar sıfırlandı. Şampiyon Kulüpler Kupası’nın hasılatı kasadaydı. Sonra hakkında kara kitap yazıldı. Rüştü Erkuş ve onun grubu 30 bin kişilik stadın yapımına Baba Hakkı’nın mani olduğunu ileri sürdü. Sonra Baba Hakkı aklandı. Ama bir daha Beşiktaş Kulübünde başkanlık ve idarecilik yapmayacağını söyledi. Zaten bir daha da kimse Baba Hakkı’yı idareci olarak göremedi.
En başarısız dönem 1968–1980 arasındaki Gazi Akınal, Talat Asal gruplarıdır. Üstünkaya’yı katmıyorum. Çünkü Üstünkaya’nın altyapı gibi bazı konularda Beşiktaş’a büyük faydası oldu.
Beşiktaş’ın yönetiminde derin inişler çıkışlar söz konusu yani…
1970’li yıllarda Erdoğan Demirören, kulübün başına geçecekti sonra vazgeçti. Bu arada Beşiktaş, o dönem 14 yıldır şampiyonluğa hasret. Erdoğan Demirören ortaya çıkıp “Sanayiciler Grubu” diye bir ekip kurdu. Onların arasında benim eniştem de vardır. Fikret Orman’ın babası Abdülkadir Orman’da o gruptandır. “Biz Beşiktaş’ın yönetimine talibiz. Borcu da sileceğiz ve Beşiktaş’ı bu bataktan çıkaracağız.” dediler. O sırada Talat Asal diye bir milletvekilini Beşiktaş’ın başına getirdiler. O da mevcut borca borçlar ekledi, politikacı olarak yapacağını yaptı. Lehine propaganda yapıp tekrar milletvekili seçildi ama Beşiktaş’ın borcu 2 milyonken, 4 milyona oradan da 6-8 milyona çıktı. Bu işte Üstünkaya’nın da biraz dahli vardır. Bir baktılar borç 108 milyon olmuş. O sırada Erdoğan Bey, “Kulübün yönetimine talibim, borcu da sıfırlarım” dedi. Fakat bu arada rahmetli Mehmet Üstünkaya’nın da bir grubu var. “Mehmet Üstünkaya iyi bir adam, onu da alalım aramıza, daha kuvvetli oluruz” diye düşündüler. Üstünkaya’yı davet ettiler. Eniştemde aralarında olduğu için olayı çok yakından biliyorum. “Sen de gel bize katıl. Beşiktaş’ın yönetimini birlikte alalım, götürelim. Borcu da sıfırlayalım. Bu dert kalksın ortadan” dediler. Mehmet Üstünkaya “Ama benim adamlarım var. En az üç adamımı da yönetime alırsanız kabul ederim” dedi. O zaman Erdoğan Demirören masaya yumruğunu vurdu; “Senin saydığın bu adamlara ben her hafta harçlık veriyorum. Sen bunları nasıl benim yönetimime getirirsin” dedi. Bu olay zaten kendisini çok etkiledi ve başkan olmaktan vazgeçtiğini söyledi. “Yalnız size bir jest yaparım. 60 milyonu silerim. Siz on bir kişisiniz. Her biriniz 10’ar milyon üstlenip, silseniz bu kulübün borcu sıfıra iner. Siz de rahat bir şekilde yönetimi götürürsünüz. Kulüpte oh der” dedi. Demirören 60 milyonu hediye etti. Borcundan da sildi. Ne yazık ki bu kişiler onun dediğini yapmadılar. Hüseyin Cevahir başkanlığa aday oldu. Cevahir, gözünün önünde oyunculara demet demet paraları çıkarıp prim veriyordu. Ben buna kaç defa Sıraselviler’deki o lokalde şahit oldum. Hüseyin Cevahir, “Ben bu kulübün başkanı olarak başımı derde sokarım ya da bu kulübü yönetemem” diyerek başkanlıktan vazgeçti. Kendisi o dönemde özellikle maddi açıdan Beşiktaş’a çok faydalı oldu. Yönetim böylece Üstünkaya ve grubuna geçti. Biliyorsunuz bu yönetim 14 yıl sürdü. Ama Üstünkaya ve grubunun bir faydası oldu. Altyapıyı oluşturdular. Beşiktaş’taki bugünkü altyapı Üstünkaya yönetiminin eseridir. İlk olarak Hamdi Serpil Tüzün’ü göreve getirdiler. Oradan bu Ziyalar, Rızalar, Metin-Ali-Feyyazlar, Sergenler çıktı. Bu futbolcular 1990’lı yıllarda Beşiktaş’a ikinci altın çağını yaşattılar.
