Forumlar › Forumlar › Eğitim Öğretim › Dersler – Ödevler – Tezler – Konular › Tarih › Devrim tarihi ve Toplu Bilim Atatürk
- Bu konu 413 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son 19 yıl 8 ay önce
imparator tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
Şubat 10, 2007: 8:49 am #1445911
imparator
g) Aydınların küsmeleri ve kendilerini çekmeleri. Hiçbir düzen, toplumdaki
aydınların desteği olmadan uzun dönemde yaşayamaz. Bir düzenin uzun dönemli
yazgısı büyük ölçüde, aydınların davranışları ile belirlenir. Aydınlar mevcut
düzenden desteklerini çekmiş ve küsmüşlerse, uzun dönemde o düzen, barışçı
yollarla da olsa, şiddet yoluyla da olsa, mutlaka değişecek demektir.
h) Toplumsal beklentilerin toplumsal olanaklara oranının yüksek oluşu. Bir
toplumda her ne nedenle olursa olsun olanaklar, beklentilerin çok gerisinde
kaldığı zaman, memnuniyetsizlik hemen artmaya başlar. Bu oranın değişme
olasılığı yoksa, devrim olasılığı da yükselir. Hele durumun daha kötüye
gittiği zamanlarda, yani, olanaklar ile beklentiler arasındaki uyumsuzluk
azalma yerine arttığı zaman, devrim kaçınılmaz olur.
ı) Toplumun tarihten ve coğrafyadan gelen farklı grupları içerme oranı. Bir
toplum, farklı etnik, dinsel, kültürel gruplardan oluşuyorsa, mevcut
memnuniyetsizliklerin, hemen bu eski farklılıkların kimliğine bürünerek
yeniden ayrılıkçı eğilimleri körüklemeleri beklenir (Nieburg, 1970:155) . Bu
durumun, mevcut düzen içindeki bütünleşmeyi sarsması ve bu yüzden de bir
devrime yol açması son derece olağandır.Şubat 10, 2007: 8:49 am #1445912imparator
i) Bireylerin devrimci davranışa yönelmesi. Birey toplumdaki değer
çatışmasını ve anomiyi algılıyor, kendini bireysel olarak güçsüz kabul ediyor
ve sistemi de yetersiz görüyorsa toplumu düzeltme isteği, onu devrimciliğe
iter (Ergil, 1980:183-190).
:::::::::::::::::::
3) Devrime Yol Açan Siyasal Koşullar
a) Mevcut siyasal düzenin, toplumdaki en güçlü varlığı iktidara getirmemesi.
Bir toplumda mevcut güç dengesinin gerçeğe en uygun biçimde siyasal iktidara
yansıması gerekir. Bu yansıma, gerçeğe uygun değilse, gerçek güç dağılımına
uygun bir siyasal iktidar mutlaka oluşur. Fakat bu süre, zorla ortaya çıkar.
Bir başka deyişle, ister demokratik olsun, isterse olmasın, her siyasal rejim,
mevcut dengede en güçlü olanın iktidara gelmesiyle işlevsellik kazanır. Bu
işlevini yerine getirmeyen rejim mutlaka değişir.
b) Siyasal iktidarın nasıl değişeceğinin belirlenmemiş olması. Bir toplumda
mevcut siyasal rejim, yöneticilerin nasıl değişeceğini saptamamışsa, bu
değişimin şiddet yoluyla olması en akla gelen olasılıktır.
c) Siyasal iktidarın, toplumun tüm sınıf ve gruplarına açık olmaması.
Siyasal iktidar, yalnızca belli bir grup ya da sınıfa dayalı ve yalnız bu
bireylere bağımlı ise, bir süre sonra, toplumdaki öteki sınıf, grup ve
kişilerin huzursuzlanması doğaldır. Üstelik bir süre sonra, muhalefetin
birleşmesi ve bir –memnuniyetsizlik ittifakı– biçiminde, güçbirliği ile
iktidara el koyması da beklenebilir. Burada söz konusu olan, hem sınıf ya da
grup çıkarları, hem de bu sınıf ve gruplara mensup bireylerin –iktidar
seçkinleri– arasında yer alıp alamamalarıdır.Şubat 10, 2007: 8:49 am #1445913imparator
d) Yöneticilerin, temsil ettikleri sınıf, grup ve kişilerle bağlarının
kopması. Siyasal iktidarın, kendisini iktidara getiren kişi, grup ve
sınıflarla temasının kesilmesi ya da başka çıkarların savunucusu durumuna
düşmesi, onları, dayandıkları toplumsal güçlere karşı yabancılaştırır. Bu
durumun, toplumsal güçleri siyasal iktidara karşı şiddete dayalı bir
değiştirme işlemine iteceği açıktır (Brinton, 1965:40) .
e) Yönetim mekanizmasının yetersizliği. Siyasal iktidarı elinde tutan
kişilerden bağımsız olarak, yönetim mekanizması (bürokrasi, yürütme organı ve
benzeri kuruluş ve mekanizmalar) , yetersiz ise, toplum, siyasal iktidardan
beklediklerini bulamaz. Bu ise mevcut iktidara karşı güveni sarsar.
f) Siyasal çatışmaların, ister doğrudan çıkarlara, isterse ideolojiler
biçiminde dolaylı çıkarlara bağlı olsun, barışçı yollara kanalize edilememesi.
Bir siyasal sistemin birinci işlevi, bir toplumdaki farklı ve çatışan
çıkarlara sahip kişi, grup ve sınıfları birarada tutabilmektir. Bunun da
birinci yolu, bu farklı çıkarların doğurduğu her türlü çatışmanın barışçı
yollarla çözümüne ilişkin mekanizma ve kurumların varlığıdır. Siyasal olarak
başta parlamentonun geldiği bu kurumlar, her çeşit etkileşim kurumlarını
(mahkemeler, meslek kuruluşları, işçi ve işveren kuruluşları ve bunların
etkileşimini sağlayan toplu pazarlık mekanizması gibi mekanizmaları)
içerirler. Bu kurumların yokluğu ya da barışçı görevlerini yerine
getirememeleri, siyasal açıdan hemen devrime yol açar.Şubat 10, 2007: 8:49 am #1445914imparator
g) Siyasal sistemin, kendine karşı olanlara meşru muhatefet olanağı
tanımaması. Her düzenin içinde yalnız siyasal iktidara değil, düzene karşı
olanlar da vardır. Bunların, mevcut siyasal iktidara karşı olanlarla birlikte,
meşru muhalefet kanallarından yararlanıp yararlanmamaları, düzenin sürüp
sürmemesini belirler. Muhalefete meşru kanallarla işlevini görme hakkı
tanınmazsa, bu durum, tüm muhaliflerin, bir devrim çerçevesinde
bütünleşmelerine yol açar.
h) Mevcut siyasal düzenin, toplumun sorunlarına uzun dönemde yanıt
verebilecek çözümleri oluşturamayacağına ilişkin inanç. Bir toplumdaki
siyasal düzenin, toplumun sorunlarına alternatif çözümleri oluşturup
oluşturamayacağı o düzenin yazgısını belirler. Mevcut düzen içinde, çeşitli
ve özellikle çözümü güç yapısal sorunlara farklı görüş açılarına göre farklı
çözüm önerileri oluşturulamıyorsa, toplumda umut azalır. Bunun bedeli de
siyasal düzene ödetilir. Umut yaratmayan ve farklı çözüm önerileri üretemeyen
siyasal düzen zor yoluyla değiştirilir.
ı) Siyasal birliğin zorla ve yapay biçimde biraraya getirilen ögelerle
oluşturulmuş bulunması. Özellikle İmparatorluk dönemlerinde görülen sömürgeci
yaklaşımlar bu ögenin işlevselliği bakımından örnektir. Yirminci yüzyılda
görülen ve önce Avusturya-Macaristan, Osmanlı gibi İmparatorlukları, sonra da
İngiliz İmparatorluğunu yıkan olaylar bu ögeye bağlıdır. Çağını yaşamış olan
siyasal rejim çökmeye mahkumdur.Şubat 10, 2007: 8:49 am #1445915imparator
i) Siyasal düzenin savaş ve benzeri nedenlerle zayıflamış olması. Düzen,
doğal ya da dış nedenlerle güçsüzleşmiş olabilir. Doğrudan siyasetle ilgili
olmayan bu tür nedenler, siyasal düzenin güçsüzleşmesine yol açtığından
devrim için gerekli ortamın doğmasına yol açar.
j ) Emperyalist bir dış baskının varlığı. Bir toplum, kendisinin ekonomik
olanaklarını sömürmek isteyen bir başka ülke tarafından siyasal olarak
denetleniyorsa, bu denetime başkaldırması oldukça beklenen bir olaydır.
Üstelik böyle bir dış düşmanın varlığı, ülke içindeki farklı ve hatta karşıt
güçleri devrim için ittifaka bile sürükler.
:::::::::::::::::::
II- BİR DEVRİM İÇİN GEREKLİ OLAN ÖZNEL KOŞULLAR
Bir devrimin ortaya çıkması için nesnel koşulların varlığı her zaman
yetmeyebilir. Ancak insanoğlunun, doğrudan doğruya kısa dönemde yönlendirdiği
ve güdümlediği birtakım ögeler nesnel koşulları hazır olan bir devrimi su
yüzüne çıkartabilir. Ya da yine doğrudan kısa dönemli yönlendirme ve
güdümlemelerle, bir devrim öne alınabilir ya da geciktirilebilir. Öte yandan,
kişilerin kısa dönemli (insan yaşamına sığan) etkinlikleri, belli devrimlerin
yönlerinin ve niteliklerinin bile bir süre değişmesine yol açabilir.Şubat 10, 2007: 8:50 am #1445916imparator
Pek doğal olarak, bireylerin kendi yaşam dönemleriyle sınırlı olan öznel
koşullar, tümüyle nesnel koşulların önüne geçemezler. Fakat nesnel koşullar
olgunlaştığı zaman, devrimin gerek gerçekleşmesinde, gerek niteliklerinin
belirlenmesinde etkili olabilirler. Fransız Devrimi'nde Napolyon'un, Rus
Devrimi'nde Lenin'in ve Troçki'nin, Türk Devrimi'nde Mustafa Kemal'in rolleri
hep böyle, –öznel– koşulları simgeleyen rollerdir.
Öznel koşulları çok kabaca, liderlik, örgüt ve ideoloji olarak üç grupta
toplamak olanaklıdır.
Değerli araştırıcı Doğu Ergil, benim öznel koşullar dediğim koşulları
–inanılır bir program, onu uygulayacak örgüt(lülük) ve sürükleyici, güvenilir
bir liderlik– olarak sayıyor (Ergil, 1980:21). Program kavramını ben daha
genişleterek –ideoloji– olarak ele aldım.
Daha çok psikoloji, sosyal-psikoloji ve örgüt sosyolojisini de ilgilendiren
bu ögeler, toplumbilim ile bu alanlar arasında disiplinler arası sınırlarda
incelenmek zorundadırlar.
:::::::::::::::::::Şubat 10, 2007: 8:50 am #1445917imparator
1) Liderlik
a) Toplumda devrimci potansiyeli yönlendirecek simgesel bir liderliğin
varlığı. Nesnel koşulları devrime hazır olan bir toplumda birey ya da örgüt
olarak bu koşulları kişiliğinde ya da örgütünde simgeleştirecek bir kişinin
ya da grubun varlığı, olgunlaşmış olan koşulları devrime dönüştürebilir.
b) Genel devrimci güçleri bütünleştirecek, birleştirici bir liderliğin
varlığı. Toplumun çeşitli kişi, grup ve sınıflarında, farklı kesimlerinde
oluşmuş bulunan huzursuzluk ve memnuniyetsizlikleri belli ittifaklar içinde
birleştirecek ve güçbirliğini kuracak bir liderliğin varlığı devrimin ortaya
çıkışını hızlandırabilir.
c) Liderliğin, zamanlama konusundaki becerisi. Bir toplumda çeşitli süreç
ve oluşumları, tarih ve toplumsal güçler açısından doğru yorumlayabilecek ve
ne erken, ne de geç eyleme geçecek bir liderliğin varlığı devrimin zamanından
önce ortaya çıkarak bastırılmasını ya da gecikerek yozlaşmasını engeller.
d) Grup dinamiğini iyi kullanan bir liderin varlığı. Nesnel koşullar
olgunlaştığı zaman, bunların toplumsal ve tarihsel çözümlemelerini doğru
yaparak, doğru ittifaklar kurmak da yetişmez. Lider kadrosu içindeki ilişkiler
bakımından da gerçek bir liderin, kendi grubu içinde, grup dinamiği bakımından
da liderlik niteliklerini iyi kullanması gerekir.Şubat 10, 2007: 8:50 am #1445918imparator
e) Toplumda karizmatik bir liderin varlığı. Bir toplumda, daha önceki
eylemleri ile, belli bir –efsane– yaratmış olan kişilerin varlığı, bir
eylemin başına geçtiklerinde, ona, gerek eylem, gerekse örgüt liderliği
açısından büyük ölçüde yardımcı olurlar. Bunun en güzel örneği, –Anafartalar
Kahramanı– Mustafa Kemal Paşa'nın Türk Kurtuluş Savaşı'nın da liderliğini
yüklenmiş olmasıdır.
f) Liderin, uzmanlık, cazibe, meşru güç ve ödül ve ceza verme yetkileri
bakımından, mevcut yapı içinde gücünün kanıtlanmış olması. Bu devrimin
oluştuğu dönemde ortaya çıkan liderlerin, toplumdaki geleneksel güç kaynakları
bakımından da, liderlik özellikleri taşımaları, hiç kuşkusuz kendi yerlerini
ve liderlik işlevlerini devrim açısından daha uygun duruma getirir.
g) Devrim koşullarının gerektirdiği somut durumlara uyum sağlayabilecek
esnek liderliğin varlığı. Her toplumdaki devrim koşulları, hiç kuşkusuz belli
soyut ve kuramsal modellere göre yorumlanır. Fakat, her toplumun, zaman
içindeki gelişme düzeyi ve kendine özgü nitelikleri, somut durumların bu
soyut modellere uygunluğunu bozar. Lider, bu somut durumlara uyum
sağlayabildiği, kuramsal bağnazlıktan ve katılıktan kendini kurtarabildiği
oranda, başarı oranı artar. Sosyalizm adına devrim yapılan her ülkedeki
uygulamanın birbirinden çok farklı olması, başarılı liderlerin –kendi
sosyalizmleri–ni kurmuş olmaları bu durumun sonucudur.Şubat 10, 2007: 8:50 am #1445919imparator
2) Örgüt
a) Toplumda nesnel koşulların tek amaca yönlendirilmesini sağlayacak bir
örgütün varlığı. Nesnel koşullar oluştuğu zaman bile, bu koşulların tek
hedefe kanalize edilmesi, bu yolla da etkin bir biçimde devrim için
kullanılması ancak geniş kapsamlı ve tek hedefli bir örgütün varlığına
bağlıdır.
b) Örgütün temsil yeteneği. Toplumda, devrimci potansiyeli tek çatı altında
toplayacak örgüt, toplumun tüm muhalif kesimlerini temsil etmekte ise,
devrimin oluşması çok daha kolay olur. Böyle bir temsil durumunun eksikliği,
nesnel koşullar olsa bile, durumu, bir devrimden çok bir kargaşaya, kaosa
götürür. Bunun en güzel örneği, Fransız Devrimi'nin ilk yıllarıdır.
c) Devrim için gerekli uzmanlık bilgisine sahip olan bir örgütün varlığı.
Toplumdaki nesnel koşullar olgunlaşmış olsa bile, iktidarın nasıl ele
geçirileceğine ve daha sonra neler yapılacağına ilişkin beklentileri ve
bilgileri uygulayacak kişiler yoksa, örgüt, nesnel koşuların, somuta
dönüşmesinde işlev yapamaz. Buna karşılık, neyi nasıl yapacağını tarihten
gelen deneylerle de bilen uzmanlarla dolu bir örgüt, belli bir devrimi daha
öne alabilir ya da kargaşa durumunda, iktidara el koyarak, devrimi
gerçekleştirebilir.Şubat 10, 2007: 8:50 am #1445920imparator
d) Örgütün gücü. Bir toplum, nesnel olarak devrim aşamasına gelmiş olsa
bile, devrime öncülük edecek örgütün siyasal, toplumsal, ekonomik ve askeri
gücü yeterli değilse, devrim olmaz.
e) İç işleyişi etkin olan bir örgütün varlığı. Toplumda, nesnel koşullar
oluşmuş olsa bile, belli bir örgüt, kendi içinde kesin bir, hiyerarşiye ve
etkin haberleşme kanallarına sahip değilse, bu koşulları eyleme dönüştüremez.
Ancak kargaşalığa yol açar.
:::::::::::::::::::
3) İdeoloji
a) Toplumdaki muhalefeti tek hedefe kanalize edecek bir ideolojinin varlığı.
Bir toplum, nesnel koşullar açısından devrim aşamasına gelmiş olsa bile,
insanları (devrim olayında, muhalifleri), birarada tutan ve onlara, eylemin
anlamını belirten bir ideoloji yoksa, devrim, bir toplumsal olay içinde
patlak vermez.Şubat 10, 2007: 8:51 am #1445921imparator
b) Toplumu yalnız devrim öncesi değil, devrim sonrası da seferber edebilecek
bir ideolojinin varlığı. Bir ideolojinin yalnız devrimci güçleri seferber
ederek, iktidara el koyma aşamasında işlevsel olması yeterli değildir.
–Devrim sonrası– sürekli olarak, devrimci güçlerin kafasını işgal eder. Bu
açıdan, –yeni toplum– modelini huzursuz kesimlere sunamayan bir ideoloji,
nesnel koşullar hazır olsa bile, bir devrimi hızlandıramaz.
c) Başka zaman ya da başka mekanlarda başarıya ulaşmış bir ideolojinin
varlığı. Bir toplumun devrimci güçlerini seferber edebilecek bir ideolojinin
bu özeliği büyük ölçüde ya başka toplumlarda ya da aynı toplumda; başka
zamanlarda başarıya ulaşmış olmasında yatar.
d) Muhalif grupların çıkarlarına uygun bir ideolojinin varlığı. Bir
devrimin ortaya çıkmasının en önemli niteliği, toplumun güçlü kesimlerinin,
maddi çıkarları açısından geleceğe (devrim sonrasına) ilişkin olumlu
beklentilere sahip olmasıdır. Mevcut –devrimci ideoloji– bu beklentileri
yaratıyorsa, devrimin gerçekleşmesi çok daha kolay olur.
:::::::::::::::::::Şubat 10, 2007: 8:51 am #1445922imparator
4) Öznel Koşullar Arasındaki İlişki
Buraya dek, bilimsel irdeleme amacıyla soyutlanan öznel koşullar, aslında
birbirlerine son derece bağlı ögelerdir. Bir başka deyişle, lider, örgüt ve
ideoloji, birbirlerinden çok zor ayrılabilirler. Çünkü, bu üçü arasındaki
ilişki, bir karşılıklı bağımlılık, bir karşılıklı belirleme ilişkisidir.
Lider, ideolojiyi ve örgütü, örgüt lideri ve ideolojiyi, ideoloji ise
lideri ve örgütü belirler. Böylece, öznel koşullar bir –lider-örgüt-ideoloji–
bütünü içinde gelişir.
Bu açıdan burada yapılmış olan ayırımın, yalnızca, inceleme ve irdeleme
amacıyla yapılan, gerçeğe tam uyamayan bir soyutlama olduğu hiçbir zaman
akıldan çıkarılmamalıdır.
:::::::::::::::::::
III- NESNEL KOŞULLAR İLE ÖZNEL KOŞULLAR ARASINDAKİ İLİŞKİ
Hiçbir lider, örgüt ya da ideoloji, nesnel koşullar var olmadan, tek başına
bir devrime yol açamaz. Bunun en güzel ifadesi, –devrimciler ve devrimci
düşünceler, her an her toplumda vardır ama; her an, her toplumda devrim
olmaz– sözünde görülür.Şubat 10, 2007: 8:51 am #1445923imparator
Buna karşılık, nesnel koşullar hazır olduğu, yeterince olgunlaştığı zaman,
mutlaka, toplumsal bir kargaşa ortaya çıkar. Bu toplumsal kargaşanın düzenli
ve tutarlı bir devrime dönüşebilmesi ise büyük ölçüde, öznel koşulların
varlığına bağlıdır.
Öte yandan, son bir söz, nesnel koşullarla, öznel koşulların birlikte
olgunlaştığı belirtilerek söylenebilir. Bir başka deyişle, birinin oluşması,
hiç kuşkusuz, ötekini de hızlandıracaktır. Çünkü, her iki ögeler grubu da
aynı toplumsal ve tarihsel ortam içinde ortaya çıkar.
:::::::::::::::::::
lV- DEVRİM AÇISlNDAN SİYASAL İKTİDAR VE ORDU
Her devrimin, nesnel koşullar oluştuktan sonra bile, belli bir oranda,
–hareket kuvveti–ne gereksinme duyduğu açıktır. Bu kuvvet, çağımızın modern
devletlerinde silahlı kuvvetlerden oluşur. Bu açıdan, nesnel ve öznel
koşullar birlikte olgunlaşsalar ve uyum içinde olsalar bile, ortada bir
–askeri harekat– sorunu olacaktır.
Bu noktada, bir ülkedeki silahlı kuvvetlerin durumu ile siyasal iktidarın
arasındaki ilişkiler büyük önem kazanmaktadır.Şubat 10, 2007: 8:51 am #1445924imparator
Her şeyden önce, kendi içinde bölünmemiş bir silahlı kuvvetin ağırlığını
hangi tarafa koyarsa, o tarafın kazanacağının mutlak olduğu açıktır. Bu
durumda, nesnel ve öznel koşullar olgunlaşsa bile, son hesaplaşma, silahlı
kuvvetler tarafından, (belki önce kendi içlerinde) yapılacaktır. Mustafa Kemal
Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığı zaman, bölgenin en kıdemli
komutanı ve sivillere bile buyurma gücüne sahip bir asker olduğu
unutulmamalıdır. Yine unutulmamalıdır ki, Atatürk'ün askeri harekatı, yalnız
düşmana karşı değil, aynı zamanda, padişah yanlısı olanlarla kendisine askeri
olarak başkaldıranlara karşı da yürütülmüş ve kazanılmış bir harekattır.
Yine Mustafa Kemal'in gerek İttihatçılar zamanında, ordunun politikaya
karışmasına karşı çıkmış, gerekse kendisinin Cumhurbaşkanlığı sırasında
komutanları, politika ile askerlik arasında kesin bir tercih yapmaya zorlamış
olmasının altında –orduda siyasetle alakadar unsur bulunmasındaki mahzur–
yatmaktadır (Atatürk, tarihsiz:860). Çünkü, siyasal oyunların ve arenanın
içine giren ordunun, siyasal partilere koşut olarak kendi içinde de
bölüneceğini ve bu durumun, ülkenin uluslararası savunma gücünü yıpratacağını
Mustafa Kemal çok iyi biliyordu. Bu yüzden Atatürk, gerek devrime hazırlandığı
İttihatçılar döneminde, gerekse devrimi gerçekleştirdiği Cumhuriyet döneminde,
özenle orduyu siyasetin dışında tuttu.Şubat 10, 2007: 8:52 am #1445925imparator
Ordunun kendi içinde bölünmediği durumlarda, devrim açısından ordu ile
siyasal iktidar arasında ilginç bir ilişki vardır:
Sağlam bir iktidar ile bütünlüğünü sürdüren bir ordu, birbirlerini
destekler. Ordu ile siyasal iktidarın uyumu bozulduğunda, siyasal iktidarın
gücü büyük ölçüde zayıflamış olur. Bu konuda Arendt'in son derece ilginç bir
gözlemi vardır. Tarih boyunca pek çok devrimi incelemiş olan Arendt şöyle
diyor: Genel olarak devrimler, siyasal otoritenin gücünün ortadan
kaldırılmasına neden olmazlar. Böyle bir güçsüzlüğün sonucu olarak ortaya
çıkarlar (Arendt, 1965: 112).
:::::::::::::::::::
V) NESNEL KOŞULLAR AÇISINDAN TÜRK DEVRİMİ
Bu çalışmanın esasını iki temel üzerine kurmaya çalıştım. Birinci temel,
toplumbilim açısından Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Türk Devrimi'nin
incelenmesidir. İkinci temel ise, Atatürk'ün ve Türk Devrimi'nin devrim
tarihi açısından ele alınmasıdır. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.