07-02-2007, 09:44
|
#13 |
| Guest | Kişinin anayasal düzene uygun düşünmek zorunluluğu olmayıp, uygun davranmak zorunluluğu bulunduğu için, anayasal yöntemler çerçevesinde düzeni değiştirmeye yönelik görüşler dahi özgürlük konusu oluyor.[1] Düşünce ve görüşlerin özgürce açıklanmasının, siyasal iktidar da içinde olmak üzere her kurumun ve kuruluşun özgürce eleştirilmesini, halkın haber almasını, öğrenmesini, olaylar ve sorunlar üzerinde düşünmesini sağlayacak araç ise, hiç kuşkusuz basındır, yayınlardır. Kitle iletişim araçlarıdır. Sansür bütün bunları hedef alıyor. Klasik anlayış, sansürü "İktidarda bulunanların korunması zorunlu gördükleri toplumsal, ahlaki düzeni baltalayan ya da baltalayacağına inandıkları düşünce, kanı ve eğilimlerin ortaya çıkışını sınırlama politikası" diye tanımlamıştır. Bugün ise geniş anlamıyla sansür " Özgürlüklerin kullanılmasının denetimi" olarak görülüyor. "Düşünce Suçu Yasağı" ile ilişkilendiriliyor. Bir ülkede anayasayla ya da yasalarla düşünceye sınır getirilmişse, orada dolaylı sansürün yürürlükte olduğu sonucuna varılıyor. Burada ceza korkusu dolaylı sansür olarak görülüyor. Buna "Cezai Sansür" de deniliyor. Basının özgürce çalışmasını engelleyecek herşey örtülü sansür ya da gizli sansür sayılır.[2] Asıl sansür (önleyici sansür), basındaki haber, yazı vb ürünlerin basından önce denetlenmesidir. Prof. Faruk Erem'in deyişiyle "Sansür yasayla konulacağına göre, yasal ama hukuka aykırıdır."[3] |
|
| |