Beşiktaş tarihine baktığınızda Beşiktaşlılık duruşunu en iyi ifade eden olay nedir sizce?
Bakınız Fenerbahçe ve Galatasaray tarihinde de küme düşme sınırına gelmiş sezonlar vardır. Beşiktaş’ın da tarihinde iki defa 11.liği vardır. Ama o sıralarda Beşiktaş’ı sevmeyen bazı yazarlar ‘Beşiktaş küme düşmeye gidiyor” diye yazılar yazmıştır. Beşiktaş’ın duruşu aslında Baba Hakkı’nın duruşudur. “Bakışı bile faul” dedikleri bu büyük futbolcu bir gün bana dedi ki “Bir röportajda bana niye bu kadar sertsiniz diye sordular. Ben de ‘evet benim bakışım sert ama vücudumun çeşitli yerlerindeki izler, Türk futbolunun masum bakışlı futbolcularının ayak izleridir’ dedim.” dedi. Hakikaten de Baba Hakkı’yı çok sakatlamaya çalışmışlardır.
Baba Hakkı’yı anlatmak için iki olayı aktarmak istiyorum. Aydın Bakanoğlu Fener’de yeni oyuncu olduğu bir sırada, önemli bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçında takım kaptanı, Aydın’ın Baba Hakkı’yı tutmasını istiyor. Kaptan “Baba Hakkı’ya çaktırmadan vuracaksın, sakatlamayacaksın ama önlemek için ne lazımsa yapacaksın” diyor. Bu talimatı alınca Aydın maçta Baba Hakkı’ya vuruyor, Baba Hakkı da sinirleniyor “ Küçük, kendine gel” diyor. Baba Hakkı ne yapıp ediyor golünü atıyor ve Beşiktaş maçı alıyor ama sonuçta da Aydın 90 dakika boyunca ne kadar pislik varsa yap ve Baba Hakkı’yı oldukça yıpratıyor. Bundan 15 gün sonra İstanbul karmasıyla maç yapmak üzere İstanbul’a bazı Avusturya ve Macaristanlı takımlar geliyor. Listede Aydın Bakanoğlu’nun da adı var. Tabi Aydın sevinçli ama maç günü odasına gittiğinde Baba Hakkı giriyor odaya, meğerse kaptan oymuş, takımı o yapacakmış. Baba Hakkı sahaya çıkacak 11’i sayarken Aydın Bakanoğlu takıma giremeyeceğini düşünüp korkuyor ama Baba Hakkı sıra orta saha oyuncularına gelince Aydın Bakanoğlu’nun adını da sayıyor. Bakanoğlu o gün karma maçında Baba Hakkı’nın bu jestiyle maçta yerini alıyor.
Anlatacağım diğer olay, bir Beşiktaş-Galatasaray maçında yaşanıyor. Galatasaray’ın Turgay’dan önce Erdoğan diye bir kalecisi vardı. Bu maçta Şükrü bir hava topuna kafa vurup gol atıyor ama kaleci Erdoğan yere düşüyor ve başlıyor kıvranmaya. Şükrü bir mana veremiyor ama tabi gol attığı için de sevinçli. O esnada Şükrü’nün ensesinde bir tokat patlıyor. Baba Hakkı “Allah seni kahretsin. Çocuğu ne hale soktun, sakatladın” diye vuruyor Şükrü’ye. Yani Baba Hakkı rakip bir oyuncu için bunu hissediyor. Ardından Erdoğan toparlanıyor, kalkıyor ve Baba Hakkı’ya “Kaptan, Şükrü’nün bir kabahati yok, ben biraz ters düştüm” diyor. Baba Hakkı böylece affediyor Şükrü’yü.
Beşiktaş’ın 15 milyon kemikleşmiş taraftarının 5 milyonu o Baba Hakkı’lar, voleci Şerifler sayesindedir. Tabii virtüöz, şef orkestra Baba Hakkı, o dönemin futbolcularıdır. Beşiktaş duruşu da işte o Baba Hakkı duruşudur. Haksızlığa tahammül etmez, hileye hurdaya hiçbir zaman tenezzül etmez. Çıkar dürüstçe maçını oynar. Sporcuların da daima futbolculuk yeteneğinden önce ahlak durumunu ele alarak değerlendirme yapar. İyi ahlaklı mı, dürüst mü, sözünün eri mi, ona göre oyuncular transfer eder. Ki zaman zaman Beşiktaş ilkelerine riayet etmeyen birçok futbolcuyu da kapı dışı etmiştir. Araştırılırsa bulunur bunların kim olduğu. Bir de Beşiktaş Türkiye’nin gerçekten belgelerle sabit ilk spor kulübüdür. O yüzden ay-yıldız takmasına müsaade etmişlerdir. Saraydan çıkmıştır ama kapılarını halkın her sınıfına açmış, onların kulüpte spor yapmalarına, yetişmelerine müsait davranmıştır. Bugün hala 2 bin küsur sporcuya tesisleriyle, bütün imkânlarıyla hizmet veriyor. O yüzden ben Beşiktaş’ı Türkiye’deki yalnız kuruluş tarihi itibariyle değil, bu yönleriyle de bir numaralı kulüp olarak kabul ederim.
Şeref Stadı adının verilmesi sürecini anlatır mısınız?
Şeref Bey, Şeref Stadını Beşiktaş’a mal edebilmek için hastalığına rağmen çabalıyor, belki erken tedavi edilse hastalığı atlatabilecek. Spor kongrelerinin yapıldığı bir dönemde Ankara’ya gidip uğraşıyor. Fuat Bey’de o sıralar oradaymış. İyi bir hakem olduğu için “Şeref Bey, karma maçlarını idare et” diyorlar. O da bu Çırağan Sarayı mevzusuna destek verirler diye o kara kışta 3 maç yönetiyor. O sırada hastalığı şiddetle ilerliyor. Onun ölümünden sonra, Kadıköy’de İstanbul Şampiyonluğu Final maçı oynuyorlar. İşte o gün, sahaya ilk defa simsiyah formalarla çıkıyorlar ve 90 dakika içinde, 66 defa Fener kalesine akın yapıyorlar.
Diğer branşların sporcuları ve yöneticileri ile futbolcular arasında bir ihtilaf söz konusu oluyor. İhtilafın konusu da Şeref Sahası’na Şeref Stadı adı verilmesi. Fuat Balkan ve etrafındakiler de “Burası neden Şeref Stadı olacak? Burası Beşiktaş’ın bir tesisi. Şeref Bey kadar oraya isminin konulması gereken başka kişiler de var. Biz kabul etmiyoruz” diyorlar. Hatta bir ara oraya Şeref Bey’in adı konmuştu. Onu aşağı indirdiler. Bunun üzerine başta Baba Hakkı, Baba Hüsnü, Voleci Şeref takımı terk ettiler. Netice de Şeref Stadı’na o isim kondu.
Beşiktaş’ın Türkiye’yi temsilen müsabakalara katılması hadisesi nasıl olmuştur?
1950’li yıllarda Türkiye’ye Brezilya’dan, Macaristan’dan, Avusturya’dan çok sayıda yabancı takım geliyordu. 1950’li yıllarda bir ara Beşiktaş, yabancı takımlarla üst üste 14 maç yaptı. Ligler erken bittiğinden zaman kalıyordu. Bu takımların arasında Brezilya Şampiyonu Corinthians var. Beşiktaş, Didi’nin takımı Fluminense, İngiltere’nin Charlton, Luton Town gibi ünlü takımları yendi. Bu 14 maçta 2 mağlubiyeti, 2 beraberliği ve 10 tane üst üste galibiyeti var. Bunun üzerine Federasyon Başkanı Ulvi Yenal –ki kendisi Galatasaraylı, Galatasaray Lisesi’nde okumuş ve orada Başkanlık yapmış olarak bilinir ama futbola ilk Serencebey’de başlamıştır, Beşiktaşlılığı vardır– İşte o Ulvi Yenal, Beşiktaş’ın yabancılara karşı bu temsil kabiliyetini dikkate alarak, ilk defa Beşiktaş’a milli takımı temsil hakkı verdi. Beşiktaş milli takımı temsil edecek ve Yunanistan ile maç yapacak. Ama “bu takıma Fener’den de Galatasaray’dan da oyuncu alınmalı” şeklinde tepkiler gelmeye başladı. Bir tek seçici de “Arap Sabri” dedikleri Sabri Ulusoy’du. O da bu lafların altında kalmamak için kaleye Turgay’ı, forvete Fener’den Abdullah’ı aldı. Tam kadro Beşiktaş’ın çıkması gerekirken oraya birer tane Galatasaraylı soktu. O bir döneme damgasını vuran, Türkiye’ye modern kaleciliği getiren Turgay Şeren o gün Yunanistan’dan 30 metreden gol yedi. Ne yazık ki Türk Milli Takımı’nı temsil hakkı kazandığımız o Yunanistan maçını 1-0 kaybettik. Bir veya iki gün sonra Atina-İstanbul Karması adı altında aynı kadrolar karşı karşıya geldi. Bizim temsili takım Atina Karması’nı farklı bir skorla yendi. 1951 yılında Berlin Olimpiyat Stadı’nda Alman Milli Takımı’nı 2-1 yendik. Orta saha Eşref, Ali İhsan, Çengel Hüseyin’den oluşuyordu. Nusret’in yerini Çengel Hüseyin almıştı. O meşhur Fritz Walter’i, Johan adlı sağ açıklarını Ali İhsan durdurdu. Ali İhsan böyle bir oyuncuydu.
O dönemde Beşiktaşlı oyunculardan milli takımda yeteri kadar yararlanıldı mı?
1956’da Macar takımını burada 3-1 yendik. O takım da Nusret ile bir-iki Beşiktaşlı vardı. Ama nedense Recep Adanır gibi Baba Hakkı’dan sonra Beşiktaş’a gelmiş en büyük oyun kurucuyu milli takıma almıyorlardı. O Recep, Beşiktaş’tan Kasımpaşa’ya gitti. Gündüz Kılıç onu Metin Oktay’ın Palermo’ya gidişiyle büyük bir kriz yaşayan Galatasaray’a aldı. O da Galatasaray’ı o yıl Türkiye Ligi şampiyonu yaptı. Bir dönem Milli Takıma çok az sayıda Beşiktaşlı futbolcu aldılar. Rıza Çalımbay ve Gökhan Keskin’in fırtına gibi oynadığı zamanlarda bile Beşiktaşlı futbolcular hep hasıraltı edilmiştir, çok az milli olmuşlardır. Hakan Şükür ve Rüştü Reçber yüzün üzerinde milli olmuştur. Diğer yandan Beşiktaşlı Faruk Karadoğan vardır, Lefter’den sonra Türkiye’de altın madalyayı hak eden oyunculardan biridir. Faruk Karadoğan da ellinin üzerinde milli maç oynamıştır. Oynadıkları maçların hepsinin A Takım’da olmadığını iddia etmişlerdir ve hatta Faruk Karadoğan’a altın madalyasını bile vermemişlerdir. Bir iki maçı da “bu temsili maçtı” diyerek Faruk’u madalyadan mahrum ettiler. Beşiktaşlıysan Milli Takım’da fazla oynayamazsın. En son Şifo olayı var. 103 yıllık tarihe sahip olmasına, sporda birçok ilke imza atmasına, bir futbol takımı değil bir spor kulübü olmasına rağmen, bu ülkede Beşiktaş sürekli sabote ediliyor.
Üç büyüklerin taraftar yapısı ve sayısı konusunda neler söyleyeceksiniz?
Fenerbahçe’ye sorarsanız dünya kulübüyüz diyor. İlk defa Ali Şen “25 Milyon taraftarımız var” dedi. Hatta Ali Şen’e böyle şey olur mu diye sorulduğu zaman; “On milyon deseydim on milyon kabul edilecekti, onbeş deseydim onbeş kabul edilecekti. Şimdi bak herkes 25 milyonu kabul ediyor” dedi. Fenerbahçe’nin bugünkü yöneticileri ise 30 Milyon’a çıkardılar, hatta birileri 40 milyon taraftardan bahsediyor ve dışarıdan gelen yabancı oyunculara bile bu sayıyı empoze ediyorlar. FB TV’de, “Türkiye’nin en büyük kulübü, en çok taraftarı olan kulübü” sloganlarına rastlarsınız. 70 milyon nüfuslu bir ülkede 40 milyon taraftarlı bir kulüp olabilir mi?
Beşiktaş’ın gerçek 15 milyon taraftarı var, Galatasaray’ın taraftarları da bir hayli arttı. Galatasaray’ın bir iddiası vardır; “Galatasaray’ın taraftarı okumuştur, kalitelidir, mektebi sultanidendir” Nerede o günler. Bizim beş altı yıl evvel pırlanta gibi, okuldan yeni mezun olmuş mühendis bir taraftarımızı siyah-beyaz kaş kolu olduğu için Çağlayan yolunda linç ederek ölümüne neden oldular. En son İnönü’de yaşadığımız elim bıçaklama olayında, hem ölen hem bıçaklayanının ikisinin de kapkaççı oldukları ortaya çıktı. Hatta öldürenin ben Galatasaraylıyım diye itirafına dair arşivimde gazete kupürü var. Beşiktaş tarihinde 26 adet centilmenlik kupası var. Buna ek olarak yıllarca üç büyükler sizin stadınızda maçlar yapıp zaferler kazanmışlar ancak bakıyorsunuz, “Katil Stat” diye gazetelerde yazılar yazılıyor. Star TV’de Telegol isimli programı yapan Gökmen Özdenak futbolu bırakmaya karar verdiği zaman gitti Fenerbahçe yöneticilerine, “Jübile yapacağım, benim için oynar mısınız?” dedi. Fenerbahçeliler Gökmen’i kapı dışarı etti. Sonra Beşiktaş’a geldi. Beşiktaş, “Biz senin jübile maçını oynayacağız” dedi. Üstelik maç İnönü Stadı’nda oynandı. Bir dönem rakip takımlar Beşiktaşlılar ile jübile maçları bağlarlardı. Beşiktaş lig maçlarında galibiyet yüzdesi olarak önde olduğu için sürekli jübile maçlarını bu yüzdeyi kapatmak için kullanıyorlardı, çünkü jübile maçlarını kazanıyorlardı.
O günkü jübile maçında Gökmen hem iyi bir hâsılat elde etti, hem Galatasaray galip geldi. Kendisine jest yapmış Beşiktaş’ın evi için, Gökmen yıllar sonra “Katil Stat” diye köşesinde başlık attı.
Türk sporunda ve statlarda çirkin hareketler ilk ne zaman ortaya çıktı?
1934’te yine resmi ligde Fenerbahçe-Galatasaray arasındaki oyun içinde bir sertlik oluyor birbirlerine tekme atanlar oluyor. Fenerbahçe’nin kalecisi Hüsamettin Galatasaraylı futbolculardan birinin yüzüne bir yumruk vurup yere yıkıyor, bir arbede çıkıyor. Bende, Hüsamettin’in vurduktan sonra Taksim Stadı’nın tahta tribünlerine çıktığı halde çekilmiş fotoğrafları var. O maçtan sonra on dokuz Fenerbahçeli ve Galatasaraylı oyuncusu ki içlerinde Zeki Rıza, Aslan Nihat var. Bu isimler men cezaları alıyorlar. Bunların arasında Hüsamettin ömür boyu men cezası alıyor.
Çirkin stat olaylarının ikincisi hangisidir?
Bu ikinci maçta da yine tekmeyi atanlardan biri Fenerbahçeli, Galatasaray’dan da tekme atanlar var. Fakat zamanla torpiller işliyor ve üç dört ay sonra bu isimler af ediliyor. Üçüncü şiddet olayı da hepiniz belki bilirsiniz, Türkiye Ligi’nin ilk yapılandığı dönem Orhan Şeref Apak hangi il veya ilçeye giderse deve kesiyorlardı ya işte o dönemler. O da önüne gelene “Hadi seni de aldım, seni de 2. Lig’e aldım” diyordu. Şiddet olayı olarak 2. Lig’deki Kayseri-Sivas maçı vardır. Tribünlerde büyük katliam oldu, 40 tane ölü var, 100’e yakın yaralı bir kısmı da sakat kaldı. Dördüncü olarak bir olay daha söyleyeyim; Ali Sami Yen Stadyum’unun açıldığı dönemde Türkiye-Macaristan milli maçında, esasında 30 bin kişi almaları gerekirken 10 bin kişi fazladan alınmış. Orada sandviç satan birinin ocağı birden alev alınca etrafında ki seyirciler panikle bir izdiham oluşturuyorlar. Kapalı Tribünde ki korkulukların arkasında duran yüzlerce kişi sahaya düştüler ve iki kişi hayatını kaybetti. Yani ilk stat olayları Ali Sami Yen ve Taksim Stadyum’larında yaşanmıştır. İlk stat anarşisi de Ali Sami Yen Stadyum’unda ve Kayseri Stadyum’unda Kayseri-Sivas arasında yaşanmıştır.
Stadyumlarda kötü tezahüratın ilk ortaya çıkışı nasıl olmuştur?
1950’li yıllara kadar tribünlerde öyle kötü tezahürat yoktu. Yıllarca futbolun içinde bulunduk ve böyle tezahüratlar görmedik. Biz 3,5 yıldır Fenerbahçe’yi yenemiyoruz, kaptanda Nazmi, o sırada bir slogan, “Hey dingala dingala, dört yıl… Kartal’a. Beşiktaş’ta dostumuz var, çalkala Nazmiyem çalkala” şeklinde tezahürat yapıyorlar. Hem çalkala diyorlar diğer taraftan da bütün Fenerbahçeliler göbek sallayıp kıvırıyorlar. Tam üç buçuk yıl Fenerliler, Beşiktaş’a bu şekilde hakaretler ettiler. İlk küfür budur. 1940’lı yıllarda da zaman zaman Fenerliler, Baba Hakkı’ya çirkin laflar atıyorlardı, hatta bir maçta beş dakika kala, “Hakkı Baba’yı aldı” diye bağırdılar. Bunun üzerine Baba Hakkı çok sinirlendi ve gidip Fener tribünlerinin önünde şortunu indirdi. Ama toplu küfür ilk defa “Hey dingala” ile başlamıştır.
Önceden kazanan taraf bir tabut hazırlardı, üstüne yenilen takımın bayrağı konulup gezdirilirdi. Beşiktaş’ın Kadıköy’de, Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ta tabut gezdirdikleri olmuştur ama bu şekilde küfürlü tezahüratlar, adam dövmeler, bıçaklamalar asla olmamıştır. Bir de 1960’lı yıllarda bir Fenerbahçeli Beşiktaşlı bir sporcuyu İnönü Stadı’nda bıçaklayarak öldürdü. Ama o zaman ben arşivci olmadığım için gazete kupürü saklamamışım.
Daha sonraları, Şenollu Birollu kadrolar kuruldu, diğerleri Beşiktaş için “Bu kolejli takım mı bizi yenecek” diyorlardı. Fenerbahçe, “Bizde atom forvet var”, Galatasaray, “bizde Metin Oktay, Suat, Kani var kolej takımı mı bizi yenecek” diyorlardı. Beşiktaş belki bir çoğunu 1-0’lık skorlarla kazandı ama korkunç bir kondisyon vardı. Takımın başında Kutig adında bir kurt hoca var ama takımı kondisyon olarak maçlara hazırlayan Macar Spor Akademisi’ni bitirmiş Abbas Sakarya’dır. Abbas Sakarya’nın şöyle bir hikâyesi var. Bizim Beden Terbiyesi bir ara Macaristan’a mektup yazıyor ve Macaristan’dan çok iyi bir jimnastik hocası isteniyor. Macaristan’dan cevap geliyor, Abbas Sakarya en iyi okullardan birinden mezun. Bizim federasyona cevap, “Macaristan’da bir araştırma yaptık ve bizim akademimizi bitiren en önemli hocalardan biri Türk Abbas Sakarya, elinizde böyle bir hoca varken neden bizden hoca istiyorsunuz” diyorlar. İşte o Abbas Sakarya, Beşiktaş’ı kondisyon olarak hazırladı. Beşiktaş çıkıp doksan dakika maçı galip olarak bitiriyordu ve bir doksan dakika daha oynayabilecek durumda oluyordu. Zaten takımda Beton Mustafa, Arif, Şenol, Birol gibi birçok yetenek var. Fenerbahçe’de Lefter, Kadri var, atom forvetler. Fenerbahçe-Beşiktaş maçı oldu ve biz onları 1-0 yendik. Kalelerinde de sonra bizde de oynayan Özcan var. Arif’in önüne bir top kestiler, Arif göğsüyle yumuşattı ve Fenerbahçeye golü göbeğiyle(!) attı. Tabi Beşiktaş böyle bir gol atınca üstüne bindirdiler bunun, bu defa Beşiktaşlılar da küfür etmeye başladılar. Fenerbahçe’de o gün 1-0 mağlup olunca bu iş çığırından çıktı ve bugünlere gelindi.
Sizce Beşiktaş tarihindeki en iyi 11 oyuncu hangileridir?
Bazı oyunculara kıyamadığım için en iyi 11 demek istemiyorum. O yüzden 22 oyuncu diyebilirim. Ama bazılarını atlayarak şunu söyleyebilirim 103 yıllık Beşiktaş tarihinin gelmiş geçmiş en iyi kalecisi Necmi Mutlu’dur. İkinci kaleci olarak Mrmiç’le Cordoba arasında tereddütlüyüm. Cordobo’ya haksızlık ettik. Beşiktaş’taki en iyi üç kaleciden biridir. Bazı Avrupalı kaleciler libero gibi oynuyorlar, ayaklarını da kullanıp atılan şutları önlüyorlar, Mrmiç de o tarz kaleciliği oynadı Türkiye’de. Fevzi onun arkasında yetişti. Ben yetişmedim ve görmedim ama bir de eskiler bana şarkının zanorası lakabı verilen 1920’lerin kalecisi Osman’ı söylerler. Bu söylediğim isimler çok önemli. Bir de Pascal Nouma’yı unutmayalım. O Erman Toroğlu’nun kurbanıdır, bir kampanyayla Serdar Bilgili’ye Nouma’yı kovdurdular ve biz tarihimizin en önemli santrforlarından birini kaybettik. İnanın kovulmasıydı biz en azından iki şampiyonluk daha yaşardık.

