Sonuç ve Genel Değerlendirme Hilafet Osmanlının son döneminde kuvvet kazanan bir müessese olmuştur. Hilafetin İslam birliği açısından fonksiyoner olduğu da açıktır. Hilafet devlet sistemi olarak İslam inancının devlet eliyle desteklenmesi ve yaygınlaştırılması inancı ve arzusunun bir yansımasıdır ki İslam tarihi boyunca bu olgu genellikle varlığını sürdürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti hilafeti kaldırarak öncelikle dini yayılmanın devlet desteğinde olmasının önüne geçmiştir. Artık devlet dinden ayrılmış, tüm kurumlarıyla devlet laikleştirilmiş ve yönünü Batı’ya dönmüştür. Türkiye’de hilafeti kaldıran ve ardından bir dizi devrimleri getiren düşüncenin endişesi sadece dinin devlete müdahalesini önlemek değildir. Bu düşünce dinin hayatın tüm alanlarından çekilmesini de öngörür. Zira bu düşünceye göre din Batı medeniyeti düzeyine ulaşmanın önünde bir engel olduğu gibi, dinle bağlanmış zihinler pozitif bilim de üretemeyeceklerdir. Bu yönüyle laiklik bir ideoloji olarak sisteme girmiş ve kendisini dinden bağımsızlık olarak değil, din karşıtlığı olarak yansıtmıştır. Türkiye hilafeti kaldırarak İslam dünyasından alabileceği varlığı kesin olan ancak çok da büyük ve sarsıcı olmayan destekten kendisini mahrum etmiştir. Bu kurumu Türkiye kaldırmış ama bu kurum İslam geleneği içerisinde varlığını bir inanç olarak bir süre daha sürdürmüştür. Bu durum Batı devletleri tarafından bir fırsat olarak görülmüş ve bu fırsat İslam toplumlarının arasında ihtilaflar çıkarabilme yolunda Batılılar tarafından kullanılmıştır. Hilafeti kaldıran Türkiye bir çok Müslüman toplumun “laik” ve “Batıcı” devlet oluşumunda örnek ve model olmuştur. |