Tekil Mesaj gösterimi
Alt 28-02-2007, 12:46   #51
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Temel şey öznel faktörü inşa etmektir. Şu anda Marksizmin güçleri zayıf. Fakat imkânlar mevcut. Tüm Stalinist partiler krizde. Troçkizmin fikirleri, KP’lerin tabanında ve gençlik içinde artan bir ilgi uyandırıyor. Gazetemiz, aktivistler arasında iyi tanınıyor. Web sitemiz büyük bir başarı elde etti. Bunlar, üzerine yaslanabileceğimiz önemli kazanımlardır.
Lenin’in söylediği gibi, Marksistlerin görevi “sabırla açıklamaktır”. Bizler sabırla gerçek Marksizm-Leninizmin (Troçkizmin) teorilerini, politikalarını ve programını açıklamalıyız. İşçilerin ve Komünist hareketin ileri muhafızını gerçek Marksizmin programına kazanmalıyız. Tüm Komünist Partilerde, Stalinist önderliğe ilişkin bir hoşnutsuzluk var ve en iyi unsurlar alternatif arayışı içindeler. Troçkizmin fikirlerine artan bir ilgi söz konusu.
Doğu Avrupa
Doğu Avrupa –ya da en azından onun en gelişmiş kısmı olan Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti– kapitalizme Rusya’dan daha hızlı ilerledi. Doğu Almanya’nın durumu özeldi, çünkü burada karşı-devrim onun Batı Almanya tarafından yutulmasıyla gerçekleşti. Aslında, diğerleri de Almanya’nın uyduları haline geldiler. Daha önce var olan sekiz ülkeden, en az 27 ülke doğdu (Montenegro Yugoslavya’dan koparsa 28; Kosova ve Çeçenistan da eklenirse 29 ve 30).
Emperyalistler, Doğu Avrupa üzerindeki kontrollerini kolaylaştırmak için bu eğilimi teşvik ettiler. Alman emperyalizmi Doğu Avrupa’nın Balkanlaştırılmasına ön ayak oldu. Çekoslovakya’nın bölünmesi gerici bir eylemdi ve ne Çeklere ne de Slovaklara yaradı. Halka danışılmadı. Bu manevra Alman emperyalizminin yararınaydı ve Klaus da onun ajanıydı. Bu politikanın en kötü sonuçları, savaşlara ve görülmedik bir kargaşaya yol açan Yugoslavya’nın parçalanmasıydı.
“Pazar ekonomisi” deneyiminin kitlelerin psikolojisi üzerinde etkisi olmuştur. Doğu Polonya gibi bölgelerde işsizlik çoktan %20’nin üzerine çıkmıştır ve ekonomi yavaşlamaktadır. Eşitsizlik muazzam boyutlardadır ve giderek artmaktadır. AB’ye girmek –eğer olursa– hiçbir şeyi çözmeyecektir. Nüfusun en az beşte biri, yaşamının bir kısmını topraktan kazanmaktadır. AB, Polonyalı çiftçilere, geçiş döneminde Batılı çiftçilere verilen sübvansiyon miktarının sadece %25’ini vermeyi öneriyor. Bu, iyi sübvanse edilmiş Batı ithal malları yüzünden Polonya tarımının büyük kısmının yok olacağı anlamına gelir. Daha da beteri, süt ve diğer kalemlerin üretimine koyulan AB kotaları, Polonya çiftçisinin yaşamını daha da zorlaştıracaktır.
  Alıntı ile Cevapla