Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Beşiktaş > Tarihimiz

Tarihimiz Bu Bölümde Beşiktaş Tarihi hakkında bilgiler bulunur

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29-02-2008, 00:45   #1
Optik bArikAtı
 
uMuT TaCiRi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Şeref Bey'in ardından...

Şeref Bey'in ardından...
Tuğrul Yenidoğan

Hiç kulüp ba
şkanlığı yapmadığı halde, Beşiktaş’tan”Şeref’in kulübü” diye bahsedilirdi.

Ş
eref Bey, ömrünü Beşiktaş'a adamıştı. Evladı saydığı futbolcularını nizami ölçülerde bir futbol sahasında top koştururken görmek belki de son arzusuydu. Yakalandığı amansız hastalığın pençesinde mum gibi erirken, bu yolda verdiği mücadelesine bir an bile ara vermeyi düşünmedi. 30'lu yılların kısıtlı tıbbi olanaklarına rağmen kanser gibi amansız bir hastalığa karşı on iki ay direndi. Ancak, Çırağan'daki sahanın Beşiktaş'a mal edilmesiyle ilgili tüm pürüzlerin halledilmesinin ardından pes etti, son nefesini verdi...
Şeref Bey, Hakkı'yı, Hayati'yi, Hüsnü'yü, Şeref'i, Feyzi'yi ve diğer evlatlarını Çırağan'daki yeni yapılan sahada oynarken izleyemedi. Her idmanda olduğu gibi, sahanın gölgelik bir kenarına taburesini atıp, hiç sönmeyen sigarasının halkalarını sayarak tatlı tatlı gülümseyemedi çocuğu bildiği futbolcularına. Kavurucu Haziran sıcağında, son yolculuğuna gidişte ancak bir ara durak oluverdi, uğruna can verdiği Çırağan ona...
Belki de, Şeref Bey'in anısından aldıkları güçle, Beşiktaşlı sporcular, taraftarlar, çarşı esnafı, Kabataş Lisesi öğrencileri el birliği ederek, moloz yığını ile kaplı Çırağan Sarayı bahçesini mükemmel bir futbol sahası haline getirdiler. Kulüp ikinci reisi mimar Nuri Çapa'nın gayretleriyle, vakit geçirmeden stat tribünlerinin inşaatına başlandı. Ve stadın Çırağan yangınından ayakta kalmış, Osmanlı'dan miras giriş kapısına alkışlar arasında şu tabela asıldı: "BEŞİKTAŞ JİMNASTİK KULÜBÜ / ŞEREF STADYUMU"
Şeref Bey hayattayken Beşiktaş'ın her şeyiydi. Bir kez dahi kulüp başkanlığı yapmamış olmasına rağmen tüm spor çevreleri, kulüp sporcuları kendisine "Başkan" diye hitap eder, kulüp adına alınacak her önemli kararı onun alması beklenirdi...
Tek otoriteydi Şeref bey... Öyle sertlikle falan değil, bilgisiyle, büyük küçük herkes tarafından sayılmasıyla, sevilmesiyle, güven veren ikna edici hitabet becerisiyle, siyah-beyaz renklere sonsuz aşkıyla oluşturmuştu bu otoriteyi...
Şeref Bey'in ölümünden üç gün sonra Fenerbahçe karşısına çıkacaktı Beşiktaş. 16.06.1933 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nin maçla ilgili haber başlığı son derece anlamlı: "Şeref'in kulübü bugün Fenerbahçe'yle çarpışıyor." Üstad Eşref Şefik'in kaleme aldığı bu haber, öyle güzel anlatıyor ki, Şeref Bey'in hasletlerini, birkaç satırını aktarmak isterim:"Senelerce Beşiktaş kulübünün tek ağzı olarak konuşmuş olan Şeref'in bir manga taraftarla stadyuma girdiğini, çalımla balkona (o zamanki protokol tribünü) kurulduğunu asla görmedim.Maçlara seyredilmek için gelmezdi, seyretmeye giderdi.
Kendi kurduğu tabiye ile kazandırdığı maçları takımına, oyuncularına maletmek için bir köşeye siner, Beşiktaş taraftarlarının bile kendini herkesin önünde tebrik etmemeleri için kalabalığa karışırdı.
Şeref kadar kendini manen kulübüne veren adam azdır."
İşte Beşiktaşlılık duruşu, işte Şeref Bey'lerden, Baba Hakkı'lara, Süleyman Seba'lara miras kalmış gerçek Beşiktaşlılık tanımı... Aslında günümüz yöneticisinin biraz örnek, biraz da başını öne eğerek ibret alması gereken değerler bunlar değil mi?Beşiktaş'ta fetret devriÖlümünün üzerinden uzuca bir süre geçmesine rağmen, gazeteler ve spor mecmuaları hâlâ Beşiktaş'tan, "Şeref'in kulübü", futbol takımından "Şeref'in Çocukları" şeklinde bahsetmektedir... Kulüp başkanı Abdülkadir Bey, yakın dostu Şeref'siz geçen ilk bir yılda, onun yokluğunu hissettirmemek için büyük çaba sarf eder. Ancak bir zamanlar Şeref Bey'in yakın çalışma arkadaşları olan Nazmi Öktem-Fehmi Erok-Abdullah Posan grubu ile, onların yerine futbol takımının idaresini üstlenen Nuri Çapa-Ziya Kılıçoğlu grubu arasında baş gösteren çekişmeleri ve sürtüşmeleri zamanında önleyemez. Otuz yıllık Beşiktaş Kulübü'nde, Şeref Bey'in ardından adeta bir fetret devrine girilmiştir.
Bu iki grubun dışında, uzunca bir süredir kulüp idaresinden uzak olan ve kulüpte Şeref Bey'in ve futbol sporunun bu kadar ön plana çıkmasından dolayı rahatsızlıkları günbegün artan üçüncü bir grup daha vardır... Ve ne yazık ki bu grubu oluşturan kişiler, kulübün 1909 kurucularından Fuat (Balkan) Bey ve arkadaşlarıdır...
1935 yılında Fuat (Balkan) Bey uzunca bir aradan sonra tekrar Beşiktaş Kulübü başkanlığını üstlenir. O bir Osmanlı askeridir. Futbolu hiçbir zaman sevmemiştir. Berlin'de düzenlenecek olimpiyatlara bu kadar az süre kalmasına rağmen eskrim, güreş, halter gibi kulübün kuruluşundan beri faaliyet gösterilen branşların, daha sonra Şeref Bey tarafından kurulan futbol branşının gerisinde kalmış olmasını kabullenemez... Görevi devraldığı Abdülkadir Ziya başkanlığındaki idare heyeti, kulübün Çırağan'daki stadına, kendilerinin daha 17 yaşında bir çocukken kulübe kabul ettikleri Şeref Bey'in adını vermişlerdir. Beşiktaş Kulübü'nün, toplum içerisinde yüksek mevkilere erişmiş, vatana ve millete büyük hizmetlerde bulunmuş bunca kurucu üyesi dururken, Çırağan'daki stadyuma Şeref'in adının verilmesini hiç de tasvip etmemektedir.
Fuat Bey'in futbola ve Şeref Bey'in hatırasına karşı, pek de gizleme gereği duymadığı olumsuz tavrına karşılık tepkiler oluşmakta gecikmez. Başı Hakkı, Hüsnü, Şeref, Eşref gibi Şeref Bey'in kulübe kazandırdığı futbolcuların çektiği bir grup sporcu ile başkan ve idare heyeti arasında bir soğuk savaş başlar. Şeref Bey'in ölümünün ardından, tekrardan yenilmez futbol takımını yaratma görevini ve takımın tüm sorumluluğunu kaptan Hakkı üstlenmiştir. Ancak başkan Fuat Bey, Hakkı'nın bunca sınırsız yetki sahibi olmasını doğru bulmamaktadır. Futbol takımına, sahaya çıkacak 11'i belirlenmesini üstlenecek derecede müdahale eder.
Konuyu daha iyi anlatabilmek amacıyla, Fuat (Balkan) Bey'in o dönemde kaptan Hakkı'ya (Yeten) yazdığı bir mektuptan bazı bölümleri, günümüz Türkçe'sine uyarlayarak aktarmak istiyorum:'' Son Beşiktaş-Fenerbahçe maçında takımın nasıl çıkarılacağını, sizi kulübe davet ederek ve sizin de görüşünüzü alarak belirlemiş ve kağıdı size vererek arkadaşlarınıza tebliğini rica etmiştim.
Maalesef her defa olduğu gibi bu defa da takım gerektiği kadrosuyla ve istediğim şekilde çıkmadı. Ve sonucunda kamuoyu karşısında takımın kötü netice almasına siz sebep oldunuz. Kulübün manevi şahsiyeti zedelendi. Bu hareketiniz benim üzerimde iki düşünce oluşturdu:
1- Arkadaş kayırmak
1- Bana önem vermemek veya muhalefet etmek
Arkadaş kayırmakta belki sana hak vermek doğrudur. Söz verdiğin bir arkadaşın karşısında küçük düşmemek istersin. Fakat yine bilmelisin ve kabul etmelisin ki, hareketimiz ve kararlarımız şahıslar için değil, temsil ettiğimiz bir cemiyetin işidir.
Bana önem vermemek veya muhalefet etmek durumunda olduğunu bir an bile hatırıma getirmek istemem. Çünkü ben sana önem verdikçe, sen cemiyet içinde idare işlerinde yer alacak ve kıymetlenecek durumdasın. Takımın kaptanlığını ben sana tevcih ederim. Gerek görürsem de alırım. Bununla birlikte sen hem kulübün bir organı olman nedeniyle kulüp kurallarına, yönetim kurulunun görev ve yetkilerine harfiyen uymak ve özellikle bana saygısızlık yapmamak durumundasın ki, kıymetin artsın. Yoksa söner gidersin. Yanlış davranış ve düşüncelerinle hem sen hem de kulübün zarar görür. Buna sebep olma.
İşte sana bir idareci ve ağabey olarak ilk ve son kez tavsiyede bulunuyorum. Çok kuvvetle ümit ederim ki, sözlerimi soğukkanlılıkla tahlil ve muhakeme edersin. Gelir benimle bir defa da şifahen görüşür, yürüyeceğin yolu seçersin. ''(Bu mektubun tam metni bir süre sonra, iç huzursuzluğun saklanamaz hale dönüştüğü bir dönemde, 26-04-1938 tarihli TAN gazetesinde yayınlanmıştır.)Şeref Stadı'nda "Şeref" ismi kaldırılıyor...
Fuat Balkan başkanlığındaki Beşiktaş idare heyeti, futbol dışı branşlara ağırlık verme düşüncelerini kararlılıkla uygular. Şeref Stadı soyunma odalarının yanındaki alana bir yüzme havuzu inşa etme kararı alınır. Bu havuz içine su doldurulduğunda yüzme yarışlarının yapılabileceği, suyu boşaltıldığında güreş müsabakalarının düzenlenebileceği şekilde planlanır. Şeref Stadı turnikelerinden elde edilen futbol takımının hasılatları, bütünüyle bu inşaata harcanır. 6 bin lira kaynak aktarılan inşaat, üç ay gibi kısa bir sürede tamamlanır. Dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ'ın da katıldığı büyük bir törenle Şeref Stadı yüzme havuzu hizmete açılır.
Beşiktaş Kulübü, bütün bir teşkilatın ve şehir belediyesinin yıllardır başaramadığını başarmıştır. Yüzme yarışmalarının yapılacağı uygun ölçülerde bir havuz projesi, üç ay gibi rekor bir zamanda tamamlanarak İstanbullu yüzücülerin kullanımına sunulmuştur. Ancak bu havuz açılışının spor basınındaki akisleri, "Şeref, bütün hayatı boyunca bunu istemişti. Bu gün iş başında bulunan arkadaşları onun izinden yürüdüler ve muvaffak oldular.", "Bu stadı onlara bir futbol sahası olarak kazandıran eski idarecilerden Şeref'in başarıda payı büyüktür" yorumlarıyla yer alması, Fuat Balkan ve arkadaşlarının bardaklarını taşıran son damla olur.
Gerçekleştirilen ilk idare heyeti toplantısında başkan Fuat Balkan, Çırağan'daki stattan "Şeref'in isminin kaldırılması" teklifini getirir. İdareciler Abdülkadir Karamürsel, Rüştü Erkuş, Hüsnü Keseroğlu bu teklife şiddetle muhalefet ederler. Ancak başkan kararında ısrarcıdır. Karara karşı çıkmaya devam eden idareciler, böyle bir kararı imzalamayacaklarını bildirerek görevlerinden istifa ederler. Beşiktaş Yönetim Kurulu toplam üç kişi kalmıştır. Fuat Balkan, kardeşi Hikmet Balkan ve Selahattin Mizanoğlu'nun imzalarıyla karar yürürlüğe konur... Şeref Bey'in uğruna can verdiği stattan adını taşıyan levha alelacele sökülür. Yerine "BJK Stadyumu" levhası asılır...
Otuz beş yıllık kulüp bölünme tehlikesiyle karşı karşıya!Beşiktaş İdare Heyeti'nin bir oldu bittiyle stadyumdan "ŞEREF" levhasını indirmesi, spor kamuoyunda görülmemiş büyüklükte bir tepki ile karşılanır. Futbol takımı oyuncuları, başta kaptanları Hüsnü ve Hakkı olmak üzere göz yaşı dökmekte, bu karar değişmedikçe maça çıkmak istemediklerini söylemektedirler. Hakkı (Yeten) ve Hüsnü (Savman) mıntıka başkanlığına gönderdikleri bir mektupla, Beşiktaş Kulübü'nden ayrıldıklarını resmen bildirirler. İdare Heyeti alelacele bir duyuru yayınlar: "Yeni kurallara göre kulübünden ayrılacak sporcu önce istifasını kulübe bildirmelidir. 10 gün içinde kulübünden bir cevap alamazsa, ancak o zaman mıntıkaya başvurabilir" açıklamasıyla, doğabilecek tepkilerin önüne geçmeye çalışır. Ancak tepkiler dalga dalga büyümektedir. Takımın iki ası Şeref (Görkey) ve Eşref (Bilgiç) de Fenerbahçe'ye geçeceklerini açıklarlar.
Refik Osman (Top), Faruk, Bahaettin, Fazıl, Kenan, Fethi, Fazıl Ahmet, Süleyman, Nevzat ve Mücahit gibi kulübün eski sporcuları ortak bir duyuru yayınlayarak, Beşiktaş Kulübü'nden istifa ettiklerini açıklarlar: "Bütün spor muhitini müteessir eden stadyumdan Şeref levhasının kaldırılması hadisesi karşısında heyeti idarenin yaptığı beyanat, kendilerine karşı olan muhabbetimizi kırmıştır. Bu nedenle sevgili kulübümüzden ayrılmak mecburiyeti hasıl olmuştur.''
Şeref Bey'in yakın arkadaşı, yıllarca onunla birlikte futbol şubesinde idarecilik yapmış Nazmi Öktem'in Kırmızı-Beyaz dergisinde yayınlanan sözleri de çok anlamlıdır: "Ben şimdi Rize'de deniz ticareti işleriyle meşgulüm. Bir oğlum oldu, ismini Şeref koydum. Bir gemim var, ona da Şeref ismini verdim. Bunlar ne yapmak istiyor? Daha ne diyeyim?" (Nazmi Öktem büyük oğluna Şeref, küçük oğluna Şan ismini koyar. Yıllar sonra küçük oğlu Şan, yakın arkadaşı Şeref Bey'le aynı kaderi paylaşır. Beşiktaş uğruna görev şehidi olur.)
Beşiktaş Kulübü'nden kopmalar birbiri ardına yaşanmaktadır. Ayrılanların yeni bir kulüp kuracakları, adını da "Şeref Kulübü" koyacakları spor kamuoyunda konuşulmaktadır. Gazetelere de yansıyan tüm bu gelişmeler karşısında, Fuat Balkan başkanlığındaki İdare Heyeti kısa bir tekzip yayınlar:
"Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanlığından;
Kulübümüzden istifa eden bir tek arkadaş yoktur. İdare heyetimiz ekseriyetiyle vazife başındadır. Kulübümüz mensuplarına tebliğ olunur."
Tepkinin en büyüğü, günün spor basınının önemli kalemlerinden gelir. Alınan kararı da, Beşiktaş İdare Heyeti'ni de adeta yerden yere vurmaktadırlar:ŞEREF'E KURU BİR İSMİ BİLE ÇOK GÖRÜYORLAR
"Merhum Şeref'in Beşiktaş kulübü için senelerce sarfettiği maddi manevi emeklere, çalışmalara karşı; kulübün ona verdiği yegane şey bu kuru isimden ibaretti. Fakat bir gün geldi ki, ona bu ismi bile çok görenler çıktı. Hazindir...
