Bohr Atom Modeli

3 yazı görüntüleniyor – 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #1142488
    imparator
      BOHR ATOM MODELİ
      Niels Hendrik Bohr, Rutherford atom modeli ile Planck’ın kuantum teorisini
      kullanarak 1913 yılında yeni bir atom modeli öne sürdü. Bu yeni model Rutherford
      modelinin açıklayamadığı noktalara ışık tutuyordu. Bohr’un atom teorisi 3 temel
      varsayıma dayanır.
      Bir atomda bulunan her elektron çekirdekten ancak belirli uzaklıklardaki
      yörüngelerde bulunabilir. Her yörünge belirli bir enerjiye karşı gelir ve
      elektron yörüngelerden birinde hareket ederken enerji kaybederek çekirdeğe
      doğru yaklaşmaz.
      Yüksek enerji düzeyinde bir elektron düşük enerji düzeyine inerse enerji
      düzeyleri arasındaki enerji farkına eşit enerji yayınlanır.
      Elektronlar çekirdek çevresinde dairesel yörüngeler izlerler ve
      elektronların açısal momentumları ancak belirli değerler alabilirler. Bu
      değerler planck sabitine bağımlıdır.
      Bu yaklaşımlarla Bohr spektrumlardaki çizgileri ve Rutherford atom teorisinin
      açıklayamadığı diğer noktaları açıklamayı başardı
      Her atomun bir çekirdeği ve elektronları olduğu anlaşılmıştı. Thomson, atomik
      hacmin pozitif elektrik yüküyle dolu olduğunu elektronların da bu pozitif yüklü
      ortamda gömülü, hareket edemez durumda bulunduğunu tasarlamıştı.
      Rutherford'un modelindeki elektronlar ise durgun olamaz. Bu elektronlar,
      kütlenin ve pozitif yükün yoğunlaştığı çekirdek tarafından çekilir. Buna göre
      elektronlanrı çeken elektrostatik kuvvete karşı onları yerinde tutacak hiçbir
      kuvvet yoktur. Klasik fizik ( o zamana dek bilinen fizik yasalarına) göre
      eletronlar ivmelendirilmiş elektrikle yüklü parçacıklar olarak ışıma yaparak
      saniyenin yüz milyonda biri kadar bir sürede (yol bu kadar) spiral bir hareketle
      çekirdek üzerine düşmelidir.
      Doğrudan denendiği başka olgularda başarılı olan elektromanyetik kuram, bu
      öngörüde başarılı olamadı. Çünkü çekirdekli atımunu yaşadığı bir gerçekti. Bu
      çelişki şu anlama geliyor: Makroskopik dünyada geçerli olan fizik yasaları,
      atomal boyutta, yani mikroskopik dünyada geçerli olmamaktadır.
      İncelenen olayın ölçeği küçüldükçe klasik fiziğin geçerliliği de azalıyor ve
      atom anlaşılmak istenirse, kesinlikle dalgaların parçacık gibi, parçacıkların da
      dalgalar gibi davrandığını dikkate almalıyız. Günlük yaşantımızdan edinilenn
      kavramlarla Kuantum Kuramı'nın kavramları arasında hiçbir bağlantı yok ne yazık
      ki.
      Niels Bohr, zamanındaki çağdaş bulguları birleştiren bir kuram üretti. Onun
      önünde biriken denel sonuçlar ve kendi buluşları şöylece özetlenebilir:
      1. Rutherford'un 1911'de varlığını kanıtladığı çok yoğun, çok küçük hacimde
      istiflenmiş, pozitif yüklü atom çekirdeği; bu çekirdek çevresinde dolanan
      elektronlar.
      2.Gaz halindeki atomların verdiği çizgisel tayf (spektrum) ve tayf çizgileriyle
      ilgili yasalar
      3. Her elementin, insanlardaki parmak izi gibi, kendine özgü x-ışınları tayfı
      vermesi
      4. Bütün bunları birbirine bağlamayı olanaklı kılan, Planck'ın 1900'de
      açıkladığı Kuantum Kuramı.
      #1424343
      imparator
        Bohr, yaklaşık 40 yıl yeni fiziğin, yani Kuantum Kuramı'nın, 1920'lerdeki
        aşamasının, Einstein'e karşı bilimsel itirazların en büyük adıdır.
        Negatif yüklü, pek küçük kütleli elektronlar, pozitif yüklü olan ve neredeyse
        atomun kütlesinin tümünü taşıyan pozitif çekirdeğin çekimiyle neden çekirdek
        üzerine düşmüyor? Elektronlar her enerjiyi değil de belli enerjileri alabildiği
        için.
        Daha 1885'te J. Johann Balmer (1825-1898), hidrojen spekturmunun görünür
        bölgesini incelemiş ve her çizginin belli bir dalga boyuna karşılık geldiğini
        denel olarak göstermişti. İşte bu spektrum çizgilerinin aynı zamanda hidrojen
        atomu içindeki ayrı enerji düzeylerini de gösterdiğini Bohr gördü.
        Bohr, hidrojen atomunda her enerji düzeyinin belirli ve sabit bir enerjisi
        olduğunu anladı. Atom içindeki elektron işte bu belirli enerjileri alabiliyor,
        ama bunlar arasındaki herhangi bir enerji değerini alamıyordu. Işığın 'atomu'
        yani ışığın kuantumu fotondu. Bir madde, bir, iki, üç, dört,… foton alabilir
        ya da salabilirdi. Ama sözgelimi bir buçuk, iki buçuk foton alıp veremezdi.
        Beyaz ışık, farklı dalga boyundaki ışınlar içerir. Newton, ışığa bakmaya
        başladığında ilk bulduğu şey beyaz ışığın renklerin karışımı olduğuydu. Bayaz
        ışık, bir cam prizmadan geçirildiğinde kırmızı ışık en az, mor ışık en çok
        kırılır. Kırmızıdan mora doğru, arada turuncu, sarı, yeşil, mavi ve menekşe
        renkle yer alır. Kırmızı ışğın dalga boyu, mor ışığınkinden daha uzundur.
        Aslında görünen ışık uzun bir skalanını yalnızca küçük bir parçasıdır; tıpkı
        işitebileceğimizden daha yüksek ve daha alçak notalar içeren müzik skalası gibi.
        Işık skalası, frekans adı verilen sayılarla düzenlenir. Sayılar büyüdükçe ışık
        kırmızıdan maviye, mora ve mor ötesine geçer. Morötesi ışığı görekmeyiz ama bu,
        fotoğraf filmlerini etkiler. Bu hala ışıktır, ama sadece sayı farklıdır.
        Eğer sayıyı artırmayı düşünürsek x-ışınlarına, gama ışınlarına ve ötesine
        erişiriz. Eğer ötei yönde değiştirirsek, maviden kırmızıya, kızılötesi(ısı)
        dalgalarına sonra televizyon ve radyo dalgalarına varırırız.
        Newton, ışığın taneciklerden oluştuğunu düşünmüş ve bunlara " cisimcik"
        (korpüskül) adını vermişti. Bunda haklıydı (ama bu sonuca vardıran akıl
        yürütmesinde hatalıydı). Işığın taneciklerden oluştuğunu biliyoruz; çünkü
        üzerine ışık düştüğünde tıkırdayan, çok duyarlı bir alet kullanır ve görürürz ki
        ışık zayıfladığında her tıkırtının sesi hâlâ aynı şiddetle çıkmakta, yalnız
        aralıkları uzamaktadır. Demek ki ışık yağmur damlalarına benzer -her bir küçük
        ışık topağına bir foton denir- ve ışığın hepsi aynı renkteyse "yağmur
        damlalarının" hepsi aynı boydadır.
        Elektromanyetik dalgaların farklı dalga boyundaki bileşenlerine ayrılmasına
        spektrum (tafy) denir. Beyaz ışığın prizmadan geçmesiyle oluşan renk kurdelası,
        bir fotoğraf filmi üzerine kaydedilir. Böylesi düzeneklere spekrograf
        (tayfölçer) denir. Işık, bant ya da renk spektrumu şeklinde ayrılır.
        Beyaz ışığın spekrumu, kesiksiz bir renk bandı şeklindedir. Yani beyaz ışğın
        spekturumu, süreklidir. Gaz halindeki atomların spekturumu ise belirli sayıda
        renkli çizgiler ve bunlar arasında oluşan karanlık çizgiler taşır. Gaz halindeki
        atomların verdiği bu tip kesikli spektrumlara çizgi spektrumu denir. Gaz
        atomların tümü çizgi spektrumu verir.
        BOHR TEORİSİNİN EKSİK TARAFLARI
        Bohr modeli rutherforad atom modeline göre oldukça üstün tarafları olsa da bu
        kuramında eksik yönleri söz konusudur.
        Elektronun, maddesel nokta şeklinde düşünüldüğünden, yörünce üzerinde enerji
        yayımlamadan dönüşleri, yörüngeden yörüngeye atlayışı ve açığa çıkan enerjinin
        ışıma halinde alınıp verilmesi açıklanması kolay olmayan bir durumdur.
        Bohr atom modeli yalnızca tek elektronlu sistemlerin spektrumlarını
        açıklayabilir. Ve çok elektronlu sistemlerin spektrumlarıı açıklamakta yetersiz
        kalır. Çok elektronlu atomların spektrumlarında enerji düzeylerinin herbirinin
        iki ya da daha fazla düzeye ayrıldığı görülmektedir.
        Yine hidrojen gazı, bir elektrik alanı veya magnetik alanda soğurma spektrumları
        incelenirse, enerji düzeylerinin çok elektronlu sistemlerde olduğu gibi iki ya
        da daha fazla enerji düzeyine ayrıldığı görülür.


        #1424692
        AyTeK54
        Katılımcı

          tşkler imparator

        3 yazı görüntüleniyor – 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

        Yayımlandı

        kategorisi

        yazarı:

        Etiketler: