Can Dündar Yazıları

15 yazı görüntüleniyor – 1 ile 15 arası (toplam 35)
  • Yazar
    Yazılar
  • #1142187
    OnuR
    Katılımcı

      Kelimeler eksik, kelimeler yarali.
      Kelimeler ciliz.
      Tasimiyor, anlatmiyor, tanimlamiyor bu duyguyu.
      Ben de…
      Çok baska bir sey. Sevginin ortasinda, derin acilar
      hisseder mi insan?
      Aydinlik gülümsemelerin içine, hüznü yerlestirir mi
      durup dururken?
      Gözlerine bugu,diline sitem, yüregine burukluk,
      çöreklenir kalir mi
      asirlarca?
      Gelmeyecegini bildigi mektup için, posta kutusunu hep
      ayni heyecanla
      açar
      mi?
      Dedim ya, baska bir sey bu.
      Ne kadar yalnizsam, o kadar seninleyim su günlerde.
      Belki de en basta, tutup seni en derinlere koydum diye
      oldu bunlar.
      Kimseler ulasmasin diye, kimselerin bilmedigi,
      bulamayacagi yollara
      götürdüm
      seni.
      En derinlerde tuttum.
      Bana sakladim.
      Derine, hep daha derine…
      Seni yapayalniz, bir tek bana biraktim.
      Paylasamadim Yanlis yaptim.
      Sana ulasan yollari kaybettim diye bütün bu
      saskinliklar.
      Kendimi oradan oraya vurmam.
      Sagimda, solumda, ne zaman dikildigini bilmedigim
      duvarlara çarpmam,
      hiç
      görmedigim çukurlarla bogusmam.
      Denizlerin, gürültüyle gelip vurdugu dehlizlerin,
      acili duvarlari
      gibiyim.
      Duvarlarim yosunlu, duvarlarim kaygan, duvarlarimdan
      hiç tükenmeyen
      sular
      siziyor.
      Tutunamiyorum.
      Renklerim, gün içinde degisiyor.
      Soluyorum, soguyorum.
      Günes ulasmiyor içerilerime.
      Küfleniyorum, yaslaniyorum.
      Yalnizliklar pesimde.
      Dokundugum her islak duvardan, pis kokulu bir
      yalnizlik bulasiyor
      üstüme.
      Yapis yapis, vicik vicik bir yalnizlik bu.
      Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
      Seni sakladigim yere ulasamaz oldum.
      Yollar, gitgide uzadi ve karisti.
      Ümidimi isitacak, parlatacak, kimildatacak bir seylere
      ihtiyacim var.
      Ah onun ne oldugunu biliyorum.
      Sonu sana geliyor her cümlenin.
      Her seyin basinda, içinde ve sonundasin.
      Bu degismiyor.
      öyle içimsin ki.
      Birden aklima geldi, tuttum sana bir mektup yazdim
      dün.
      çok mutluydum…
      Gün içinde neler yaptigimi, nelere kizip, nelerle
      mutlu oldugumu, tek
      tek
      anlattim.
      Mevsimlerin ve insanlarin nasil karisik ve beklenmedik
      olduklarini
      yazdim.
      "Yine zamansiz yagmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu
      kadar zayif degildi
      günes
      isinlari" dedim, "Gerçekten buradaki sarkilari hiç
      ögrenmeyecek,
      bilmeyecek,
      söylemeyecek misin?"
      dedim.
      Çok uzun bir mektup oldu..
      Basindan sonuna kadar okudum da.
      Neler yazmisim diye merakimdan.
      Sonra çekmecemden bir zarf çikarip, Adini yazdim.
      Büyük harflerle, yalnizca adini.
      Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum.
      Mektup cebimde.
      Cebim yüregime yakin.
      Yüregim sende.
      Sen yüregime yakin.
      Öyleyse mektup sende.
      Bu kadar içimdesin iste.

      #1421875
      OnuR
      Katılımcı

        Yalnizlar için…

        Her sokak, her vitrin, her mesken, böyle koskocaman,
        kipkirmizi, kanli canli, yusyuvarlak kalplerle
        doluyken kaburgalarinin arasinda bos ya da kirik bir
        kalple dolasmak ne can yakicidir bilirim.
        Bir dönem gurbette o Sevgililer Günü yalnizligini
        bizzat tecrübe ettim.
        Okyanusun ortasinda susuzluk çekmek gibi bir seydi.
        Parkta tahterevallisinin karsi kefesini dolduracak
        arkadas bekleyen bir çocuk hüznü…
        Öksüzlere özgü bir Anneler Günü…
        * * *
        Zamane sevdalilarinin ortalikta sereserpe koklasmasi,
        reklamlarin mütemadiyen âsiklari alisverise çagirmasi,
        Sevgililer Günü'nün küresel çapta uluorta kutlanmasi,
        yalniz kalplerin issizligini perçinler bir kat daha…
        Gördükleri her çiftten ayri bir ani, dinledikleri her
        anidan tarifsiz bir aci süzerler.
        Ask dillendirildikçe, yitik bir dostun adi gibi
        çinlar.
        Henüz reklamlardaki gibi bir sevda kismet olmamistir
        kimine; ama çogu doludizgin yasamis ve sonunda
        kiymistir yarine…
        Onu acilar çektirerek öldürmüs ve eski bir sarkiya
        gömmüstür.
        Ortak hatiralar mezarligina…
        Ya da ihanetler kabristanina…
        * * *
        Kimi fazla sevgiye sarip nefessiz koymustur askini,
        kimi sevgisiz birakip bogmustur.
        Kimi busesine kuskunun zehrini katmis, kimi
        ilgisizligin kodesine atmistir.
        Kiskançligin atesiyle bilenen hançer, sahibi ne kadar
        çok sevdiyse o kadar derine saplanmistir.
        Doyamadan ayrilanlarin damaginda buruk bir istirap
        tadi kalmistir.
        * * *
        Iste o yüzden, terk eden, terk edilen, sevdigini
        öldüren ya da sevdigince gömülen, izler cilvelesen
        âsiklari, Sevgililer Günü'nün haber bültenlerinde;
        biraz hüzün, çokça çelebi bir gülümsemeyle…
        Kendisi kiymistir sevdigine…
        Ve bilir ki, diger kumrular da, yakin bir kiskançlik
        krizinde ya da özensiz bir birlikteligin
        tekdüzeliginde, kiyacaktir yarine…
        Çünkü Ferhat ile Sirin'den, Kerem ile Asli'dan, Leyla
        ile Mecnun'dan, Romeo ve Jülyet'ten bilir ki, tipki
        Sevgililer Günlerinin taze gülleri gibi, ömrü uzadikça
        solar atesli sevdalar…
        Sadece öldürülen âsiklar yasar.
        Askta ölümle yasam arasinda ters oranti var.
        * * *
        Ey sadik üyeleri Kirik Kalpler Kulübü'nün!
        Sevgilisi olmayanlar,
        Sevgilisinden ayrilanlar,
        Sevgilisi uzakta olanlar,
        Hiç iliskiye girmemis ya da her gömdügü iliskiyle bir
        parça eksilmis, her yitik sevdalinin ardindan aci
        çekmis üvey evlatlari Sevgililer Günü'nün…
        Yarin gece tek kisilik sofraniza çift kadeh koyun…
        Izleyin canli yayinda potansiyel katillerin
        buselerini…
        Siz içtikçe canlansin o güzelim anilar…
        Unutmayin ki, yalnizligin da kahredici bir tadi var.

        #1421876
        OnuR
        Katılımcı

          ESKİDEN

          Çember çevrilir,
          Su musluktan içilir,
          Ağaçlara tırmanılırdı.
          Bebekler bezden
          Silahlar tahtadan
          Resimler kömür karasından yapılırdı
          Kızlara ninelerinin,
          erkeklere dedelerinin
          İsimleri konulur
          Saatli maarif okunurdu
          Komþuda pişen
          Bize de pişer
          Bizde pişen komşuya düşerdi
          Geceler ayaz
          Sokaklar karanlık
          Yıldızlar parlak olurdu
          Turşu,salça,mantı
          Evde yapılır
          Karpuz kuyuda soğutulurdu
          Erik ağacının çiçeği
          Pencere camımıza yaslanır
          Güz yaprakları bahçemize düşerdi
          Kardan adam yapılır
          Evlerde soba yakılır
          Kış gecelerinde masal anlatılırdı
          Merdiven çıkılır
          Aidat ödenmez
          Yönetici seçilmezdi
          Evler badanalı
          Sokaklar lambasız
          Mahalleler bekçili olurdu
          Ajans radyodan dinlenir
          Çizgili roman okunur
          Defterlere kenar süsü yapılırdı
          Hayat
          Arkası yarın gibiydi
          Kesintisizdi
          Her gün yaşanacak bir şey vardı
          Herkes kendi düşünü kurar
          Kendi hayatini oynardı
          şimdi
          Hayat tek perdelik bir oyun
          Stand-up bir yalnızlık gibi
          Simdi
          Herkes
          Yoğun
          Yorgun
          Ve
          Tek başına

          #1421877
          OnuR
          Katılımcı

            Bahar

            Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
            Afrodizyakların en etkilisi, sevdanın suç ortağısın.
            Yapma bunu bana!..
            Bahar, yalvarırım çek git isine!..
            Salma üstüme çiçeklerini, aklimi çelme!..
            Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde;
            Sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor..
            Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek…
            Kavaklar kıpır kıpır, islik ıslığa meltem…
            Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtüböcek…
            Yapma bunu bana bahar, Böyle üstüme gelme!.
            Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı…
            Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime…
            Kalbimin buzları erimiş.
            Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir..
            Bir de sen çıldırtma beni…
            Krizdeyim ben…
            Tembelliğin sırası değil, uyamam sana…
            Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.
            Meltemlerine söyle, deli gibi islik çalıp sokağa çağırmasınlar beni..
            Bulutların üşüşmesin başıma…
            Girme kanıma benim… yoldan çıkarma!..
            Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi,
            Sevdanın suç ortağısın.
            Kıyma bana!..
            Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka;
            Gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin.
            Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını,
            Beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin…
            O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman…
            Ne o delişmen sabahlar kalacak,
            Ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları…
            Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan…
            Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında…
            Yeşerttiğin çiçekler yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz..
            Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden… yüreğim viraneye…
            Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da…
            Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak. İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar…
            İş açma başıma…
            Git isine! Yoldan çıkarma beni!..

            #1421878
            OnuR
            Katılımcı

              İlk yarı bitti : Hayat:1 – Ben:0…!!!…

              Ama belliydi böyle olacağı

              Nicedir başlamıştı belirtiler:

              Yolda çocuklar "Amca şu topu atıversene" diye seslendiklerinde kuşkulanmıştım ilkin…

              Sonra saçlarımdaki beyaz teller tescilledi yarı yolun ufukta göründüğünü,

              Baktım; lise fotoğraflarım sararmış, sınıf arkadaşlarım yaşlanmış.

              Eş dost sohbetlerinde sağlık ve çocuk konuşulur olmuş, seyahat ve aşk yerine…

              Gök gibi gürlemeye alışkın müzik setimin ses düğmesini kısar olmuşum, içimdeki uçurtmanın ipini çekercesine…

              Bizim zamanımızda diye başlayan nutuklar atmaya başlamışım mezuniyet törenlerinde,

              -Hayret daha dün değil miydi benimkisi?-

              Yıllar yılı dudak büktüğüm "ölümden sonra hayat" masallarına kulak kabartmaya başlamışım gizliden gizliye…

              İple çektiğim Haziranlara sırt çevirmişim.

              Yaşamın orta sahasına girmişim, irkilmişim…

              Ruhumun ikizleri yine çekiştiriyorlar kollarımdan;

              Biri, "daha ne gördün ki" diyor yüzünde papatyalarla, asıl şimdi başlıyor hayat!… Bundan sonrası rahat!"

              Lakin "Buydu görüp göreceğin" diye efkarlanıyor öteki… ikinci yarı geçer hızla, yaşlanırsın zamanla…

              Yaşı genç olanlar 35'e uzak durduklarını sanarak "Sahi oldu mu o kadar? Hiç göstermiyorsun" tesellisindeler.

              35'le çoktan tanış olanlarsa "Hayata hoşgeldin" pankartlarıyla karşılamadalar…

              İlk yarı sadece bir ısınmaymış meğer: asıl ikinci yarıda anlaşılırmış tadı, hayatın… kavganın… aşkın…

              Bense şaşkın… devre arası bilançolarındayım.

              Son dönemde kimbilir kaç kez eski anıları yaralı ele geçirdim, belleğimin derinliklerinde?…

              Kimbilir kaç kez kendime yakalandım, kendimden kaçarken?…

              Ve sustum vicdan sorgularında…

              Aksi sedamla bile dertleşmedim. Meğer ne yaman serüvenmiş hayat? Bazen yediveren gülleri gibi bereketli…

              Sanki hayat değil, Körfez Krizi mübarek: Bir koyup, beş alıyorsun…

              Yaşıyor, seviyor ve seviliyorsun… Bazense kıtlıktan kırılıyor ortalık, şaşıp kalıyorsun…

              Oysa -herkes bilmezden gelse de- skoru bellli oyunun:

              30'larda dedeni ve nineni kaybediyorsun, 40'larda anneni ve babanı… Ve 70'lerde kendini…

              Şimdi devre arası, yolun yarısı…

              Bugüne dek ancak tanıştık hayatla… Ben ona kendimi tanıttım, O bana kendini…

              Göğsüme madalya gibi dizdim hatalarımı…

              Zaferlerim onlar benim, olgunluğumun yapıtaşları…

              Ve derin bir yara gibi sakladım başarılarımı…

              Asansör çıkarken yukarı, dönüp bakmadım bile aşağı…

              Dönmesin diye başım…

              Ben istikballe arkadaşım…

              Ne var ki herşey yarım…

              Hayat da yarım, sevdalar da…

              Daha diyeti ödenmedi sevinçlerin…

              İhanetlerin hesabı sorulmadı…

              Nazım'ın dedidği gibi "Kopardım portakalı dalından ama, kabuğu soyulmadı, sevdalara doyulmadı…"

              "Doydum diyen görmedim ki ben zaten…"

              Lakin gel de zamana anlat bunu…

              Sahi nedir bu telaş, bu kin? Sanki ölüye can yetiştireceksin…

              Baktım ikinci yarı kapıda… ve hayatın ceza sahası yakın…

              Doldurdum bir kara kutuya 35 yılın hesabını.

              Acılar, sancılar bir çekmecede sevdalar diğerinde…

              Bir yerde hüzünler ve korkular, bir üstte sevinçler ve zaferler…

              Kat kat, dizi dizi dizdim kullanılmıştakvimlerimi,

              Sabırla kapattım kutuyu, sevgiyle mühürledim ağzını…

              İlk yarı bilançom o benim: Yangında ilk kurtarılacak… Kazada ilk açılacak…

              Yarımlar tam olduğunda kara kutuyu açıp bakanlar teşhis koyacaklar halime…

              "Çok mutlu olmuş, fazla yüksekten uçmuş zavallı" diyecekler

              Ya da,

              "Sebepsiz alçalmış… Bile bile vurmuş kendini dağlara!…"

              Fakat kara kutu ancak bir kısmını söyleyecek hikayenin…

              Kalanı benimle gelecek…

              Dağların yamaçlarına savuracağım en mahrem hatalarımı…

              Reyhanlar saklayacak sırlarımı…

              Skoru birtek Ege'nin suları bilecek…

              Denize kavuşabilirse eğer içimdeki nehir…

              HAYAT : 0 – BEN: 1

              #1421879
              OnuR
              Katılımcı

                Özledim seni…

                Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir…
                Beynimi uyuşturuyor özlemin…
                Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl
                içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
                Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
                sürekli bir boşluğa dönüşüyor.
                Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup
                seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı,
                yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü…
                Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak,
                bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken…
                Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken…
                Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler,
                geceler boyu nöbet tuttuk başında… O şen kahkahalarına
                yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek…
                "Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak,
                doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde…
                Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi,
                "O gitmeli… Ve kendine yeni bir hayat çizmeli…"
                Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana…
                Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek…
                Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek
                ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek…
                "Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın
                mutluluğa" demek sana ne zor…
                Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden,
                sesin, kokun hala beynimdeyken…
                Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda
                bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
                Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek…
                Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın
                arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı,
                yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı,
                onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına,
                arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor…
                Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla
                uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek…
                Yokluğunu beklemek, ne zor…
                Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde
                üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp,
                terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak
                sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak
                ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden…
                Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe
                dönüşmesinden hicran duyuyorum.
                Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde,
                terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da
                yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak,
                yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek
                ve "Dön bebeğim" demek istiyorum:
                "Geri dön… Kulüben seni bekliyor…"

                #1421880
                OnuR
                Katılımcı

                  Aşık Olmadan Bir Düşün Diyor Can Dündar

                  Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin…
                  Sokağa fırlayacaksın…
                  Sokaklar da dar gelecek…
                  Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi…
                  Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
                  Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…

                  Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…
                  "Önemli olan sağlık."
                  "Yasamak güzel."
                  "Bos ver, her şey unutulur."
                  Sen hiçbirini duymayacaksın…
                  Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin…
                  Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin…
                  Hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
                  "Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını kaldırıp Ne dedin?" diye sormayacaksın…
                  Yalnız kalmak isteyeceksin…
                  Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…
                  İkisi de yetmeyecek…
                  Geçmişi düşüneceksin…
                  Neredeyse dakika dakika…
                  Ama kötüleri atlayarak…
                  Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin…
                  Gittiğin yerlere gitmek…
                  Bu sana hiç iyi gelmeyecek…
                  Ama bile bile yapacaksın…
                  Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese,kaçacaksın…
                  Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin…
                  Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin….
                  Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…
                  Herkesi ona benzetip…
                  Kimseyi onun yerine koyamayacaksın…
                  Hiçbir şey oyalamayacak seni…
                  İlaçlara sığınacaksın…
                  Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan…
                  Sadece bir müddet buzlu camin arkasından seyrettiren…
                  Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek…
                  Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin…
                  Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
                  Sabahı iple çekeceksin…
                  Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksin…
                  Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…
                  Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin…
                  Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin Nafile…
                  Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek…
                  Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin…
                  Her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin…
                  Telefonun çalmasını bekleyeceksin…
                  Aramayacağını bile bile…
                  Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek…
                  Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla…
                  Yüreğin burkulacak…
                  Canin yanacak…
                  Bir daha sevmemeye yemin edeceksin…
                  Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden…
                  Onun sesini bir kez daha duymak için yani tutuşacaksın…
                  Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için nefret edeceksin…
                  Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin…
                  Onunla hiçbir aninin olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek…
                  Ama bir umut…
                  Onunla bir gün bir yerde karsılaşma umudu…
                  Bu umut seni gitmekten alıkoyacak…
                  Gel gitler içinde yaşayacaksın…
                  Buna yasamak denirse…
                  Razı mısın bütün bunlara…?
                  Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye…?
                  O halde aşık olabilirsin

                  #1421881
                  OnuR
                  Katılımcı

                    Can Dundar'dan

                    Sil?

                    Yeni cep telefonuma eskisinin rehberini
                    geçiriyordum dün…
                    Baktım, bazı isimlerin numaraları duruyor;
                    kendileri yok…
                    Bir deprem sonrasının hazin sınıf yoklaması gibi:
                    "- Cem Karaca?"
                    "- Yok!"
                    "- Barış Manço?"
                    "- Yok!"
                    "- Erol Mutlu?"
                    "- Yok!".
                    "- Melih Kibar?"
                    "- Yok!"
                    * * *
                    Sanki mazinin kumsalına yazılmış isimler… Eninde
                    sonunda
                    geleceğini
                    adımız gibi bildiğimiz halde hiç gelmez
                    zannettiğimiz bir dalga
                    geliyor
                    ve
                    yıllar yılı özene bezene sahile işlediğimiz o
                    güzelim yazıları bir
                    darbede
                    siliyor. Kum gibi dağıtıp ummana sürüklüyor.
                    Sonrası boşluk… Sonsuz bir boşluk…
                    * * *
                    Yitik dostların, tanışların ekrandaki isimleri
                    üzerinde geziniyor
                    parmağım… "Sileyim mi" diye soruyor telefon…
                    Başparmağın ucunda bir ömür…
                    Can, bir tuş mesafesinde…
                    "Sil" komutuna elim varmıyor.
                    "Sil"mek ihanet gibi geliyor.
                    * * *
                    Rehberim isim dolu… Kimi canlı, kimi ölü…
                    "Sil"meye kıyılamamış
                    nice
                    isim, yaşayanlarla birlikte duruyor orada…
                    "Yaşayanlar" dediğim,
                    sırasını
                    bekleyenler… Kim bilir hangisi, hangisinin ardı
                    sıra… "Ha 3 gün
                    önce,ha 5 gün sonra…"
                    Kimi vakitli, kimi apansız, bir anda…
                    Rasgele arıyorum yitenlerden birini…
                    Gençten bir kadın sesi yanıtlıyor:
                    "Aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyor."
                    Gelecekte ulaşılması da mümkün görünmüyor. "Daha
                    sonra tekrar deneyiniz"
                    tavsiyesine gülüyorum.
                    Denemeye söz veriyorum.
                    > >Ölmüş de hafızadan silinmemiş dostlar, ölmeden
                    silinenlerden daha
                    uzun yaşıyor bu rehberde…
                    * * *
                    Hep merak ederim:
                    Nereye gider bu bilgisayarların, cep telefonlarının
                    posta
                    kutularından
                    silinen mesajlar, mektuplar, yazılar…
                    Onca harf, cümle, satır?.. Sanal âlemin görünmez
                    kablolarına tutunup
                    bir ekrandan yüreklere ulaşan haykırışlar, özlemle
                    tuşlanmış, mesaj
                    kutularında saklanmış aşklar… ne olur silinince?..
                    Uzay boşluğunda dağılır mı?
                    Yoksa bir yerlerde saklanır mı?
                    Bir gün yeniden toplanır mı?
                    Silinmiş yazılar diyarında…
                    Bir pişmanlık kurultayında…
                    Ya ölenler?
                    Onlar hangi keşfedilmemiş ülkeye gider?..
                    * * *
                    Galiba hayattan kayıt sildirdikten sonra ilkin
                    gelip sevenlerinin
                    hafızasına kaydoluyorlar.
                    Bilgisayar gibi değil insan hafızası…
                    Bir tuşluk "sil" komutuyla silmiyor sevdiğini…
                    silemiyor.
                    Emir, ferman dinlemiyor.
                    Hatıralara sarıp saklıyor orada… anıyor, yâd
                    ediyor, "yaşatıyor".
                    Belki hiç unutmuyor ve yanına gidene dek orada
                    koruyor. Belki -5-10
                    yıl sonra- bir gün "hafızası doluyor", onu silip yerine
                    bir başka ismi
                    yazıyor.
                    İşte insan asıl o zaman "sil"iniyor.
                    Sözün özü, demem o ki;
                    Unutmazsak yaşatırız!

                    #1421882
                    OnuR
                    Katılımcı

                      Öyle Bir ilişkiye

                      En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin nedeni; yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
                      Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkalarınızdadır.
                      Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak…
                      Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz;
                      “Ölmek var, dönmek yok”tur.
                      Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını…
                      Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya

                      Şurasından, burasından eleştirmeye başlarsınız;
                      “Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa…”
                      Başkalarını örnek göstermeye,
                      “Bak onlar nasıl yaşıyor” demeye başlarsınız
                      Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını arasınız.
                      Aşkınızın gözü kör değildir
                      artık yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
                      “Eskiden böyle miydi ya…”
                      diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirilerin kapısı;
                      açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından…
                      Böyle sürmeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz.
                      O sevgisizliğinize yorar bunu… İhanete sayar.
                      Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
                      “Ya sev böyle ya da terk et” diye gürler…

                      Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya,
                      bir kabusa dönüşür birden…
                      Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size…
                      Hoyrattır, bakmaz yüzünüze…
                      Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar, mahkum eder;
                      mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı,
                      siler sizi defterden…
                      “İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için…”
                      dersiniz, dinletemezsiniz.
                      Ayrılırsanız, yaşayamayacağınızı bilirsiniz,
                      ama öyle de sevemezsiniz.

                      İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek terk edersiniz…
                      “Madem öyle…”nin çağı başlar ondan sonra…
                      Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir,
                      madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde “Günah sizden gitmiştir”
                      Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
                      Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece…
                      Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre…
                      Ne var ki unutamazsınız, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni…

                      Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur.
                      Delikanlılar, elikanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler
                      sarmıştır çevresini…
                      Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye…
                      Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla…

                      “Bana ne… kendi seçimi” diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre…
                      Ama sonra…
                      Ansızın kulağınıza çalan bir şarkı ya da
                      kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden…

                      Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız.
                      Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi,
                      yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi…
                      Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız,
                      sular kulağına fısıldasın diye…dönüp
                      “Seni hala seviyorum”
                      diye bağırmak geçer içinizden… dönemezsiniz.
                      Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
                      Anlarsınız ki bir ç****iz aşktır bu, ne onunla,
                      ne de onsuz…
                      Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu,
                      Hem “Ne olacak sonunda” kuşkusu…
                      Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz,
                      sürünür gidersiniz.

                      #1421883
                      OnuR
                      Katılımcı

                        TANRI'NIN GÖKTAŞLARI

                        Önceki gece,kutsal katında sıkkındı Tanrı…
                        Dev aynasının karşısında oturmuş elindeki taşlarla oynuyordu.Yine böyle sıkıntılı bir anında yarattığı insanoğlu,başlı başına sıkıntı vesilesi haline gelmişti.
                        Kulları aşağıda yoksul yanlız ve mutsuzdu.
                        Acı çekiyor,kan döküyor,eziyor öldürüyorlardı.Sevgiden ziyade nefret kusuyor,sevaba değil günaha sarılıyorlardı.
                        Şeytan,zulmün bayrağını dikmişti yerküreye…
                        "Bıktım diye mırıldandı Kainatın efendisi,"…yoruldum asırlardır aynı filmi görmekten!Bilseniz kaç nesilde böyle kaç savaş,kaç yangın izledim ben."
                        Kederle avucunda çevirdiği taşları,yerküreye doğru attı.
                        Taşlar;karanlıkta alevli ışıklar saçarak süzüldü aşağıya..
                        Aşağıda umutla pencerelere üşüştü Ademoğullar..
                        Kainatın ışıkla dansı başlamıştı.
                        Bu ışıltı "yıldız yağmuru'na türlü çeşit manalar vehmettiler.
                        Toprağa yanyana uzanıp gözlerini gökyüzüne diktiler ve kayan her yıldız için ayrı dilek tuttular.
                        "Sevdiğime kavuşayım " dedi biri,"yoksulluktan kurtulayım"diye yalvardı öteki…
                        Gökyüzünün "taş yağmuru"nu,yeryüzü "dilek yağmuru" ile yanıtladı sanki.
                        "Acı çekmeyeyim",Yanlız kalmayayım", "Mutsuz olmayayım".
                        Acı ile güldü Tanrı yukarıda..
                        "Ah kullarım dedi,"Buradan ne kadar zavallı görünüyorsunuz.
                        Göktaşları,gözyaşlarınızı dindirir mi sanıyorsunuz.Bu mu onca asırda yaratabildiğiniz uygarlık?Yağanın taş olduğunu biliyor,ama hala o taşlardan medet umuyorsunuz.Derdinizin devasını onlarda arıyorsunuz.Oysa attığım taşlardan duvar ören sizsiniz.Birbirinin önüne setler çeken siz..
                        Alçakgönüllülük istedim sizlerden;gönülsüz davrandınız,geriye kala kala alçaklık kaldı."
                        "Ah zavallı ümmetim"diye dertlendi Tanrı,
                        "yıldızlara baktığınız kadar,birbirlerinize baksanız daha çok mutlu olacaksınız.
                        Benimle konuştuğunuz kadar birbirinizle konuşsanız hiçde yanlız kalmayacaksınız.
                        Gökyüzünde arayıp durduğunuz çareyi kendinizde,birbiriniz de bulacaksınız.
                        Sonra efkarla dev aynasına çevirdi yüzünü…Yanlızlığını savmak için onunla dertleşmeye başladı:
                        "Onca kalabalıkta kendilerini yanlız sanıyorlar.Asıl ebedi yanlızlığa mahkum olan benim,bilmiyorlar" diye iç geçirdi.
                        Ayna da kendini süzdü uzun uzadıya…
                        Sonra aşağıya baktı.
                        Yeryüzünde ç****iz gözbebeklerinden uçsuz bucaksız bir samanyolu vardı.
                        Milyonlarca çift göz ,yanlızlığından kurtulmak için umutla kendisine çevrilmiş bakıyordu.
                        Aniden aynasını çevirip dünyaya tuttu.
                        Milyonlarca ışıltı gözbebeği yansıdı göğün yüzünden…
                        İnsanlar,gökkubbenin aynasında kendi gözbebeklerinin ışığını görüp,takım yıldızı sandılar.
                        "Tanrım bu ne mucizevi güzellik,keşke bizde yıldızların gibi ışıldayabilseydik"diyerek hayran hayran dilek tutup duaya daldılar.
                        Bulutlandı Tanrı'nın yüzü….
                        Tuvalindeki resme kızan ressam gibi,çevirdi aynasını geri…
                        Söndü gökkubbenin ışıkları…..
                        Sabah oldu.

                        #1421884
                        OnuR
                        Katılımcı

                          HAYAT…

                          -ASIK OLMAK.

                          -ILK ÖPÜSME.

                          -YÜZ KASLARINIZ AGRIYANA DEK GÜLMEK.

                          -SICAK BiR DUS.

                          -GÜZELZEL BiR BAKIS.

                          -MAiL ALMAK.

                          -MANZARALI BiR YOLDA ARABA KULLANMAK.

                          -RADYODA EN SEVDiGiNiZ KiSiNiN SARKISININÇ ALMASI.

                          -YATAGINIZA UZANIP YAGMURUN SESiNi DiNLEMEK.

                          -YENI ÇIKMIS SICAK BiR HAVLU.

                          -SATIN ALMAK iSTEDiGiNiZ KAZAGIN %50 iNDiRiME

                          GiRDiGiNi GÖRMEK.

                          -UZAKTAKi BiR ARKADASINIZLA TELEFONDA KONUSMAK.

                          -KÖPÜK BANYOSU.

                          -KIKIR KIKIR GÜLMEK.

                          -GÜZEL BiR SOHBET.

                          -KUMSAL.

                          -GECEN KIS GiYDiGiNiZ MONTUN CEBiNDEN ON MiLYON

                          ÇIKMASI.

                          -KENDiNiZE GÜLMEK.

                          -GECE YARISI SAATLERCE TELEFONDA KONUSMAK.

                          -SU FISKiYELERiNiN ARASINDA KOSMAK.

                          -DURUP DURURKEN GÜLMEK.

                          -YANINIZDA SiZE GÜZEL OLDUGUNUZU SÖYLEYEN BiRiNiN

                          OLMASI.

                          -HAKKINIZDA GÜZEL SÖZLER SÖYLENDiGiNE KULAK MiSAFiRi

                          -OLMAK.

                          -UYANIP DAHA UYUYACAK BiRKAÇ SAATiNiZ OLDUGUNU

                          FARKETMEK.

                          -YENi ARKADASLAR EDiNMEK.

                          -ESKi ARKADASLARINIZLA ZAMAN GEÇiRMEK.

                          -YAVRU BiR KÖPEKLE OYNAMAK.

                          -ODA ARKADASINIZLA GECE YARISI SOHBETLERi.

                          -GÜZEL DÜSLER.

                          -ARKADASLARINIZLA ARABA YOLCULUGU YAPMAK.

                          -SEVGiLiNiZLE YORGANA SARILIP iYi BiR FiLM SEYRETMEK.

                          -ÇOK GÜZEL BiR KONSERE GiTMEK.

                          -ÇİiKOLATALI KURABiYE YAPMAK.

                          -SEVDiGiN iNSANA SIKICA SARILMAK.

                          -İİSTEDiGi ARMAGANI ALAN KiSiNiN YÜZÜNDEKi iFADEYi

                          GÖRMEK.

                          -GÜNESiN DOGUSUNU SEYRETMEK…

                          -VE BIR SÖZ;Text

                          "ALDIGIN HER NEFESI FIRSAT BIL,

                          OT DEGILSIN YENIDEN BITMEZSIN…"

                          #1421885
                          OnuR
                          Katılımcı

                            Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
                            Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
                            Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
                            Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
                            Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
                            Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
                            Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
                            Ve siz onu hiç kokladınız mı?
                            Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
                            Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
                            Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
                            Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
                            Çimlere uzandığınız oldu mu?
                            Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
                            Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?
                            Kaç kez kuşlara yem attınız?
                            Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
                            Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
                            Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
                            Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
                            Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
                            Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
                            Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?
                            İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e
                            bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?
                            Yayılın çimenlerin üzerine….. Acele edin….
                            Er veya geç… Çimenler yayılacak üzerinize…

                            #1421886
                            OnuR
                            Katılımcı

                              Aşkla, özgürlük halef seleftir; tıpkı güneşle ay gibi:
                              Tek tek ikisi de güzel oldugu halde, birarada var olmazlar.
                              Biri doğdu mu,diğeri silikleşir.
                              Aşk boyun eğip kalmaksa
                              Özgürlük alıp başını gitmektir
                              Ya gönüllü itaat,
                              Ya nihayetsiz seyahat
                              Seyahati seçerseniz aşk sapkasını alıp gidecek.
                              Aşk'a düşerseniz,özgürlüğe yolculuk bitecek.
                              Çünkü nasıl özgürlük aşkın zeminiyse, aşk da
                              özgürlüğün finalidir.
                              Bu kadar özgürlük yeterrrrrrrrr!…
                              Ben artık bile bile tutsak olmak istiyorummmmm…

                              #1421887
                              OnuR
                              Katılımcı

                                şk da Deprem Gibidir
                                Ne zaman kimi vuracağını asla bilemezsiniz .
                                Geceyarısı aniden , dipten yükselen coşkulu bir dalga gibi kabarır
                                içinizde .
                                Toprak ayağınızın altından kayıyor gibi olur
                                ve en hazırlıksız olduğunuz anda bütün şiddetiyle vurur .
                                Sarsılır , neye uğradığınızı şaşırırsınız .
                                Heyecan , korku , kararsızlık , cesaret , acı , öfke , hüzün ,
                                merhamet , şiddet kaplar bir anda dünyanızı .
                                Eş dost yardıma koşsa da kolay toparlanamazsın .
                                Bittiğinde ağır bir enkaz bırakır geride .
                                Daha kötüsü , " tamamen bitti " sandığınız sarsıntı ,
                                hafif bir şiddette artçı şoklar halinde yıllarca sürebilir .
                                Kalbinizdeki kırık hat ara sıra yoklar yeniden …

                                #1421888
                                OnuR
                                Katılımcı

                                  Nasil hissedecegimizi kontrol edemesek de, o hislerle nasil
                                  basa çikacagimizi kontrol edebiliriz.
                                  Hepimiz zirvede olmak isteriz, ama asil keyif oraya
                                  tirmanirken yasadiklarimizdadir.
                                  Ögrendik ki…
                                  Yumusak kelimeler kullanmak,onlari yutmamiz
                                  gerektiginde isimizi kolaylastiracaktir.
                                  Kibar olmak, hakli olmaktan çok daha önemli.
                                  Inkar edip içimizde sakladigimiz seyler gerçekliginden
                                  hiçbir sey kaybetmiyor
                                  Hayat sartlari bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da,
                                  herkes çilginliklarini paylasacak birini ariyor.
                                  En büyük pismanlik, birine son bir kez "seni seviyorum"
                                  diyememis olmaktir. Parayla "klas insan" olunmuyor.
                                  Gün içinde basimiza gelen küçücük seyler gün sonunda koca
                                  bir mutluluk hissettiriyor.
                                  Biriyle dalastigimizda tek basardigimiz onun bize daha çok
                                  zarar vermesini saglamaktir. Her yarayi saran zaman degil sevgidir.
                                  Olgunlasmanin en kisa yolu bizden daha zeki insanlardan çevre edinmektir. Asik oldugunda ne yaparsan yap gizleyemiyoruz.[
                                  Birine asik oldugumuz ana kadar, hiç kimse mükemmel degildir.
                                  Firsatlar asla yok olmaz. Bizim kaçirdiklarimizi yakalayan biri daima olacaktir. Bir gülümseme, daha güzel bir görüntüye kavusmanin
                                  bedava yöntemidir. Veee…
                                  Ögrendik ki…
                                  Zaman alismayi ögretir, ama unutmayi asla…!!!!!

                                15 yazı görüntüleniyor – 1 ile 15 arası (toplam 35)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

                                Yayımlandı

                                kategorisi

                                yazarı:

                                Etiketler: