Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-02-2007, 14:49   #128
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

No.: 24 Sayfa 51 12 Cemaziye’l Ahir 1313
Tenbih 9
Beyanlarını fark edenlere göze her kelam - cümledir. Fakat her cümle kelam değildir. Zira yukarıda dediğimiz vecihle kelam-ı nam söz demek olup mütekellim dediğini onunla ifade eder. Muhatap da ne denildiğini anlayıp başka bir söze muntazır olmaz yani söz yarım kalmaz. Mesela: (Neşide Hanım geldi) terkibi ifade-i temaya haiz olup hem kelam hem cümledir. (Neşide hanım gelir ise) terkibi cümle olduğu halde kelam değildir. Çünkü (gelir ise) kelimesinden sonra ne olacaktır. Ne yapacaktır, falan gibi tereddüd ve diğer bir sözle ekmal-i kelama intizar lazım geldiğinden nakıstır. Binaenaleyh kelam addedilemez.
Kelamı teşkil eden cümleler ya (haberiyye) yahut (inşaiyye) olur. Haber-ı sadıka ve kezbe yani yalana ve gerçeğe ihtimali olan sözler. Mesela: (Neşide hanım gelmiştir.) yahut (gelmemiştir) terkipleri birer cümle-i haberiyye olup zira gerek gelmiş ve gerek gelmemiş densin: Bunun sıdk ve kezbe ihtimali vardır.
Fakat (mektebe git). (Ders çalış) kelamları gelmemiştir, gelmiştir gibi haber nevinden olmayıp emr ve tenbih kabilinden bulunmakla yalan, gerçek addolunamayacağından cümle-i inşaiyye demek olur.
İşte kelamımızı teşkil eden cümleler bu vecihle yani sıdk ve kezbe ihtimali olan haberle sıdk ve kezbine ihtimali olmayan inşaiyandan ibaret olmakla (isnad-ı haberi) ve inşa namlarıyla iki kısma ayrılmıştır.
İsnad-ı haberi ve inşa ile bunlara talik eden kavaid ve sairenin sırasıyla tarif ve izahı mulkarrer olup ancak buraya kadar yazdığımız kavaidden serlevhamız olan (Ahenk-i manevinin) suret-i husulini istihrac edebileceğimiz cihetle mukaddemeten ve muntasaran beyanına lüzum görülmüştür.
  Alıntı ile Cevapla