Üyelik tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 133
Tecrübe Puanı: 20  | Bir de benden dinleyin
22-10-2004
Şiddetin önlenmesi ve asgariye indirilmesi konusunda hazırlanan yeni yasa tasarısı hakkındaki bazı çalışmalarımı futbol kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. İzninizle...
1- Taraftarlar için uygulanan bütün yasakların, medyaya ve yöneticilere de uygulanmasını (ki yeni çıkan yasada var) uygun görmekteyim. Bence bu madde en etkili sistemlerin ana iskeletini oluşturacaktır. Böylelikle hafta sonu oynanacak olan maça hafta içinden pompalanacak kışkırtma ve tahrik operasyonları en aza inecektir. Ve taraftar maça daha aklı selim gelecektir.
2- Diğer etkili olacak hususların bir tanesi de yetkililerin rahmane bir tavır sergilemesidir. Bir müsabakadaki etkili ve yetkili kişilerin daha sağduyulu davranması gerekmektedir. Örnek, elinde kartı olduğu halde maça giremeyen taraftarın haleti ruhuyesini anlamak ve ona kızmamak!..
3- Ayrıca kültürsüz-cahil olarak gösterilen tribünlerin aslında hiç öyle olmadığı (aksini iddia eden varsa Beşiktaş tribününü araştırsın) tribünü oluşturan kişilerin tamamına yakınının tahsilli fertlerden oluştuğunu herkese açıklamalıyız. Açıklamalıyız ki adeta paranoya haline gelen "Çocuğumu maça göndermem" psikolojisi değişsin. Avrupa daha beter
4- Şiddete Avrupa penceresinden baktığımızda, karşımıza milliyetçilik ve ırkçılığı arkasına alarak çıkıyor. Konuşulanların ve söylenenlerin aksine Türkiye'de milliyetçilik ve ırkçılığa verilen örneklerin hiçbirisinin uymadığını görüyoruz. Avrupa ülkelerindeki Real Madrid-Atleticho Madrid, Barcelona- Real Madrid, Ajax-Feyenoord ve Glasgow Rangers-Celtic maçları "din savaşları" nispetinde geçmektedir. Oysa ülkemizdeki derbi maçlarda veya doğudaki takımla, batıdakinin mücadelesinde geleneksellik, hırs ve rekabet ön plana çıkmaktadır. Bir hakemimizin Pascal Nouma'ya sarfettiği "Zenci" kelimesi Beşiktaş tribünlerinde "Hepimiz zenciyiz" şeklinde cevap bulmuştur. Bu da gösterir ki bazı Avrupa ülkelerindeki ırkçılık ülkemizde yoktur. BJK, GS, FB, üçgeninde yapılan derbiler seneler önce başlatılan bir tribün mücadelesinin ufak kırıntılarını taşımaktadır. Öyle ki bir GS'li babanın çocuğu FB'li olabilir, ya da FB'li babanın çocuğu BJK'li olabilir. Ama hiçbir Celtic taraftarı babanın çocuğu Glasgow Rangers'ı tutamaz.
5- Şiddete bir pencere daha açalım. Çocukların ve geç dimaların akıllarının ve beyinlerinin bir fotoğraf makinesi gibi olduğunu biliyoruz. Yani gördüklerini çok çabuk kaptıklarını ve bunun etkisiyle büyüdüklerini biliyoruz. 90'lı yıllarla birlikte çok kanallı hale gelen televizyonlar ekrana koydukları şiddete, hiddete, kana, ölüme, korkuya, gerilime dayalı Amerikan filmleri gençler üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. Öyle ki atari salonlarında play-station'lar vurdularla, kırdılarla doludur. Görmekte ve okumaktayız ki nice banka soygunları, cinayetler bu filmlerden esinlenerek yapılmıştır (Sen kalk ilgi çeksin diye spor programlarının fragman ve jeneriklerinde meşalelerle yanan tribün kareleri göster, sonra da meşaleyi statlarda yasakla). Bu bağlamda yukarıda gösterdiğim örneklere çözüm amaçlı panel ve brifingler düzenlemeliyiz. Merci sahibi kişileri değil bu işin içinde büyümüş tribünlerin tozunu yutmuş aklı başında kişilere söz hakkı verip, fikirlerini almalıyız. Problemler işin ehli insanlarla çözülür, yüzeysel çözümler her zaman kısa vadelidir. Saygılarımla...
----------------------------------------------------------------------- Siz kargaları güldürün
26-10-2004
Bazı spor yazarlarımızın 3-5-2'si ile bizim Del Bosque'nin 4-4-2'sini bu sayfalara taşımak abesle iştigal olur herhalde. Bütün dünya 4-4-2'ye dönmüşken ve o sistemin içinde başka bir sistem kurmuşken!.. Hala mı, diyesim geliyor. Ama sonra düşünüyorum, bunları yazan, Del Bosque'ye "Git" diyen, "4-4-2 bu takımın şablonuna uymaz" diyen, Beşiktaş'ı kötüleyen ve içimizden gelip adam olmasına rağmen "Onlar" diyebilen ve de "Kazandıkları penaltılara baksınlar, Trabzon'da verilmeyenlere değil" sazanlığı yapanlar, baksanıza hepsi Beşiktaşlı! İçlerindeki aydınlığı köşe başlarını tutmuş çıyanlara kaptıranlar bir gün şanlı Beşiktaş taraftarı önünde yargılanacaklardır. "Beşiktaş'ın lobisi yok" diye sayfa sayfa yazı yazanlar, sizlere sesleniyorum: Hu huuuu orda mısınız? Lobisizliğimizi size borçluyuz. Uzaktan racon kesmeyle, ahkamı yanlızca kalemle yazmayla malesef bu işler olmuyor. Elalemin yazarları kanının son damlası pardon mürekkebinin son damlasına kadar takımını savunuyor. "Yolun bittiği yerde yol bitti" dersiniz olur biter (Korkmayın yollar hiç bitmez). Belki iyi bir şey değil bu. Kabul ama oyun bu mahallede böyle oynanıyor. Gelelim beterine; 1. Tan Sağtürk adındaki balet arkadaşımız bir söylemde bulunmuş. Futbolcuların "gay"liğine müteakip: "İçlerinde de vardır" demiş. Malzeme sıkıntısı çeken medyaya da gün doğmuş. "Vay efendim nasıl der? Nasıl söyler? O görür gününü. Hemen mahkemeye vereceğim" diyenler oluşmuş. Sanki çocuk "Futbolcuların hepsi katil" dedi. Yapmayın etmeyin abiler; siz milletin cinsiyet belirleyicisi misiniz? "Gay"lik insanların genleri ve hormonlarıyla alakalı bir durumdur. Sakallı, bıyıklı, devasa adamlardan da "gay" çıkar. Bu bir suç da değildir. Ne olur yapmayın ya! Siz 4-4-2'ye, Del Bosque'ye falan saldırın. Hatta deyin ki, Beşiktaş taraftarı, "Beşiktaşım benim, biricik sevgilim" tezahüratını çok yüksek sesle söylüyor. "Futbolcular da korkuyor" deyin. Yani kargalara komiklik yapın, onlar da gülsünler. Humanist olalım efendiler, humanizme yelken açalım. Çünkü bir gün mutlaka insanlık kazanacak.
----------------------------------------------------------------------- Yüreğimizi hissedin
29-10-2004
İnsanlar kirlenen futbol hikayelerine neden kızarlar anlamam. Bütün dünya donuna kadar kirlenmişken, sevgisizlik alıp başını yürümüşken ve o rant denen canavar virüsü beyinlere kadar girmişken kurşun, hiçbir geceden geçmez üstad. Rahat uyu ama maalesef böyle üstad. Yaşasaydın da şu çirkinliklere de bir şiir yazsaydın. "Futbol" denen bu sanayi değirmeni, bütün iyileri yok etti, kötüleri ununa kattı. Televizyonda başlığı ve sıradanlığı adı altında, ne aile entrikaları, türlü sinkaflarla ifade edilirken o programı izleyen çocuklarımızdan ve gençlerimizden stadlarda küfür edilmemesi isteniyor. Gelinler, kaynanalar, hakaretlerle içiçe yaşarken, başına kese kağıdı geçirilmiş genç kızların acılı hikayeleri (!) göz yaşlarına mendil olurken, çiftliklerde dönen binbir türlü gece masalları prim yapıyor. Bir adet kaliteli program seyredilemiyor! Neden? Çünkü kaliteli insanlar geri çekilmek zorunda kaldı. Neden? Çünkü izleyenler, kan istiyor, gözyaşı istiyor, o berikiyle ne yapmış onu bilmek istiyor. Ve gençlik böyle büyüyor, büyüyor, büyüyor! Etik değerlerimiz, geleneklerimiz ve bütün maneviyatımız elimizden alınıyor. O puşt ölümün bütün boranzancıları sıraya girmiş tek tek kuyuya atıyor bu saydıklarımı. Yiğitlerini kaybetmiş bütün analar ağlarken, ellerini ovuşturuyor şeytanın yavruları. Ve ben ne yaptığımı sorguluyorum, bu gece yarısı FB maçı arifesinde. Ağırlaşan göz kapaklarıma teslim olurken ve bu tükenmez kalem en sonunda tükenirken, 25 sene evveline gidiyorum. Herşey berrak, TRT 1 tek, kirlenme oranı sıfır ve stadlarımız tertemiz. 45 bin biletli seyirci, maçlarda yarı yarıya olan stadlar, aşıklar gibi, ozanlar gibi neşeli atışmalar. 2 sıra polisin ayırdığı tribünler ve kavganın da haklı yapıldığı delikanlı ortamlar. Hepsi mertçeydi. Dedikodusu olmayan alnı bembeyaz gecelerdi. Oysa şimdi kendimi okyanusun ortasında devrilmiş bir kayıkla yaşam mücadelesi verir gibi hissediyorum. Ve bir el uzanıyor cumartesi akşamından. Hatta birkaç el. Hepsi tanıdık, hepsi bildik. Ve beni devrilmiş kayıktan kurtarıp, güverteye alıyorlar. Mehmet Ekşi, Şaban, Zeki, Nejdet hatta Wilson bile orada. Metin, Feyyaz ve Ali'yi saymıyorum. Madida, Ferdinad ve Pascal karanlıkta görünmüyorlar ama yüreklerini hissediyorum. Siz de bizim yüreğimizi hissedin çocuklar. Ve yeryüzündeki bütün girdaplara inat, çıkın sahaya. Ve altı okka yüreğinizi koyun. Ve ne olur anlayın bizi...
----------------------------------------------------------------------- Yüreğinize sağlık
02-11-2004
Yiğitçe savaşmanın meydan okumuşluğu vardı gözlerinde... Dürüst ve mert olmanın gururlu, onurlu izleri peydahlanmıştı adeta... Beyinlerine vurulan prangayı söküp atmışlardı medyanın çok bilmişlerine. "Yüreğimizi hissedin" demiştim, bir gece önce Ümraniye'de. Öylece dinliyorlardı bizi, dostça, arkadaşça ve sevecen... "Asla" dedim içlerinde en hırslı olanına. Gözlerindeki çocuksu ama kendinden son derece emin ifadelere bakarak devam ettim: "Beşiktaşlı olunmaz, Beşiktaşlı doğulur, şarkısı sizi hiçbir şekilde kapsama alanına alamaz. Formanız kutsaldır, üstünüze giydikten sonra başımızın üstüne" diye konuyu açtım. Size moral vermek, kafanızdaki soru işaretlerini silmek ve içimizde bir kanser gibi büyüyen yarayı çekip almak için buraya geldik. O şarkı, Del Bosque'ye kurt kapanı hazırlayıp, göndermek isteyenlere. O şarkı Beşiktaş'ın bölünmezliğini çekemeyenlere ve o şarkı ihaneti soyadı edinenlere (Bir de isimlerini bilseniz) hazırlanmıştı. Lakin, birçok kişi üstüne aldığından büyüklerimiz de, sevdiklerimiz de etkilendiğinden bu şarkıyı söylememeyi planladık. Yüreklerindeki kıvılcımdan o kadar etkilendim ki gaza gelip "Omuz omuza yürek yüreğe verip, bizimle cenk meydanına çıkar mısınız" diye konuşmamı tamamladım. Dünyanın en karakterli taraftarına sahip olunduğu, arkadaşlar tarafından hatırlatıldıktan sonra müsaade istedik. İçimi haftalardır kemiren o stres topunu Çekmeköy Ormanları'na doğru fırlatmıştım. Hele topçunun yüreğini, gözlerinde hissettikten sonra iyice gevşemiştim. Ve gözlerinizin önüne Okan'la Mustafa'nın tribüne gelişini, Sergen'in maça nasıl asıldığını, Carew'in profesyonelliğini, Emre'nin her topa meydana okuyuşunu getirin. Sonra da aynı gözlerinizin önüne Del Bosque'yi göndermek isteyenleri "Okan'ın posasını aldınız" diyenleri Juanfran, "Futbolcu mu" diye soranları ve araştırmadan soruşturmadan bilgi sahibi olmadan spor yazarı olanları getirin. Karar sizin!.. Yoksa siz hala 4-4-2, 3-5-2, blok arası boşluklar, tandem, çift stoper duraklarındaysanız size bir önerim var: Teknik direktörlük kursları açılmış, oraya gidin. Gol sevincini uzun zamandır böyle yaşamamıştık. Topçular üst üste, taraftar sarmaş dolaş. Ve tek yumruk. Teşekkürler çocuklar...
----------------------------------------------------------------------- Yiğitler harmanı
06-11-2004
İnanmak başarmanın yarısıdır. İnanmak olan tarafı taraftarındır bu başarıda. Kan kustuğumuz gecelerde bile, gözyaşlarımızla arkadaş olmuşken bile inancımız tamdı biricik aşkımıza. Başarmak tarafı da taraftarındır teveccühünüzle. Felsefe dersi vermiştir şanlı Beşiktaş taraftarı sakalıyla dolaşıp gözlüksüz gezenlere! Kaç gece ağlamaklı olmuşuzdur, bilmem kaç gece uykulara düşman kesilmişizdir. Bir tıp öğrencisi gibi, bir kadavraya neşter sallar gibi başarmaya meydan okumuşuzdur. Ve başarmışızdır da. Simsiyah karanlığı arkasına alıp bembeyaz aydınlıklara yürümektir Beşiktaşlılık. Yenililen maçlarda utançlarından soyunma odalarına adeta kaçan futbolcularını onbeş dakika tribünde gırtlak patlatıp tekrar sahaya çıkartıp moral vermektir Beşiktaşlılık. Köşelere kurulan kan değirmenlerini hiçe saymaktır Beşiktaşlılık. "Bu kadar kötü giden takımın arkasında duruyorlar. Bunlar kesin para almıştır" diyenlere gülüp geçmektir Beşiktaşlılık. Ve ölümüne inandığımız bu takım bizi mahcup etmedi. Bizi kan kokan ağızlara, aç yırtıcılara muhatap etmedi. Sevmenin yanlızca sevmenin bütün mükafatlarını beş gün içerisinde iki kere tattık. Athletic Bilbao taraftarının haklı alkışını aldık ve gururlandık. Bugün mütevazı olmak istemiyorum. Ey futbol kamuoyu ve futbola gönül verenler. Şanlı Beşiktaş taraftarı önünde lütfen ceketinizin önünü ilikleyiniz ve alkışlayınız. Yok yok takımın arkasında dimdik durduğu için değil,
YÜCE TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ne böyle bir takım kazandırmıştır onun için.
----------------------------------------------------------------------- |