Gerici fikirleri güdenler belirli bir sınıfa dayanacaklarını sanıyorlar bu katiyen bir vehimdir, zandır. İlerleme yolumuzun üstüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenilik vadisinde duracak değiliz. Dünya müthiş bir cereyanla ilerliyor biz bu ahengin dışında kalabilir miyiz?”
“Uygar olmayan insanlar uygar olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.”
Sonuç olarak diyebiliriz ki Atatürk, Türkiye cumhuriyetini çağdaş temeller üzerine kurarken, Türk toplumunu ümmet çağı anlayış ve tutumlarından özgür düşünce ve inanca sahip bir Türk ulusu olmanın bilincine kavuşturmak istemiştir. Bunun tek yolu da laikliği uygulamak ve uygulatmaktır.
“Bütün yurttaşların kanun karşısında eşit tutulması” demek olan halkçılık, ancak laiklikle mümkündür. Çünkü içinde çeşitli dinlere bağlı uyrukları toplayan bir devlet din ve dünya işlerini tamamıyla birbirinden ayıramayacak olursa hem din mensubu için ayrı ayrı yasalar uygulamak zorunda kalacaktır ki bu durum, bütün bireylere eşit muamele yapmayı imkansız kılacağı gibi devletin siyasal bütünlüğünü de tehlikeye düşürecektir.
Atatürk’ün duygu, düşünce ve tüm hareketlerinde tam bağımsızlık ve çağdaşlıkla nitelenmiş bir ülke bütünlüğü amaçladığına göre laik devrim ilkesinin önemi kendiliğinden ortaya çıkar. Bunun için laikliğin titizlikle korunması gerekmektedir. |