![]() |
Esmer Hüzün Ey esmer hüznü hicrandan besleyen sevgili kendini bana beni yollara sürgün etmeden bil ki mavi düşlerine sardığın o acar delikanlın seni ve askını zehir bir yürekle kusandı ama gün olur umutlarda yenilirse kalleş bir kursuna birlik olup büyüttüğümüz ışıkları söner sanma ve unutma gülüşü yaralım o uslanmaz inadın biri sen diğeri ben olduktan sonra serüvencin nasıl olsa nerede olsa bulur . |
Fotoğraf Durakta üç kişi Adam kadın ve çocuk Adamın elleri ceplerinde Kadın çocuğun elini tutmuş Adam hüzünlü Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü Kadın güzel Güzel anılar gibi güzel Çocuk Güzel anılar gibi hüzünlü Hüzünlü şarkılar gibi güzel 1984 |
Mut(suz) Kim istemez mutlu olmayı Ama mutsuzluğa da var mısın? bunu bazen Beşiktaşa yakıştırıyorum:D |
DÜŞÜNCESİ DEĞİL, KENDİSİ Çiçekleri sulayan adamın Bir sürü adı vardır.Üsküdara'a at yollar. Fırat suyu bütün bir bölgeyiTakma adlarla dolanmak Zorundadır. Ölüm güney yarımkürede Çok sığ ve sonsuz geniş Bir ırmaktır Ganj da derler ona Ölüm deyince Zamansızlığın ortalarında İstanbul'da enderun ağaları Padişahın buyruğuyla Kartopuna tutar birbirini |
TEK YASAK Özgürlüğün geldiği gün O gün ölmek yasak! Cemal Süreya |
İki Kalp İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde gösterisi zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni |
Kan Var Bütün Kelimelerin Altında Posta arabalarından söz et bana Kan var bütün kelimelerin altında Ezop'un şu lanetli dilinden söz et Kan var bütün kelimelerin altında Umulmadık birgün olabilir bugün Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara Bir çay şöyle yağmurların kokusunda Kan var bütün kelimelerin altında İşte durup dururken surda Bir yelpaze gibi açıldı sesin Güzün en gürültülü kanadında Göğün en ince dalında Kan var bütün kelimelerin altında Umulmadık bir gün olabilir bugün Bir çeşme gibi akabilir cumartesi Çığlığındaki sessiz harfler Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında Ne güzel konuşur sokak satıcıları Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar Ve çiçekçi kızların göğüsleri Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından Kan var bütün kelimelerin altında Yaprağını dökecek ağaç yok burda Ama ışık sökebilir olanca renklerini Sürekli işbaşındadır belleğin Tanık şairler arasında Oyuncu arkadaşlar arasında Yolculuk bir kafiye arayabilir Atının kuyruğundaki düğümde Ölüm bir kafiye arayabilir Ak gömleğinde Yol bir kafiye arar ve bulur Dönemeçlerin benzerliğinde Kan var bütün kelimelerin altında Bir gül al eline sözgelimi Kan var bütün kelimelerin altında Beş dakka tut bir aynanın önünde Kan var bütün kelimelerin altında Sonra kes o aynadan bir tutam Beyaz bir tülbent içinde Koy iç cebine Bütün bir ömür kokar o ayna Kan var bütün kelimelerin altında İşte o kandır senin gülüşün Sızmıştır hayatın derinlerine Siyahtır orda kırmızıdır Daldan dala atlar Sever çocuklara anlatılan masalları Ama iş savunmaya gelince Yalnız alevi savurur Ve güneşin solmaz çekirdeğini Yalnız doruklarda Umulmadık bir gün olabilir bugün Kan var bütün kelimelerin altında |
Üç Adet Yıldız Büyük fiiller çekiyordum Ben o şehrin bir meyhanesinde, dalgada. Meselâ on altıncı asra gidiyordum On altıncı asrın kaşları kara Benim ellerim bir Bağdatlının elleri Ben bir Bağdatlı kadar mazur Kolayca razı oluyordum her şeye. Ellerim öyle uzak Öyle uzaktı ki yüzümden Utanamıyordum.. Büyük fiiller çekiyordum Ben o şehrin bir meyhanesinde, dalgada. Meselâ beş harfi yan yana getirip Allahlar yaratıyordum (güzel gaileler) Vay diyordum vay benim sevgilerim Kirpikli kirpikli kadınlarım benim Biraz güneş, biraz deniz, biraz keder Yaşayıp giden dünyada Bir funda dalı gibi toprağa ait Çaresiz insanlarım.. Gökyüzünde üç adet yıldız vardı Üç de kervancı başının heybesinde, altı. