İşte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla, bir yandan Mustafa Kemal
Atatürk'ün özellikle dışarıya karşı istediği meşruiyet sağlanırken, öte
taraftan, --Oligarşinin Demir Yasası-- işlemeye başlıyordu. Bu kaçınılmaz
olmanın da ötesinde, zorunlu bir gelişmeydi.
Bağımsızlık Savaşı sonrası reformlar kadar, bağımsızlık savaşının
kendisinin başarılmasında da kaçınılmaz bir işlev sahibi olan Türkiye Büyük
Millet Meclisi, aslında son derece hızlı ve etkin kararlar alınması gereken
bir savaş döneminde, özellikle eşcinsten olmayan niteliğiyle önemli bir
--ayak bağı-- olabilirdi. Bir --ayak bağı-- olmak için her özelliğe de sahipti:
Ayrı cinsten olmanın ötesinde, çok üye, Mustafa Kemal'i anlamaktan da,
anlayınca onaylamaktan da çok uzaktı. Düşmanın kovulma yöntemleri dahil,
hiçbir konuda düşünce birliği yoktu. Birçok serüvenci ve çıkarcı da Meclis
sandalyelerini kapabilmişti.
Mustafa Kemal Atatürk, Michels'i bilmiyordu ama, devrim yöntemlerini ve
örgütsel alışmanın yarar ve zararlarını, erdem ve sıkıntılarını biliyordu.
Mustafa Kemal bir yandan TBMM'nin kendisine sağlıyacağı yararları biliyor,
öte yandan, savaş içinde gerekli olan hızlı karar alma mekanizmasını
engelleyeceğinden korkuyordu. Bir kaygısı da, sonradan yapacağı reformlara
karşı çıkılmasıydı. Bu nedenle, daha baştan birtakım önlemler almıştı.
Bunların başında, Meclis'in seçim mekanizmasına kendi görüşünü
benimseyenlerin egemen olmasını sağlamak geliyordu. Bu çalışmamda ben,
özellikle Meclis için yapılan seçim mekanizmasını aynıyla aktararak bu konuya
dikkatleri çekmek istedim. Çünkü, Mustafa Kemal'in devrimci dehası ve örgütçü
niteliğini en iyi belirleyen örneklerden biridir yeni Meclis'in seçilmesi.
İşin ilginç yanı, olayın önemini kendisi de büyük Nutuk'ta belirtmektedir: |