Üyelik tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 133
Tecrübe Puanı: 20  | 11/02/2005
BU DAVA HEPİMİZİN Yine duygu dolu nöbetlere çıkmışım. Başım ağır, yüklüyüm iyice. Hafif de güzel olmuşum. Ve gözlerim dolu dolu. Çok sevmenin cezalarını çekmekteyiz. Hırsım, isyanımı bastırmış adeta. Birkaç dostla beraberim ve adımlamaktayız geceyi. Kar, bembeyaz tüfekleriyle esir almış İstanbul'u. Ve gece simsiyah heybetiyle kol kanat germiş şehre. Yolda yürürken kar ve gece, ufuk çizgisi siyah ve beyaz. Aynı alnımdaki yazı gibi. 16'da 16 yapın diye bağıran şanlı Beşiktaş taraftarı ve futbolcu takımı. Üçgenin öteki cephesi Akaretler. Anlamıyor musunuz, Saldırdıkça güçleri bitiyor, güçleri bittikçe sinirleniyor ve sinirlendikçe hata yapıyorlar. Görmüyor musunuz, Bu taşı kımıldatamıyorlar bile. Taktik senaryolar aynı. Üretkenlik sıfır ve tükenmek üzereler. 49 maçlık yenilmezliğimize kan doğrayan Sabri Çelik'in, 14. dakikada Recep'e faul yaptın diye gösterdiği sarı, verdiği frikik, bozduğu baraj ihlali ile ikinci sarıdan kırmızı gösterdiği tiyatro sahnesi gözlerimizin önünde. Sayın Kuddusi'nin 58'inci dakikadaki film karelerine bakın. Tıpkısının aynısı. Pozisyonun gol olmamış halini düşünün. İlk düdük top oyunda.. İkinci düdük Tayfur baraj ihlali ve sarı.. Tayfur "Yeter artık" deyip el kol hareketleri yapar ve kırmızı.. Alın size defalarca çalışılmış intikam enstanteneleri. Ve adımladığımız gece sabaha karşı gökyüzünün rengini almış denize götürdü bizi. Tam karşısındaydık denizin. Beleştepe'de.. Sol karşımda 'Kapalı' bütün haşmetiyle bize bakıyordu. 'Cefakar açık' sırt vermişti bize, biz de onlara söz verdik.. Tek bir Beşiktaşlı evde seyretmeyecekti maçı. Meyhaneler, restaurantlar kusura bakmasın ama bomboş olacaktı. Biz halk takımıydık ve halkın asaleti çektiği çilelerdendi. Onun için stada koşacak, tribünlere yürüyecektik. Hem de bu asi başımızı, yumruğumuzun içine koyarak. Bu dava, Akaretler'dekilerin değildir yalnızca. Bu dava yürekleri çatal bütün yiğitlerindir. Bu işin yazarı, çizeri, muhalefeti, iktidarı yoktur. Çocuklarımıza bırakacağımız yegane miras olan bu münevver ve güzide camia hepimizindir. Beşiktaş camiasına hürmetlerimle.
------------------------------------------------------------------ 16/02/2005
HAYATIN ANLAMI Karısından ayrı yaşıyordu. Mahkeme onları bir celsede boşamıştı ve 11 yaşındaki delikanlı anneye verilmişti. Karısının, duruşma salonunda hakime anlattıkları, dudaklarında gülümseme, kulaklarında çınlama yapıyordu. "Hafta içi basket, hafta sonu futbol maçlarına gider, bize hiç vakit ayırmazdı. Uykusunda hakem isimleri sayıklar, federasyonu istifaya davet ederdi. Evin içinde Beşiktaş'tan başka bir şey konuşulmazdı. Meğer bu adam benimle değil, Beşiktaşla evliymiş" sözleri; İnönü'nün bütün koltuklarına kazılıydı sanki. Bütün bunlar yetmezmiş gibi haftada bir gördüğü oğlu babasının elinden tutarken "Baba, beni maça götürme. Çünkü hakemler Beşiktaş'ı sevmiyor, ben de hakemleri sevmiyorum" dediğinde, dudaklarının arasından "Beşiktaş'ın Beşiktaş'tan başka dostu yok" mırıldanmaları ancak çıkabilmişti. 11 yaşındaki çocuğun bile sevgisinden yoksun bu hakemler, nefret bahçelerinde mi büyümüşlerdi acaba? Bu sefer adaletli maç yöneteceklerdi.. En azından öyle umuyordu.. Ve çocuğuna söz vermişti hakemler adına.. Beyninde, karısının hakime söyledikleri vardı.. Yüreği ise inadına Beşiktaş diyordu. Çocuk, 12. dakikada verilmeyen penaltı sonrası babasına şöyle yandan bir bakış attı. Baba mahcup ama azimliydi, ses etmedi. 19. dakikada Ronaldo sahada, adam da çocuğunun yanında kıpkırmızı olmuştu. Çocuk aklıyla işi çözmüştü. Ama babasını kıramıyordu. Onu, en sevdiği tribüne "Kapalıya" getirmişti. Babasının omuzlarında ilk maça gelişi ve tribünün onu "Yavru Kartal" diye selamlamasını asla unutamazdı. Babası, tribünle beraber iyice galeyana gelmişti. Futbolcu onur mücadelesi veriyordu. Beşiktaş ruhunu iyice hissetmeye başlamışlardı. "Hep böyle oynayın canımızı verelim" nidaları, 2-0'ın coşkusuyla tavan yapmıştı. Adam çocuğunu kavrayarak "İşte bu ruh, bu onur mücadelesidir aşık olduğum. Ama annene bunu bir türlü anlatamadım" derken gözleri nemlenmişti. Aynı gece çocuğun annesi, baba ocağında TV'den Beşiktaş maçını izliyordu. Yaşadıkları gözünün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı.. Kocasını ilk gördüğü yer kapalı tribünün C kapısıydı. Şakır şakır yağmur yağıyordu ve delikanlı çubuklu bir forma giymişti. Birbirlerine aşık olmuşlardı.. Delikanlı, kutsal apoletli formayı oracıkta kendisine hediye etmişti.. Genç kadın, babasının şaşkın bakışları arasında o kutsal formayı üzerine giydi. Hayatın anlamını, iş işten geçtikten sonra anlamıştı. Volume tonlaması sonda olan TV'den Beşiktaş taraftarının sesi bütün odayı sarıyordu: "Bir anda tutuldum aşık oldum ben, hayatın anlamı siyah-beyazdı.."
----------------------------------------------------------------------- 20/02/2005
Kim Bilir ?
Rıza'nın talebeleri çatal yürek çıkmışlardı sahaya. Hissedilmesi gerekeni hissediyorlardı. Öyle ya sevmek için önce hissetmek gerekiyordu. Aşksız geçen günlere isyan eder gibiydiler. Her yerde adeta bittiler. Ne boş bir alan bıraktılar, ne de sahada basmadık yer. Dönülmesi gereken virajlardan biriydi. Belki de tünelin ucundaki ışıktı. Kim bilir? Belki de uyuyan devlere kalk borusuydu. Sesiydi belki isyanların. Lakin! Dönüşü olmaz bu seferlerin. Tadı damağımızda kaldıkça isteriz. İlle de ille sevdaları düşleriz. Antep'in acılı diyarlarından şen şakrak baklava börek döndüler. Isınma turları on numara geçti. Cicim ayları kazasız belasız son buldu. Her şeyden önemlisi kazanmayı öğrendiler. Belki de ölü toprağı kalkmıştı üstümüzden. Kim bilir? Belki Rıza'nın gönlündekiler ayna olmuştur sahaya. Rekor bile çıkar bu sevdadan. 16'da 16 yapın diyen taraftar bir şey mi biliyor yoksa? Kim bilir? Geçen senenin hırsız ilahları kendini affettirecektir belki de... Baksanıza son 13 haftanın 1 maç eksikli lideri konumundaki şanlı Beşiktaş, taraftarlarının da kayıtsız şartsız desteğini almış durumda. Gol dağlarına çabuk çıktık. İnişi uzun oldu. Çetin bir mücadele sonrası dimdik ve zaferle ayrıldık oralardan. Laf aramızda ne zamandır gol de yemiyoruz. Onu da öğrenmişler. Bırakın gol yemeyi pozisyon bile vermiyoruz. Heyecanlanacak bir dost bile nafile ceza sahamızda. Rıza bildiğiniz üzere çift karbüratör çalışırdı İnönü'nün çimlerinde. Köpek ciğeri gibi cümlesi hep onun için kullanılırdı. Cuma gecesi gördük ki koşmaları, ısırmaları ve kazanma arzuları ile kendini baştan yaratmış. Rastgele dedik kaptan Yolun açık olsun...
------------------------------------------------------------------ 23/02/2005
Hepiniz Suçlusunuz
Yayık ayranı misali çalkalanan futbolumuz utanç dolu söylemleri de aşina ediyor gözlerimize. Kulaklarımıza alenen söylenenler yıllardır cesaret edilemeyenler. Bilinmez değiller aslında. Ne doping ilaçlarını getirenler, ne teşvik iğnelerini yapanlar. Masum değiller asla. Görmezden gelenler, ayıp kapatanlar ve emek çalanlar. Ve günahkarmıdırlar. Çöken futbolumuza parmağını bile kıpırdatmayanlar, yolda yürümesini bilmeyen Letonya'ya elenip finallere gidemeyenler, milyon dolarların uçuştuğu transfer odalarında yorulup aşk yuvalarında final yapanlar. Ve yıllardır Avrupa semalarında bir tek maç dahi yönetemeyenler. Kahrolmaz mısınız ki Bir tek düdük çalamamak ne esef verici bir yüklemdir. Ve sizin eyyamcılığınızdandır 12. Zaragoza'nın 1. FB'yi kendi evinde yenmesi. Sayenizde rahatlığa alışan futbolcularımız bayan voleybol takımı gibi. Elin oğluyla oynadıklarında da yer cimnastiği yapıyorlar. Yuvarlan babam yuvarlan. Bir de her düştüklerinde elinin baş parmağıyla işaret parmağını birleştirip kart göstersene diye hakeme koşmaları yok mu? Hepsi birer pandomimci. Hepsinden hepiniz suçlusunuz. Ligimizin kalitesi istatistiklerde. Avrupa'da sıramız 15. Maça gelen seyirci ahde vefası olanlar. Siz çöken futbolumuzu düzeltmeye uğraşmayın, merdiven boşlukları ile uğraşın. Yarın onları da bulamayacaksınız! Ben bu filmin sonunu biliyorum diyen sinemasever bir daha o filmi seyreder mi? Bir pastayı hep aynı üç kişi mi yer? O zaman kıtlık olmaz mı, kıran olmaz mı? Aç kalmaz mı insanlar? Benim futbolum vardı her hafta sonu evimi süsleyen. Her sabah gazetenin arka sayfası vardı işe giderken okuduğum. Hepsini çaldılar. Şimdi yorumcular ve hikayeleri var. Masal masal yoğuruyorlar bizi. Aynı cadının yalan hamurunu dağ dağ yoğurduğu gibi...
--------------------------------------------------------------------- 27/02/2005
Boşuna Çalkalamayın Anlamlı kalabalıkların toplumlara verebileceği özel mesajlar vardır. Topyekün hareket edebilmenin ayrıcalıkları olduğu gibi... Artniyetsiz Beşiktaş'ı sahiplenmenin "maddi kulvarlar bölümü" özel bir diyet gerektiriyor. Oluşan sinsi girdaplara düşmemek, göğsünü gere gere hür iradeyi özgür düşünceye ifade edebilmek gibi... Beşiktaş camiası bugün mesaiye erken başlayacak. Lakin şer cepheleri ve dedikodu atölyeleri bir haftadır kesintisiz çalışmakta. Bir kişinin bile hakkını "ret" olarak belirleyip yönetimleri ibra etmemesi şırınga edilmekte halkın gözünün içine. Enjekte edilen aslında kötü niyetin sulandırılmış hali. Ucuz malı işportadan alıp belli olan nihai ve etik karardan zarar etmemek asıl amaçları. Sayın kurnaz derebeyleri; boşuna çalkalamayın bu yoğurttan size ayran olmaz. Yani hiçbir Beşiktaş Genel Kurul Üyesi, kavgasını gösteri sirkinde yapmaz. Biz kavgamızı çocukların duymayacağı odalarda yaparız. Bütün yönetimler vermesi gereken hesabı tabii ki verecektir. Ama dedik ya; hesabı yanınızdaki bayanın görmesine gerek yok. Sessizce ödeşiriz. Anlamını layıkıyla bütünleştireceğimiz mali kongrenin maddi çıkar ve rant kapılarına mahal vermeden sonlandırılması ve oradan vardiyanın ikinci bölümüne hızla geçilmesi en büyük temennimizdir. Sakarya maçı Ali Sami Yen'deki mücadeleye açılan ince bir koridordur. Futbolcunun belli bir amaç portresi çizmesi için Sakarya maçı birinci önceliktedir. O yüzden bırakın hakemler kendi yaktıkları kazanlarda yansınlar, ellemeyin. "Hakem" kelimesinin geçtiği bir cümle bile duymak istemiyoruz, bugünkü maçta. Bizim hakkımızda her kim ne düşünüyorsa Allah onlara iki katını versin. Bugün anlamlı kalabalıkların stadı dolduracak olması spor kamuoyuna özel mesajdır. Beşiktaş camiasına hürmetlerimle.
----------------------------------------------------------- 02/03/2005
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Duyulması kargalar arası gülüşmelere yol açan buna müteakip mide kramplarıyla sonlanan TERRÖR kelimesi, ille de birilerine yakıştırılacaksa bu önce futbolu yöneten sonra da yazarak ve yorumlayarak yönettiğini sananlara yakıştırılmalıdır. Futbol yorumculuğunun kompleks tüccarları tarafından sürklase edilmesi ve RTÜK''ün bu tekeliyet karşısında üç maymunu oynaması Türk toplumunda izah edilemeyecek yaralar açmaktadır. Statlarda edilen küfürler yıllardır tartışılmaktadır ancak köşe başlarını tutmuş yorumcuların halka yanlış bilgi vermeleri ve ağır tahrikleri görmezden ve duymazdan gelinmektedir. İnsanlık adına söyleyin, kan değirmenlerini andıran, buram buram eyyam kokan, vatandaşı çıldırtan bu programlar ve yorumcular yokken tribünlerde bu küfürler ediliyor muydu? Sıkılan dişlerin gıcırtısını, akan salyaların görüntüsünü evimizin içine kadar getiren ve hiç kimseye cevap hakkı tanımayan, Şenol''a edilen küfrün pozisyon halini uygulamalı ve açıklamalı anlatan (!) zat-ı muhteremin ruh halini tartışmak üzere bütün psikologları göreve davet ediyorum. Ve bundan