Galatasaraylılar eski ve kıymetli ağabeylerinin hatırasına kulüplerinin bulunduğu sokağın ismini vermişlerdir. Sporun belli başlı umdelerinden biri olan kadirşinaslığın bunlar tabii tezahürleridir.
O Şeref ki, Beşiktaş kulübü diye alkışladığımız varlığı ortaya bir bayrak gibi diken adamdır. Bu kararı veren idareciler hala onun bir araya getirdiği Hüsnü'lerin, Hakkı'ların, Nuri'lerin, Feyzi'lerin, Şeref'lerin, Eşref'lerin ve yetiştirdiği nice gençlerin kuvvetli futbol takımına dayanarak idareci vaziyetinde kalıyorlar. Ve onun senelerce peşinde koştuğu Çırağan Sarayı avlusunun geliriyle mevcut teşekkülü idare etmektedirler. Şeref o takımı ve şu sahayı onlara hazırlamamış olsaydı, bu gün idareci olmak vasfını nereden bulacaklardı acaba?
Bu idare heyeti stattan Şeref'in ismini kaldırmakla o işlerin Şerefsiz yapıldığını ve Şeref'in bu işte payı olmadığını ifade etmek istiyormuş. Şeref'in eski arkadaşı Fuat Balkan bu işleri yalnız mı yapmış oluyor? Şerefsiz, öyle mi?''Burhan FELEK
ŞEREF' İN RUHUNA AÇIK MEKTUP Ağabey,
Ötede beride duyuluyor, gazeteler yazıyor, kulağımıza kadar geliyor, ama kimse inanamıyor... Sen de inanma. Nasıl inanabilirsin ki; münevver, muktedir, mümtaz varlığını yurdunun en sevdiğin parçası olan BEŞİKTAŞ için harcadın.
Nasıl inanabilirsin ki; spora kör bir ihtiras ile değil, asil bir duygu ve otoriter bir vukufla sarılıp koca bir varlık yarattın.
Nasıl inanabilirsin ki; ilk ızdırap işaretlerini duyduğun ölüm döşeğinde, ağzında BEŞİKTAŞ, kalbinde BEŞİKTAŞ, gözlerini ebediyen öyle kapadın.
Nasıl inanabilirsin ki; yine "BEŞİKTAŞ"ın bir toprağına gömüldüğün gün, mezarının başında isimlerini maalesef hatırlayamadığım bembeyaz saçlı muhterem bir ihtiyarın, elinden tuttuğu dokuz on yaşlarındaki torunu ile hıçkıra hıçkıra ağlayıp: "iki oğlumu şehit verdim, elemimi bu kadar senedir içimde saklıyorum.. fakat "Şeref"in ölümüne bütün bir aile ağlıyoruz." dediği zaman, senin yalnız "Beşiktaş"ın toprağına değil, tekmil "BEŞİKTAŞ" kalplerine gömüldüğüne iman ederim. Bu geniş sevgi, bu samimi bağlılık, bu etraflı alaka senin çok sevdiğin ve çok iyi anladığın futboldan geliyordu yalnız...
Küfeci çocuklara "yavrum" kahveci çırağına "kardeşim" bizlere "iki gözüm" derken düşüncelerin gibi hitaplarında da aynı tevazu, aynı muhabbet, aynı tatlılık eksik olmazdı. "Dostum" dediğin kimseye uzattığın "el"in menfi bir işe alet olduğu görülmemiştir. "Namus" kadar önemli bildiğin "disiplin" için en sevdiğin bir arkadaşı, meşhur bir sporcuyu (Refik Osman) hayat boyu cezalandırdığın sıralar, haklı muhakemene isyan etmiş hislerin doğurduğu üzüntü buhranları pek belli idi. Ve ne büyük teselli, ne büyük mazhariyettir ki, o zat senin için "iyi insan" diyebilmiştir.
Spor gazetelerinin "düz ovada keklik avı" misali yazıları yanında senin bir peygamber telkiniyle muhitindeki gençliğe futbolu talim ve futbolcuyu tarif edişlerin unutulmaz...
Ve nihayet 39 derece ateşle hasta hasta geldiğin hükümet merkezinde, yorulmak bilmeden, büyüklerimiz huzurunda "BEŞİKTAŞ"ının sahası için uğraşman ve asıl muvaffak olman unutulamaz. Ve bunlar unutulamayacağı içindir ki çıkan dedikodulara sakın inanma!
Beşiktaş "Şeref"le doğmuş, Şeref'le büyümüş, Şeref'le yaşayacaktır."Muvakkar Ekrem TALU
(Kırmızı Beyaz- Temmuz 1938/ Sayı:58)HALİS SPORCULAR HAYATINI BU UĞURDA VERECEK KADAR UĞRAŞAN ARKADAŞLARINI KALPLERİNDE YAŞATACAKLARDIR.
"Hayatının en iyi senelerini kulübü için harcayan bir sporcunun yaptığı bir eserden isminin silinmesiyle varılmak istenen netice nedir? Bunda yazık olmuş bir şey varsa, o da icabında kulüp tarihinin eskiliğiyle haklı olarak övünmek isteyen eski Beşiktaşlıların arkadaşlık ve ciavanmertlik hislerinin kırılmış olmasıdır."Eşref ŞEFİK
(Tan / 09.07.1938)
Aldıkları karar, Fuat Balkan başkanlığındaki idare heyetinin sonu olur. Tepkilere daha fazla dayanamaz, istifalarını verirler... 1909 kurucularından olduğu kulübe küserek uzaklaşan Fuat Balkan, arkadaşlarıyla birlikte 1933'ten beri faaliyet gösteren İstanbul Tenis-Dağcılık Kulübü'ne giderek, burada eskrim faaliyetini başlatır... Bir süre sonra kulübün ismi Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü olarak değiştirilir. Eskrim branşında siyah-beyazlı forma altında birçok şampiyonluk kazanmış sporcular Beşiktaş'tan teker teker ayrılarak TED'e geçerler... Dağılan, sporcularını kaybeden Beşiktaş Eskrim Şubesi faaliyetlerini durdurur. Birçok İstanbul ve Türkiye şampiyonu çıkarmış bu şube, bir daha açılmamak üzere Beşiktaş tarihine gömülür...
Beşiktaşlılar'ı derinden üzen bu tatsız olayların ardından, kulübün senelik kongresi toplanır. Yeni başkan Yusuf Ziya Erdem celseyi açar. İdare Heyeti adına söz alan 2. Başkan Abdülkadir Karamürsel, merhum Şeref Bey'in hizmet ve hatıralarını ve adını taşıyan levhanın stattan indirilmesinden bu yana yaşanan olayları özetler. Tüm Beşiktaşlılar'ı son derece üzen ve tepki vermeye iten bu çirkin olayın, İdare Heyeti'nin teklifi ile değil, ancak kongrenin oybirliğiyle vereceği bir kararla tamir edilebileceğini anlatır.
Önce Şeref Bey'in hatırasına bir dakikalık saygı duruşunda bulunulur. Ardından, "BJK Şeref Stadyumu" levhasının tekrardan yerine asılmasına ve bu kararın İdare Heyeti'nce derhal yerine getirilmesine, kongreye katılan üyelerin oy birliğiyle ve alkışlar arasında karar verilir. Şeref Stadı, şerefli ismine yeniden kavuşmuştur. Yarım asırdan fazla bir süre, kendisini Çırağan'ın küllerinden var eden Şeref Bey'in ismini yaşatarak, Beşiktaş'a ve Türk sporuna hizmet edecektir.
Fetret devrinin son bulmasının ardından, Hakkı'nın liderliğinde peş peşe şampiyonluklara imza atar Beşiktaş futbol takımı. Ligi beş yıl üst üste zirvede tamamlayarak, hâlâ kırılamamış bir rekora imza atar siyah-beyazlı futbolcular.
8 Ekim 1986 günü, tarihi statta son kez çalışır Metin'ler, Ali'ler, Feyyaz'lar, Rıza'lar, Ziya'lar, Fikret'ler... Biraz da alıştıkları yuvalarından ayrılmanın yaşattığı buruklukla, naftalin kokan soyunma odasındaki çelik dolaplarından geride kalan tek tük eşyalarını toplarlar. Şeref levhası ise, stadın yerine yapılacak otel inşaatını üstlenen firma çalışanlarınca indirilmiştir birkaç gün önce. Belki de asılacağı yeni tesisi süsleyeceği günü beklemektedir sabırlıca. Öyle ya, siyah-beyaza gönül verenler, Beşiktaş'ı Beşiktaş yapan Şeref Bey'i unutacak, ona bir kuru ismi bile çok görecek değiller ya...
Dip not:
Bu yazıyı, kulüp tarihimize damga vurmuş kişileri yermek veya yüceltmek amacıyla kaleme almadım. Amacım, bir dönem Beşiktaş'ta yaşananlara olabildiğince objektif biçimde ayna tutmak, belki de kulübümüzün bölünmesine neden olabilecek sıkıntılı bir sürecin gerçeklerini, bir daha yaşanmaması maksadıyla yeni nesillere anlatmaktır.
Fuat (Balkan) Bey'in, Meşrutiyet sonrası Beşiktaş Ihlamur caddesindeki evinde arkadaşlarıyla kurduğu spor kulübü bir süre sonra, 1903 yılında Serencebey'de kurulan Beşiktaş Bereketiko Jimnastik Kulübü ile birleşir. Fuat Bey, kulübümüzün 1909 resmi kurucularındandır. Türkiye'nin bir numaralı komitacısıdır. 1908-1923 yılları arasında aralıksız olarak önemli ve gizli görevlerde bulunmuştur. İmparatorluk zamanında Makedonya'da komitacılık yapmış, TBMM'nin kuruluşunun ardından, bizzat Mareşal Fevzi Çakmak tarafından Batı Trakya'da gizli bir göreve atanmıştır. Anadolu'ya geçmeye hazırlanan Yunan kuvvetlerini, Yunanistan'da karışıklık çıkararak alıkoymakla görevlendirilen Fuat Bey, dört yıl boyunca sınırsız yetkilere sahip olarak bu gizli görevini başarıyla yerine getirmiş, Batı Trakya'daki istihbarat ve komitacılık faaliyetlerinin en önde gelen kişisi olmuştur. Bir vatan kahramanıdır.
İstanbul'a ancak Cumhuriyet'in ilanının ardından, 1923 senesinin son günlerinde, Batı Trakya'daki vazifesini tamamlamasının ardından dönebilmiştir. Gizli görevi nedeniyle istifa etmiş gösterildiği askerlik vazifesine geri dönmüş, 15.01.1924'te Pangaltı Harbiyesi'nde ''kılıçla çarpışma'' öğretmenliği görevine başlamıştır. Cumhuriyetle birlikte kurulan Eskrim Federasyonu'nun ilk başkanı olmuş, on beş yıl aralıksız bu görevde kalmıştır. Harbiye Spor Kulübünü kurmuş, İsmet İnönü'nün oluruyla bu kulübün fahri başkanlığını da üstlenmiştir. Talim ve Terbiye Daire Reisi General Hüseyin Hüsnü Erkilet ve İdman Cemiyetleri İttifakı Reisi Ali Sami Yen'le birlikte uzun çalışmalar sonucu, "Ordu Spor Teşkilatı"nı oluşturmuştur. Edirne ve Kocaeli milletvekili olarak iki dönem TBMM'de de görev yapmıştır. Cumhuriyet tarihimizin unutulmaması gereken gizli kahramanlarından biridir.
Beşiktaş tarihinin unutulmuş, hatta üzeri örtülmüş bu beş yıllık sürecini, hazırladığım BJK 100. Yıl Belgeseli'nde de anlatmak niyetindeydim. Ancak yazdığım belgesel metninde yer almasına ve bu konuda tarihe tanıklık edenlerle röportajlar çekmiş olmama rağmen, belgeselin kurgu aşamasında bu bölümü çıkarmaya karar verdim. Nedeni mi?... Düşünür Diderot; "Güler yüzle söylenen bir yalanı bir anda yuttuğumuz halde acı gerçeği ancak damla damla yutarız." Diyerek, insanoğlunun gerçekler karşısında gösterebileceği tepkiyi tarif etmiş. Ne bileyim, belki de nedeni budur...
uMuT TaCiRi Ofline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 08:12 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580