Tenbih 11 Kelamın muktezayı hale mutabakatını anlatmıştık. Şimdi muktezayı zahire mutabakatından bahsedeceğiz. İlm-i meaninin buna dair olan mesail-i zannedildiği kadar güç anlaşılmaz değildir. Çünkü hergün söyleyip yazdığımız sözlerde gerek mukteza-yı hal ve maslahata ve gerek muktezayı zahire muvafakat aramakta ve icabına göre bu muvaffakatı muhalikasa tebdil etmekte isek de tetkikatına girişmediğimizden anlayamamakta yahut farkına varmamaktayız. Mesela (Hace Efendiye) hitaben (söz söylediğiniz diyoruz. Halbuki H’ace Efendi bir şahıstır iki üç kimse değildir. Müfret yerine cem edeni kullanmak ise mukteza-yı zahire muhalif olduğundan müfret muhatap zamiri olan (sen) kelimesiyle hitap icat eder idi. Keza: Esna-yı ifadede (bendeniz, cariyeniz) diyoruz. Hal bu ki o zatın hakikaten bendesi ve cariyesi değiliz. Eğer kendimizi kast ve ifade edecek isek mütekellim sigasıyla ben demeliyiz. Bendeniz, cariyeniz deyişimiz mukteza-yı zahire muhaliftir. Keza: (Hace Efendi mektepte bir güzel oda yaptı) denilir ki hace efendi mimar olmadığı cihetle odayı bizzat yapmamıştır. Elbette mimar ve ameleye yaptırmıştır. Şu halde sözümüz mukteza-yı zahire muhaliftir. Şu birkaç misalden mukteza-yı zahire mukatabaktın ne demek olduğu anlaşılıyor. İlm-i meani bunları tafsilen beyan etmiştir. Fakat bize o kadarının lüzumu yoktur. Ancak anlamalıyız ki (sen) diyecek yerde (siz) ben diyecek yerde (cariyeniz) demekte ne nükte vardır? Kelamın mukteza-yı hal ve zahire mutabakatı lazım geldiği halde bu muhalefetlere sebeb nedir. (Ben) diyecek yerde (bendeniz), (sen) diyecek yerde (siz) demek tazim ve tevazu içindir. İşte kelamın mukteza-yı zahire muhalif irat ve icracında böyleler nükteler vardıry. Sözün gelişine ve salikasına göre mutabık ve muhalefet irad olunabileceği gibi iktizasına göre kasr ve tatvi olunabilir yani uzun kısa olabilir. |