sonra İnönü Stadı''nın localarında kim bu adama viski ısmarlayıp goygoyculuk yaparsa, ki bu insanlar kendilerini biliyor, kendilerini Beşiktaş düşmanı ilan edeceğim. Futbolcu kan kusturur, hakem çıldırtır, federasyon racon keser, yorumcular idam ederler. Peki taraftar haklı duruşunu nerede verecek? Nerede kendini savunacak? Yetim, hakkını kime soracak? Be ağalar!.. İşte statlardaki asi ruh, haksızlığa isyan ve fütursuzca haykırış bu sorumsuzluklaradır. Taraftarlara uygulanan zulüm ve cezalar, tahrik musluklarını sonuna kadar açmış bu futbol ulemalarına da yansıtıldı mı? Rivayet odur ki Carew''in tükürüğüne kellesi, güvenlikçinin kafasına İnönü Stadı''nın anahtarlarını isteyen zihniyet, Kadıköy''de Ömer''e atılan şemsiyenin, Trabzon''da sahaya atlayan taraftarın faturasını göstermelidir. Beşiktaş''ın önlenemez yükselişine el freni çekmek isteyenler, Sakaryalı yedeklerle güvenlikçilerin en kötü adliyelik kavgalarını görmezden gelip Şenol''un affedilemez tahriklerini ellerinin kenarıyla köşelere itmektedirler. Biliyorlar ki; Beşiktaş''ın ayak sesleri, saltanat kayığından, taraftarın o hür iradesi sırça köşklerinden edecek onları. Yazık! Ben de Mali Kongre''de yaşadıklarımı anlatacaktım hesapta. 25 senedir camianın içinde olmama rağmen hiç görmediğim yüz ve çehreleri dile getirecektim. Evin teyp ve televizyon kumandalarını kaybetmiştim, onları şikayet edecektim ki meğer o kumandalar kongreye gitmiş... Yüreği Beşiktaş için çarpan yiğitlere saygısızlık yapanlar ve hançeri sırta saplayanlar... Bilir misiniz ki, Gün gelir eşkıya diz çöker ve yetim hakkı sorulur adalet önünde...
--------------------------------------------------------- 08/03/2005
Yarı Açık Cezaevi Milattan önce 1903 tarihinde Avrupa yakasında bir köy varmış. Köyün de bir tarafı inşaat halinde hapishanesi. Hapishanenin de, tesadüf bu ya hiç suçu olmayan 763 adet mahkumu varmııış. Koğuşlarında dışarıdan bakıldığında siyah, kaynar suya atılınca kırmızı renk veren, maliyeti 150 bin lira civarı bir bitkiyi satan terbiyesiz bir ihtiyar bulunuyormuş. Maliyeti 150 bin liraymış ama ihtiyar o bitkiyi 3 milyona satıyormuş. Aynı koğuşta o ihtiyara yan tezgahta eşlik eden, kıymaları misket büyüklüğüne getirip dörder et parçalı halinde ekmeklerin içine koyup 6 milyona satan bir genç mevcutmuş. (Meğer bunlar diplomalı gaspçılarmış) Bu hapishanenin en ilginç yanı, içinde mahkumdan çok gardiyanın olmasıymış. Gardiyanlar, 8'er sıra halinde mahkumların arasında dolaştırılır ve oturtulurmuş. Lakin gardiyanlar da rahatsızmış bu işten ama ne yapsınlar, emir demiri kesermiş. Sonra, mahkumlar monotonluktan kurtulsun diye yuvarlak bir nesneyi 22 kişinin kovaladığı, onları idare etsin diye de sağa sola koşuşturan bir adamın olduğu bir oyun peydahlamışlar. Ama oyunu seyretmeyi de ücretli yapmışlar. Hem de tam 66 milyon lira.. Hikaye bu ya, mahkumların hepsi tahsilli, uyanık ve civa gibi.. İşi oracıkta çözmüşler!!! Devir hesap devriymiş. Rakamları bu kadar yüksek tutmalarının ana sebebi, bir tarafı inşaat halinde olan hapishaneye finans sağlamak. Mahkumlar, hapishane yönetimini protesto amaçlı o oyunu seyretmeyeceklermiş ama "Manevi mecburiyet" zorunlu kılmış hallerini. Özgürlük ve hürriyet düşünceleri süslermiş düşlerini. Saz çalmışlar, davul çalmışlar hücrelerinde. Ve beklenen gün binbir zahmet ve binbir suratla ıkınarak, sıkınarak kapıya yaslanmış. İkisi de üzgünmüş?! Mahkumlar ve hayalleri. Lakin, hapishaneden dışarı çıkmak, içeri girmekten zormuş. İçeri girerken 3 kere aranıyormuşsunuz, sonra nüfus kağıtlarınız kontrol ediliyormuş, en sonunda ikametgah istiyorlarmış. Yoksa, en yakın muhtara gardiyan gözetiminde gidip, çıkartıyormuşsunuz. O kadar!!! Ya dışarı çıkarken.. Sizi, inşaat halindeki yere davet ediyorlar. Önce yürüyorsunuz, sonra kocaman bir su birikintisi. Çare yok, yüzeceksiniz. Akabinde, 1.5 metre yüksekliğinde demir set.. Oradan da atlayacaksınız. Atlarken düşünüyormuş mahkumlar.. Pentatlonda mıyız, triatlonda mıyız? Durun bitmedi.. Basık bir odaya giriyorsunuz. Arkanızda binlerce gardiyan. Evhamlıysanız, yandınız. Nefes dahi alamazsınız. Tam kapıyı görüyorsunuz, "yaşasın özgürlük" diye bağıracaksınız; kapı kapalı.. Tek tek çıkartılıyorsunuz. Ve nihayet temiz hava, bol oksijen. Ama o da ne.. İstediğiniz yere gitmek mümkün değil. Oklar ve tabela, istikamet olarak aşağıyı gösteriyormuş. Tabana kuvvet.. Ama yalnızca marş! O hapiste ceza çekmeyenler için bir örnek vereyim.. Cezanız bitti, kapının önündesiniz, eviniz de hemen bir arka sokakta.. Evine gidemezsin hemşeriiiiim! Önce istikamet nereyi gösteriyorsa, oraya. Taaaa öbür şehre.. Ya dostlar, işte böyle.. Neler yaşanmış o köyde neler. Sahi.. Hiç yoktu aklımda bu hikaye.. Lakin Cumartesi, ALİ SAMİ YEN'deykene!!!
----------------------------------------------------------------- 16/03/2005
O Koltuklarda Rahatmısınız? Yağan karın İstanbul hükümdarlığı az sürmüştü. Güneş, hava durumuna el atmıştı. Mavi gökyüzüne hasret benliğimiz, paltoları bir celsede boşamıştı. Nakkaştepe güzergahında her adım atışım bir telefon çalışına eşlik ediyordu. Malum, Beşiktaşımın aşırı kan kaybedişinden dolayı bir burhan dönemi yaşıyorduk. Ankara'nın yolları taşlıydı. Ve biz oralarda istenmiyorduk! Lakin bitmek bilmeyen bir isyanın haykırış nakaratındaydık. Her çalan telefon sesi "İmdat" diyordu. Ankaralı, İstanbullu ama Beşiktaşlı hiçkimse stada alınmıyordu. Tepki telefonları Ankara ahalisindendi. Tribünler boş olmasına rağmen 14.30 itibariyle kapılar kapanmıştı. Gişeler paydos etmiş, biletler aforoz olmuştu. Beşiktaş'ı seyretmeye gelen binlerce taraftar kapı dışarı bırakılmıştı. Bu muydu sayın Melik Gökçek'in misafirperverliği!! Ya da 5149 sayılı madde ne demekteydi. Hatırlayalım! Hiç bir kulüp toplu bilet alamaz ve dağıtamaz. Oysa bütün belediye çalışanları, Büyükşehir Belediye Ankara sevgisiyle tribünlerdeydi!!! Samet Aybaba'nın, "Beşiktaş'ı ciddiye almadığımızdan yenildik" beyanatı ise benim gibi yüzbinlercesini kendine getirdi. Biz potansiyel düşmandık. Cemlerden Papila olanı, Kayseri-Samsun maçında Mike Tyson'ın (yumruğunu görmezden geldi ve sarı kartını nezaketen çıkardı. Oysa, İbrahim Üzülmez'e Samsun maçında gösterdiği kırmızı kart, Teksas İlçe Düellosu'nda çekilen silahlara benziyordu. Kin, nefret ve intikam (Aferin hocam devam)! Cemlerden Deda olanı ise, play-station kabiliyet katiliydi. Penaltıların ön plana çıkardığı hakemlerin kablosuz yayınıydı. Lakin UEFA'ya şikayet dilekçesinde yeni bir kuralda ısrar ediyordu. "Ceza sahasında topa vurulan her tekme penaltıdır!?" Wederson'un bize attığı penaltının tekrarı, Carew'in Sakarya'ya attığı penaltıyla örtüşmüyor mu ? Tekrarlattık diye yaygara yaptınız. "Alın sizinkini de tekrarlatıyoruz" mantığı içermiyor mu? Ve biz nereye gidiyoruz. Milyon dolarların uçuştuğu ligimizde, maç sonuçlarını futbolcular yerine hakemler mi belirleyecek? O zaman futbolculara verilen astronomik rakamlar niye? Bu işe kimse dur demeyecek mi? Ekmeğini futbol sektöründen kazanan tüm insanlar, rahatsız olmuyor musunuz? Nedir bu, "Ben tuttuğum takımın analizini ve kritiğini yaparım" mantığı. Futbol elden gidiyor, yanında basketbolu da götürüyor. Bir adamcılık, bir eyyamcılık almış başını gidiyor. Tahrik adeta açık arttırmada. Çifte standart karaborsada. Ve siz futbolun patronları, Merdiven boşluğu diye zıplıyor, küfür ediliyor diye milyarlarca ceza kesiyorsunuz. Bir sürü kampanya da cabası. Arızalı maç yöneten hakemlere, 10'ar bin dolar ceza kesebiliyor musunuz, oturduğu maç yorumcusu koltuğunu hükümet koltuğu zannedenlere hak mahrumiyeti verebiliyor musunuz, yanlı yayın yapanları RTÜK kapatabiliyor mu? Siz ondan haber verin. Önce yukarıları temizleyin sonra göreceksiniz ne küfür kalmış ne de merdiven boşluğu.
----------------------------------------------------------------- 21/03/2005
O Yosun solucan harcıdır Onlar kötü günlerin vazgeçmez bekçileriydi. Ülke ekonomide, "Titanik"i oynarken para tarlalarında tırpan sallar gibiydiler. Onlar yoktan var etme savaşının yenilmez kahramanıydılar. Acımasızlık sahnelerinde diş sıkan dublörü oynuyordular. Beşiktaş taraftarının yıllardır süren bu onur mücadelesine ve evelsi gün başlayan küfürsüzlük eylemine herkesin destek olması şarttır. Borsanın kara lakaplı olanı Cuma günü ellerinin kirini 25 milyona satıyordu. Akatlar, Fener maçıyla tarihi gün yaşarken, karaborsacıların müthiş zaferi insanı canından bezdiriyordu. 3 bin kişinin dışarıda kaldığı basket maçının belleklerdeki dedikodu örnekleri FB TV'nin yaptığı yanlı yayındaydı. Bakın dostlar derbi maçlarda tansiyon, içilen tuzlu ayranlara bağlıdır. Azınlıkta kalan tarafın psikolojisi bilinç altıyla beraber dikkat çekmek ister. Hoplar, zıplar, agresif olur. Bu her yerde böyledir. Velhasıl 150 kişilik Fener taraftarı da 7-8 civarı maytabı sahaya fırlatarak Beşiktaş takımının konsantrasyonunu bozmaya çalıştı. Buraya kadar herkesin canı sağolsun. Normaldir. Ama! FB TV'nin kendi taraftarlarının attığı maytapları Beşiktaş tribünlerine mal edip ekranlardan sarı-laci haykırması kendi günahlarıyla iç hesaplaşmasıdır. Vebali kendi boyunlarınadır. Yetkili ve etkili şahısların televizyonlarından cihat çağrılarını andırır vaziyette Beşiktaş camiasına potansiyel düşman sağlaması bizi fazla düşündürmez. Düşünmesi gereken kurumlar vardır. Önce federasyon, RTÜK. Hatta pek renkli basın. 3 hafta önce Beşiktaş'tan sabıkalı Selçuk Dereli'yi başkanın başlattığı kampanya akabinde hemen ve tekrar sahaya süren, küfür olayı sanki sırf Beşiktaş'ın sorunuymuş gibi davranan, başkanınızın "küfür etme" kampanyasını bütün gazeteler dahil 3. sayfalarda işleyen bütün sorumlular düşünmelidir. 88 dakika tek bir küfür etmeyen Beşiktaş taraftarını zorla küfüre teşvik eden Selçuk Dereli de düşünmelidir. Zira tahrik çok önemli bir suç ve bugüne kadar edilen küfürlerin altyapısıdır. Böylesi önemli derbi öncesi bir ilki başarıp 22 futbolcuyu tribüne çağırdıktan sonra bize "Katil" diye bağıran Trabzon taraftarı da düşünmelidir. Beşiktaş taraftarının sırtındaki yargısız kamçı izleri şevkimizi, şafkımızı, bulut güllerinden daha bir suna yapmıştır. Lakin yosun solucan harcıdır. Bunları da düşünün. Her hattığıyla hedef halinde olan bu camia yaşlısıyla genciyle travma yaşamaktadır. Federasyonun bizzat kendisi arabayı üzerimize sürmektedir. Selçuk Dereli bu maçta neyin nesidir, hatta ne demektir!
------------------------------------------------------------------ Kaldırım Ciğer ve Zar
26/03/2005 Sumakla yoğrulmuş, ince ince kıyılmış soğanın kızarmış patatesle koluna girdiği, servisinin uzun kayık tabaklarda yapıldığı, kare kare doğranmış bir yakışıklı vardır... Arnavut ciğeri. Siyah-beyaz resimlerde hissettiğimiz, kokusunu büyüklerimizin anı defterlerinde aldığımız ne aşkların son bulduğu, şairlerin ilham kaynağı İstanbul sokakları. Buram buram tarih kokan bu şehir sokaklarının, kare kare taşlarla döşenmiş mistik bir yapısı vardır... Arnavut kaldırımı. Hilenin olamayacağı, masaların hakimidir. Kendine göre ters raconu, değişik kuralları vardır. Barbutu heyecanlı ve canlı kılar. Köşeleri kırık olduğundan masa üzerinde cilve yapar, naz eder... Arnavut zarı. İnsanların para harcamaya korktuğu, dolayısıyla ekonominin yerlerde olduğu, ama milli değerlerin sıkı sıkı sarmalandığı, hocasına bir tek futbolcu yüzünden cephe alınabilen, maneviyatı her dönem yüksek bir ülkeyle karşılaşacaktır,
Arnavutluk Milli Takımı
Biz bu ülkenin evlatları olarak milli duygularla karışık, milli hasretlerimiz vardır. İlk basamak bu gecedir. Futbolla yaşayan bir gençliğin bireyi olarak Almanya'ya gitmek istiyoruz. Yüreği çatal, yumruğu sıkı, bu ülkeye borcu olan bütün futbolcuların bu akşamki mücadelesi onuruna ve şerefine olmalıdır. Bu ülkenin bu akşamki galibiyete şiddetle ihtiyacı vardır. Bunu sağlayacak da, başaracak da futbolculardır. Hem de gayrisiz. Aslında bu yazı 500 Beşiktaşlı delikanlının Abdi İpekçi Salonu'na terk edilip, oradaki türlü maceradan geçtikten sonra ayakta ve hayatta kalabilmesiyle ilgili bir yarışmaya ait olabilirdi. Ağızlarında "Terörü engelleyeceğiz" diyenlerin tatbik emir ve uygulamada (Mesela su satmayarak işkence) beyinsel olarak terörü körüklediklerini okuyabilirdiniz. Ama ben bugünümü Türk Milli Takımı'na ayırdım. Hadi bakalım, milyon dolarlık futbolcular, gösterin hünerinizi, kırın şu, Arnavut inadını. |