Forumlar › Forumlar › Eğitim Öğretim › Dersler – Ödevler – Tezler – Konular › Tarih › İlk Türk İslam Devletlerinde Kültür ve medeniyet
- Bu konu boş.
-
YazarYazılar
-
Şubat 13, 2007: 1:30 pm #1145785
imparator
İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET
1-DEVLET YÖNETİMİ
a. Hükümranlık (Hakimiyet anlayışı): Türkler, teşkilatçılıkları ve savaşçılıkları sayesinde gittikleri bölgelerin halkını kısa bir sürede hakimiyetleri altına aldılar. Türkler İslâmiyet'i kabul ettikten sonra hakimiyet anlayışında bazı değişiklikler oldu. Ancak özde bir değişiklik olmadı, İslâm devlet anlayışındaki hükümdarlığın halife tarafından tasdikedilmesi kuralı Gazneliler ve Selçuklularda işletildi Ancak bu devletlerin hükümdarları hiçbir zaman hakimiyetlerini Abbasi halifeleriyle paylaşmadılar.
Aksine Selçuklular ve Memlükler halifeyi dini lider kabul etmişler, halifeyi koruyarak İslam dünyasının
siyasal liderliğini üstlenmişlerdir. Türkler yönetimi altındaki milletlere eşit ve adaletli davrandılar. Bu
anlayış islâmiyet'le daha da güçlendi. Buna paralel olarak Türkler, hakimiyeti altındaki milletleri,
devletin çeşitli memurluklarına getirdiler.
b.Hükümdar : Türk hakimiyet anlayışına göre Tanrı yeryüzünü yönetme yetkisini (Kut) Türk hükümdarına vermişti. Bu anlayjşa göre devlet, hanedanın ortak malı sayılıyordu. Bu durum hane
dan üyeleri arasında sık sık taht kavgalarına neden oluyordu.Bu durum Türk devletlerinin çabuk
parçalanmasına ve yıkılmasına neden oldu. Ancak güçlü hükümdarların mücadeleleri kazanması
bu sistemin faydalı tarafıdır. Memlüklerde ise hükümdarlık babadan oğula geçmiyordu. En güçlü
komutan devlet yönetimini ele geçiriyordu.
Hükümdar, devletin idaresinde, doğrudan sorumluydu. Halkı rahat ettirmek ve fetihler yaparak devletin gücünü arttırmak hükümdarın başlıca görevlerindendi. Türk – İslâm hükümdarlarının hakimiyet sembolleri vardı. Bunlar hutbe, sikke (para), tuğra. arma, unvan ve çetr(güneşlik) gibi sembollerdi.Şubat 13, 2007: 1:30 pm #1449280imparator
2-DEVLET TEŞKİLATI
a. Merkez Yönetimi: Tolunoğulları ve İhşitler devlet yönetiminde Abbasileri örnek aldılar. Abbasiler-deki vezirlik makamı Tolunoğulları'nda yoktu. Bunun yerine Naiplik makamı vardı, İhşitler ise, veziflik makamına çok önem verdiler. İdari işlerden vezir sorumluydu. "Karahanlılarda devletin başında Han veya Hakan unvanlı bir hükümdar bulunuyordu. Karahanlılarda Büyük Han devletin doğu kısmını, diğer han da Büyük Han'a bağlı olarak devletin batı kısmını yönetiyordu. Hatunlar da devlet yönetiminde söz sahibiydi.
Gaznelilerin devlet yönetimi Karahanlılara benzemekle beraber onlar kadar düzenli değildi. Çünkü Gazneliler Devleti, Türkler, Gurlular, Afganlılar ve Hindular gibi çeşitli milletlerden oluşuyordu.
Büyük Selçuklular, eski Türk geleneklerine bağlı kalmışlar, bunları geliştirerek yeni bir yönetim ger
çekleştirmişlerdir. Bu yönetimin oluşmasında Abbasiler, Karahanlılar ve Gaznelilerin de etkisi olmuştur. Selçuklu hükümdarları Bağdat'ın alınmasından sonra "Sultan" unvanını baldılar (1055).İslâm dünyasının siyâsi liderliğini üstlendiler. Dinî liderlik ise, Abbasi halifelerine aitti. Harzemşahlar, devlet yönetiminde Büyük Selçukluları örnek aldılar. Eyyûbiler’de yönetimin en üst seviyesinde sultan bulunuyordu. Sultan, devletin başkanı, yönetim ve askeri bakımdan devletin en yetkili kişisiydi.Emirleri kanun derecesindeydi. Sultandan sonra en yetkili kişi vezirdi. Memlükler. devlet teşkilatı yönüyle Eyyûbileri örnek aldılar.
'İlk Türk – İslâm devletlerinde merkez teşkilatı bugünkü anlamda hükümetti. Hükümet başkanı hükümdardı. Ancak çoğu zaman hükümdar adına vezir işleri yürütüyordu. Merkez teşkilatı içinde dört tane önemli divan vardı.
1. İstifa Divanı: Devletin malî ışlerinden sorumluydu. Başkanına müstevfi deniliyordu.
2. Tuğra (inşa) Divanı : Devletin ve hükümdarın iç ve dış yazışmalarını yapıyordu. Karahanlılarda bu divanda bitigci ve tamgacı isimli memurlar bulunuyordu.
3. İşraf Divanı : Devletin mali ve idarî işlerinin yolunda gidip gitmediğini denetlerdi.Başkanlarına Müşrif deniliyordu.
4. Divan-ı Arız : Ordunun her türlü ihtiyacı ve askerlerin maaşlarıyla ilgileniyordu. Bu divanın ordu komutanlığıyla ilgisi yoktu.
Gaznelilerde, Divan-ı Vekâlet denilen hükümdar ailesinin malî işlerine bakan bir divan vardı. Bu divan diğer devletlerde yoktu. Bu divanların haricinde başka divanlar da vardı. Divan-ı Berid posta ve haber, Emir-i Dâd adalet işlerine bakıyordu. Ayrıca Ulu Hacip, Kapucubaşı, Silahdar ve Alemdar gibi idarî ve askerî görevliler de vardı.
Türklerdeki Kut anlayışı Moğollara da geçmiştir. Diğer yandan Hunlardan Osmanlılara kadar devam eden kut anlayışının bir sonucu olarak hanedan üyeleri çeşitli bölge ve eyaletlere yönetici olarak gönderilmiştir. Karahanlılar da bu sistemi kullandılar.
b. Memleket Yönetimi : Türk – İslâm devletlerinde ülke çeşitli bölge ve eyaletlere bölünmüştü. Bu yönetim birimlerinin başında hanedan mensubu melikler, şehzadeler veya askeri valiler bulunuyordu.Bu bölgelerin de kendilerine özgü teşkilatı bulunuyordu. Ancak idareciler merkezi tanıyordu.Şubat 13, 2007: 1:31 pm #1449282imparator
Yönetici tayin edilen şehzadelerin yetiştirilmesi için yanlarında Atabey bulunuyordu. Bu melikler iç işlerinde serbest, dış işlerinde merkeze bağlıydı. Büyük Selçuklularda merkeziyetçilik diğerlerine nazaran daha fazla gelişmişti. Kazalara Şahne (şıhne) denilen komutanlar ve valiler atanırdı. Amid denilen görevliler vilâyetlerin vergisini topluyordu. Vilâyetlerde güçlü bir posta teşkilatı kurulmuştur.
Karahanlılar dışındaki Türk-İslâm devletlerinin hükümet teşkilatında İranlılar yoğun bir şekilde görev almıştır.
3- Ordu Teşkilâtı
Türk – İslâm devletlerinde ordu devletin temelini oluşturuyordu. Türk orduları disiplini, teşkilatı ve silah larıyla diğer milletlere örnek olmuştur. Tolunoğulları'nda devletin temeli güçlü bir orduya dayanıyordu. Askerleri Türkler ve Sudanlılardan oluşuyordu. Donanmaya da önem veren Tolunoğulları yüz parçalık bir donanma kurmuşlardır.
Karahanlı Ordusu'nun temelini Karluk,Yağma ve Çiğil Türkleri oluşturuyordu. Karahanlı ordusu insan bakımından dört unsurdan oluşmaktaydı:
1- Saray Muhafızları: Hükümdara bağlı ücretli askerlerdir.
2- Hassa Ordusu : Hükümdar ve sarayı koruyorlardı.
3- Hanedan üyeleri ve öteki devlet adamlarının kuvvetleri.
4- Devlete bağlı Türk topluluklarının kuvvetleri.
Gaznelilerin ordusu ise ; Gulamlar, düzenli birlikler, eyalet askerleri, ücretli askerler ve gönüllü bir-liklerden oluşuyordu. Gazneliler sürekli savaşa hazır ordular bulundurdular. Gulamların çoğunluğu Türktü. Ayrıca diğer milletlerden de asker aldılar.
Selçuklu Ordusu ; devrinin en büyük ve en güçlü ordusu idi. Bu ordu şu bölümlerden oluşuyordu:
1. Merkez Ordusu
a Gulaman-ı Saray : Genellikle savaşlarda alınan esirlerden oluşuyordu. Bu esirler sarayda eğitilerek yetiştiriliyordu. Maaşlı olan bu ordu doğrudan sultana bağlıydı.
b. Hassa Askerleri : Çeşitli Türk boylarından toplanan atlı askerlerdir. Sultana bağlı olan bu kuv-vetlerin ihtiyaçları devlet tarafından karşılanıyordu.
2. Meliklerin askeri idarecilerin ve diğer idarecilerin ermindeki kuvvetler
3. Bağlı devletlerin ve beyliklerin askerleri
4. Türkmenler:Konargöçer olarak yasayan Türkmenler sınır bölgelerine yerleştirilerek hem sınırları ko-rumuşlar hem de savaşlara katılmışlardır.Şubat 13, 2007: 1:31 pm #1449283imparator
5. Sipahiler : İktalarda yetiştirilen atlı askerlerdir. Bu askeridüzen Nizamü'l Mülk tarafından yapıl-mıştır.
Eyyûbilerin ordusu kara ve deniz kuvvetlerinden oluşuyordu. Eyyûbilerin ordularının temeli Kıpçak ve Kafkaslardan getirilerek eğitilen Türklerden oluşuyordu. Memlüklerde de bu sistem devam etti. Tama-men Türklerden oluşan Memlûk ordusunda başarılı olan komutanlar hükümdarlığa kadar yükselebiliyor-du. “Bütün emirlere hükümdar olma hakkının tanınması” sık sık hükümdar değişikliğine ve istikrarın bozulmasına neden oluyordu. Harzemşahlar’da ordu, hassa askerleri ve tımarlı sipahilerden oluşuyordu.
4. ADALET TEŞKİLATI
İslâmiyet'le beraber dinî kurallar Türklerin hukuk anlayışında etkili olurken, İslâmî esaslara ters düş-memek şartıyla Türk töresi de devam etti. Hukuk, şer'î ve örfî olarak ikiye ayrılıyordu.
a. Şer'î Yargı Sistemi : Bu yargı sisteminde davalara kadılar bakıyordu. Başkadıya, Kâdi'l Kudat
(kadılar kadısı) denirdi. Kadılar halk arasında din ile ilgili davalara, ölüm, miras, boşanma, hayır işleri, nafaka ve noterlik gibi işlere bakardı. Ayrıca vakıfları da idare ederlerdi. Başkadıyı sultan tayin
ediyordu.
b.Örfî Yargı Sistemi : Bu. mahkeme, düzenini bozan ve kanunlara uymayanların davarlarına bakar-
di.Ayrıca örfî hukuk vergilere, askeri teşkilâta, ikta sahiplerinin hak ve görevleri ile ticaret hayatına ait
konularıda içine alıyordu.
Emir-î Dâd (Adalet Bakanı) : Bu görevli mahkemelerin başıydı. Ağır siyasi suçlar ise sultanın baş-kanlığındaki Divan-ı Mezalim mahkemesinde görüşülerek karara bağlanırdı. Ordu içindeki anlaş-mazlıklara Kadıy-ı Leşker (kazasker) bakıyordu. Türk hükümdarları haftanın belirli günlerinde Di-van-ı Mezalim'de halkın davalarını ve şikayetlerini dinleyerek karara bağlıyorlardı.
Şubat 13, 2007: 1:31 pm #1449284imparator
5.DİN VE İNANIŞ
İslâmiyet, Türklerin fetih siyasetini de etkilemiştir. Karahanlılar İslâmiyet'i yaymak için gayret göster-diler. Gaznelilerde devlet – halk birliğini sağlayan tek unsur İslâmiyet olduğu için Müslümanlık tarafı ağır basan bu Türk devletinin yaptığı savaşların gayesi Afganlıları ve Gurluları islâmiyet'e kazan-dırmaktı. Ayrıca Rafizi Karmatilerle mücadele ettiler. Hindistan'a seferler düzenleyerek İslâmiyet'in burada yayılmasına neden oldular.
İslâmiyet'teki cihat düşüncesi Selçuklularla Bizans'ı karşı karşıya getirmiş ve bu anlayış Anadolu'nun fethinde önemli rol oynamıştır. Yine bu anlayışın sonucu olarak Türkler Haçlılarla mücadele ettiler. Türklerin İslâmî bilgilerin gelişmesine de önemli katkıları olmuştur. Türk hükümdarların himayesi sonuncunda islâm dünyasında bir çok fıkıh, hadis, kelam ve tefsir bilgini yetişmiştir.
Haçlı Seferleri ve Moğol istilaları ilim ve fikir hayatında durgunluğa neden olduysa da XIII. yüzyılda birçok din adamı ve sûfi, Türkler arasından yetişti. Sünni akidenin de koruyuculuğunu üstlenen Türkler, azınlıklara karşı oldukça toleranslı davrandılar. Tasavvuf hareketinin sonucunda kurulan tarikatların Türk dünyasında büyük etkisi olmuştur, İslâm dünyasında toplayıcı vasıfları olan ve çok yaygın dört tarikat vardı. Bunlar Kadirilik, Kübrevilik, Ekberilik ve Yesevilik tarikatlarıydı.
6.SOSYAL VE İKTİSADİ (EKONOMİK) HAYAT
a.Sosyal Hayat : İlk Türk – İslâm devletlerinde halk genellikle eski hayat tarzını ve sosyal etkinlik
lerini devam ettirdi. Bu dönemde de Türklerde konargöçer hayat kısmen devam etti. Yerleşik hayata ge
çerek köylerde yaşayanlar ise, ticaret ve el sanatlarıyla uğraştılar.
Tolunoğulları döneminde altın çağını yaşayan Mısır'da halk tabakalarına eşit davranıldı. Karahanlı-larda halk tabakası zenginle,.orta halliler ve fakirler olarak üç zümreydi. Ayrıca meslek grupları da vardı. Gaznelilerde ise, toplum yönetenler ve yönetilenler diye ikiye ayrılıyordu.
Selçuklu Devleti'nde siyasi ve askeri hakimiyeti elinde tutan Türkler, sosyal hayata da hakim oldular. Devlet memuriyetleri ise, İranlıların elinde olup babadan oğula geçiyordu. Şehirlerde büyük nüfuza sahip aileler vardı. Aydın zümreyi temsil eden din adamları ve tarikat şeyhleri halk üzerinde etkiliydi. Esnaf ve zanaatkarlar kendi meslek gruplarına ait loncalar kurdularŞubat 13, 2007: 1:32 pm #1449285imparator
b.İktisadî Hayat : Tolunoğulları zamanında Mısır, doğu-batı ticaretinin merkezi haline geldi, ihşitoğul-
ları da bu ekonomik düzeni devam ettirmeye çalıştı. Eyyûbiler ve Memlükler döneminde Mısır'ın ticari
önemi daha da arttı. Eyyûbiler döneminde Kıbrıs Latin Krallığı,Bizans ve bazı Avrupa devletleriyle ticaret anlaşmaları yapıldı. Memlükler döneminde Ümit Burnu'nun bulunması bu devletin gümrük gelirlerinin azalmasına ve ekonomisinin bozulmasına neden oldu.
Karahanlılar tarım, hayvancılık, madencilik ve el sanatlarıyla uğraştılar. Ürünlerini diğer ülkelere satan Karahanlılarda kervan ticareti çok önemliydi. Ticaret yolları üzerinde ribat adıyla ilk kervansarayları kurarak ticaretin gelişmesine katkıda bulundular. Gazneliler ise, Hindistan'ın ele geçirilmesiyle alınan ganimetler ve toprakları üzerinden geçen ticaret yolları sayesinde zenginleşmiştir.
Büyük Selçukluların hakim oldukları bölgelerde siyasi birliği ve güvenliği sağlamaları ekonomik durumlarının iyileşmesine ve ticaret faaliyetlerinin canlanmasına neden oldu. Selçuklularda ekonomi tarım, hayvancılık, sanayi ve madencilik ile ticarete dayanıyordu. Selçuklular dokumacılık ve dericilikte de ilerlediler. Ekonomik hayatta önemli etmenlerden biri de topraktı.
Şubat 13, 2007: 1:32 pm #1449286imparator
Selçuklularda toprak dörde ayrılmıştır;
1.Has Toprakları: Geliri hükümdara bırakılan
topraklardır.
2.İkta Toprakları : Gelirleri hizmet ve maaş karşılığı olarak komutanlara, askerlere ve devlet
adamlarına verilen topraklardır. İktalar kişilere görev süreleri boyunca verilirdi. Görevin sona erme
siyle iktalar bu kişilerden alınıyordu. Kendilerine verilen toprağın vergisini toplayan komutan para
nın bir kısmıyla asker beslerdi. İkta sisteminin kökeni Hz. Ömer zamanına kadar dayanmaktadır.
Asıl şeklini veren ise Büyük Selçuklu veziri Niza-mü'l Mülk'tür. ikta sisteminin uygulanmasıyla;
•Devlet hazinesinden para harcamadan büyük ve güçlü bir ordu oluşturuluyordu.
•Göçebe Türkmenlerin yerleşik unsurlara zarar vermeleri önleniyordu.
•İkta sahipleri bulundukları yerlerde idare ve güvenliği sağlıyorlardı.
•Devlet otoritesi en uzak yerlere kadar götürülüyordu.
•Üretimin denetlenmesi ve artması sağlanıyor ve topraklar boş kalmıyordu.
3.Mülk Toprakları : Şahıslara ait topraklardır. Sahipleri bu toprakları istedikleri gibi kullanmakta
serbestti.
4.Vakıf Toprakları: Devlet hazinesine ait toprakların veya mülk arazilerin gelirlerinin, ilim ve sosyal kurumların ihtiyaçlarını karşılamak üzere ayrılan bölümüdür.
7. DİL VE EDEBİYAT
Dil : İlk Türk – İslâm devletlerinde saray ve orduda Türkçe, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsça kullanılıyordu. Karahanlılarda resmi dil Türkçe idi. Resmî yazışmalarda Uygur yazısı kullanılıyordu.
Gaznelilerde saray ve orduda Türkçe konuşuluyordu. Ancak resmi dil ise Arapçaydı. Selçuklularda bilim dili Arapça, resmi yazışma dili Farsça idi. Halk arasında günlük hayatta Türkçe kullanılıyordu. Harzemşahlarda Türk dili gelişmesini devam ettirdi. Memlükler Türkçeyi resmî dil kabul ettiler ve çok önem verdiler.Şubat 13, 2007: 1:32 pm #1449287imparator
1 İlk Türk – İslâm devletleri birçok ülkeye hakim oldular. Hakim olduğu topraklar üzerindeki halkı yönetme ihtiyacı Arapça ve Farsçanın önemini artırmıştır. Çünkü buralarda yerli halk Arapça ve Farsça konuşuyordu.
Edebiyat : Türk hükümdarları bizzat edebiyat ile meşgul oldular, İran'da kurulan devletlerin hükümdarları Fars edebiyatının gelişmesine katkıda bulundular.
Türklerin İslâmiyet'i kabulleriyle İslâmi Türk edebiyatı ortaya çıkmıştır. İslâmi Türk edebiyatının sözlü eserleri: Satuk Buğra Han Destanı ve Cengizname’dir.
Yazılı edebiyatın örnekleri şunlardır;
2 Divan-ı Lügat-it Türk: Karahanlılarda Kaşgarlı Mahmut tarafından Türk dilinin güzelliğini belirtmek ve Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır.
3 Divan-ı Hikmet: Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır. Eserde dini ve ahlaki öğütler bulunmaktadır.
4 Atabetü'l Hakayık: Edip Ahmet tarafından yazılmış, dini ve ahlâki bir eserdir.
5 Kutadgu Bilig: Türkçe ilk siyasetnamedir. Yazan Yusuf Has Hacip'tir. Kaşgar'da Uygur alfabesiyle yazılmıştır.
Gazneliler, şairlere sahip çıkmış ve saraylarına şairleri toplamaya çalışmışlardır. Şehname yazarı Fir-devsî bunların başında gelir. Tarih yazıcılığı bakımından Gazneliler devri parlak geçti. Büyük Selçuklular döneminde Nizamü'l Mülk Siyasetnâme adlı bir eser yazdı. Bu eserde devlet yönetimi hakkında bilgi verilmiş ve dönemin olayları anlatılmıştır.Şubat 13, 2007: 1:32 pm #1449288imparator
8.BİLİM VE SANAT
Müslüman Türk devletleri bilim ve kültür alanında pek çok bilgin ve filozof yetiştirmişlerdir. Türk devletlerindeki bu gelişmelerde hüküdarların bilginleri koruması ve desteklemesi etkili olmuştur.
Farabi, matematik, fizik, astronomi, mantık, psikoloji ve siyaset alanlarında 160 kadar eser, İbn-i Sina ise tıp, mantık fizik ve coğrafya alanında önemli eserler vermişlerdir. Ömer Hayyâm, Ebu'l Muzaffer İsfizârî gibi bilginler Melikşah döneminde bir takvim düzenlenmişlerdir. Bu takvime "Tarih-i Celali", Takvim-i Melikşahi" gibi isimler verilmiştir.
Daha önceleri dağınık ve özel bir şekilde yapılan öğretim ilk defa Karahaniılar zamanında programa bağlanmış, dünya tarihinde ilk defa "burslu öğrencilik" sistemi bu dönemde uygulanmıştır. Medrese eğitiminde Karahanlıları Selçuklular takip etti. Bunlardan ilki Nizamiye Medresesi'dir. Burada dini bilgiler yanında, felsefe, filoloji, matematik gibi bilim-er okutulduğu için Nizamiye Medresesi dünyanın en eski üniversitesi sayılmaktadır.
Müslüman Türk devletlerinde güzel sanatlar da büyük bir gelişme göstermiştir.Egemen oldukları coğrafyalarda yapılan binlerce eser günümüze kadar gelmiştir.
Mimari ,minyatür, hat, süsleme, kabartma, ağaç işleri, dokumacılık, taş işçiliği ve kuyumculuk oldukça gelişmiştir.Şubat 13, 2007: 1:32 pm #1449289imparator
ORTAÇAĞDA AVRUPAA. KİLİSE ve PAPALIK
Hz. İsa'dan sonra havarileri Hıristiyanlığı yaymaya başladılar. Başlangıçta Roma İmparatorluğu, Hıristiyanlığı engellemeye çalışmıştır. Ancak bir süre sonra 313 yılında Hıristiyanlık serbest bırakılmış ve 381'de ise Roma'nın resmî dini olarak kabul edilmiştir. Havarilerden Sen Piyer'in Papa denilen vekilleri Roma'da oturmaya başladılar. Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra ortaya çıkan derebeylik rejimi ile papaların önemi arttı.
Ortaçağ boyunca Hıristiyan dünyası iki büyük mezhebin etkisindeydi. Katolikler Roma'daki Papa'yı, Ortodokslar İstanbul'daki Patriği din büyüğü olarak tanıyorlardı. Katolikler, papaların Allah'ın yeryüzündeki vekili olduklarına inanıyorlardı. Bu yüzden papaların elinde afaroz ve enterdi yetkileri vardı. Afaroz edilen kişi Hıristiyanlıktan çıkarılır ve toplumsal hayatın dışına itilirdi. Ortaçağ'da zaman zaman krallar bile bu cezaya çarptırılır ve halk o krala itaat etmezdi. Yine papanın yetkilerinden olan enterdi bir ülkede ilan edildiğinde o ülkede Hıristiyanlığa ait bütün faaliyetler dururdu. Papazlar nikah, vaftiz, ölü gömme ve dini törenleri yapmazlardı. Hiçbir kral bu duruma düşmek istemediği için papalar ciddi bir otorite kurmuşlardı. Hatta 800 yılından itibaren krallar taçlarını papanın elinden giyerlerdi.
imtiyazlarını kaybetmek istemeyen Hıristiyan din adamlarının etkisiyle, skolastik düşünce sistemi doğdu. Bu düşünceye göre; din ile ilgili esaslar değişmez kabul edilip, deney yasaklanmıştır. Bu düşünce tarzına "dogmatizm" denir. Bu dönemde okuma – yazma tamamen bir ayrıcalık halini almıştır.
Bu dönemde, papayla iyi geçinmek zorunda kalan kral ve senyörler, kiliseye toprak bağışlamışlar, böylece kilise oldukça zenginleşmiştir. Kilise Ortaçağ Avrupası'nın hayatına fiilen hakim olunca dünyevi olaylarla ilgili koyduğu kurallar Hıristiyan ülkelerin kanunlarına girmiştir.
Şubat 13, 2007: 1:35 pm #1449290imparator
B. FEODALİTE
Feodalite, Ortaçağ Avrupası'nda temelleri eşitsizlik üzerine kurulmuş siyasi bir rejimdir. Roma İm- paratorluğu yıkıldıktan sonra yerine kurulan krallıklar arasındaki anlaşmazlıklar, Avrupa'da feodali- te rejiminin doğmasına sebep olmuştur.
Avrupa'da Kavimler göçünün karışıklıkları devam ederken halk ve büyük toprak sahipleri, kendilerini emniyette görmediklerinden hayatlarını devam ettirebilmek için güçlü kişilerin koruması altına girme ihtiyacı hissettiler.
Halkın himayesine girdiği kişilere Süzeren, himaye edilenlere de Vassal denirdi. Böylece IX. yüzyılda senyörler ve vassalları arasında bir hiyerarşi gelişti. Senyörler, bağlılığı sebebiyle vassala kira karşılığı bir toprağın işleme hakkını vermeye başladılar. Böylece feodalite (derebeylik) rejimi ortaya çıktı.
Feodal düzenin önemli özelliklerinden biri de senyörün içinde yaşadığı şato veya kalelerdi. Bu şato veya kaleler askeri birlik tarafından korunuyordu.
Feodalite, bütün Ortaçağ boyunca devam etti. XV. yüzyılda: barutun ateşli silahlarda kullanılmasıyla sona erdi. Feodalitenin yıkılması Mutlak krallıkların güçlenmesini sağladı. Yeniçağ başında Almanya dışında feodalite yıkıldı. Almanya'da ise Yakınçağ'da ortadan kalktı.
Feodalite devrinde Avrupa'da sosyal adalet kurulmamıştı. Bu nedenle halk çeşitli sınıflara ayrılmıştır.
1.Asiller
Ortaçağ Avrupası'nın en imtiyazlı sınıfı asillerdi. Bunların en üstünde senyör denilen derebeyleri bulunurdu. Senyörlerin en büyüğü kraldı. Derebeylerden sonra sırasıyla dükler, kontlar, baronlar, vikontlar ve şövalyeler yer almıştır. Asiller her türlü hakka sahipti.
Şubat 13, 2007: 1:38 pm #1449292imparator
2.Rahipler
Asillerden sonra en imtiyazlı sınıftır. Papa'ya bağlı olarak çalışırlardı. Kilise topraklarında senyörler gibi yaşarlardı. Ortaçağ'da önemli miktarda toprak elde ederek zenginleşmişlerdir. Vergi ve askerlikten muaf tutulmuşlardır. Hem devlet hem de din işleriyle uğramışlardır.
3.Burjuvalar
Kasaba ve şehirlerde oturup ticaret ve sanayi ile uğraşanlara burjuva denirdi. Senyörlere belli miktarda para vererek onların himayesinde yaşarlardı. Zamanla zenginleşen burjuvalar senyörlerden para ile bağımsızlıklarını satın alarak tam serbestlik gibi imtiyazlar elde etmişlerdir.
4.Köylüler
Ortaçağ Avrupası'nda en kötü şartlar altında bulunan sınıftı. Köylüler iki kısma ayrılmıştı. Serf adı verilen köylülerin hiçbir hakları yoktu. Efendileri için tarlalarda çalışırlar ve kazançlarını onlara verirlerdi. Toprakla beraber alınıp satılırlardı. Araziden ayrılma imkanları kesinlikle yoktu. Serbest köylüler, ekip biçtikleri topraklardan kazandıklarının bir kısmını senyöre vergi olarak verirlerdi. İstedikleri zaman başka bir yere gidebilir, istedikleri gibi çalışırlardı. Malları da çocuklarına kalırdı.
C.FİKİR ve SANAT
1.Fikir hayatı
Ortaçağ'da Avrupa fikir hayatı bakımından Doğu'ya göre çok geri idi. Avrupa'da ancak din adamları okuma yazma bilirdi. Deney ve gözlemi reddeden skolastik felsefe, fikir hayatının canlanmasını engellemiştir.
Ortaçağ'da Avrupa fikir hayatında İslâm medreselerinin etkisiyle biraz gelişme görülmüştür. Endülüs ve Sicilya'daki medreselerde pek çok Avrupalı öğrenci öğrenim görmüştür. Ayrıca Farabi, İbn-i Rüşt, İbn-i Sina gibi İslâm bilginlerinin eserleri Avrupa'da okutulmuştur.Şubat 13, 2007: 1:50 pm #1449295imparator
2.Sanat
Ortaçağ'da Avrupa'da güzel sanatlar içinde mimari başta gelir. Kilise, manastır ve şatolar iki mimari üslûpla yapılmıştır.
a.Roman Sanatı : V. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar binalarda uygulanmıştır.
b.Gotik Sanatı : XII. yüzyıldan XV. yüzyıla kadar uygulanmıştır. Haçlı Seferlerinden sonra görül
müştür.
D.HAÇLI SEFERLERİ
Avrupalıların XI. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın sonları arasında Müslümanların elinde bulunan ve Hıristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve dolaylarını geri almak için düzenledikleri seferlere Haçlı Seferleri denmiştir.
Haçlı Seferlerinin dini. siyasi ve ekonomik nedenleri vardır.
Dini Nedenler
• Hıristiyanların kutsal yerleri, özellikle Kudüs'ü Müslümanlardan geri almak istemesi
• Katolik Kilisesi'nin Ortodoks dünyasını egemenliğini altına almak istemesi
• Fransa'da ortaya çıkan Kluni tarikatının Hıristiyanları Müslümanlara karşı kışkırtması
• Din adamlarının etkisi ile Hıristiyanlarda oluşan koyu taassup
• Papa ve din adamlarının nüfuzlarını artırmak istemeleri
Siyasi Nedenler
1 Avrupalıların Türkleri Anadolu, Suriye, Filistin ve Akdeniz'den uzaklaştırmak istemesi
2 Türkler karşısında zor durumda kalan Bizans'ın Avrupa'dan yardım istemesi
3 Senyör ve şövalyelerin macera arzuları
Şubat 13, 2007: 1:51 pm #1449297imparator
Ekonomik Nedenler
1 İslâm dünyasının zenginliği, Avrupa'nın fakirliği
2 Avrupalıların doğudan gelen ticaret yollarına hakim olmak istemeleri
3 Avrupa'da toprak sahibi olmayan soyluların toprak elde etmek istemeleri
4 Avrupalıların doğunun zenginliklerine sahip olmak istemeleri
I.Haçlı Seferi (1096- 1099)
Papa II.Urban ve Piyer Lermit'in çabalarıyla Avrupa'da kalabalık bir ordu hazırlanmıştı. Anadolu'ya ilk gelenler düzensiz gruplardı ve I. Kılıçarslan tarafından yok edilmişlerdir. Ancak bu grubun ardından şövalye, kont ve düklerden oluşan bir ordu Anadolu'ya girdi. Türkiye Selçuklularının merkezi İznik kuşatıldı. Kılıçarslan İznik'i boşaltmak zorunda kaldı. Haçlılara karşı başarı ile mücadele eden Kılıçarslan, Haçlıları çok kalabalık olmalarından dolayı durduramamıştır. Antakya'yı da işgal eden Haçlılar, 1099'da Kudüs'ü Fatımilerden aldılar. I. Haçlı Seferi sonunda;
• Kudüs Haçlıların eline geçti.
• İznik ve Batı Anadolu Bizans'ın eline geçti.
• Anadolu Selçukluları İznik'i kaybedince Konya'yı başkent yaptılar.
• Haçlılar ellerine geçirdikleri Antakya, Urfa, Trablusşam, Sur, Yafa, Nablus gibi şehir
lerde feodalite rejimine dayanan dukalık ve kontluklar kurdular.
Şubat 13, 2007: 1:51 pm #1449299imparator
II.Haçlı Seferi (1147-1149)
Musul Atabeyi İmadeddin Zengi Urfa'yı 1144'te Haçlılardan aldı. Ardından Halep ve Şam da alınınca Kudüs Krallığı Papa'dan yardım istedi. Papa'nın çağrısı i!e Alman imparatoru III. Konrad ile Fransa Kralı VII. Lui ayrı yollardan Anadolu üzerine sefere çıktılar.
iki ordu da Anadolu Selçukluları tarafından bozguna uğratıldılar. Ordularının büyük kısmını kaybeden iki kral Şam'a saldırdılar fakat başarılı olamadılar.
III.Haçlı Seferi (1189- 1192)
Mısır'da devlet kurmuş olan Selahaddin Eyyûbi, Haçlılara karşı amansız bir savaşa tutuştu. Amacı; Suriye'deki Haçlı üstünlüğüne son vermekti. Selahaddin Eyyûbi bu mücadelesinde başarılı olarak 1187'de "Hıttin" denilen yerde Haçlıları yendi. Kudüs dahil olmak üzere Suriye'nin büyük bir bölümünü Haçlı istilasından kurtardı. Kazanılan bu zaferler, Avrupa'da duyulunca, her yerde dini propagandalar yapıldı. Alman İmparatoru Frederik Barbaros, Fransa Kralı Filip Ogüst ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Rişar komutası altındaki yeni Haçlı orduları harekete geçtiler.
Alman İmparatoru 100.000 kişilik ordusu ile Anadolu'ya girmiş ve Anadolu Selçuklulan'nda taht mücadelesi olmasından faydalanarak Silifke'ye kadar gelmiş, fakat burada boğulunca ordusunun önemli bir bölümü dağılmıştır.
Deniz yoluyla gelen ingiltere Kralı Aslan Yürekli Rişar ve Fransa kralı Filip Ogüst Akka kalesini kuşatarak aldılar. Bundan sonra iki kralın arası açıldı ve Fransa kralı ülkesine döndü. Bölgede iki yıl daha kalan Aslan Yürekli Rişar. Kudüs'ü alamayınca, Selahaddin Eyyûbi ile Yafa ve Sur arasındaki bölgenin Haçlılarda kalması ve Haçlıların silahsız Kudüs'ü ziyaret edebilmeleri şartıyla anlaşma yaparak gen döndü. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.