Şeyh Kuddisi’nin Hz.Mevlana Sevgisi

Forumlar › Forumlar › Taraftar › islam › Şeyh Kuddisi’nin Hz.Mevlana Sevgisi

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #1152183
    CarsiS_AngeL
    Katılımcı

      Hz. Mevlânâ’yı alemşümûl yapan husus, onun Kur’ân-ı Kerim’i anlayıp hayatına geçirerek, Allah (c.c) önünde bir “KUL” olmasıdır. Nitekim “Kul oldum, kul oldum, kul oldum bende şudem” sözüyle, bizzat kendisi bu hususa açıklık getirmiştir.

      Kul olarak kendini Rabbisine sevdiren Hz. Mevlânâ, “Allah sevdiği kulunu, bütün meleklere ve insanlara sevdirir” fahvasınca, herkes tarafından sevilmiştir.

      Mevlânâ’yı ve şiirlerini anlatırken ağlayan Mevlânâ aşığı Yaman Dede, niçin ağladığını soranlara;

      “…Onu niçin sevmeyeyim ki, o benim manada elimden tuttu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e götürdü” diyerek hidâyetini O’na borçlu olduğunu söyler ve onu çok severdi. Yine rahmetli İslâm Tarihi yazarı Mustafa Asım Köksal’ın mürşidi İbrahim Edhem-i İskilibî (ö. 1972) hazretleri de çocuk yaşlarda, çok istediği halde Mesnevî’yi anlamayınca çok üzülür ve ağlar. Çok geçmeden Pakistan’dan İskilib’e gelen bir mânâ eri tarafından Mevlânâ’nın Mesnevî’sini takririyle okur ve anlar. Pakistan’dan gelen bu zat, bizzat Hz. Mevlânâ tarafından “İskilib’e gidip falan isimli şu çocuğa Mesnevîmizi okut” talimatı alır ve 3000 km.lik yoldan, sırf İbrahim Edhem’e Mesnevî okutmak için İskilib’e gelir. 5-6 sene Mesnevî dersi okuduktan sonra İbrahim Edhem Efendi, çok genç sayılacak bir yaşta mana olgunluğunu elde eder. Gerçekten Hz. Mevlânâ, kendisinden sonra Mesnevî’sinin kıyamete kadar irşad görevini yapmaya devam edeceğini söylemişti. Yani Mesnevî “Mürşid kitap”dır. İbrahim Edhem Efendi Mevlânâ’dan daima sitâyişle bahseder. Manevî tasarrufunun ve hikmetinin âlî olduğunu bizzat gördüğünü söylerdi. Hz. Mevlânâ’yı çok severdi, onun bağrı yanık aşıklarındandı.

      İşte, tarih boyunca ona meftun olan kalbi yanık âşıklar kervanına katılanlardan biri de, Borlu Şeyh Kuddûsî Hazretleridir.

      Kuddûsî Hazretleri 1769’da Niğde-Bor’da aslen Kahramanmaraş’lı olan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Anne karnında el-Kuddûs ism-i şerifine mazhariyet kazandığını söyleyen Kuddûsî Hazretlerinin babası, Nakşî meşayıhından, Mar’aşîzâde Seyyid İbrahim Efendi (ö. 1786)’dir.Zahirî ilimleri tasavvufî terbiyeyle birlikte tahsil eden Kuddûsî Hazretleri, daha çocuk yaşta iken mayasının ilâhî aşk ile yoğrulduğunu, kendi tercihi olmaksızın Hakk tarafından kendisine ilâhî letâfet şarâbının içirildiğini kaydeder.

      İlk eğitimini babasından alan Kuddûsî hazretleri daha sonra tahsilini tamamlamak üzere yola çıkar. Turhal’da Müceddîdî Nakşibendî meşayıhından ve şeyh Murâdî hulefasından Turhallı Mustafa Efendi (ö. 1794) nin manevî eğitiminden geçerek Nakşî icâzeti alır. Aynı zamanda mana âleminde Üveysî olarak Kadirî’dir. Kendisi cami’u’t-turuk’dur, yani çok sayıda tarîkattan icâzetlidir. Bir şiirinde bu hususu şöyle dile getirir:

      Yok ayrı gayrı evliyânın yolları Hak cümlesi

      Hem Halvetî, hem Celvetî hem Kâdîrî hem Nakşîyem.

      Resûlullah sevgisiyle yanıp tutuşan Kuddûsî Hazretleri Hira ve Uhud’da on yedi yıl halvet ve uzlet hayatı yaşar. Medine’de mücâvir olur, ruhâniyet-i Peygamberî’den istifade ederek mânevî kemalâtını tamamlar.

      Sonunda Bor’a dönen Kuddûsî, burada ham ervah, sevgisiz, bilgisiz insanların baskısıyla on üç yıl süreyle evinde uzlet hayatı yaşar. Bu ve başka sıkıntılar altında meşakkatli ömrünü 1849 senesinde tamamlar. Vasiyeti üzere cenâze namazı, Bor’un Paşa Camii’nde Sabah namazına katılan ihlaslı mü’minler tarafından kılınır.

      Kuddûsî Hazretleri, Hz. Mevlânâ aşığı bir Allah dostudur. Hz. Mevlânâ’ya derin bir saygıyla bağlıdır.

      Kuddûsî Hazretlerine göre, Mevlânâ öyle yüce bir ruha sâhiptir ki, Allah Mirâc Gecesi onun ruhunu sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e göstermiştir. Ve bu gecede Hz. Mevlânâ, gökteki bütün meleklerin hayranlığını kazanmıştır.

      Yine Kuddûsî’ye göre Hz. Mevlânâ’nın üstün kişiliği, kendisine bağlanan hiçbir mürîdini yalnız bırakmaması ve onlara hesapsız maddî ve mânevî ikrâmda bulunmasından kaynaklanmaktadır.

      Ona göre, Hz. Mevlânâ’nın rûhâniyeti kendisini sevenlerin kalplerini dirilten ve onlara cân veren bir iksir gibidir.

      Kuddûsî coşkulu şiiriyle Hz. Mevlânâ’yı şöyle anlatır:

      Sabî iken semâya oldı çün seyrân-ı Mevlânâ

      Velîler üzre her vech ile var rûchan-ı Mevlânâ

      Bulur her demde rûhâniyyetinden mürîde dile cân

      İrişür çâresiz dertlilere dermân-ı Mevlânâ

      İder deryâda hem bedre olan muztarlara imdâd

      Hemân çağır olur lâ-büdd sana ihsân-ı Mevlânâ

      Kerâmâtı anın günden ‘ayan her ân zuhûr eyler

      Gürûh-ı ‘ârifan içre bülenddir şân-ı Mevlânâ

      Cihânda evliyânın her biri gösterdi bürhânlar

      Sekiz yaşında zâhir oldı bil bûrhân-ı Mevlânâ

      Giren anın tarîkına olur Mevlâyâ tîz vasıl

      Hudâm sevgülü dostları dervîşân-ı Mevlânâ

      Şeb-i mi’râcda gösterdi anı Yezdân Habîbine

      Melâik oldılar ol gice heb hayrân-ı Mevlânâ

      İder züvvârına ikrâm u in’âm ol kerem kânı

      Seni mahrûm komaz sen ol hemân mihmân-ı Mevlânâ

      O şâhin bende-i ednâsdır bî-çâre Kuddûsî

      Bu ‘âli câhı bahş itmiş ana Yezdân-ı Mevlânâ. (Dîvân,s. 15.)

      Kuddûsî, kendisine Pîr olarak kabul ettiği Hz. Mevlânâ’nın ruhâniyetinin ulvîliğini şöyle anlatır: “ Sekiz yaşında yaşıtlarıyla oynarken, arkadaşlarının “Damdan dama atlayalım!” sözüne Mevlânâ; “o iş kedi köpeklerin işidir, gelin biz göklere çıkalım” karşılığını verir.

      Kuddûsî yaptığı bir yorumda, ilâhî lutufla donanmamış bir ruhtan böylesi sözlerin çıkmasının mümkün olmadığını söyler. (Kuddûsî, Pendnâme, 241)

      Kuddûsî hazretleri Mevlânâ’ya olan aşırı muhabbetinden dolayı bir gün Konya’ya giderek türbesini ziyaret etmek ister. Fakat oraya vardığında türbe kapanmıştır. Kuddûsî’nin ısrârına rağmen türbedâr kapıyı açmaz. Bunun üzerine kapının önünde duran Kuddûsî, Hz. Mevlânâ’ya dilekçesini şiir olarak arzeder.

      Sensin velîler şâhı yâ hazret-i Mevlânâ

      Avf it şu ben gümrâhı yâ hazret-i mevlânâ

      Bed-kâr u âvâreyim pûr-zenb ü bî-çâreyim

      Âsî yüzü kâreyim yâ Hazret-i Mevlânâ

      Gâyet azîmdir câhım mahbûbîsın Allahın

      Dâru’l-emân dergâhın yâ Hazret-i Mevlânâ

      Sen şol ulu sultânın ki server-i merdânsın

      Hem ma’den-i ‘irfânın yâ Hazret-i Mevlânâ

      Çün tıfl iken ey sultân eflâkı itdin seyrân

      Oldı melâik hayrân yâ Hazret-i Mevlânâ

      Muhtâcınam in’âm it mihmânınam ikrâm it

      İhsânını itmâm it yâ Hazret-i Mevlânâ

      Kapunda çok muhtâcân irer murâda her ân

      Devrinde sürer devrân yâ Hazret-i Mevlânâ

      Bencileyin yok gümrâh lâkin didim eyvallah

      Geldim sana şey’li’l-lah yâ hazret-i Mevlânâ

      ‘Âriflerin sultânı dertlilerin dertmânı

      Kuddûsînin cânânı yâ Hazret-i Mevlânâ

      (Kuddûsî, Dîvân, s. 15)

      Rivayete göre, bu şiiri okuduktan sonra türbenin kapısı ilâhî lutufla açılır ve Kuddûsî çok sevdiği Hazreti Mevlânâ’yı ziyâret eder.

      Bu hadise Kuddûsî Hazretlerinin de anlattığı gibi Hz. Mevlânâ’nın ruhâniyetinin büyüklüğünü gösterir.

      Bugün onun dilinden çıkan İslam’la bütün bir dünya etkilenmekte ve onun çekim alanına girerek, İslamlaşmaktadır. Yani Hz. Mevlânâ hâlâ diri, hâlâ etkili…

      Allah’ın selamı ve rahmeti senin üzerine olsun ey büyük veli!

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

    Yayımlandı

    kategorisi

    yazarı:

    Etiketler: