Atatürk’ün Katıldığı Savaşlar

Forumlar › Forumlar › Eğitim Öğretim › Dersler – Ödevler – Tezler – Konular › Tarih › Atatürk’ün Katıldığı Savaşlar

11 yazı görüntüleniyor – 1 ile 11 arası (toplam 11)
  • Yazar
    Yazılar
  • #1142988
    imparator

      ATATÜRK’ÜN KATILDIĞI SAVAŞLAR
      TRABLUSGARP SAVAŞI

      İtalya, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bugün Libya adıyla anılan Kuzey
      Afrika'daki Trablusgarp ve Bingazi'yi ile geçirmeyi planlamıştı. O dönem
      İngiltere Mısır'a, Fransa da Tunus'a hakim olmuş, İtalya da gözünü Trablusgarp'a
      dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa'yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla
      Trablusgarp'ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eylül 1911'de Osmanlı Devleti'ne
      savaş ilan etti. 5 Ekim 1911'de Trablus'a asker çıkardı. 20 Ekime kadar peş peşe
      Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti.
      Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp'ı
      savunmak için gönüllü olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı
      Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi
      Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. Enver Bey, Trablus'ta
      yerli Arapları teşkilatlandırarak savunmaya katılmalarını sağladı ve Askeri
      birlikleri üç komutanlığı ayırdı. Trablus Komutanlığı : Kurmay Albay Neşet Bey
      Bingazi Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Enver Bey Derne Komutanlığı : Kurmay
      Binbaşı Mustafa Kemal Seyahati sırasında binbaşılığa yükselen Mustafa Kemal, 8
      Aralık 1911'de Trablusgarp'a geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşı'nı kazandı.
      Derne'de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi
      gören Mustafa Kemal, 6 Mart 1912'de Derne komutanı oldu. Derne'de başarılı
      savunma muharebeleri yaptı.
      Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı'nın çıkması üzerine 15-18 Ekim 1921
      tarihleri arasında, Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi)
      Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi tam bir
      İtalyan sömürgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek, 5 Kasım 1911'de
      Trablusgarp ve Bingazi'yi topraklarına kattığını dünyaya duyurdu. Gönüllü
      subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbul'a döndüler.

      #1427123
      imparator

        BALKAN SAVAŞLARI

        Balkanlarda dört devlete
        (Bulgaristan,Yunanistan,Sırbistan,Karadağ)karşı savaşan Osmanlı devleti savaş
        sonucunda yenilmiş ve savaş sonrası yapılan Londra antlaşmasıyla tüm balkan
        topraklarını ve Trakya’daki topraklarını kaybetmiştir.
        Ancak kısa bir süre sonra Balkan Devletlerinin Osmanlı devletinden
        aldıkları topraklar paylaşamamaları ve kendi aralarındaki anlaşmazlıklar
        nedeniyle II.Balkan Savaşı çıkmıştır.Osmanlı Devleti’de bu durumdan yararlanarak
        kaybettiği toprakları geri almak için harekete geçmiştir.Bu dönemde Balkan
        Savaşlarına katılmak amacıyla Trablusgarptan İstanbul’a dönen M.Kemal paşa
        Geliboluda görevlendirilmiştir.
        II.Balkan Savaşı esnasında Trakyada Bulgarlara karşı verilen
        mücadeleye M.Kemal Bolayır kolordusu kurmay başkanı olarak katılmıştır.Bolayır
        kolordusu bulgarlara karşı büyük başarılar kazanmış ve Edirne’yi Bulgarlardan
        geri almıştır.Aynı yıl içerisinde M.kemel Sofya askeri ateşeliğine
        atandı.II.Balkan Savaşları sonucunda yapılan İstanbul antlaşmasıyla Meriç nehri
        sınır kabul edilmiş Böylece Osmanlı Devleti I Balkan Savaşında kaybettiği
        topraklardan bir kısmını geri almayı başarmıştır.


        ÇANAKKALE SAVAŞLARI

        I Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin en başarılı olduğu cephe
        Çanakkale Cephesidir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan
        etmiştir. İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın
        seyrini lehlerine çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz
        hale gelmişti. İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus
        Ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak,
        Kafkasya Cephesinde bunalan Rusya'yı rahatlatmak ve Türk Ordusunun geri
        çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazına harekat düzenlediler.
        İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan
        geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf Devletleri donanması
        ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara muhaberelerini
        başlattılar. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa
        Kemal'in komuta ettiği birlik Conkbayırı'nda durdurdu. Bu başarı üzerine,
        Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi. General Harrington komutasındaki İngiliz
        birlikleri 6-7 Ağustos 1915'te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı
        Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915'te 1. Anafartalar Zaferi'ni kazandı Bu zaferi,
        17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti.
        Çanakkale Savaşı'na katılan Türk Ordusu'ndan, çoğu öğrenim çağında 253.000
        subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve
        Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915'te
        Anafartalar ve Arıburnu'ndan, 8-9 Ocak 1916'da Seddülbahir'den kesin olarak
        çekildiler.

        #1427124
        imparator

          ARIBURNU MUHAREBELERİ

          Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusunun Nisan’da yaptığı çıkarmanın temel
          amacı önce, Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı.
          İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe çizgisi denetim altına alınıp, oradan
          Maltepe bölgesi ele geçirilecek, böylece, Kuzeyde’ki Türk kuvvetlerinin Güneyde,
          Seddülbahir bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.
          25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran
          koruyucu ateş altında, Anzak Kolordusu’nun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum
          dalgası, çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00’te,
          Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu Kesimine
          çıkmak zorunda kalır.Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının
          direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar
          ilerler. Diğer taraftan, Bigalı’da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan
          gecesi Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu
          yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa
          Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak
          bir yanıt alamaz.
          Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve
          koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27.
          Alayın da, ağır kayıplar verdiği haberini alınca, düşmanın
          Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda,
          onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına
          karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile
          Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı
          askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları
          izlediklerini görür.
          O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle
          anlatmaktadır.
          “…Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve
          korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru
          koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm… Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:
          -Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.
          -Efendim düşman dediler!
          -Nerede?
          -İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
          Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir
          serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben
          kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye…Düşman
          da bu tepeye gelmiş…Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve
          düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık
          bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum.
          Kaçan askerlere:
          – Düşmandan kaçılmaz, dedim.
          – Cephanemiz kalmadı, dediler.
          – Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.
          Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına
          doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen
          askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir
          subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri
          de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır…”
          Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp
          duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı’na yerleşmesi için
          gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı’nın
          kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü
          oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları
          tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp
          vurgulanmaktadır.
          Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan
          birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek
          üzere 57.Alay'a şu emri verir :
          “ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek
          zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”
          25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan
          tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57.
          Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda
          kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar.
          Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp
          yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat,
          1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe
          bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü
          hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir.
          Bu çarpışmalar sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir.
          Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı
          Seddülbahir’de olduğu gibi, Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış,
          çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe ilerleyip, boşaltmaya kadar da o
          noktada kalmışlardır.

          #1427125
          imparator

            ANAFARTALAR MUHAREBELERİ

            25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir
            hemde Arıburnu’nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak
            ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk
            Ordusu’nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve
            Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar’da
            üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu
            ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazı’na inerek hakim olmaktır. Bu
            amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu'nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak
            bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros Grup Komutanına
            7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan
            İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir.
            Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin
            gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.
            Liman von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal’i, 8
            Ağustos 1915 günü saat 21.45’de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar.
            Anafartalar Grup Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı ,12.
            tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği
            yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her
            iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu
            karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler.
            Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum
            değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “…Gerçekte, düşmanın bir
            kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne
            kadar takip ederek orada tesbit etmiştim
            Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz
            Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı
            olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir
            konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von
            Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup
            Komutanı Mustafa Kemal’in emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi
            gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı
            karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır
            kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek
            ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve
            güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu
            gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar , siper ve mevzi savaşına
            dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle, General Hamilton’un İkinci Planı da başarısız
            olmuş, hedefine ulaşmamıştır.
            Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli
            bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında,
            Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve
            güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahir’de, ister Suvla’da ya
            da, Anafartalar’da olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane
            gemileri, yaralı taşıyan botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar
            yapılmamıştır.Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına
            karşın, düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su
            kaynakları zehirlenmemiş, bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum
            sayılmamıştır.

            #1427126
            imparator

              MUSTAFA KEMAL Anlatıyor :
              "10 Ağustos 1915. Conkbayırı'nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için
              İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere
              yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan
              ağarmak üzere idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım. Mutlaka
              düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben ileri
              gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız
              dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın
              tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım.
              Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı'nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu
              sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp
              çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30'da kıyametler kopmuştu İngilizler
              neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta
              gökleri yırtıyordu. Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu.
              Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve
              kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı,
              sarsıldım elimi göğsüme götürdüm kan akmıyordu. Olayı Yb. Servet Bey'den başka
              kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun
              duyulması cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat
              paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak
              çarpıştım. Yalnız bu şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan
              lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden
              kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra
              olarak verdim. Çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini
              bana hediye ettiler. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen
              geri çekildi ve Çanakkale'nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular

              #1427127
              imparator

                DOĞU CEPHESİ

                2 Kasım 1914'te Rus kuvvetlerinin Kars'a doğru taarruzuyla cephede
                savaşlar başladı. 6/9 Kasım 1914'te Ruslarla Köprüköy savaşı yapıldı. Ruslar
                yenilince biraz geri çekildiler. 22 Aralık 1914'te Başkomutan Vekili Enver
                Paşa'nın çetin kış şartlarını rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı
                harekatta 3. Ordu'ya mensup askerlerden çoğu donarak şehit oldu. 60.000 şehit
                verildi.
                1915 yılı baharında Ermenilerle birleşerek güçlenen Rus birliklerinin taarruzu
                başarılı oldu. Ruslar, Van ve Malazgirt'i aldılar 22 Temmuzda başlayan karşı
                taarruzla Van ve Malazgirt 25/26 Temmuz 1915'te kurtarıldı.
                1916 yılında Grandük Nikolas, Rus kuvvetlerinin başkomutanı olunca, Ruslar
                Kafkasya'daki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. 16 Şubat 1916'da Erzurum
                düştü. Trabzon'a da bir kolorduyla ilerlediler. 3. Ordu, Kemah-Refahiye-Tirebolu
                hattına çekildi. Mart 1916'da Bitlis, Muş, Van, Hakkari de Ruslar tarafından
                işgal edildi. Hükümet, Çanakkale Bölgesinde bulunan 2. Ordu'yu Kazım Karabekir
                komutanlığında doğu cephesine kaydırdı. 10 Mart 1916'da atama emrini alan
                Mustafa Kemal, Edirne'den Diyarbakır'a kaydırılan 16. Kolordu'nun komutanı
                olarak, 15 Mart 1916'da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7/8 ağustos 1916'da Muş
                ve Bitlis Ruslardan kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.
                1917 yılında Rusya'da iç karışıklıklar başladı. Ekim 1917'de Bolşevikler
                devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri
                topraklardan çekildiler. 18 Aralık 1917'de Ruslarla Erzincan Mütarekesi yapıldı.
                Mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu'yu tamamen terk etti. 1917 kışı,
                hem Türkler hem de Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar
                sebebiyle iki tarafta ağır kayıplar verdi. Daha sonra 3 Mart 1918'de Brest
                Litovsk anlaşamsı yapılarak Kars, Ardahan ve Batum'un Osmanlı İmparatorluğu'na
                bırakılması saptandı.
                Rus birliklerinin geri çekilmesi üzerine, savaş sırasında kurulmuş bulunan
                Ermeni taburları Türk halkına saldırdı. 3. Ordu Ermeni çeteleriyle savaşmak
                zorunda kaldı. Ermeni kuvvetleri bozguna uğratılarak Nisan 1918 sonuna kadar,
                Kars, Ardahan, Batum kurtarıldı ve Gümrü'ye girildi.

                SURİYE FİLİSTİN CEPHESİ

                İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas
                Hilmi Paşa'yı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalı'na tamamen
                egemen oldular. Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın, 14 Ocak
                1915'te 14.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalı'na yaptığı harekat (1.Kanal
                Savaşı) başarılı olamadı. 4 Şubat 1915'te Birüsseba-Gazze'ye geri dönüldü. 1916
                yılında Süveyş Kanalı'nı almak için 2. Kanal Harekatı yapılırken, Mekke Şerifi
                Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı.
                Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordu'dan bir kısım birlikler Hicaz'a
                gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında
                savunmaya çekildi. 1917 baharında İngilizler, Gazze'ye saldırdı. 1. ve 2. Gazze
                Savaşları yapıldı. İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek
                zorunda kaldılar. Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin
                Cephesinde toplanmaları üzerine, Cemal Paşa'nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının
                Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye'de kullanılması
                kararlaştırıldı. Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa,
                Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı. Harbin yönetimini
                tenkit eden iki rapor yazarak 6 Ekim 1917'de komutanlıktan istifa etti. Savaş
                hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, 24 Ekim 1917'de 138.000 askerle taarruza
                başladılar. Birüsseba-Gazze Savaşı'nı kazandılar. 9 Kasım 1917'de Kudüs düştü.
                General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs
                arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu. 1918
                yılında Falkenhayn'ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na General Liman
                von Sanders atandı. 7. Ordu Komutanlığına Mustafa Kemal Paşa yeniden döndü.
                Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000'e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül
                1918'de Filistin'de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen
                İngilizlerin eline geçti.
                Yıldırım Ordular Komutanı, Halep'te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal
                Paşa'ya bırakıp, Adana'ya gitti. Mustafa Kemal bir yandan İngilizlerle, diğer
                yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Halep'in kuzeyinde
                bir savunma hattı kurup İngilizler'i durdurmayı başardı. 31 Ekim 1918'de Mondros
                Mütarekesi'nden bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na atandı.

                #1427128
                imparator

                  TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI

                  I.İNÖNÜ SAVAŞI
                  Yunanlılar, Bursa ve Uşak mıntıkalarından Eskişehir ve Afyon
                  istikametlerinde 6 Ocak 1921'de ileri harekata geçtiler. Yunan harekatı üç
                  koldan ilerleyerek İnönü önünde birleşiyordu. Yunanlılar, 3 günlük yürüyüşten
                  sonra 9 Ocak günü İnönü mevzilerinin önüne gelmişlerdi. Asıl savaş 10 Ocak günü
                  sabah saat 6.30'da Yunanlıların taarruza geçmesi ile başladı. Saldırısı kırılan
                  düşmana karşı savaş 10 Ocak 1921'de kazanıldı. Savaşın İnönü bölgesinde
                  yapılması bir tesadüf değildi. İnönü savaşlarının zamanını Yunanlılar, fakat
                  savaş alanını Türkler seçmişlerdi. Türk ordusunun savunma planına göre, Bursa ve
                  Kocaeli yönünden gelecek bir düşman taarruzu İnönü'de karşılanacaktı. 11 Ocak
                  1921'de o güne kadar fazla kayıp vermiş ve çok hırpalanmış olan düşman, daha
                  fazla ilerlemeye kendisinde kudret göremeyerek, tekrar Bursa civarındaki eski
                  mevzilerine çekilmek zorunda kaldı. Böylece dinamik bir sevk ve idare sistemiyle
                  düşmanın iki misli kuvvetlerine karşı, zayıf kuvvetlerle yoğun bir savunma
                  yapılmış ve düşman ordusu üç gün içinde yenilerek geri çekilmeye mecbur
                  bırakılmıştır. I. İnönü Zaferi sonunda Albay İsmet Bey,1 Mart 1921'de
                  generalliğe yükseltildi. Kazanılan bu zaferin tarihi önemi, Batı Cephesi'nde
                  kazanılan ilk zafer oluşu ve Sevr tatbikçilerine milli teşkilatın ne demek
                  olduğunu göstermesidir. I. İnönü Savaşıyla Kuva-yı Milliye devri son bulmuş,
                  Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin ve ordusunun içerde ve dışarıda itibarı birden
                  yükselmiş, ordunun ve Meclis'in otoritesi artmıştır. II. İNÖNÜ SAVAŞI Londra
                  Konferansı'nın bir sonuç vermemesi, Sevr projesini uygulamak için İtilaf
                  Devletlerini yeni bir çabaya yöneltmiş ve bu amaçla Yunan işgal ordusunu savaşa
                  teşvik etmişlerdi. Bundan faydalanan Yunanlılar, 23 Mart 1921'de Bursa'dan İnönü
                  istikametine ilerlemeye başladılar. Türk ordusunun yüksek azim ve imanla
                  savaşması, 31 Mart 1921 akşamına kadar süren kanlı çarpışmalar sonunda düşmanı
                  İnönü'de ikinci defa perişan etti. Yaptıkları iki saldırının da püskürtülmesi
                  üzerine Yunan kuvvetleri, 31 Mart gecesinden itibaren çıkış mevzilerine
                  çekilmeye başladılar, çekilen düşman, süvari birliklerimizle izlenmiş ve düşmana
                  çekilirken de kayıplar verdirilmiştir. Fevzi Paşanın (Çakmak) Mecliste bu
                  savaştan bahsederken söylediklerinden anlaşıldığına göre, Yunan ordusunun amacı
                  mutlaka yenmekti. Başkumandanları Papulas, bu sebeple Karaköy'e gelmiş ve
                  alaylarını bizzat birbiri ardınca savaşa sokmuştur. Düşman bir taraftan kesin
                  olarak Türk ordusunu yenmek ve dört beş günde Eskişehir'e, bir ayda da Ankara'ya
                  gelerek Sevr Antlaşması'nı kabul ettirmek amacındaydı. Düşmanın hareketlerinden
                  amacını anlayan kumandanlık, lazım gelen önlemleri almıştı. İsmet Paşa bir
                  taraftan da düşmana umduğu yerde değil, bizim istediğimiz yerde savaşı yaptırmak
                  suretiyle, düşmanın savaş planını başarısızlığa uğratmıştır. Milli Kurtuluş
                  Savaşı'nda bu zafer, Mustafa Kemal'in güzel ifadesiyle, milletin "maküs
                  talihini" (tersine dönmüş talihini) de yenen bir zafer olmuş

                  #1427129
                  imparator

                    SAKARYA SAVAŞI

                    İnönü'de ikinci kez yenilen Yunanlılar, ordularını güçlendirmek
                    amacıyla kuvvetlerini artırmışlardı. Türk Ordusu ise henüz hazırlıklarını
                    tamamlayamamış, yurdun bütün kaynaklarından faydalanma imkanını bulamamıştı.
                    Ancak II. İnönü Savaşından sonra, Güney Cephesi kaldırılmış, Güney ve Batı
                    cepheleri birleştirilmişti. Böylece Batı Cephesinde daha fazla kuvvet toplamak
                    imkanı sağlanmıştı. Yunanlılar, 10 Temmuz 1921'de iki ayrı cepheden taarruza
                    geçerek Türk Ordusunu yok etmek istediler. Desteklenmiş kuvvetleriyle güçlü bir
                    şekilde ilerlemeyi başardılar. Türk Ordusu, zor durumdan kendisini kurtarmak
                    amacıyla Eskişehir'e kadar çekildi. Mustafa Kemal Paşa, 18 Temmuz 1921'de Batı
                    Cephesi karargahına geldi ve durumu yakından görüp inceledi. Ordunun düzenlenip
                    kuvvetlendirilmesi için, Sakarya'nın doğusuna kadar çekilmesini gerekli gördü.
                    Bunun üzerine, Türk Ordusu, 25 Temmuz 1921'de taktik savunma yapmak amacıyla
                    Sakarya'nın doğusuna çekildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları Sakarya'nın
                    doğusuna çekilmekle askeri bakımdan büyük bir avantaj elde etti. Türk kuvvetleri
                    için zor olsa da, Yunanlılar için daha zor olan bir durum oluşturuldu. Böylece,
                    Türk kuvvetleri düşmanın gelişen taarruzlarının tehdidinden kurtarılmış,
                    Sakarya'nın doğusunda yeniden düzenlenerek savunma gücü artırılmıştı. Yunanlılar
                    ise mevzilerini genişletmişler, ulaştırma şartları zor bir arazide ilerlemek ve
                    ikmal yapmak zorunda kalmışlardı. Sakarya gerisine çekilme, halkın maneviyatı
                    üzerinde ciddi bir sarsıntı oluşturmuştu ve Meclis'te de bunun belirtileri
                    ortaya çıkmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın muhalifleri; "Ordu nereye gidiyor,
                    millet nereye götürülüyor? Bu hareketin elbette bir sorumlusu vardır, o
                    nerededir? Bu çok acı veren durumun ve yürekler acısı görünümün gerçek
                    sorumlusunu ordunun başında görmek isterdik" diyerek Mustafa Kemal Paşaya dil
                    uzatmaya başladılar. Büyük Millet Meclisi'nde ve dışarıda son çare ve son tedbir
                    olarak Mustafa Kemal Paşa'nın ordunun başına geçmesinde fayda umulduğu yolunda
                    bir kanaat oluştu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos 1921'de Büyük
                    Millet Meclisi'ne verdiği bir önerge ile Başkumandanlığı kabul ettiğini bildirdi
                    ve ancak Meclis'in elindeki yetkileri de fiilen kullanmayı talep etti. Bu önerge
                    üzerine Mustafa Kemal Paşa'nın muhalifleri, kendisine Başkomutan ünvanını ve
                    Meclis'in yetkilerini kullanmak hakkını önce vermek istemediler. Ancak ünvan ve
                    yetki, 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla tanındı. Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos
                    1921'de Polatlı'daki Cephe Karargahına giderek ordunun başına geçti. Cephede
                    teftiş yaparken, attan düşerek birkaç kaburga kemiği kırıldı. Savaşı cephede
                    yaralı ve kaburga kemiği sarılı bir şekilde idare etmek zorunda kaldı. 23
                    Ağustos'ta düşman ordusu ciddi olarak cephemize taarruz etti. Ordumuz. 100
                    kilometrelik cephe üzerinde cereyan eden meydan muharebesinde, düşmanın üstün
                    kuvvetlerini ilk önce yıpratarak, taarruza devam etmekten yoksun bir hale
                    getirdi. 23 Ağustos'tan 13 Eylül'e kadar gece gündüz aralıksız yirmi iki gün
                    devam eden bu kanlı savaştan sonra, düşman ordusu mağlup ve perişan bir şekilde
                    cepheyi terketti. Sakarya Meydan Savaşı sonucu, askeri harekat yön
                    değiştirmiştir. Sakarya, geri çekilme ve gerilemenin durdurulduğu ileri gidişin
                    başladığı noktayı oluşturmuştur. Sakarya Zaferi, bütün memlekette günlerce süren
                    coşkun sevinç gösterilerine ve heyecanlı kutlamalara vesile oldu. Meclis, 19
                    Eylül 1921'de kabul edilen bir kanunla, Türk Milletinin bir şükranı olarak
                    Mustafa Kemal Paşa'ya Mareşallık rütbesi ve Gazilik ünvanını verdi. Sakarya
                    Zaferi, dış ilişkilerimizde durumumuzun düzeltilmesine ve itibarımızın artmasına
                    yardımcı oldu. 9 Haziran 1921'den beri Ankara'da Fransız temsilcisi Franklin
                    Bouillon'la görüşmeler yapılmaktaydı. Bu görüşmeler, Sakarya zaferinden sonra,
                    20 Ekim 1921'de Ankara'da olumlu bir şekilde sonuçlanarak, Ankara İtilafnamesi
                    adıyla tarihe geçen bir antlaşmayla noktalandı. Sakarya zaferi, askerlik ve
                    politika bakımından da Kurtuluş Mücadelemizin önemli bir merhalesi oldu. Yunan
                    ordusunun taarruz kabiliyeti kırıldı.

                    #1427130
                    imparator

                      BÜYÜK TAARRUZ
                      VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

                      Sakarya Savaşı'ndan sonra, kamuoyunda ve TBMM'nde taarruz için
                      sabırsızlık baş göstermişti. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 4 Mart 1922'de Büyük
                      Millet Meclisi'nin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara
                      açıklamalar yapmıştı. "Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir
                      ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır.
                      Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten
                      çok daha kötüdür" diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye
                      çalışırken, diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için
                      hazırlıyordu. Haziran 1922 ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa,
                      taarruza geçmek kararını almıştı. Asıl amaç, yok edici bir meydan savaşı yapmak,
                      düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktı. Mustafa Kemal Paşa,
                      ordu birlikleri arasında bir futbol maçı organize edilmesi bahanesiyle ordu
                      komutanlarını Akşehir'e davet etti. Böylece Yunanlıların ve İşgal Devletlerinin
                      dikkatleri çekilmeyecekti. 28 Temmuz gecesini, komutanlarla genel taarruz
                      hakkında konuşarak geçirdi ve gereken direktifleri verdi. Mustafa Kemal Paşa,
                      daha sonra 20 Ağustos 1922'de Ankara'dan Akşehir'e giderek, 26 Ağustos 1922
                      Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi. Çok gizli bir şekilde yürütülen
                      bu olayları kamuoyundan saklamak maksadıyla, 21 Ağustos'da Çankaya köşkünde bir
                      çay daveti verileceği gazete ve ajanslara bildirilmişti. 26 Ağustos sabahı
                      Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa(Çakmak),
                      Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile birlikte muharebeyi idare etmek
                      üzere Kocatepe'deki yerini aldı. Büyük taarruz burada başladı. Topçuların sabah
                      saat 4:30'da taciz ateşi ile başlayan harekat, saat 5:00'de önemli noktalara
                      yoğun topçu ateşi ile devam etti. Piyadelerimiz, Sabah 6:00'da Tınaztepe'ye
                      hücum mesafesine yaklaşarak, tel örgüleri aşıp, Yunan askerini süngü hücumu ile
                      temizledikten sonra, Tınaztepe'yi ele geçirdiler. Bundan sonra, saat 9:00'da
                      Belentepe, daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci
                      günü, sıklet merkezindeki 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe'den Çiğiltepe'ye
                      kadar onbeş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele
                      geçird. 5. Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı
                      taarruzlarda bulundu. 2. Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.
                      26 Ağustos günü Türk Ordusunun Büyük Taarruz'u, Genelkurmay Başkanlığı'nca
                      TBMM'ne bildirildi. Bu haber Meclis'i coşturdu ve heyecanlı gösterilere vesile
                      oldu. 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken, Türk Ordusu bütün cephelerde
                      yeniden taarruza geçti. Bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insan
                      üstü çabalarla gerçekleştirildi. 27 Ağustos saat 18:00'de, Afyon 8. Tümen
                      tarafından kurtarıldı. Afyon kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuştu.
                      Başkomutanlık karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı karargahı Afyon'a taşındı.
                      28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı
                      ile düşmanın 5. Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlandı. 29 Ağustos gecesi durum
                      değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle
                      sonuçlandırılmasını gerekli buldular. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve
                      düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar
                      aldılar. Karar süratli ve düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. 30 Ağustos 1922
                      Çarşamba günü taarruz harekatı Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Büyük
                      Taarruz'un son safhası askeri tarihimize Başkomutan Meydan Muharebesi olarak
                      geçmiştir. 30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman
                      ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınar'da Gazi Mustafa Kemal
                      Paşa'nın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta tamamen yok edilmiş
                      veya esir edilmişti. Böylece tasarlanan kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş
                      ve hazırlanan plan tam başarı ile uygulanmıştı. 30 Ağustos 1922'nin gurur verici
                      zaferi ile Mustafa Kemal, kaçabilen düşmanın takip edilmesini ve üç koldan
                      Ege'ye doğru ilerlemesini uygun buldu. "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir.
                      İleri" diyerek, tarihi emrini 1 Eylül 1922'de verdi. Yunanlılar, İzmir'e doğru
                      kaçmaktaydı. Başta Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis olmak üzere çok sayıda esir
                      ele geçirilmişti. Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek,
                      9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e girdi. Sabuncu Bel'den geçen 2. Süvari Tümeni,
                      Mersinli yolu ile İzmir'e doğru akarken, bunun solunda 1. Tümen de Kadife
                      Kale'ye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2. Alayı Tuzluoğlu Fabrikası'ndan geçerek
                      Kordonboyu'na ulaştı. Yüzbaşı Şeref Bey Hükümet Konağına, 5. Süvari Tümenimizin
                      öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de
                      Kadife Kale'ye bayrağımızı çektiler. İzmir'de askerlerimiz coşku içinde
                      karşılandılar ve çiçek yağmuruna tutuldular. Süvarilerimizin Kordon boyundan
                      geçişi çok görkemli idi. Kurtuluş zaferinin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa,
                      İzmir'in kurtuluşunu Belkahve'den seyretti. Türk Ordusunun, 400 kilometrelik bir
                      mesafeyi savaşarak katedip İzmir'e ulaşması içerde ve dışarda hayret ve takdir
                      uyandırdı. Büyük Türk zaferi karşısında endişeye düşen ve o anda da İstanbul ve
                      Çanakkale Boğazlarını işgal altında bulunduran İtilaf Devletleri, savaşı
                      durdurmayı ve Türklerin haklı isteklerini yerine getirmeyi kendi çıkarlarına
                      uygun buldular. Lord Kinross'a göre,"İngiltere, ciddi bir krizle karşı karşıya
                      bulunduğunu anlamaya başlıyor. Halk, Türklerle yeni bir savaştan korkuyordu". 11
                      Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması'yla, silahlı çatışma
                      durdurulduğu gibi, Edirne dahil Trakya'nın da Türkiye'ye bırakılacağı ve bir ay
                      içerisinde Yunanlılar tarafından boşaltılacağı kabul edildi. Anadolu'da Yunan
                      politikasını yürüten İngiltere Başbakanı Lloyd George, bu gelişmeler üzerine
                      istifa etti.

                      #1435978
                      Constantin
                      Katılımcı

                        tşkler

                        #1436199
                        AyTeK54
                        Katılımcı

                          teşekkürler…

                        11 yazı görüntüleniyor – 1 ile 11 arası (toplam 11)
                        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

                        Yayımlandı

                        kategorisi

                        yazarı:

                        Etiketler: