Bu durum karşısında İstanbul Hükümeti işin gereğini düşünmüş ve bu davete katılmamayı sakıncalı gördüğü için, Ahmet izzet Paşa başkanlığında, “Mütareke Komisyonu reisi Ethem, kalem-i mahsus müdürü Haydar ve kâtip Kadri Beylerden” kurulan, bir heyetin hemen yola çıkarılmasını ve fakat “Ankara heyetiyle ahenk ve uygunluk sağlanmasına gayret edilmesini hal ve maslahata muvafık” görmüştü. Ahmed İzzet Paşa heyeti bu talimatla, kara yolundan, hemen Paris’e hareket etti. Anlaşılıyordu ki, İstanbul hâlâ kendini her şeyin üstünde görmekte, fakat milli menfaatları korumak üzere Ankara ile ahenk içinde bulunmayı da gerekli saymakta idi. Ancak onların tutumu Ankara’ca hoş karşılanmamış ve İstanbul’un yerilmesine sebep olmuştu. Öte yandan 7 Martta Marsilya’ya varan ve orada Franklin Bouillon ile görüşen Yusuf Kemal Bey, daha sonra Paris’te, Poinacaré ile de konuştuktan sonra Londra’ya gitmişti. Burada verdiği bir demeçte, “Ankara ile İstanbul arasında fikir birliği var. Ben yalnız İ’tilâf devlet adamlarıyla fikir teatisi için geldim” diyen Yusuf Kemal Bey, 16 Martta Lord Curzon ile de konuşmuştu. Fakat ne Poincaré ne de Lord Curzon, Türk milli davasını henüz kabul edecek halde değillerdi. Nitekim, Fransız devlet adamları, Türklere sempati göstermekle beraber, müttefikleriyle birlikte hareket etmeyi daha uygun buluyor ve bu sebeple de Misâk-ı Millîyi kabul ettiklerini açıkça söylemiyorlardı. |