Tekil Mesaj gösterimi
Alt 13-02-2007, 08:51   #24
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Öte yandan 1930 yılında kurulan Serbest Fırka Başkanı Fethi Bey İzmir’de halk tarafından “kurtar bizi” feryatlarıyla karşılanmış ve hemen ardından Takrir-i Sükun kanununun çıkarılmasını takiben bu parti de kapatılmış ve artık hiç bir muhalefet imkanı kalmamıştır.
Görüldüğü üzere hilafetin kaldırılması Anadolu’da çok büyük bir tepki ve infial ile karşılanmıştır. Bu infiale karşı baskı da çok şiddetli olmuş ve hemen her muhalefet idamla susmak durumunda kalmıştır. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken bir başka husus daha vardır. Hilafetin kaldırılışını takiben Mebuslar kararı ve itiraz edilmesi güç gerekçelerini yurt içinde anlatmaya başlamışlardır. Valiler, belediye başkanları, kadılar hatta bazı müftülerin imzasıyla gönderilen telgraflarla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hilafeti kaldırılışı tebrik edilmiştir.
Görülüyor ki hilafetin kaldırılışı Anadolu’da iki farklı kimlik ve çatışan iki cephe oluşturmuştur. Bozarslan’ın ifadesiyle, hilafetin kaldırılmasından sonra Türkiye iki kampa bölünmüştür. bir tarafta Batı’cı laikler ve diğer tarafta dinciler karşı karşıya ve kavga ortamına girdiler. Batıcı laiklerin desteklediği CHP’den sonra çok partili sisteme geçilir geçilmez halk yoğun bir şekilde desteğini DP’ye yöneltmiş ve CHP muhalefette kalmaya mahkum edilmiştir. Seçil Akgün konuyu “hilafet ordusu” ile “kuvayı milliyeciler” arasında geçen bir mücadele olarak görür. Akgün bu iki gurup arasındaki savaşın, laiklik hareketinin çağdaş bir devletin dinsel nitelik taşıyan kuvvetiyle savaşı olduğunu düşünmektedir. Oysa kuvayı milliye en az hilafet ordusu kadar dine dayanıyordu. Zira Akgün’ün de ifade ettiği gibi Mustafa Kemal yine manevi açıdan halka seslenmek gerektiğini keşfetmiş ve Ankara müftüsü Rıfat Börekçi’nin hilafete karşı fetvasını tamim ederek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görüşünü yansıttığını belirtir. Nitekim Ankara hükümetinin tam zaferi kazanıncaya kadar hilafeti koruyacağını ilan etmesi ve daha da ötesi boşalan hilafet makamına seçimi bizzat yapması kuvayı milliyenin mutlak surette dine dayalı bir hareket olduğunun kesin delilidir. Bu arada mevcut güçlerin siyaseten kullanılabilmesi için Batı’ya dönük politikaların gündeme bir süre gelmemiş olması ayrı bir meseledir.
  Alıntı ile Cevapla