TİCARET: BAĞIMLILIĞIN TARİHSEL KÖKENÎ Türkler, Anadolu'ya geldikleri zaman ticaret Bizanslıların denetimindeydi. Selçuklular, Anadolu'yu aldıklarında, Müslüman tüccarlar, Venedikliler gibi Hıristiyanlarla doğrudan ticaret ilişkileri kurduklarından, Bizans ve Anadolu, ekonomik olarak zayıflamaktaydı (Akdağ, 1974a:431-432). 11. yüzyıl sonlarında Haçlılar, Suriye ve Antakya'yı alınca, Doğu Akdeniz ile Avrupa arasındaki ticaret, Bizans'ı dışarıda bırakan bir biçimde gelişti ve imparatorluğun ekonomik olarak çökmesine yol açtı (Goitein, 1970:55). Doğu Akdeniz'de küçük devletler biçiminde örgütlenen Haçlı kalıntıları, Batı'ya, Doğu ile doğrudan ticaret yapma olanakları sağlamıştı. Bu olanak 13. yüzyıl dolaylarında, Avrupa'da önemli ölçüde bir sermaye birikimine yol açtı, Doğu'nun (Anadolu'nun) örgütlenmemiş tüccarları, "kredi mektubu" gibi yeni yöntemler kullanan Batılı tüccarlar tarafından sömürülüyorlardı. 13. yüzyılda Doğu ve Batı arasında ekonomik ilişkilerin ardında yatan belirleyici temel öğeler şöyle özetlenebilir: Papa, Mısır'a ve öteki Müslüman ekonomilere karşı, Doğu Akdeniz ticareti üzerinde birtakım kısıtlamalar yapmıştı, İtalyan tüccarları sürekli olarak Doğu'dan (Bizans'ı da içeren bir biçimde) Batı'ya sermaye aktarıyorlardı. Ekonomik sömürü düzeni son derece özenle, sağlam bir biçimde kurulmuştu. Bu arada, Batı'da ortaya çıkmakta olan ulusal devletler, ticareti devlet eliyle de desteklemeye başladılar. Batı'nın sanayi merkezleri bakımından yoğun etkileşim, mamul maddeler ticareti bakımından Doğu'yu dışarıda bıraktı ve onu, bir hammadde üreticisi olarak, Avrupa'ya bağımlı kıldı (Akdağ, 1974a:439). Bütün bu öğelere ek olarak, Anadolu'nun Moğolların saldırısına uğraması, "Müslüman dünya"nın ekonomik kargaşalığını artırdı. Osmanlılar, Anadolu'yu ellerine geçirdikleri zaman, yüksek göç oranı ve Türklerle Bizanslılar arasındaki yeni işbirliği, yarımadanın ekonomisini geçici olarak yeniden canlandırdı. Bu canlanma, savaş sonucu ele geçirilen malların Kümeliden Anadolu'ya aktarılması ile de bir süre için pekiştirildi. Fakat, tarih içinde yerini şaşırmış denilebilecek bu canlanma bir süre sonra, zorunlu olarak sona erecekti. Çünkü bu canlanma Türklerin üstün yönetim yeteneklerinin bir ürünü olarak yapay bir biçimde gerçekleştirilmişti. Oysa, Doğu Akdeniz, çoktan, "kapitülasyonlar denilen ayrıcalıklar biçiminde kurumlaşmış ilişkilerle, Batı'ya bağımlı duruma gelmişti. Böylece, imparatorluğun her türlü sermaye birikimini engelleyici toplumsal ve siyasal yapışma ek olarak Akdeniz'de ve Anadolu'da çok önceden belirlenmiş olan ekonomik koşullar da, Batı'ya sermaye aktaran ticarî ilişkiler yoluyla, Osmanlı ekonomisinin kuyusunu kazıyordu. Ekonomiyi zayıflatan bu süreç, Batı, yeni ticaret yollarını bulduktan, Yeni Dünya'ya ulaştıktan, oralardan altın ve gümüş getirdikten ve "merkantilist" bir siyaset izlemeye başladıktan sonra daha da hızlandı. |