__________________
alıntıdır...
__________________
iLk ÇıĞLıĞıM SoN NeFeSiM TeK AşKıM BEŞİKTAŞ'ım....
HeRşEyİn BiR sOnU vAr AmA BEŞİKTAŞ SeVgİsİnİn AsLa...!
özgür_1903 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-01-2007, 10:21   #2
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

evet bencede Pascal Nouma kovulmasaydı 2 şampiyonluk daha yaşardık bu arada birileri gerçekten milli takımı taraflı oyuncu seçme konusunda yönetiyor en büyük haksızlıkta bizim oyuncularımıza yapılıyor en basitinden bir örnek vermek gerekirse Tümer bizim takımda formunun en üst düzeyindeyken bile milli takıma alınmadı ama eziklere gittiği gideli her maç banko oynuyo alın size gerçekler kendi takımlarında kadrolara bile giremeyenler tribünde oturan futbolcular milli takımda banko oynuyo mesala ergün penbe kendi takımlarında onca maçta bir golü bulunan bir futbolcu banko oynuyo forvette ve bir çok gol atan türk yıldızlar alınmıyo bile kadroya (Hakan Şükür) gerisini siz düşünün artık
  Alıntı ile Cevapla
Alt 31-01-2007, 00:15   #3
Yardımcı Admin
 
Meric - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

tamamen katılıyorum
__________________


http://img81.imageshack.us/img81/9771/topmain8dd3mg5.jpg
Meric Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-02-2007, 15:35   #4
 
bjk19.03 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

çok güzel paylaşım
pascala forma yakışıyordu
__________________
SADECE "BEŞİKTAŞ"
TEK NAMAĞLUP ŞAMPİYON
bjk19.03 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-02-2007, 15:45   #5
 
The_Black_One - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

güzel paylaşım
__________________
Click the image to open in full size.
The_Black_One Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-02-2007, 17:40   #6
Yardımcı Admin
 
Meric - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

bunu değiştirecek bir milli takım antrenörü olmadı daha
__________________


http://img81.imageshack.us/img81/9771/topmain8dd3mg5.jpg
Meric Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-02-2007, 17:49   #7
 
richardinho06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

milli takım resmen fiyasko..GSli VE FBliler milli takımın başında olduğu sürece bir şey beklememek lazım!!!
__________________
Ne Fener Ne De Cimbom Farketmez...Kartal Affetmez!
richardinho06 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-02-2007, 17:53   #8
 
AloneWolf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

O günkü jübile maçında Gökmen hem iyi bir hâsılat elde etti, hem Galatasaray galip geldi. Kendisine jest yapmış Beşiktaş’ın evi için, Gökmen yıllar sonra “Katil Stat” diye köşesinde başlık attı.

Bu lavuklarmı mektebi sultaniden...


__________________
.uɐln ʞşɐʇʞışǝq 'ɯǝɯçǝƃzɐʌ ǝsuöp ǝuısɹǝʇ ɐʎuüp
AloneWolf Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 15-02-2007, 02:18   #9
 
eagles_03_bjk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Baba Hakkı’ya çirkin laflar atıyorlardı, hatta bir maçta beş dakika kala, “Hakkı Baba’yı aldı” diye bağırdılar. Bunun üzerine Baba Hakkı çok sinirlendi ve gidip Fener tribünlerinin önünde şortunu indirdi.

Arif göğsüyle yumuşattı ve Fenerbahçeye golü göbeğiyle(!) attı.

Bir de Pascal Nouma’yı unutmayalım. O Erman Toroğlu’nun kurbanıdır, bir kampanyayla Serdar Bilgili’ye Nouma’yı kovdurdular ve biz tarihimizin en önemli santrforlarından birini kaybettik. İnanın kovulmasıydı biz en azından iki şampiyonluk daha yaşardık.

valaa öyle bir okumaya kapırmısımki bitmesini istemedim yazının. tşkk..ler ...


eagles_03_bjk Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 15-02-2007, 02:20   #10
iLHAN-MANSiZ
Guest
 
iLHAN-MANSiZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Baba Hakkı’ya çirkin laflar atıyorlardı, hatta bir maçta beş dakika kala, “Hakkı Baba’yı aldı” diye bağırdılar. Bunun üzerine Baba Hakkı çok sinirlendi ve gidip Fener tribünlerinin önünde şortunu indirdi.


erkek adam işte
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 07:08 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580