Devrim tarihi ve Toplu Bilim Atatürk

Forumlar › Forumlar › Eğitim Öğretim › Dersler – Ödevler – Tezler – Konular › Tarih › Devrim tarihi ve Toplu Bilim Atatürk

  • Bu konu 413 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son 19 yıl 9 ay önce imparator tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor – 61 ile 75 arası (toplam 414)
  • Yazar
    Yazılar
  • #1445825
    imparator

      Ancak, dış sömürü yapan ülkeler için, bilinçlenen işçiye daha çok pay
      vermek önemli bir sorun olmaktan çıkar. Örneğin, İngiltere, Hindistan'daki
      sömürüsünden elde ettiği gelirin bir bölümünü, ülke içindeki kapitalist
      sınıfı büyük ölçüde zarara uğratmadan işçi sınıfına aktarabilirdi.
      Nitekim, genel gelişmeler de böyle olmuştur. Sömürgesi olan ülkelerde, hele
      bu ülkeler bir de gelişmiş kapitalist ülke niteliğindeyseler, işçilerin
      isteklerini karşılamak çok daha kolay olmuş, bu da bir sosyalist devrimin
      önünü, onu anlamsız bırakarak, kapamıştır.
      Aynı olguya, (endüstri devrimi olgusuna) dikkatle bakarsak, bu döneme
      öncülük eden ülkelerde, sömürünün çok hızlı ve çok yüksek oranlarda olduğunu
      görürüz. Böylece, işçi bilinçlenmeye pek de zaman bulamadan, ulusal gelir,
      artık proleteryayı bile memnun edecek bir bölüşüme uygun düzeye gelebilmiştir.
      Yine aynı tür ülkelerde, toplumsal akışkanlık (meslek, gelir ve statü
      bakımından toplumun alt katlarından, üst katlarına doğru hareket) oldukça
      yaygın gözükmekte ve gösterilmektedir. Bu bir de, –bir adam-bir oy– ilkesine
      göre işleyen demokratik mekanizma ile birleştirildiğinde, insanlar, gerek
      siyasal bakımdan yönetimi denetledikleri, gerekse toplumsal bakımdan her
      türlü olanağın erişilebilir olduğu konusunda oldukça belirgin yargılara sahip
      olurlar. Bu durumun, her türlü devrimci tutumu anlamsız kılacağı açıktır.

      #1445827
      imparator

        Dış Dünyanın Etkileri
        Sınıfsal devrim kuramının yaygınlığı konusundaki tartışmalarda dikkate
        alınması gereken bir başka nokta, hiç kuşkusuz dış dünyanın etkileri ve
        özellikle savaş durumu gibi özel hallerdir. Günümüzde gittikçe belirgin
        sınırlarla bölünen dünyada, büyük devletlerin onayı olmadan, herhangi bir
        önemli değişme çok güç gözükmektedir. Ayrıca, savaş gibi her değişmeyi
        bağrında taşıyan bir durum, her an söz konusu değildir. Bu nedenle de büyük
        ölçüde belirsizlik, kuralsızlık ve kargaşa anlamına gelen savaş dahil, bir
        devrimi doğuran dış koşullar, günümüzde, ondokuzuncu yüzyıl ve yirminci
        yüzyılın birinci yarısı kadar egemen değildir (Ulusal kurtuluş savaşları
        konusunu ayrı bir başlık altında ele aldığımı hemen belirtmeliyim).
        Zaman ve Mekan Sorunu
        Aslında sınıfsal devrim modeline yöneltilebilecek olan en temel eleştiri
        bütün devrim modelleri için geçerli olan bir eleştiridir: Belli bir zamanda
        (ondokuzuncu yüzyılda) ve belli bir mekanda (Batı Avrupa'da) geliştirilmiş
        olmasına karşın, her zaman ve her yerde geçerli olduğu savı ile ortaya çıkmış,
        bundan dolayı da başka yer ve zamanlarda ya genel kurama uygun olmayan
        uygulamalar görülmüş, ya da hiç uygulama aşamasına gelememiştir. Fakat burada
        hemen eklenmesi gereken nokta, genel kurama uygunluğu ne denli tartışma
        konusu olursa olsun, dünya ülkelerinin bir bölümünün bu kurama göre
        yaptıkları devrimler ile yönetildikleridir. Bu açıdan, sınıfsal devrim modeli,
        uygulamada en çok yansıması olan modeldir.

        #1445828
        imparator

          E) Sınıfsal Devrim Modeli ve Türk Devrimi
          Sınıfsal devrim modelinin ilk uygulaması ile Türk Devrimi hemen hemen aynı
          yıllara, Birinci Dünya Savaşı yıllarına rastlar. Bu açıdan her iki devrim
          arasında çok yoğun bir etkileşim vardır.
          Ayrıca, Mustafa Kemal Paşa'nın unutulmaz Çanakkale savunması, İngiliz ve
          Fransızların Rusya'ya ulaşmasını önlemiş, böylece, güçsüzleşen Çarlık
          rejimine karşı, devrim çok daha da kolaylaşmıştı.
          Bütün bunlara ek olarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının emperyalist
          ülkeler ve bu ülkelerin ajanı olarak Anadolu'ya girmiş olan Yunanlılara karşı
          yürüttüğü savaşta tek ve sürekli yardım da yine Sovyetler Birliği'nden
          gelmişti.
          Sınıfsal devrim modeli ile Türk Devrimi arasındaki ilişkilerin yoğunluğu,
          Türkiye ile Rusya'nın sınırdaş olmalarından da kaynaklanıyordu.

          #1445829
          imparator

            Aslında, sınıfsal devrim modeli ile Osmanlı İmparatorluğu'nun teması
            Cumhuriyet'ten önce başlamıştı. Örneğin, 1910 yıllarında Sosyalist Hilmi ve
            Baha Tevfik, Osmanlı Sosyalist Fırkası'nı kurmuşlar ve dergi yayınına
            başlamışlardır (Çapanoğlu, 1964:48-57) . Bir yandan Marxçı düşünceler,
            İmparatorluk sırasında içeri girerken, öte yandan, örneğin Parvus Efendi gibi
            Marxçı kuramın önde gelen kişilerinden biri uzun bir süre, Osmanlı
            İmparatorluğu'nun durumunu, sınıfsal devrim açısından çözümlüyordu
            (Parvus, 1977) .
            Mustafa Kemal eyleminin başarıya doğru yol aldığı sıralarda, sınıfsal
            devrimin de Rusya'da oturma ve yerleşme döneminde olması, iki olay arasındaki
            etkileşimi daha yoğun yapmıştı. Anadolu'da bir yandan sosyalist düşünceler ve
            akımlar çeşitli kişi ve gruplar tarafından savunulurken, öte yandan Sovyetler
            Birliği'nde de Türk Devrimi'ni etkileyecek oluşumlar ortaya çıkıyordu. Eski
            İttihatçı liderlerden Enver Paşa'nın Sovyetler Birliği'nde bulunması bu
            etkileşimi son derece ilginç bir duruma sokuyordu.

            #1445830
            imparator

              Türk ve Sovyet Devrimlerinin İlişkileri
              Türk Devrimi ile sınıfsal devrim kuramı arasındaki ilişkilere bakarken,
              hiçbir zaman akıldan çıkarılmaması gereken nokta, Mustafa Kemal Atatürk
              zamanında da, bugün de olayın temelini Türk-Sovyet ilişkilerinin
              oluşturduğudur. Bir başka deyişle, Bağımsızlık Savaşı sırasında da, bugün de
              Türkiye açısından konu, yalnızca kuramsal bir olay değil, somutta, Sovyetler
              Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler konusudur. Bu gerçeğin bilincinde
              olan Mustafa Kemal Paşa'nın da konuya esas olarak ulusal bağımsızlık
              açısından yaklaştığını artık elimizde olan TBMM'nin gizli oturum
              tutanaklarından açıkça anlıyoruz. Aşağıdaki konuşma, Meclis'in hemen
              açılışından sonra, 24 Nisan 1920 günü yapılmıştır. O aşamada, konunun
              kuramsal değil, somut ulusal bağımsızlık ile ilgili yönü önemlidir. Bütün
              büyük devrimciler gibi Mustafa Kemal Paşa da, değerlendirmesini işin pratik
              yanı ve kendi amacıyla ilgisi yönünden yapmaktadır: –Malumu aliniz
              bolşeviklerin kendilerine mahsus birtakım esasları, noktai nazarları vardır.
              Ben şahsen bütün vuzuhile ve teferruatile bunlara vakıf değilim (bilmiyorum)
              ve yakın zamanlara kadar bolşevikler nereye temas ederse, nereye gelirse
              daima kendi noktai nazarlarını (görüşlerini) kabul ettirmek azmindeydiler.
              Her ne olursa olsun bu noktai nazarlar; bizim milletimizin de kendine mahsus
              birtakım noktai nazarları vardır. Bu noktai nazarların siyasi esasatı
              (esasları) ihtimal ki maruzatımda zikrettiğim ve cümlemizce malum olan
              noktaları göstermedim. Milletimizin adatı, muktaziyatı diniyesi (adetleri ve
              dinsel gerekleri) ve memleketimizin icabatı vardır ki, biz her ne yaparsak
              kendimizi, kendi adetimizi, muktaziyatı diniyemizi nazarı dikkatte tutmak,
              ona göre kendimize mahsus esaslar vazetmek (koymak) mecburiyetindeyiz. İşte
              bu itibarla alelıtlak (mutlaka) bizimle bolşevikler arasındaki münasebet
              şayanı tetkik ve teemmül (düşünme) olur. Bir zamanlar oldu ki, bolşevikler
              noktai nazarlarını daha umumileştirdiler. Hiçbir kimsenin, hiçbir milletin
              adet ve ahlaki hususiyetlerine ve milliyet esaslarına muarız değiliz. Yalnız
              istibdata karşı, emperyalistlere karşı düşmanız. Biz, Avrupalıların
              bolşevizmden korktuklarını ve bizim bolşeviklerle tevhidi efkar (düşünce
              birliği) ve harekat edeceğimizden daima kuşkulanmakta olduklarını nazarı
              dikkate alıyor ve daima düşünüyorduk ki, böyle bir şeye mecbur olmaksızın
              amali milliyemiz (ulusal amaçlarımız) dahilinde muayyen bir hudutta bizim
              şeraiti hayatiyemiz (yaşam koşullarımız), şeraiti istiklalimiz (bağımsızlık
              koşullarımız) temin olunursa… Böyle azim (büyük) bir maksat için, böyle uzak
              bir daiye (dava) için herhangi bir devleti ecnebiye ile münasebatı
              ihtilafata; anide girmek belki bizi nedamete mecbur edebilir ve zaten
              hepimizde de, kendimizde de böyle bir salahiyet mevcut değil. Filhakika bu
              hududu millimiz dahilinde arzettiğim şeraitle muhafazai mevcudiyet
              edebildiğimiz takdirde başka bir şey istemek bendenizce doğru değildir. Yalnız
              her ihtimale karşı, muhafazai hayat ve mevcudiyet için hariçten kuvvet, bir
              menbaı kuvvet (dışardan bir kuvvet kaynağı) aramak lazım gelirse yine daima
              kendi noktai nazarlarımız baki kalmak şartile her menbadan istifade etmeyi de
              caiz gördük. İşte sırf bu nokta daima bolşeviklerin ahvalini, harekatını ve
              kendilerinden icabında ne dereceye kadar muavenet (yardım) görebileceğimizi
              anlamaya teşebbüs ettim. Bu teşebbüsat neticesinde şüphe yok bazı temaslar
              hasıl olmuştur. Fakat bu temaslarımız şimdiye kadar, yani bolşevikler
              bizimle demin izah ettiğim… manen ve maddeten beraber olan Dağıstan'a kadar
              temas ettiği halde hiçbir kat'i mevat üzerine müstenit bir şey yapılmamıştır.
              Fakat böyle bir şey yapmak imkanı mevcuttur.– (TBMM,I, 4-5 ) .

              #1445831
              imparator

                Mustafa Kemal Paşa'nın Tutumu
                Meclisin açıldığı günlerde yapılan bu konuşmaya dikkatle bakıldığında,
                birtakım çok önemli noktaların göze çarpmaması olanaksızdır. Birinci olarak,
                Mustafa Kemal Paşa, Sovyetler Birliği'nden, sürekli bir biçimde –bolşevikler–
                olarak söz etmektedir. Bu da kendisinin muhatap olarak, Rusya ya da komünizm
                gibi, somut ülke ya da soyut ideolojiyi değil, iktidar partisini aldığını
                gösterir.
                İkinci olarak dikkat edilmesi gereken nokta, kendisinin, bolşeviklerin
                görüş açıları konusunda yeterince ve ayrıntılı bilgi sahibi olmadığını
                söylemesidir. Oysa, biraz aşağıda, örneğin –emperyalizm– ve –milliyetler
                sorunu– gibi konuları iyi bildiğini görüyoruz. Öyle sanırım ki, ortaya
                koyduğu –bilgisizlik–, –bilgisizlik–ten çok bir –güvensizlik– belirtisidir.
                Bir başka deyişle, Mustafa Kemal Paşa, Lenin ve arkadaşlarının ne
                söylediklerini iyi bilmekte, fakat ne yapacaklarını tam kestirememektedir.
                Büyük komşu ile yakın işbirliğinin ulusal bağımsızlık ilkesine gölge
                düşüreceği korkusunu içinde taşıdığı anlaşılmaktadır.

                #1445832
                imparator

                  Üçüncü nokta şudur: Dikkat edilirse, tüm konuşmanın ana teması, ulusal
                  bağımsızlık düşüncesidir. Bu konuda o denli duyarlıdır ki, pek sempati
                  beslemediğini bildiğimiz dinsel ilkeleri bile, ulusal bağımsızlığımıza temel
                  olarak kendimize özgü bir ulusal yapımız bulunduğunu vurgulamak için
                  kullanmaktadır (Bu konuda, Atatürk döneminde A.B.D.'nin Türkiye
                  büyükelçiliğini yapmış olan Sherrill'in şu yargısı oldukça ilginçtir:–Türkler,
                  Rusya'daki Sovyet Hükümet tarzının memleketlerine girmesine kat'iyen müsaade
                  etmemişlerdi. Aynı şekilde, İtalya'nın faşist sistemine de kesinlikle karşı
                  çıkmışlardı.– (Sherrill, tarihsiz:119).
                  Dördüncü bir nokta, ulusal bağımsızlık ilkesi için gerekirse herkesle
                  işbirliğinin yapılabileceğini vurgulamakta oluşudur.
                  Beşinci bir nokta ise, o güne dek, Sovyetler Birliği ile bazı temasların
                  yapılmış olduğunu belirtmesidir. Fakat bu konuşmanın tarihine kadar, henüz
                  somut bir işbirliği söz konusu değildir.
                  Bu aşamada, Mustafa Kemal Paşa'nın –sınıfsal devrim– kuramı ile tüm
                  ilişkisi, somut bir sıcak savaşa yol açan emperyalist işgaline karşı,
                  Sovyetler Birliği'nde iktidarı ele geçirmiş olan bolşeviklerin Anadolu
                  eylemine karşı alacakları tutum ile sınırlıdır. Nitekim, konu tümüyle savaş
                  açısından ele alınmaktadır. Yine gizli oturum tutanaklarından öğreniyoruz ki,
                  Mustafa Kemal'in Kafkasya'da –adamları– vardır:

                  #1445833
                  imparator

                    –Efendim bizim bidayetten beri (başlangıçtan beri) Kafkasya dahilinde
                    birtakım adamlarımız vardır ve oraya gitmiş olan zevata verilen salahiyetlere
                    göre Azerbeycanlıların bizim noktai nazarımız dahilinde bizimle tevhidi mesai
                    (işbirliği) etmelerinin temini kendilerine havale edilmişti. Son aldığımız
                    bir malumat vardı ki (belki 15 günlük bir malumattır) bu malumatta
                    Azerbeycan-Türkiye ittifakı tasdik edilmiştir ibaresi vardır. Fakat bittabi
                    nasıl şerait mevzubahs olmuştur, ona dair tafsilat olmadığı için arzetmiyorum.
                    Azerbeycan Hükümeti'nin teşriki mesaisini temin etmek lehimizedir.– (TBMM, I,
                    33).
                    Görüldüğü gibi, konu bir savaş sırasındaki dış ilişkiler çerçevesinde ele
                    alınmaktadır. Yine aynı gizli oturumda bakın bir milletvekili, Çorum delegesi
                    Haşim Bey ne diyor: –Paşa Hazretleri, Ermenilerin Bolşeviklerle ittifakı
                    bizim aleyhimize olur. Biz, onlardan evvel itilaf etsek (anlaşsak) acaba
                    mümkün değil mi? Bolşeviklerle ittifak etsek olmaz mı? (TBMM, I, 33) .
                    Oysa, bir süre sonra Anadolu'da sosyalist eylemler ve akımlar güçlenmeye
                    başlayacaktı. Özellikle Mustafa Suphi olayı ile doruk noktasına ulaşacak olan
                    olaylar resmi bir Komünist Partisi'nin kuruluşuna bile yol açacaktı. Bütün bu
                    olaylar dizisi içinde iç dinamik kadar dış dinamik de etkendi.

                    #1445834
                    imparator

                      adolu'da Sol Akımların Gücü
                      Gerek Osmanlı'nın son döneminde, gerek Kurtuluş Savaşı sırasında, gerekse,
                      Cumhuriyet'in ilk yıllarında, sınıfsal devrim kuramının temsilcileri olan sol
                      akımlar için en önemli etken hiç kuşkusuz (özellikle Kurtuluş Savaşı
                      sırasında) dış dünyaydı. İç dinamik bakımından ise durumu Mete Tunçay şöyle
                      çözümlüyor: –Aslında, 1908-1925 yıllarındaki siyasetin genel akışı içinde,
                      bunlar (sol akımlar) pek az önem taşıyan hareketlerdir. Hemen hiçbir zaman,
                      bir halk hareketi olmak boyutlarına yaklaşılmamış, bazı küçük aydın
                      çevrelerinde kalınmıştır. Burada yapılan yorum yanlış değilse, Türk toplumunda
                      İkinci Meşrutiyet'in ve Cumhuriyet'in ilanıyla denenen, altyapının elverdiği
                      olanakların ilerisine devrimci sıçrayışlar, Batı'nın -temelinde kapitalist
                      endüstriyalizmi bulunan- yaşam biçimine özenişten kaynak almışlardır. Etkili
                      bir biçimde herhangi bir toplumsal tabana basamayan bütün ilk sol akımlar ise,
                      esas itibarıyla bu yönelimi desteklemekten öteye gidememişlerdir. Bu
                      destekleyiş, daima iktidarları hazır olduklarından daha ileriye itmek
                      suretiyle ortaya çıktığı için, hükümetlerin solculara karşı susturucu
                      tavırlar takınmalarında ve solcuların da hükümetlere karşı genel bir özgürlük
                      savaşına katılmalarında şaşılacak bir şey yoktur.– (Tunçay, 1978-a:29-30).
                      Aslında, Kurtuluş Savaşı'mız sırasında gerek dış dinamik, gerekse iç
                      dinamik açısından tarihsel ve toplumsal gerçeğin ne olduğu sorusunun sürekli
                      tartışma konusu yapılmasının nedeni, bugünkü siyaset sahnesinde çatışan
                      görüşlerin, tarihi yeniden yorumlama çabalarından doğmaktadır.
                      Bugünkü yeniden yorumlama çabaları ne olursa olsun, Kurtuluş Savaşı'mız
                      sırasındaki birtakım tarihsel ve toplumsal gerçekler yadsınamaz. Bunları
                      şöyle özetlemek olanaklıdır:

                      #1445835
                      imparator

                        Birinci olarak, Mustafa Kemal Paşa, sınıfsal bir devrim modelinden hareket
                        etmemektedir. Bunu pek çok kanıtın yanında, Kurtuluş Savaşı sırasında
                        Ankara'daki Sovyet temsilcisi olan Aralov'a söylediği şu sözlerde de
                        görüyoruz: –Sizin Rusya'da, mücadeleci, emektar bir işçi sınıfı var, ona
                        dayanmak mümkündür ve dayanmalıdır. Bizde işçi sınıfı yoktur, köylüye göre
                        ağırlığı çok azdır. Sizde endüstri gelişmiştir. Bizde ise yok gibidir.
                        Fabrikalarımız, parmakla sayılacak kadar azdır.– (Bu yıllarda, ülkede, daha
                        önce de olduğu gibi, aslında işçi eylemleri vardı. –Etingü, 1976; Sencer,
                        1969; Sülker, 1973; Çıladır, 1977). Fakat bu eylemlere karşın, gelişmiş bir
                        işçi sınıfından söz etme olanağı yoktur.) (Aralov, 1967:92).
                        Sovyetlerin Görüşü
                        İkinci olarak belirtilmesi gereken nokta, Sovyetler Birliği'nin Türk
                        Kurtuluş Savaşı'nı, anti-emperyalist bir eylem sayması ve bu nedenle de
                        Mustafa Kemal ve arkadaşlarına yardımcı olmasıdır. Yine Aralov, bu konuda
                        Lenin'in kendisine, Türkiye'ye yola çıkmadan önce şunları söylediğini
                        yazıyor: –Mustafa Kemal Paşa, tabii ki sosyalist değildir. Ama görülüyor ki,
                        iyi bir teşkilatçı… Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare
                        ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılabımızın
                        önemini anlamış olup, Sovyet Rusya'ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara
                        karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına,
                        padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona
                        inandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor. İşte,
                        sizin işiniz budur. Türk hükümetine, Türk halkına saygı gösteriniz. Büyüklük
                        taslamayınız. Onların işlerine karışmayınız… İngiltere onların üzerine
                        Yunanistan'ı saldırttı. İngiltere ile Amerika bizim üzerimize de bir sürü
                        memleket saldırttı… Sizi ciddi işler bekliyor. Yoldaş Frunze bugünlerde
                        Ukrayna Cumhuriyeti adına Ankara'ya gidecektir. Herhalde onunla Türkiye'de
                        karşılaşacaksınızdır. Kendimiz fakir olduğumuz halde Türkiye'ye maddi
                        yardımda bulunabiliriz. Bunu yapmamız gereklidir. Moral yardımı, yakınlık,
                        dostluk, üç kat değeri olan bir yardımdır. Böylece, Türk halkı yalnız
                        olmadığını hissetmiş olacaktır.– (Aralov, 1967:38). Yine Lenin, –Her iki
                        halk da son yıllarda emperyalist devletlerden çok çektiler– diyerek Atatürk'ün
                        eylemi ile kendi eylemi arasında koşutluk kuruyordu (Şemsutdinov ve Bagirov,
                        1979:44) .

                        #1445836
                        imparator

                          Yukardaki satırlar, sınıfsal devrim kuramı ve uygulaması açısından, en
                          yetkili ağızdan, Rusya'da bu devrimi gerçekleştirmiş olan olan liderin,
                          Lenin'in ağzından, Türk Kurtuluş Savaşı'nın değerlendirmesini vermektedir.
                          Ayrıca, daha önce Atatürk'ün sözlerini aktarırken, dış ilişkilerdeki temel
                          ögenin ulusal bağımsızlık olduğunu ve Sovyetler Birliği'ne de bu açıdan
                          yaklaşıldığını vurguladığımda bu yargının, her iki taraf için doğru olduğunu
                          da kanıtlamaktadır.
                          Lenin'in Aralov'a sözünü ettiği Frunze de, Türklerin Kurtuluş Savaşı ile
                          Sovyetler Birliği'nin ilişkilerinin karşılıklı saygı ve antiemperyalist bir
                          ideolojik birlik çerçevesinde geliştiğini yazıyor:
                          –Sovyet devletler, Batı Avrupa ve Amerika'nın esareti altında bulunan Doğu
                          ülkelerindeki ulusal-demokratik hareketlere daima kendi sorunları
                          doğrultusunda yardımcı olmuşlardır… Bundan başka, benim gidişim Türkiye'nin
                          içinde bulunduğu son derece ağır koşullar sırasına rastlıyor. Ağustos ayında,
                          Türk ordusunun Yunanlılar tarafından yenildiği, Ankara'nın bile Yunan
                          ordularınca alınma olanağı belirdiği bir zamanda Sovyet Ukrayna, Rusya'nın da
                          onayıyla oraya bir elçi göndererek Türkiye'ye karşı dostluk eğilimini
                          herkesten önce göstermek gereğini duymuştur.– (Frunze, 1978:120).

                          #1445837
                          imparator

                            Türkiye Komünist Partisi
                            İlginç olan nokta, dış ilişkiler düzeyinde resmen, bu olaylar görülürken,
                            Türkiye Komünist Partisi, Mustafa Suphi ve arkadaşları tarafından Sovyetler
                            Birliği'nde kurulmuştu bile. Bu arada, Baku'da toplanan Doğu Ulusları
                            Kurultayı'na Enver Paşa dahil, pek çok Türk katılmıştı. Topçuoğlu bu grupları
                            şöyle tanımlıyor: –Kendini Komünist sayan, sosyal demokrat sayan, Müslüman
                            bolşevik sayan, mukaddesatçı sosyalist sayan ve doğrudan doğruya bolşevik
                            sayan gruplar müracaat etmiş, iştirak belgesi almışlardı.–
                            (Topçuoğlu, 1976:67).
                            Baku'da daha önce oluşmuş bulunan Türkiye Komünist Fırkası'nı eski
                            İttihatçılardan temizleyerek yeniden kuran Mustafa Suphi, hemen Anadolu ile
                            temasa geçmişti (Tunçay, 1978-a:204; İnfo, 1977: 27) . Uzun hazırlıklar ve
                            yazışmalardan sonra, Türkiye'ye geçmeye karar veren Mustafa Suphi, Türkiye'ye
                            geldikten sonra, Ankara'ya gidemeden, Trabzon'dan Baku'ya geri dönerken,
                            kayıkçılar kahyası Yahya'nın adamları tarafından adamlarıyla birlikte
                            öldürülerek denize atılmıştı.
                            Bu olayın değerlendirilmesi, kanımca, –dıştan yönetilme– ile –tam
                            bağımsızlık– arasındaki tercihte aranmalıdır. Nitekim, yalnız Mustafa Kemal
                            ve arkadaşlarının değil, Sovyetler'in de konuyu aynı biçimde gördükleri
                            anlaşılıyor. Bu konuda Mete Tunçay'ın aşağıdaki değerlendirmesi oldukça
                            ilginçtir:

                            #1445838
                            imparator

                              –Mustafa Suphi ve arkadaşlarının yokedilmeleri karşısında Sovyetler'in ve
                              Komintern'in takındığı tavır, dünya solculuğunun gelişme süreci bakımından da
                              çok önemli bir başlangıç olmuştur. Bu olayda, –sosyalist ana vatan–ın dış
                              politika çıkarlarıyla bir –kardeş parti–nin varlık sorunu çatışmış ve
                              komünistler bir yeğleme yapmak zorunda kalmışlardır. Mustafa Kemal'i tutmayı
                              seçmiş olmaları, sonradan (özellikle Troçkistler tarafından) Stalin'e
                              yakıştırılan bir fırsatçılık kalıbının ilk örneğini vermiştir. Oysa, bu
                              siyaset kararı alındığı zaman, Lenin resmen ve fülen Sovyet devletinin
                              başında bulunuyordu.– (Tunçay, 1978-a:242).
                              Resmi Türkiye Komünist Partisi
                              Aslında, Baku Kurultayı ve onu izleyen gelişmelerle, Mustafa Suphi'nin
                              Anadolu'ya gelişi arasında, 18 Ekim 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa,
                              Süreyya Yiğit, Tevfik Rüştü, Kılıç Ali, Mahmut Esat, Mahmut Celal ve Yunus
                              Nadi gibi güvendiği arkadaşlarına resmi kimliği olan bir Türkiye Komünist
                              Fırkası kurdurmuştur. Bu Fırka'nın kuruluşu, birçok iddialarda öne sürüldüğü
                              gibi, yalnızca içerdeki solcuları denetim altına almak, ya da Sovyetler
                              Birliği'ni aldatmak olamaz. Tunçay'ın deyişiyle, –T.K.F. (pek sağlam olmayan)
                              teorik bir Bolşevizm-Komünizm ayrımına dayanmaktadır. T.K.F., Bolşevik
                              değildir, ama kendi söylediği gibi, Komünist olduğu da su götürür. Partinin
                              daha çok, Komünist adının duygusal değer yükünden faydalanmak için bu terimin
                              anlamını zorladığı görülmektedir.– (Tunçay, 1978-a:163-164).

                              #1445839
                              imparator

                                Mustafa Kemal Paşa'nın daha önce aktardığım gizli oturumlardaki
                                konuşmalarına bakılırsa, ayrımın anlamı açıktır: Komünizm uluslararası bir
                                düşünce akımı, yeni bir kuramsal düzendir. Bolşevizm ise, bunun Rusya'daki
                                uygulamasıdır. Ulusal bağımsızlığı her şeyin üzerinde tutan Mustafa Kemal
                                Paşa, bu ayrım ile, hemen Rusya'ya karşı da (aynı düşünce ve sistemde
                                birleşse bile) bağmısızlığını güvence altına almak istiyor. Nitekim, Yunus
                                Nadi'nin Eskişehir'deki Yeni Dünya'ya yanıt olarak Yeni Gün'de yayınladığı
                                makale şöyle bitiyordu (Yeni Dünya'ya Ali Fuat Paşa'nın da çok duyarlı olduğu
                                anlaşılıyor. Dinamo, Kutsal İsyan'da bu konuda Ali Fuat ile Mustafa Kemal
                                Paşa arasındaki yazışmalardan söz eder (Dinamo, 1975:280).) :
                                –Biz Türkler, emperyalist ve kapitalist dünyaya karşı savaşmakta bugün
                                Ruslarla aynı safta yürüdüğümüz gibi; davranıştaki bu tenazurdan ilham ve
                                kuvvet alacak olan iç reformlarımızı başarmak kanaat ve mecburiyetindeyiz de.
                                Bu bir inkılaptır, amenna; fakat, BiZİM İNKILABIMIZ RUS İNKILABININ -öyle
                                bazılarımızın yaptığı gibi unvanına varıncaya kadar, kelimesi kelimesine,
                                noktası noktasına- KOPYASI OLACAK DEĞİLDİR. İnkılap, idrak ve imana dayanan
                                bir harekettir ki, tatbikat itibarıyle, her memleketin kendi özelliklerine ve
                                icaplarına intibak ederek tekevvün eder ve yürür. Hülasa; BİZ DE SOSYALİZM
                                VADİSİNDE İNKILAPÇIYIZ. HATTA, AYNI PRENSİPLERE TARAFTARIZ VE ONLARI İLTİZAM
                                ETMEKTEYİZ. FAKAT, TAKLİTÇİ VE BİNAENALEYH BOLŞEVİK DEĞİLİZ.– (Cerrahoğlu,
                                1975:390).

                                #1445840
                                imparator

                                  Resmi Türkiye Komünist Partisinin Amacı
                                  Kanımca, resmi Türkiye Komünist Fırkası'nın asıl kuruluş nedeni, işgalci
                                  kuvvetlere karşı savaş yitirilirse, Mustafa Kemal Paşa'nın, Sovyet desteğini
                                  sağlamayı planlaması ve bu sırada bağımsızlığı korumak için, kendi
                                  başkanlığında bir parti kurdurmuş olmasıdır. O sıradaki siyasal ve askeri
                                  durumun henüz çok kötü olduğu anımsanırsa, Mustafa Kemal Paşa gibi hem
                                  askeri, hem siyasal alanda büyük bir lider, hem de bağımsızlık aşığı olan bir
                                  kişinin bu olasılığı hesaplamamış olması düşünülemez.
                                  Mete Tunçay da bu olasılığın çok yüksek olduğunu kabul etmekte, ayrıca
                                  Kinross'un da böyle düşündüğünü belirtmekte ve Doğan Avcıoğlu'nun Tevfik
                                  Rüştü ile yaptığı bir konuşmayı da ek kanıt olarak vermektedir (Tunçay,
                                  1978-a:176). Tekeli ve İlkin'in çalışması da, bu görüşün desteklenmesine yol
                                  açan Talat Paşa-Mustafa Kemal Paşa mektuplaşmasını ortaya koymuştur
                                  (Tekeli ve İlkin, 1980:340-341).
                                  Tunçay'ın ve başkalarının değerlendirmelerine şu satırlar da oldukça uygun
                                  düşmektedir:

                                15 yazı görüntüleniyor – 61 ile 75 arası (toplam 414)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

                                Yayımlandı

                                kategorisi

                                yazarı:

                                Etiketler: