~~naat-ı şerif demeti~~

Forumlar › Forumlar › Taraftar › islam › ~~naat-ı şerif demeti~~

  • Bu konu 14 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son 17 yıl önce alpler tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor – 1 ile 15 arası (toplam 15)
  • Yazar
    Yazılar
  • #1137197
    OnuR
    Katılımcı

      NAAT

      Seccaden kumlardı…
      Devirlerden, diyarlardan
      Gelip göklerde buluşan
      Ezanların vardı!

      Mescit mü’min, minber mü’min…
      Taşardı kubbelerden Tekbîr,
      Dolardı kubbelere “âmin!”

      Ve mübarek geceler, dualarımız,
      Geri gelmeyen dualardı…
      Geceler, ki pırıl pırıl,
      Kandillerin yanardı.

      Kapına gelenler, yâ Muhammed,
      -Uzaktan, yakından-
      Mü’min döndüler kapından!

      Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
      İki dünyada aziz ümmet;
      Muhammed ümmetiydi.

      Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
      “Hû hû”lara karışsın âminler…
      Mübarek akşamdır;
      Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

      Şimdi seni ananlar,
      Anıyor ağlar gibi…
      Ey yetimler yetimi,
      Ey garipler garibi;
      Düşkünlerin kanadıydın,
      Yoksulların sahibi…
      Nerde kaldın ey Resûl,
      Nerde kaldın ey Nebi?

      Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
      Çağlar ne çağlardı:
      Daha dünyaya gelmeden
      Mü’minlerin vardı…
      Ve bir gün, ki gaflet
      Çöller kadardı,
      Halîme’nin kucağında
      Abdullah’ın yetimi
      Âmine’nin emaneti ağlardı.
      Hatice’nin goncası,
      Aişe’nin gülüydün.
      Ümmetinin gözbebeği
      Göklerin resûlüydün…

      Elçi geldin, elçiler gönderdin…
      Ruhunu Allah’a,
      Elini ümmetine verdin.
      Beşiğin, yurdun, yuvan
      Mekke’de bunalırsan
      Medine’ye göçerdin.
      Biz bu dünyadan nereye
      Göçelim, yâ Muhammed?

      Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
      Altın devrini yaşıyor…
      Diller, sayfalar, satırlar
      “Ebu Leheb öldü” diyorlar.
      Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
      Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

      Neler duydu şu dünyada
      Mevlidine hayran kulaklarımız;
      Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
      Adına alışkın dudaklarımız!
      Artık, yolunu bilmiyor;
      Artık, yolunu unuttu
      Ayaklarımız!
      Kâbe’ne siyahlar
      Yakışmamıştır, yâ Muhammed
      Bugünkü kadar!

      Hased gururla savaşta;
      Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…
      Onu da yaralarlar kanadından,
      Gelse bir şefkat meleği…
      İyiliğin türbesine
      Türbedâr oldu iyi.

      Vicdanlar sakat
      Çıkmadan yarına,
      İyilikler getir, güzellikler getir
      Âdem oğullarına!

      Şu gördüğün duvarlar ki
      Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir…
      Fethedemedik, yâ Muhammed,
      Senelerdir.

      Ne doğruluk, ne doğru;
      Ne iyilik, ne iyi…
      Bahçende en güzel dal,
      Unuttu yemiş vermeyi…
      Günahın kursağında
      Haramların peteği!

      Bayram yaptı yapanlar;
      Semâve’yi boşaltıp
      Sâve’yi dolduranlar…
      Atını hendeklerden -bir atlayışta-
      Aşırdı aşıranlar…
      Ağlasın Yesrib,
      Ağlasın Selman’lar!

      Gözleri perdeleyen toprak,
      Yüzlere serptiğin topraktı…
      Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
      Yabanların gözünde kalacaktı!

      Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
      “Hû hû”lara karışsın âminler…
      Mübarek akşamdır;
      Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

      Ne oldu, ey bulut,
      Gölgelediğin başlar?
      Hatırında mı, ey yol,
      Bir aziz yolcuyla
      Aşarak dağlar, taşlar,
      Kafile kafile, kervan kervan
      Şimale giden yoldaşlar!

      Uçsuz bucaksız çöllerde,
      Yine, izler gelenlerin,
      Yollar gideceklerindir.

      Şu tekbir getiren mağara,
      Örümceklerin değil;
      Peygamberlerindir, meleklerindir…
      Örümcek ne havada,
      Ne suda, ne yerdeydi;
      Hakkı göremeyen
      Gözlerdeydi!

      Şu kuytu cinlerin mi;
      Perilerin yurdu mu?
      Şu yuva -ki, bilinmez-
      Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?
      Kuşlarını, bir sabah,
      Medine’ye uçurdu mu?

      Ey Abvâ’da yatan ölü,
      Bahçende açtı dünyanın
      En güzel gülü;
      Hâtıran, uyusun çöllerin
      Ilık kumlarıyla örtülü!

      Dinleyene, hâlâ,
      Çöller ses verir;
      “Yaleyl!” susar,
      Uğultular gelir.
      Mersiye okur Uhud,
      Kaside söyler Bedir.
      Sen de bir hac günü,
      Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;
      Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
      Destan yap, ey şehir!

      Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar…
      Kureyş uluları, karşılarında
      Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
      Ali’nin önünde kapılar açılır,
      Ali’nin önünde eğilir surlar,
      Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
      Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar…
      Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,
      Yerde kalmazdı ruh… kanatlıydı.

      Konsun –yine- pervazlara güvercinler
      “Hû hû”lara karışsın âminler.
      Mübarek akşamdır;
      Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

      Vicdanlar, sakat çıkmadan,
      Yâ Muhammed, yarına;
      İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
      Âdem oğullarına!

      Yüreklerden taşsın
      Yine, imanlar!
      Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
      Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
      Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
      Kayışzâde Osman’lar
      Na’tını Galip yazsın,
      Mevlid’ini Süleyman’lar!
      Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
      Geri gelsin Sinan’lar!
      Çarpılsın, hakikat niyetine
      Cenaze namazı kıldıranlar!

      Gel, ey Muhammed, bahardır…
      Dudaklar ardında saklı
      Âminlerimiz vardır…
      Hacdan döner gibi gel;
      Mi’râc’dan iner gibi gel;
      Bekliyoruz yıllardır!

      Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
      Hızır kanad, Cibril kanad;
      Nisan kanad, bahar kanad;
      Âyetlerini ezber bilen
      Yapraklar kanad…
      Açılsın göklerin kapıları,
      Açılsın perdeler, kat kat!
      Çöllere dökülsün yıldızlar;
      Dizilsin yollarına
      Yetimler, günahsızlar!
      Çöl gecelerinden, yanık
      Türküler yapan kızlar
      Sancağını saçlarıyla dokusun;
      Bilâl-i Habeşî sustuysa
      Ezânlarını Dâvûd okusun!

      Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
      “Hû hû”lara karışsın âminler…
      Mübarek akşamdır;
      Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

      #1409138
      OnuR
      Katılımcı

        NAAT-I ŞERİF

        Arşın kubbelerine adı nurla yazılan
        İsmi semada Ahmed yerde Muhammed olan
        Yedi katlı göklerde hak cemalini bulan
        Evvel ahir yolcusu Ya Hz Muhammed

        Sağnak nur yağmurları inerken yedi kattan
        O gece Sen'din gelen ezel kadar uzaktan
        Melekler her zerreye müjde verirken Hakk'tan
        O gece sendin gelen Ya Hz Muhammed

        Güneşler o gecenin nuruna secdederken
        Yıldızlar meşk içinde kainat vecdederken
        Bütün hamd ü senalar Yüce Rabb'e giderken
        O gece sendin gelen Ya Hz Muhammed

        Kabe'de şirk taşları putlar yere dönerken
        Cehalet bayrakları birer birer inerken
        Bin yıllık küfr ateşi ebediyyen sönerken
        O gece sendin gelen Ya Hz Muhammed

        O gece Save Gölü mucizeyle kururken
        Kisra saraylarında sütunlar savrulurken
        Arzdan arşa alemler rahmetini bulurken
        O gece sendin gelen Ya Hz Muhammed

        Sen ki doğum kundağı ak bulutla örülen
        Doğar doğmaz Allah'a secde emri verilen
        Alnında alemlere rahmet tacı görülen
        Kainat efendisi Ya Hz Muhammed

        Sen ki güzel huyların ahlakın meş'alesi
        Sabır doruklarında beşerin en yücesi
        Sen'in cennet mekanın fakirlerin hanesi
        Gönüller hazinesi Ya Hz Muhammed

        Sana şahit sonsuzlar ezelden beri her an
        Sana şahit ayetler her zerre ve her mekan
        Sen'den uzak kalmaya nasıl dayanır ki can
        Sen her canda canansın Ya Hz Muhammed

        Mirac gecesi bir bir açılıyorken gökler
        Seni selamlıyorken her katta peygamberler
        Öyle bir an geldi ki durdu bütün melekler
        Hakka yalnız yürüdün Ya Hz Muhammed

        GÖNÜL GÖZÜ GÖRMEYEN CAN GÖZÜNÜ NEYLESİN
        DÜNYADA DÖNMEYEN DİL MAHŞERDE NE SÖYLESİN
        MEVLA BÜTÜN BEŞERİ ÜMMETİNDEN EYLESİN
        SANCAĞININ ALTINDA YA HZ MUHAMMED

        HAKK İLE KUL VUSLATI O İLAHİ DÜĞÜNDE
        HİÇ KİMSEDEN KİMSEYE FAYDA OLMAYAN GÜNDE
        HASATLARI HAS TARTAN O TERAZİ ÖNÜNDE
        NOKSANLARIM BAĞIŞLAT YA HZ MUHAMMED

        BİLİRİZ Kİ HÜKMÜ YOK BU DÜNYA NİMETİNİN
        GÖNÜLDÜR SERMAYESİ AHİRET SERVETİNİN
        SANA SALAT VE SELAM GÖNDEREN ÜMMETİNİN
        CENNETLER ŞAHİDİ OL YA HZ MUHAMMED

        #1409139
        OnuR
        Katılımcı

          EY SEVGİLİ

          Özleminle kurudum, döküldü yapraklarım,
          Ruhuma hayat veren baharımsın sevgili.

          Nağmesi ah olan inleyişle anarım,
          Beni bu ateş ile yakansın ey sevgili.

          Ne vuslat, ne ayrılık, sana kandırdı beni,
          Yoksa aşkın devası, devamsızlık mı dersin.

          İstemem dermanım terk etmekse güzeli,
          Sen gönül diyarımda sultanımsın sevgili.

          Kokladım bir kere güle meylim kalmadı,
          Canımı seni buldum cana sevgim kalmadı,

          Affeyle cüretimi dilde sözüm kalmadı,
          Ben aşkında yok oldum, özümsün ey sevgili

          #1409140
          OnuR
          Katılımcı

            Yağmur

            Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
            Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
            Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
            Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
            Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
            En müstesna doğuşa hamiledir kainat

            Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
            Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
            Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

            Hasretin alev alev içime bir an düştü
            Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
            Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
            Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

            İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
            Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
            Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
            Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
            Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
            Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

            Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
            Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
            Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

            Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
            Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
            Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
            Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

            Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
            Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
            Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
            Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
            Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
            Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

            Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
            Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
            Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

            Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
            Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
            Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
            En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

            Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
            Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
            Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan
            Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
            Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
            Paramparça, ateşler şahinin hayalleri

            Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
            O mücella çehreni izleseydim ebedi
            Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

            Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
            Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
            Katil sinekler deldi hicabın perdesini
            İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

            Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
            Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
            Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
            Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
            Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
            On asırlık ocağın savururdum külünü

            Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
            Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
            Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

            Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
            Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
            Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
            Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

            Badiye yaylasında koklasaydım izini
            Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
            Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
            Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
            Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
            Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

            Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
            Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
            Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

            Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
            Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
            Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
            Hakların temeline sanki bir volkan düştü

            Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
            Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
            Erdemin, bereketin doldurur haneleri
            Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
            Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
            Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

            Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
            Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
            Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

            Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
            İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
            Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
            Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

            Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
            Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
            Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
            Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
            Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
            Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

            Madeni arzuların ardında seyre daldım
            Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
            Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

            Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
            Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
            Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

            Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
            Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
            Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
            Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
            Sesini duymayanlar girdabında boğulur
            Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
            Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

            Saatlerin ardında hep kendimi aradım
            Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
            Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

            Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
            Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
            Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
            Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

            Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
            Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
            Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
            Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
            Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
            Mekanın firçasında solmayan resim senin

            Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
            Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
            Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

            Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
            Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
            İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
            Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

            Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
            İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
            Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
            Nazarın ok misali karanlıkları deler
            Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
            Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

            Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
            Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
            Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

            Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
            Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
            Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
            Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

            Nefesinle yeniden çizilecek desenler
            Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
            Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
            Anneler çocuklara hep seni içirecek
            Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
            Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

            Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
            Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
            Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

            Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
            Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
            Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
            İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

            Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
            Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
            Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
            Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
            Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
            Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
            Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
            Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
            Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
            Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
            Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
            Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
            Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
            Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

            #1409141
            OnuR
            Katılımcı

              NECİD ÇÖLLERİNE…

              Ya Nebi! Şu halime bak!
              Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca sahranın
              Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
              Harim-i pakine can atmak istedim durdum
              Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum
              "Tahammül et" dediler…Hangi bir zamana kadar?
              Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.
              Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak
              Önümde durmadı artık, ne hanuman ne ocak
              Yıkıldı hepsi.. Ben aştım diyar-ı Sudan'ı
              Üç ay "Tihame!" deyip çiğnedim beyabanı
              Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada
              Yetişmeyeydin eğer, ya Muhammed, imdada
              Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin
              Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin
              İradem olduğu gündür senin iradene ram
              Bir an için bana yollarda durmak haram
              Bütün heyakili hilkatle hasbihal ettim
              Leyale derdimi döktüm, cibali söylettim
              Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü
              Nucuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
              Azabı hecrine katlandım elli üç senedir
              Sonunda alnıma çarpan bu zalim örtü nedir?
              Beş-altı sineyi hicran içinde inleterek
              Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
              Demir nikaabını kaldır mezar-ı pakinden!
              Bu hasta ruhumu artık kayırma hakinden!
              Nedir o meşale? Nurun mu? Ya Resulallah!

              MEHMET AKİF ERSOY

              #1409142
              OnuR
              Katılımcı

                40 YAŞINDASIN

                Rahmetini umarak
                Günahkar bir dille;
                Allah Azze ve Celle

                Ya Rasulallah,
                Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
                Kalbimizden seyrediyoruz seni.

                İşte
                Bir yaşındasın,
                Beni Sa'd yurdundasın
                Sana süt anne olmadı kadınlar
                Bu yüzden dargın bulutlar
                Bir damla yağmur indirmiyor
                Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa'd yurdunda
                Minicik bir bulut var gökyüzünde
                Sana aşık…
                Ayrılmıyor başucundan
                Ve insanlar yağmur duasında…
                Hz.Halime kucağına alıyor seni
                Yeryüzünde bir gölgelik…Seni güneşten korumak için
                Oysa minicik bulut gökyüzünde
                Sana meftun, sana kilitli…
                Ve dua eden rahibin kucağındasın
                Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
                Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da
                Ama sen unutmuyorsun
                Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun
                O minicik bulut ilişiyor bakışlarına
                Büyüyor, büyüyor…
                Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
                Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
                Çoğusu bilmiyor seni…

                Altı yaşındasın
                Medine-i Münevvere yolundasın
                Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen
                Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
                Sonra yolda, Ebva'da öksüzlük karşılıyor seni
                Mekke'ye annesiz giriyorsun
                Abdulmuttalip bir başka seviyor seni
                Ebu Talip bir başka seviyor

                Ya Rasulallah
                Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında
                Onlar anne deyince sen yere mi bakardın
                Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva'ya
                Kaç gece anne diye hıçkırdın
                Efendim!
                Senin yerine de anne dedik annemize
                Senin yerine de baba dedik

                Yirmi beş yaşındasın
                Ve bambaşkasın
                Kimse sana denk değil
                Şefkat yayıyor kokun
                Güven veriyor sesin
                Sen Muhammed-ül Emin' sin

                Otuz üç yaşındasın
                Dalga dalga rahmet var

                Otuz beş yaşındasın
                Hadi gel bekletme yar
                İniltiler çalıyor kapısını göklerin
                Hadi gel bekletme yar
                Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin…
                Hadi gel ey Yâr!
                Nurdağına davet var

                İşte
                Kırk yaşındasın
                Hira Nur dağındasın
                Cibril iniyor göklerden
                Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor
                Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ' Ah! ' sın
                Karanlık gecelerimize sabahsın
                Sen Nebiyullahsın
                Sen Habibullahsın
                Sen Rasulullahsın

                Niye incittilerki seni sultanım
                Niye işkence yaptılarki sana
                Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar
                Himayesiz kaldın diye mi
                Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
                ' Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ' diyişin
                Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza
                Başına pislikler saçılıyor
                Başlar feda o mübarek başına
                Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
                Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru
                Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla
                ' Bu koşan kimdir ' diye bir soru dolaşıyor boşlukta
                Bu koşan kim?
                Ve cevap veriyor biri:
                Muhammed' in kızı Fatımatüz-Zehra
                Velilerin anası…
                Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
                Sana yeryüzünde en çok benzeyen
                Gülmesi sen, ağlaması sen
                ' Ağlama kızım ' diyişin geliyor aklımıza
                Niye çıkardılar ki yurdundan seni
                Himayesiz kaldın diye mi
                Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni
                Seni yetim bulup barındıranı
                Seni alemlere rahmet kılanı
                Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
                Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun
                'Seni bizim elimizden kim kurtaracak' diyorlardı
                Sen,
                Sen ' Allah! ' diyordun
                Allah Azze ve Celle
                Semayı haşyet kaplıyordu
                Sen ' Allah! ' diyordun
                Arş-ı Âla titriyordu
                Bedir' de ' Allah! ' diyordun
                Üç bin melek iniyordu alaca atlarda
                Yüz yirmi beş bin sahabi:
                ' Anam babam sana feda olsun ' diyordu

                Ya Rasulallah
                Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun
                Neccar Oğulları'nın küçük kızları seni görünce
                Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
                ' Beni seviyor musunuz ' diye sormuştun onlara
                ' Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ' demişlerdi
                Sen de:
                ' Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum' demiştin
                Bu gün yaşayan gençler var
                Neccar Oğulları'nın kızları diğil belki
                Ama seni onlar da çok seviyor
                Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar
                Senden başka kimseleri yok
                Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

                Altmış üç yaşındasın
                Refik-i Âla duasındasın
                Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu
                Kenarları beyazdı
                Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın
                Ve mübarek ellerini dizine vurarak:
                ' Görüyor musunuz ne kadar güzel ' demiştin
                Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:
                ' Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver '
                Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
                İstendiğinde katiyyen ' hayır ' demediğini bile bile
                ' Peki ' dedin o zata
                Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
                Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
                Aynı cübbeden yine yine diktiler
                Ama giyinmek nasip olmadı
                Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre' nin diliyle:
                ' Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler '
                Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini
                ' Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim'

                Sultanım!
                Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili
                Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili
                Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik
                Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
                Duyduk, itaat ettik

                Ya Rasulallah
                Sen hâlâ kırk yaşındasın
                Ve hâlâ ümmetinin başındasın…

                Dursun Ali Erzincanlı

                #1409143
                OnuR
                Katılımcı
                  BİR GECE

                  Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
                  Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
                  Lakin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler,
                  Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
                  Neden görecekler, göremezlerdi tabii;
                  Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,
                  Bir kerede, mamure-I dünya, o zamanlar,
                  Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
                  Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
                  Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
                  Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin.
                  Salgındı, bugün şarkı yıkan, tefrika derdi.
                  Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
                  Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
                  Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum,
                  Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!
                  Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı dirildi;
                  Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi geberdi!
                  Alemlere rahmetti evet şer-i mübini,
                  Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.
                  Dünya neye sahipse, O'nun vergisidir hep;
                  Medyun ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.
                  Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
                  Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

                  MEHMET AKİF ERSOY

                  #1409144
                  OnuR
                  Katılımcı
                    rose.gif smile.gif rose.gif SEN YOKTUN rose.gif smile.gif rose.gif

                    Sen yoktun!
                    Hz Âdem’deydi nurun…
                    Önce cenneti,
                    Sonra yeryüzünü şereflendirdin…
                    Âdem nuruna affedildi,
                    Arafat bu affa şâhitti,

                    Sen yoktun!
                    Nuh’un gemisindeydi Nurun…
                    Dalgalar yeryüzünü boğarken,
                    Taprağın bağrındaki su,
                    Gökyüzüyle buluşurken,
                    Ve bu bir ilahi azap derken,
                    Allah nurunu taşıdı binbir sebeple…
                    Tûfan, nurunu selamladı edeple…!

                    Sen yoktun!..
                    Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun…
                    İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden,
                    “Rabbimiz” dedi,
                    “Onlara kendi içlerinden,
                    Senin ayetlerini okuyacak,
                    Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
                    Onları temizleyecek bir elçi gönder!”
                    Amin dedi on sekiz bin âlem…!
                    Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak,
                    “Amin” dedi İsmail…
                    Hira Nur dağı “Amin” diyerek ayağa kalktı…
                    Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında…

                    Sen yoktun!..
                    Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni…
                    Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
                    Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine…
                    Çünkü bu âlemin reisi geliyor…
                    Bekleyin Ahmed geliyor.
                    Kainata rahmet geliyor.
                    Havarilerin yüzünü okşayan,
                    Ölüleri dirilten bir nefes oldun…

                    Ama sen yoktun!..
                    Sen yoktun Sultânım…!
                    Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun…
                    Başı eğik gezerdi mazlum,
                    Kuteyle göklerden seni sorardı,
                    Varaka seni arardı semada,
                    Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler,
                    Ağlayarak süslediler ölüme…!

                    Ağlayarak “Hadi, dayına gidiyorsun” dediler.
                    Sen yokken,
                    Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek!..
                    Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi!
                    Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi…!
                    En son çocuk atılırken çukura,
                    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu,
                    Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
                    Melekler süslüyordu hirâyı…!
                    Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
                    Efendisine hazırlanıyordu Mekke,
                    Âlem Efendisine hazırlanıyordu,
                    Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.
                    Toprak yalvarıyordu Rabbine,
                    “Allahım gönder artık” diyordu.
                    Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada,
                    Ve bir gelişin vardı ya Rasulallah,
                    Bir inişin vardı yer yüzüne…
                    Önünde Cebrail!
                    Ardında yalın kılıç melekler!
                    Bir inişin vardı yer yüzüne…
                    Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de,
                    Öksüzler annelerine sarıldı doya doya…
                    Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini…
                    Herşey sus pus olmuştu…

                    “Hadi” diyordu yıldızlar, “Hadi” diyordu ay!
                    Kainat bir isim duymak istiyordu.
                    Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;

                    Muhammed!

                    Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini…

                    Muhammed!

                    Melekler öptü o nurdan ellerini.

                    Muhammed!

                    Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!

                    Sana o adı veren rahmana kurbanız!

                    Artık sen vardın!
                    Susuz topraklara rahmet indi seninle,
                    Annenden sonra anne Halime sevindi seninle,
                    Yağmura mı ihtiyaç var…???
                    Kaldır şehadet parmağını,
                    Yağmurları salsın Allah!..
                    Sonra tut ağacın yaprağını,
                    Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah!..
                    Yeterki sen iste!
                    Sen iste ya Rasulallah!..

                    De ki; ben kimim…???
                    Dağlar, taşlar dile gelsin,
                    Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
                    “Ente Rasulullah” desin…!

                    Sen vardın!..
                    Bedir kârdı,
                    Uhut dardı,
                    Hendek yârdı,
                    Yiğitlerin vardı!
                    Ölmek için yarışan yiğitler…!

                    Hele bir enesin vardı senin!..
                    Enes bin malik…
                    Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,

                    “Niye burada oturuyorsunuz…???” diye sormuştu.
                    Onlar da:
                    “Allah’ın Rasulü öldürülmüş!” deyince,
                    Enes kükremiş:
                    “Peki o öldükten sonra yaşayıp da n'yapacaksınız…!??
                    Kalkın ve O’nun gibi ölün!” Demişti.
                    Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
                    Hem de ne şehit ey Nebi!
                    Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi!
                    Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu…!

                    Musab Bin Umeyr’in vardı senin!..
                    Uhut’ta sancağını taşıyan…
                    Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki,
                    Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi!..

                    Ebu hureyren vardı!..
                    Acıkınca mescidin önünde durur, sana bakardı…
                    Sen anlardın,

                    “Ya Ebâhir, gel!” Derdin.
                    Ve sen gittin!..
                    Bir gidişle gittin,
                    Ardında hüznün kaldı…
                    Hasretin kaldı göklerde…
                    Bilal ezan okuyamaz oldu!
                    Ne zaman teşebbüs etse,
                    “Muhammed Rasulullah” demeye,
                    Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi!..

                    Sonra günler ay,
                    Aylar yıl oldu.
                    Ve asırlar oldu,
                    Sensizliğe açtık gözlerimizi!
                    Ama sen bırakmazsın bizi!..
                    Sen varsın ey şehitlerin sultanı!

                    Sen varsın!
                    Bir şehit bile ölmezken,
                    Sana nasıl “yok” deriz…!??
                    Ebu Talip $ama giderken devesinin önüne geçip,
                    “Beni burda kime bırakıp, gidiyorsun…???” demiştin.
                    “Ne anam var, ne babam…”
                    Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden…
                    Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini,
                    Kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah…!??
                    Bırakma bizi ki, Allah;
                    “Sen onların içindeyken, onlara azab edecek değiliz buyuruyor!..”

                    Bırakma bizi!
                    Hayatı seninle öğretti Rahman…
                    Kulluğu seninle tanıdık.
                    Duayı senden öğrendik sevgili!
                    Hz. Ömer umre için senden izin isteyince,
                    “Kardeşcik” dedin ona,
                    “Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın…!??”
                    Bizler Ömer değiliz ama,
                    Bütün dualarımız senin için…

                    Ey Rabbimiz!
                    Rasulünü anışımızdan haberdar et!
                    O’na binler salat, binler selam!
                    Habibine Makam-ı Mahmut’u ver!
                    O’na vesileyi lutfet!
                    O’nu refik-i Âlâya yükselt!
                    Bizi de affet!..
                    O’nun hatrına affet!
                    Zatının hatrına Affet…!

                    (((Dursun Ali Erzincanlı)))

                    #1409145
                    OnuR
                    Katılımcı

                      NA’T – 1

                      Mübtelâ yı mihnet-i mâsivâyım Efendim!

                      Garîk-i bahr-i isyân u rüsvâyım Efendim!

                      Açılsın ne olur o vech-i pâkinden nikâb!

                      Yüzüne aşinâ-yı pür-vefâyım Efendim!

                      Varıp bezmine âşıkân binbir leâl ister,

                      Ben bir garîb-i nâlân u şeydâyım Efendim!

                      Geçerler candan, girenler nûr hâlene bir kez,

                      O dertten bin belâya müptelâyım Efendim..!

                      Olur Mecnûn görenler ruhsârını a cânân!

                      Kapında mülk-i serâp bir gedâyım Efendim!

                      Esîr-i dâm-ı firkatte hep yandım yakıldım;

                      Her subh u şâm inim inim bir nâyım Efendim!

                      Seherler bûy-ı huzûrunla tüterken her şeb,

                      Ben neden nâr-ı hicrâna yanayım Efendim!

                      Kerem eyle bırakma bendeni bu hicrânla!

                      Kerem kılmazsan, nasıl dayanayım Efendim!

                      #1409146
                      OnuR
                      Katılımcı

                        NA’T – 2

                        İsyanla âlûde bir mücrim-i âvareyim,

                        Cenâb-ı risâlet-penâha geldim ben fakir.

                        Derd-i hicrânla tepeden tırnağa yâreyim,

                        Bu kızıl dertten âh u vâhe geldim ben fakir.

                        Yandıkça yandım hasretiyle dilde dildârın,

                        Vuslat deyip bir ulu şâhe geldim ben fakir.

                        Göster keremin dîdelerim kan ile doldu,

                        Göster ne olur bârigâhe geldim ben fakir.

                        Yüz sürüp hâk-i pâye, sarıldım dâmenine,

                        Derde dermân bir afv-penâhe geldim ben fakir.

                        Yandı derûnum el amân ve hûn oldu sînem,

                        Âteşime su serpen şâhe geldim ben fakir.

                        Kurtar kayd-ı sivâdan aç artık nikâbını,

                        Bir nazar lutfeyle nigâhe geldim ben fakir.

                        Dehre sor efgânımı, sînemdeki âhımı,

                        Ey hicrânda penâhım râhe geldim ben fakir!

                        Aradım yıllar boyu, dolaştım vâdi vâdi,

                        Hepsi bir hayâlmiş, şehrâhe geldim ben fakir.

                        #1409147
                        OnuR
                        Katılımcı

                          SULTANIM

                          Başım fedâ olsun nurlu yoluna,

                          Gönlümü fetheden Sultanım, canım!

                          N’olur merhamet kıl kıtmîr kuluna,

                          Gönlümü fetheden Sultanım, canım!

                          Kapına baş koymuş kulların bekler,

                          Herbirinden yığın yığın dilekler,

                          Sen el atmayınca boşdur emekler,

                          Gönlümü fetheden Sultanım, canım!

                          Senin olmadığın her bucak ıssız,

                          Gönüller kararır inan ki sensiz!

                          Gel rûhuma bir nazar eyle sessiz;

                          Gönlümü fetheden Sultanım, canım!

                          Din yolunu açıp şehrâh eyleyen,

                          Pinhân-ayân her gerçeği söyleyen;

                          Gökde, yerde ümmetini dileyen,

                          Gönlümü fetheden Sultanım, canım!

                          Hakk’a varılamaz senden amansız,

                          Arkanda olmayan gider îmânsız…

                          Kulunu mahşerde bırakma yalnız!.

                          Gönlümü fetheden Sultanım, canım!

                          #1409148
                          OnuR
                          Katılımcı

                            MEDİNE’DE ZAMAN

                            Medine’de sabah başkadır.
                            İnsanlar sevinçle uyanırlar,
                            Ezan-ı Muhammedi yükselir.
                            Mescid-i Nebevi’den
                            Ve Medine sokakları
                            Bayram yerine döner.
                            Bir dede hanımının elinden tutarak yürür.
                            Bir çocuk mescidin bahçesinde koşar özgürce
                            Sabaha kadar yeşil kubbeyi seyreden bir genç
                            Tebessüm ederek girer babu’s-selam kapısından
                            Yeşil elbiseleriyle mescidde hizmet edenlere imrenir
                            Bir peygamber aşığı…

                            DURSUN ALİ ERZİNCANLI

                            #1409149
                            OnuR
                            Katılımcı

                              Ben seni bir kere gördüm;yüreğime kadifeden bir tohum ekildi.

                              Seni anlaşılmaz kılan sır hürmetine ,bu sırdan izler taşıyacağım yazıma

                              Çünkü sen ne çok bakılsan ,okunsan ,yaşansan ..Bir gülün tomurcuğu gibi kapalıydın;gözlere uzak ,görünmeyene yakındın.

                              Sana ne dost,ne yar , ne sırdaş diyeceğim.

                              Sana hem dost,hem yar,hem sırdaş diyeceğim

                              Seni yazdıkça , anlattıkça kapatacağım

                              Seni ,hatırladıkça unutacağım…İsyan ile ağladıkça kabulleneceğim.

                              Kapıma gelecek ve dünyama gireceksin.

                              Gülün yumuluşunda görünen isminin baş harfini okuyorum

                              Bu yüzden güle tavır koyamıyor,koyanlarıda “Halden Anlayan Gülden Anlar “ diyerek onaylamıyorum.

                              Ben seni bir kere gördüm ,bin kere görenleri anlamıyorum; nasıl baktılar sana ikinci defa ,nasıl bakabildiler ?

                              Ben susuzum bir kere gördüğümden ,ama bin kere seni görenlerin kanmışlığına inanmıyorum.

                              Seni aşkın ardına düşünce anladım.Seni varid aşkından ,sırlarından ,med-cezirlerinden ,bilecek ,bulacak ve seveceğim.Mürailerin sevgilerinden ayıkla ve öyle sev beni..!!

                              Hakk’a yakınlara yakın olanların sayfasına yazıldı adım; hayatta çok şey bulmasam da gam yemem artık “Sıdk” ile mührün basılsın yüreğimin üstüne.

                              Sevda sahilinde uzunca yıl yürüdüm.

                              Eliften asama dayanarak

                              Uzadı yollar,vuslat hep uzadı

                              Gölgeler sarp dağlar oldu,önümde

                              Ayağıma sevgilerden taşlar gelip yürüdü

                              Ben yürümeyi hiç bilmezdim

                              “Sen önümde, hep önümde yürümeseydin “

                              #1409150
                              OnuR
                              Katılımcı
                                kardeş bitanede ben eklim
                                NA'T-I ŞERİF
                                Ya Habiballah resul-i halık-ı yekta tüyi,
                                Ber güzin-i Zülcelali pak-ü bihemta tüyi;
                                Nazenin-i Hazret-i Hak sadr-ü bedr-i kainat,
                                Nur-i çeşm-i Enbiya çeşm-i çerağ-i ma tuyi;
                                Der şeb-i Mi'rac bude Cebrail ender rikab,
                                Pa nihade ber ser-i nüh künbedi hazra tüyi;
                                Ya resulallah tü dani üm****net acizend,
                                Rehnüma-yi acizani bi ser-ü bi pa tüyi;
                                Servi bostan-i risalet nev behar-i ma'rifet,
                                Gülbün-i bağ-ı şeriat sünbül-i bala tüyi;
                                Şemsi Tebrizi ki dared na'ti Peygamber ziber,
                                Mustafa vü Mücteba an seyyid-i ala tüyi.

                                Bu Na't ın Türkçesi:
                                Ey Allah'ın sevgilisi! Eşsiz Yaratıcı'nın Elçisi sensin,
                                Allah'ın kulları arasından seçtiği pak ve benzeri olmayan sensin;
                                Ulu Allah'ın nazlısı, kainatın yüksek derecelisi ve tekemmül etmişi
                                Peygamberlerin gözünün nuru bizim gözlerimizin ışığı sensin;
                                Miraç gecesi "Cebrail" rikabında olduğu halde,
                                Dokuz kat yeşil kubbenin üstüne ayak basan sensin;
                                Ey Allah'ın Elçisi! Bilirsin ki ümmetlerin acizdirler,
                                Başsız, ayaksız acizlerin yol göstericisi sensin;
                                Peygamberlik bostanının selvisi, ma'rifet dünyasının ilk baharı,
                                Şeriat bağının gül fidanı, yüce sünbül sensin;
                                Şemsi Tebrizi Peygamberin methini ezberlemiştir,
                                Mustafa vü Mücteba, o yüksek Ulu sensin
                                #2180617
                                alpler
                                Katılımcı

                                  Dursun Ali Erzincanlı Nat-ı Şerifleri çok güzel okuyor,seslendiriyor…
                                  Teşekkürler Onur…

                                15 yazı görüntüleniyor – 1 ile 15 arası (toplam 15)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

                                Yayımlandı

                                kategorisi

                                yazarı:

                                Etiketler: