İşte bu enerjik tutum karşısında Gürcüler, Türk isteklerinin kabul edildiğini 23 Şubatta Ankara’ya bildirmiş ve Türk birlikleri de 23 Şubat akşamı, “Ahalinin tekbir sadaları” arasında Ardahan’a girmişlerdi. Ancak iki gün sonra yani 25 Şubat’ta, “Gürcü İhtilâl Komitesinin Tiflis’te Sovyet Gürcistan’ını ilân etmesi” üzerine Gürcü Hükümeti, Tiflis’i terk ederek Batum’a çekildi. Fakat bu hükümetin orada da tutunacağı şüpheli ili. O takdirde Batum’un Türk topraklarına katılması bazı güçlüklere yol açabilirdi. Zaten Ankara Hükümeti, 21 Şubatta Gürcülere verdiği notada bu düşünce ile Batum’dan söz etmemiş ve bu işi, Gürcülerle imzalanacak olan anlaşma sırasında konuşmayı ve bir plebisitle sonuçlandırmayı uygun mütalaa etmişti. “Şark Cephesi” Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’da, “Muhafazası güçlükler yaratacak olan” bu şehrin işgal edilmemesini ve meselenin, Ruslarla anlaşarak kökünden halledilmesini istiyordu. onun için hükümet, Kazım Karabekir Paşa’nın 1 Mart’ta yaptığı tavsiyeyi, 3 Mart’ta Büyük Millet Meclisine götürmüştü. Fakat Gürcistan’daki Türk temsilcisinin 6 mart’ta gönderdiği bir telgraftan, Gürcü Hükümeti’nin Batum, Ahıska ve Ahılkelek kasabalarının da Türkler tarafından hemen işgal edilmesini istediği anlaşılınca Ankara Hükümeti hemen askeri hareketlere girişmeğe karar vermiş, fakat işgal edeceği bu topraklar üzerinde Gürcü idaresinin devam ettiğini, yapılacak olan işgalin sadece askeri olduğunu, işgalin, Ruslara karşı bir Türk-Gürcü ittifakı olmadığını, bununla beraber, Batum’un Misak-ı Milli sınırları içinde bulunduğunu ilgililere bildirmişti. Fakat, kendi fikrine uygun düşmeyen bu işgal hakkında Kazım Karabekir Paşa, “Batum bölgesinde Bolşeviklerle karşılaşacak müfrezenin” hangi davranış içinde bulunacağını Ankara’dan sorduğu vakit kendisine verilen cevap doyurucu olmamıştı |