Devrim tarihi ve Toplu Bilim Atatürk

Forumlar › Forumlar › Eğitim Öğretim › Dersler – Ödevler – Tezler – Konular › Tarih › Devrim tarihi ve Toplu Bilim Atatürk

  • Bu konu 413 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son 19 yıl 8 ay önce imparator tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor – 1 ile 15 arası (toplam 414)
  • Yazar
    Yazılar
  • #1145399
    imparator

      ÖNSÖZ
      Bu çalışmayı yaparken dört ana kaynak grubundan yararlandım.
      Birinci grup kaynaklar, belgelerdir. Bunların başında, Birinci Büyük Millet
      Meclisi'nin gizli oturum tutanakları geliyor. Şimdiye kadar araştırmacıların
      kullanmasına pek açık olmayan bu tutanaklar gerçekten çalışmama büyük ışık
      tuttu. Pek çok karanlık noktayı, gizli oturum tutanaklarından aydınlığa
      kavuşturmak olanağını buldum. Özellikle Atatürk'ün Nutuk adlı yapıtıyla, Türk
      Tarih Kurumu'nun pek çok çalışması, bu tutanakların ışığında yeni anlamlar
      kazandı.
      İkinci grup kaynaklar, Atatürk hakkında yazılmış anılar ve yapılmış
      incelemelerdir. Bunların bir bölümü, birinci ağızdan, bir bölümü,
      yazılanlardan derleme niteliği taşıyan ikinci elden çalışmalardır.
      İncelemelerin içinde ise yabancı bilim adamı ve yazarların, gerek Atatürk,
      gerekse Cumhuriyet Türkiyesi hakkındaki yapıtları önemli bir yer tutuyor.
      Üçüncü grup kaynaklar, çağdaş toplumsal bilimlerin; toplumsal değişme,
      devrim, liderlik, örgüt, ideoloji gibi konulardaki kuramsal ve uygulamalı
      bilgilerini içeren çalışmalardır. Bunların önemli bir bölümünün Atatürk ya da
      Türkiye ile doğrudan hiçbir ilişkisi yoktu. Ben bunları yalnızca, Atatürk'ün
      eylemini çağdaş bilimlerin bulguları açısından inceleyip, irdelemek için
      kullandım.
      Dördüncü grup kaynaklar, Türk edebiyatı, özellikle Türk Romanı'dır. Gerek
      Mustafa Kemal Atatürk'ün, gerekse o dönem Türkiyesinin Türk romanına nasıl
      yansıdığı, yalnız o yılların havasını öğrenmek açısından değil, Atatürk'ün
      liderlik niteliklerinin ve eyleminin karizmatik özelliğinin daha iyi
      belirlenmesinde de bana çok yardımcı oldu. Bu dört kaynak grubunun ne hepsini,
      ne de herhangi birini tümüyle araştırabildim. Üstelik elimdeki kaynakların
      tümünü de bu çalışmamda kullanamadım. Bu açıdan ortaya çıkan eksikliklerin
      bağışlanmasını dilerim.
      Elimdeki kaynakları, dünyaya armağan ettiğimiz ve henüz ikinci bir benzeri
      üretilmemiş olan Türk Devrimi'ni anlamak ve anlatmak için birbiriyle iç içe
      geçmiş bir biçimde kullandım. Çözümlemelerim sırasında, resmi ideolojiye
      bağımlı kalmak gibi bir kaygım olmadığı gibi, bu ideolojiyi yadsımak için de
      özel bir çaba harcamadım. Tarihin gerçekleri neyse, onları kavramaya ve
      çağdaş toplumsal bilimlerin ışığı altında yeni çözümlemeler yapmaya çalıştım.

      #1445764
      imparator

        Atatürk ile simgelenen Türk Devrimi, hem karşı-emperyalist bir eylemin, hem
        de Batılılık ideolojisinin bir bireşimi olduğu için, dünyada ikinci bir
        benzeri yoktur. Bu –biriciklik– bilimsel çözümlemelerde de zorluklar yarattı.
        Tarihsel gerçekleri elimden geldiğince uygun bir aktarmayı, çağdaş bilimin
        bize verdiği yeni çözümleme modellerini gücüm yettiğince kullanarak yapmaya
        çalıştım.
        Çalışmamı üç kitapçık biçiminde düzenledim. Bu kitapçıklar birbirinden
        bağımsız olarak ele alınabileceği gibi, birbirlerini tamamlayıcı özelliklere
        de sahip.
        Birinci kitapta, bir devrimin nesnel koşullarını kavramlar ve modeller
        açısından Türk Devrimi'ni irdelemek amacıyla ele aldım. Önce terim ve
        kavramlar üzerinde durduktan sonra, gelişmiş ülkeler için geçerli iki model
        ile, gelişmekte olan ülkeler için geçerli bir modeli Türk Devrimi ile
        karşılaştırmalı olarak inceledim. Son olarak da bir devrimin koşulları üzerine
        genel bir model önerdim (İkinci baskıda bu bölümün sonuna ayrıca nesnel
        devrim koşulları açısından Osmanlı toplumunun durumunu irdeleyen bir bölüm
        daha ekledim.).
        İkinci kitapta, bir devrimin öznel koşullarını, Türk Devrimi açısından ele
        aldım. Bu kitapta Atatürk'ü liderlik, örgüt ve ideoloji açısından incelemeye
        çalıştım. Böylece öznel koşullar açısından bir değerlendirme yapmaya çaba
        harcadım.
        Üçüncü kitapta ise, Türk Devrimi'ne dayalı olarak bir değerlendirme yaptım.
        Bu değerlendirmeye dayalı olarak, ideolojik boyutu ağır basan bir model
        çerçevesinde Türk Devrimi'ni açıklamaya çalıştım.
        Bu çabalarımın Türk Devrimi'ni açıklamakta da, Atatürk'ün eylemini
        değerlendirmekte de yeterli olmadığını biliyorum. Çünkü her iki olay da tek
        bir kişinin çabalarıyla açıklığa kavuşturulacak denli yalın değil. Bu nedenle
        yaptığım çalışma, tartışmalara yeni bir boyut kazandırabilirse, kendimi
        görevini yapmış sayacağım.

        #1445765
        imparator

          İKİNCİ BASIM İÇİN ÖNSÖZ
          Bir Batılı düşünür: –Başarı ve başarısızlıklar, tarih açısından, yalnızca
          dünya olaylarını doğrudan etkiledikleri için önemli değildirler. Asıl
          önemleri siyasal bakımdan bir simge oluşturmalarında yatar. İşte Kemalist
          deney bunun en güzel örneğidir.– diyor (Wiatr, 1981:3).
          Bu anlayışla kaleme aldığım ve birinci baskısı –Atatürk ve Devrim Kuramları–
          adı ile yapılan bu kitap çok çabuk tükendi.
          İkinci baskı için kitabı gözden geçirirken, Üniversitelerimizdeki Devrim
          Tarihi derslerinde kullanılabilme özelliğini de dikkate aldım. Gerekli ekleme
          ve düzeltmeleri bu açıdan da yaptım.
          Ayrıca, birinci baskıdan sonra yayımlanan ve özellikle uluslararası
          seminerlerde yapılan çalışmaları ve yeni kitapları gözden geçirdim. Bunlardan
          yararlanabileceklerimi çalışmama aldım. Bu arada, 1920'ler ve 1930'larda
          yayımlanmış olan yabancı kitaplar bakımından da yeni kaynaklar buldum. Böylece
          bir yandan Türk Devrimi'nin yabancı gözü ile değerlendirilmesini, öte yandan
          da Atatürk yaşarken yapılan gözlemleri okuyucuya daha iyi yansıtmaya çaba
          harcadım.
          Bu kitabın ilk baskısını yapan İş Bankası Kültür ve Sanat Müşavirliği ile
          ikinci baskıyı yapan Remzi Kitabevi'ne teşekkür ederim.
          En büyük teşekkürü ise, kitabı eleştirenlere borçluyum. Melih Cevdet
          Anday'dan, Oktay Akbal'a, Mete Tunçay'dan İsmet Giritli'ye dek pek çok yazar
          ve bilim adamı kitabın üzerine eğilmek zahmetine katlandılar. İkinci baskıda
          hepsinden çok yararlandım. Onlara minnet borçluyum.

          #1445767
          imparator

            I- KAVRAM VE TERMİNOLOJİ SORUNU
            Toplumsal bilimlerin ve siyasal bilimlerin özel terimleri, günlük konuşma
            dilinde taşıdıklarından farklı anlamlar taşır. Her bilim dalının olduğu gibi,
            toplumbilimin de kendine özgü bir dili, kendine özgü terimleri vardır. Bir
            örnek –rol– terimi için verilebilir. Günlük yaşamda, sahne etkinlikleri
            arasında düşünülen –rol– terimi, toplumbilim için, –bir durumun hak ve
            görevlerinin nasıl yerine getirilmesi gerektiği hakkında ilgili başka kişiler
            tarafından sahip olunan rol beklentilerinin toplamı– olarak tanımlanır
            (Kongar,1978:60).
            İşin ilginç yanı, hemen hemen tünı bilim dalları için, özel terimlerin ve
            özel bir dilin varlığı kabul edilir ama, iş toplumsal ve siyasal bilimlere
            gelince biraz karışır: İnsanlar bu bilim dallarının terimlerinin –özel anlam–
            taşıdıklarını unutur görünürler. Bu yüzden de herkes her terimi aklına ve
            diline geldiği gibi kullanır. Oysa, her ayrı terimin, temsil ettiği kavramlar
            açısından ayrı anlamları vardır.

            #1445768
            imparator

              Bu durumun en klasik örneklerinden biri, konumuz olan –Atatürk– üzerinde
              görülür. –Atatürk Devrimleri–, –Atatürk Reformları–, –Atatürk İhtilali–,
              –Atatürk İnkılabı–, –Türk Devrimi–, –Türk İnkılabı– gibi terimler sık sık
              birbirlerinin yerine kullanılır.
              Bütün bu terim ve kavram kargaşasına, Türkiye'nin içinde bulunduğu hızlı
              değişme süreei de katkıda bulunur: Eski ve yeni terimlerin, hangi kavramların
              karşılığı olarak kullanıldığı ayrıca bir tartışma konusu olur. –Devrim–
              sözcüğü, –İhtilal– karşılığı olarak mı, –İnkılap– karşılığı olarak mı
              kullanılmaktadır, ya da kullanılacaktır? –Reform– karşılığı olarak hangi terim
              en uygun anlamı verir?
              :::::::::::::::::::
              1) İhtilal
              Toplumsal ve, siyasal bilimlerin kullandığı terimler arasında en geniş ve
              farklı anlamlara sahip olan sözcüklerden biri –ihtilal–dir. Bir yandan siyasal
              anlamlı Fransız İhtilali'nden söz ederken, öte yandan ekonomik ve toplumsal
              anlamlı ve teknolojik temelli –endüstri ihtilali– deyimi tüm ülkelerin
              kullandığı bir terimdir.
              Siyasal bağlam içinde –ayaklanma–, –isyan–, –darbe– gibi terimleri akla
              getiren –ihtilal–, bırakınız –endüstri ihtilali– gibi farklı kullanılışı,
              siyasal anlamdaki kullanılış açısından bile üzerinde anlaşmaya varılmış bir
              sözcük değildir.
              Bu çalışmada, –ihtilal– sözcüğü yerine –devrim– terimi kullanılacaktır. Bu
              terim, siyasal olarak, –siyasal iktidarın kaynağının değiştirilmesi– anlamında
              kullanılacaktır.
              Böylece söz konusu olan olay, bir –ayaklanma–dan bir –isyan–dan bir
              –hükümet darbesi–nden farklı olmaktadır.

              #1445769
              imparator

                2) İnkılap
                Sözcük anlamı, değişme, bir durunıdan başka bir duruma dönüşme olan ve
                günümüzde daha çok –reform–, –evrim–, –değişme– sözcükleri yerine kullanılan
                –inkılap– terimi, geçmişte çok daha farklı bir anlam yüklenmiştir (Bu arada
                –inkılap– sözcüğünün ikinci sesli harfinin üzerinde nokta olmadığına, bu
                harfin –i– değil –ı– olduğuna dikkati çekmek isterim.).
                Özellikle Atatürk yaşarken, Türk devriminin, siyasal bir iktidar
                değişikliğinden daha derin, toplumsal ve ekonomik sonuçları olacağını
                görenler, buna –ihtilal– yerine, –inkılap– demeyi yeğlemişlerdir. Böylece,
                genellikle siyasal içerikli olan –ihtilal– yerine toplumsal ve ekonomik
                içerikli olan –inkılap– deyiminin kullanılmasıyla, o zaman, olay daha geniş
                kapsamlı olarak ele alınmıştır.
                Öyle sanıyorum ki, ünlü Kadro dergisinin ilk sayısında yer alan bildirinin
                şu satırları, terimlerin 1930'lu yıllardaki kullanılışını çok iyi
                belirtecektir:
                –Türkiye bir inkılap içindedir. Bu inkılap durmadı.
                Bugüne kadar geçirdiğimiz hareketler, şahit olduğumuz muazzam kıyam
                (ayaklanma) manzaraları, onun yalnız bir safhasıdır. Bir ihtilal geçirdik.
                İhtilal, inkılabın gayesi değil, vasıtasıdır.

                #1445770
                imparator

                  Bu ihtilal safhasında dursaydık inkılabımız akim (sonuçsuz) kalırdı. Halbuki
                  o, genişliyor, derinleşiyor. O henüz son sözünü söylemiş, son eserini vermiş
                  değildir. Tesviye edilmiş (düzeltilmiş) bir zemin üstünde yarınki Türk
                  cemiyetinin, kendine has ve kendine uygun binasını kurabilmek için,
                  inkılabımız derinleşme ve genişleme istikametindedir.
                  İnkılap bitaraf bir nizam değildir. Onun içinde yaşayanlarırı taraftar
                  olsunlar veya olmasınlar, ona intibak etmeleri lazımdır. İnkılap ona taraftar
                  olanların iradelerine, taraftar olmayanların iradelerinin, kayıtsız ve
                  şartsız, bağlanması demektir.
                  İnkılabın irade ve menfaati, inkılabı duyan ve yürüten azlık, fakat şuurlu
                  bir avangardın, azlık fakat ileri bir KADRO'nun iradesinde temsil olunur. Bu
                  kadro, inkılabın şeniyetinden (gerçeğinden) çıkarılan ve onun seyrine uygun
                  bir şekilde izah edildikçe şekilleşen prensipleri kendine şuur edinir.
                  İnkılabın derinleşmesi demek, her şeyden evvel, bu prensiplerin ve onların
                  ifadesi olan inkılap, ahlak ve disiplinin, ileri kadronun dimağından genç
                  neslin, şehir halkının ve köylünün dimağına inmesi ve yerleşmesi demektir.–
                  (Ayraç içindeki sözcükler benim. E.K.) (Kadro, 1932, No. 1:31).
                  Görüldüğü gibi, Kadro'cuların kullandığı biçimde, –inkılap–, açıkça
                  –ihtilal–den çok daha geniş ve derin kapsamlı bir sözcüktür. Özellikle
                  –İhtilal, inkılabın gayesi değil, vasıtasıdır– sözü, iki terim arasındaki
                  ilişkiyi ve o zamanki kullanışları arasındaki farkı çok açık seçik bir
                  biçimde ortaya koyuyor.

                  #1445771
                  imparator

                    Terimler arasındaki kullanılış farklarını vurgulaması bir yana, yukarda bir
                    bölümünü aktardığım bildiri aslında –devrim toplumbilimi– konusuna da
                    mükemmel bir giriş niteliği taşımaktadır.
                    –İnkılap– teriminin yukarıda belirttiğim kullanılışı ancak bir anlamını
                    verir. Oysa kimi zaman, –Atatürk İnkılapları– deyiminde olduğu gibi, ikinci
                    anlamı da vardır: Buna göre –inkılap–, –reform–, –yenilik– anlamına gelir
                    (–İnkılap– sözcüğünün Arapça anlamının alt üst olma, ters çevirme olduğu da
                    bu arada anımsanmalıdır.)
                    Böylece –inkılap–, bir yandan geniş kapsamlı, toplumsal, ekonomik ve
                    siyasal bir ihtilal anlamında kullanılırken, öte yandan, şapka, alfabe,
                    takvim, eğitim konularındaki reformları nitelemek için de başvurulan bir
                    terim özelliği de kazanmıştı.
                    :::::::::::::::::::
                    3) Devrim
                    Türkçedeki özleştirme akımının ürettiği terimlerden biri olan –devrim–
                    yalnız siyasal anlamda düşünüldüğü zaman –ihtilal– karşılığı, toplumsal,
                    ekonomik ve siyasal bağlamda kullanıldığı zaman da, eski günlerdeki
                    kullanılışı ile –inkılap– karşılığıdır (–Devrim– sözcüğü ile hem ihtilal hem
                    de inkılap terimlerinin karşılanması için ve bunun Atatürk ile ilişkisi için
                    bkz. Berkes, 1982:133-151.).

                    #1445772
                    imparator

                      Biz bu çalışmada –devrim– terimini hem –ihtilal–, hem de –inkılap– anlamında
                      kullanacağız. Bu çerçeve içinde terimi bir kez daha tanımlarsak şöyle bir
                      sonuca ulaşırız: Siyasal anlamda –devrim–, iktidarın kökeninde deyişme
                      yaratan bir olaydır. Örneğin Fransız devrimi, siyasal iktidarın kökenini
                      tanrıdan ve gelenekten alıp, o dönemin ilerici sınıfı olan burjuvaziye ve
                      kentli halka vermiştir. Aynı biçimde Türk devriminde de, Atatürk,
                      dinsel-geleneksel kökenli iktidarı, (o dönem için kuramsal planda da kalsa),
                      ulusa ya da halka dayalı, laik bir niteliğe dayamıştır.
                      İktidarın kökeninde, yani dayandığı güçlerde (inançlar ya da sınıflar,
                      ilişkiler) değişiklik yapmayan siyasal olaylar, bu anlamda devrim değildir.
                      –Hükümet değişikliği–, –hükümet darbesi–, –isyan–, –iç savaş– gibi farklı
                      nitelikte olan olayların –devrim– olayı ile karıştırılmaması gerekir.
                      Demokratik yolla yapılan bütün değişiklikler, aynı kökene, halk kökenine
                      dayandığı için –devrim– diye nitelenemez. Fakat demokrasinin başlaması bir
                      devrimdir. Örneğin, bizde 1950 seçimleriyle, Demokrat Parti'nin iktidara
                      gelmesi ulus egemenliğini ve demokrasiyi kuramdan uygulamaya aktardığı için,
                      uygulama açısından bir devrim olarak düşünülebilir.
                      Öte yandan, bir grubu siyasal iktidardan uzaklaştırıp, başka bir grubu
                      ihtidara getiren –hükümet darbesi–, siyasal iktidarın kökeninde değişiklik
                      yapmadığı takdirde, –devrim– olarak nitelenemez. Ancak, siyasal iktidarın
                      dayandığı güçlerde değişiklik sonucunu doğuran –hükümet darbeleri–, –devrim–
                      diye nitelenebilirler. Bu açıdan, düşünüldüğünde İttihatçıların –Bab-ı Ali
                      baskını– devrim olmaktan uzak bir –hükümet darbesi–dir. Çünkü, sonuç olarak
                      yalnız Kamil Paşa hükümetinin yerine, Mahmut Şevket Paşa hükümeti geliyor ve
                      parti olarak İttihatçıların etkisi artıyordu. Oysa; gerek padişah, gerek
                      meşrutiyet 1908'deki niteliği ile varlığını sürdürüyordu.

                      #1445773
                      imparator

                        Yine bu çerçeve içinde düşünüldüğünde, 1908 yılında İttihatçıların
                        Makedonya dağlarına çekilmesi ve Abdülhamid'i Meclis'i toplantıya çağırmaya
                        zorlaması, siyasal anlamda –devrim–dir. Çünkü, rafa kaldırılmış olan
                        Anayasa'yı yeniden yaşama geçirerek, Padişah'ın kayıtsız koşulsuz kullandığı
                        dinsel-geleneksel otoriteye, o dönemin etkin gücü –bürokrasi–yi ortak etmişti.
                        Belki çok kapsamlı değildi ama, hiç kuşkusuz bir –devrim–di 1908 eylemi.
                        Üstelik de sonuçları bakımından daha geniş kapsamlı devrimlere de yol açmıştı.
                        Aynı biçimde 27 Mayıs 1960 –hükümet darbesi– de sonunda siyasal bir
                        –devrim–e dönüştü. Çünkü, siyasal iktidara, halkın seçtiği Meclis'in yanında
                        yargısal ve bürokratik ortaklar getirdi. Böylece bir anlamda siyasal
                        iktidarın dayandığı güçlerin niteliğinde değişiklik yaptı.
                        –Devrim– teriminin siyasal alan dışında da anlamı olduğunu daha önce
                        belirtmiştik. Ekonomik ve toplumsal anlamda devrim, ekonomik ve toplumsal
                        ilişkilerde temel değişiklikler yapan bir olaydır.
                        Bilindiği gibi, toplum, bir dizi –düzenlenmiş ilişkiler–den oluşur. Toprak
                        ağası-köylü, işçi-patron, anne, baba-evlat, öğretmen-öğrenci ilişkileri gibi.
                        İşte düzenlenmiş olan bu ilişkilerin tümü –toplumsal yapı–yı oluşturur.
                        Yukarıdaki tanıma yakından bakarsak, toplumsal ve ekonomik anlamdaki devrimin,
                        toplumsal-ekonomik yapıyı etkileyen bir olay olarak ortaya çıktığını görürüz.

                        #1445774
                        imparator

                          Çağdaş toplumbilimin sınıf, değişme, örgüt, kurum gibi tüm kavramları
                          –ilişkiler– içinde düşündüğü ve bu ilişkileri bir –yapı– çerçevesinde ele
                          aldığı düşünülürse, (Tiryakian, 1970:112-145; Bottomore, 1970:146; Kongar,
                          1979:33-34) devrim, siyasal toplumsal, ekonomik ilişkiler düzeninde hızlı
                          değişmeye yol açan olaydır demek yanlış sayılmaz (Burada bir yaklaşım olarak
                          –yapısalcılık–ı değil, toplumsal degişmenin ancak –yapıdaki değişmeler–
                          biçiminde algılanabileceği düşüncesini aktarmak isteğimi özellikle belirtmek
                          isterim. E.K.).
                          Devrim ile öteki değişmeleri birbirinden ayıran fark aslında kapsam ve hız
                          ayrımıdır. Her toplumun her an değişme içinde olduğu anımsanırsa, –devrim–
                          olayını yalnız –değişme– kavramına bağlamak anlamsızlaşır. Çünkü o zaman,
                          her toplum her an –devrim– yaşıyor demektir. Oysa, her toplumda her an devrim
                          olmaz.
                          Şimdi –devrim– kavramının üç ögesi ortaya çıkmış olmaktadır. Bunlar sırası
                          ile, –yapı değişmesi–, –bu değişmenin alışılagelmişten hızlı olması– ve yine
                          –bu değişmenin alışılagelmişten kapsamlı olmasıdır–. –Alışılagelmiş– terimini
                          öznel bir kavram olarak değil, –tarihsel süreç içinde– ve –belli bir toplum
                          bağlamı–nda nesnel bir açıdan alıyorum.
                          Sonuç olarak, Türk Devrimi'ni, Türkiye'nin siyasal, toplumsal ve ekonomik
                          yapısında (yani, ilişkilerinde) hızlı ve kapsamlı bir değişme yaratma olayı
                          olarak gördüğümüzü ve Atatürk'ün eylemini bu bağlam içinde inceleyip
                          irdelemeye çalışacağımızı belirtelim.
                          :::::::::::::::::::

                          #1445775
                          imparator

                            II- MODEL SORUNU
                            Bilimsel düşünce soyut düşünce demektir. Daha doğrusu, soyutlama düzeyi
                            yüksek temeller üzerine kurulmuş düşünce demektir. Somut düşünce bile, ancak,
                            belli bir soyutlama düzeyinin üzerine konduğu zaman bir anlam taşır bilimde.
                            Bir başka deyişle, somut düşünce, bilimsel olabilmek için, belli
                            soyutlamalara dayalı sonuçlar ile karşılaştırmalı olarak anlam taşır.
                            Neden bu böyledir? Neden, bilim soyut düşünceye dayanır, ya da dayanmak
                            zorundadır?
                            Bu sorunun yanıtı çok açıktır aslında: Bilim, uğraştığı ilgi alanında
                            genel kurallara, yasalara ulaşmaya çalışır. Oysa gerçek, ister toplumsal,
                            isterse bireysel olsun, son derece çeşitli ve karmaşıktır. Bu çeşitlilik ve
                            karmaşıklık içinde, belli ilişkileri görebilmek, belli kurallara
                            ulaşabilmek için, ayrıntılardan kurtulmak, genel özellikleri bulabilmek
                            zorunludur. İşte bu zorunluluk içinde bilim, ayrıntıların kendisini
                            saptırmasını önlemek için genel özellikleri, benzerlikleri ortaya koyar.
                            Sonra da bu özelliklerden –soyut modeller– oluşturur.
                            Soyut düşüncenin en klasik ve ilkel ürünü –renk– kavramıdır. Yeşil, mavi,
                            kırmızı, doğada tek başlarına bulunamazlar. Yeşil yaprak, kırmızı elma, mavi
                            gök söz konusudur ancak. Bakkala gidip –yarım kilo kırmızı renk– alamazsınız.
                            Ancak, –kırmızı renkli badana boyası– isteyebilirsiniz.

                            #1445776
                            imparator

                              Toplumsal ve siyasal bilimlerdeki durum da böyledir. Nasıl, hiçbir zaman
                              tek başına bulunamayan renkler bize, çevremizdeki varlıkların tanımlanması
                              ve betimlenmesinde yardımcı olurlarsa, bilimsel modeller de aynı biçimde işe
                              yararlar. Örneğin, feodal toplum, ana özellikleriyle, emeğin toprağa bağımlı
                              olduğu, serbest dolaşımının söz konusu olmadığı, piyasa ekonomisinin
                              bulunmadığı, toprak ağalarının aynı zamanda siyasal güç sahibi bulunduğu ve
                              köylünün artı ürününe bu ağaların el koyduğu, esas olarak tarıma bağlı bir
                              toplum olarak tanımlanır. Hiç kuşkusuz bu –soyut bir model–dir. Somut olarak
                              –feodal toplum–, onyedinci yüzyıl İspanya'sı mıdır, onaltıncı yüzyıl
                              Fransa'sı mı? Yoksa onüçüncü yüzyıl İngiltere'si mi?
                              Bu sorunun yanıtı, –hepsi– ya da –hiçbirisi– diye verilebilir. Bir toplumun
                              genel nitelikleri belirtilmek isteniyorsa, yanıt –hepsi– olacaktır. Fakat,
                              her türlü sapmanın ve ayrıntının dikkate alınarak, –soyut model– ile –bire bir
                              çakışan– bir somut toplum düşünülüyorsa, yanıt elbette ki –hayır– olacaktır.
                              Çünkü, her toplumda, mutlaka, soyut modelden sapan küçük ya da büyük, az ya da
                              çok, birkaç özellik olacaktır.
                              Öte yandan, elimizde –feodal toplum–, –kapitalist toplum– gibi modeller
                              olmasa, toplumları ne sınıflamamız, ne de onları bilimsel kategoriler halinde
                              incelememiz olanaklı olur.
                              Bu açıdan bir –devrim sosyolojisi–nin ancak belli modeller çerçevesinde ele
                              alınabileceği açıktır. Fakat, modeller ile çalışırken, bunların soyut
                              genellemeler olduğu ve –her zaman her yerde geçerli– kavramlardan oluştuğu
                              için, hemen hemen hiçbir somut toplum ya da olayla –bire bir– çakışma
                              göstermeyeceği unutulmamalıdır.

                              #1445777
                              imparator

                                III- AZGELİŞMİŞ ÜLKELERİN YARATTIĞI SORUNLAR
                                İnsanoğlunun ileri çocukları, gelişmiş teknolojiye sahip toplumlardır.
                                Atomu parçalayan, bilgisayarları üreten ve uzay teknolojisine geçen
                                toplumlardır, insanlığın geleceğini belirleyen toplumlar.
                                Oysa, insanoğlunun çoğunluğu azgelişmiş toplumlar biçiminde yaşamaktadır.
                                Üstelik bunların önemli bir bölümü, yalnız azgelişmiş değil, –geri
                                bıraktırılmış– toplumlardır. Yani, insanoğlunun bir bölümü, –gelişmiş ülke–
                                adı altında, başka bölümlerini işgal etmiş ve sömürmüştür. Askeri işgal
                                sonrası kurumlaşan ekonomik sömürü, –gelişmiş ülkeler–in bir bölümünü iyice
                                gelişmiş yaparken, sömürge ülkeler de geri bıraktırılmışlığın pençesinden bir
                                türlü kurtulamamışlardır. Örneğin, Hindistan halkı açlığın pençesinde
                                kıvranırken, bu ülkeyi sömüren İngiltere, insanoğlunun önünde yeni ufuklar
                                açan –endüstri devrimi–ni gerçekleştirmiştir. Böylece, tüm insanlığın malı
                                olan, –endüstri devrimi–nde Doğu ülkelerinin de büyük payı olmakla birlikte,
                                bu devrimin ürünlerinden en büyük yararı Batı ülkeleri sağlamıştır.
                                Teknolojisi ileri olan ülkeler, tüm dünyayı etkileri altına alır. Onların
                                dilleri daha yaygın konuşulur. Kısacası, teknolojisi ileri olan ülkeler,
                                öteki ülkeleri ideolojik açıdan da etkiler. Doğal bilimler de, toplumsal
                                bilimler de daha çok bu toplumların girişkenliğinde ve öncülüğünde gelişir.
                                Çünkü bu toplumların bilime ayırdıkları zaman, para ve beyin gücü, öteki
                                toplumlardan daha fazladır. Sonuç olarak bu toplumların bilimsel üretimleri
                                tüm insanlığı etkiler.

                                #1445778
                                imparator

                                  Kuramsal Açıdan Batı'nın Egemenliği
                                  Toplumbilim konusunda da bu böyledir. Dikkat edilirse, günümüzde egemen
                                  olan bütün toplumsal ve siyasal bilim kuramları gibi, toplumbilim kuram ve
                                  modellerinin de Batı'da üretilmiş oldukları görülür. Yukarda açıkladığım gibi,
                                  bu bir raslantı değil, ileri teknolojiye sahip olmanın doğal bir sonucudur.
                                  Bu durumun bir başka sonucu –devrim toplumbilimi–ne esas olacak kuramsal
                                  modellerin de Batı kökenli olmalarıdır.
                                  Oysa, Batı, kuramsal modelleri, uzun süre kendi tarihine ve toplumuna
                                  bakarak üretmiştir. Çünkü, sorun kendi toplumunun gelişmesidir.
                                  Dikkat edilirse, pozitivist yaklaşımdan, sınıfsal yaklaşıma kadar, hemen
                                  bütün kuramların, aslında Batı toplumlarının yazgılarını belirlemek amacıyla
                                  ortaya atılmış modeller olduğu görülür. Bunlar, hemen endüstri devrimini
                                  izleyen yıllarda, teknolojik ilerlemeye ayak uydurmaya çalışan ideolojik
                                  atılımlardır.
                                  Azgelişmiş ülkelerin gündeme gelmesi, uzun yıllar sonra olmuştur: Mustafa
                                  Kemal Atatürk'ün öncülüğünü yaptığı –azgelişmiş ülkelerin kurtuluş savaşları–
                                  yoluyla gerçekleştirilen devrim, Kuzey Afrika'da ve Güneydoğu Asya'da ancak
                                  otuz-kırk yıl sonra dünyanın dikkatini çekmiştir.

                                15 yazı görüntüleniyor – 1 ile 15 arası (toplam 414)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

                                Yayımlandı

                                kategorisi

                                yazarı:

                                Etiketler: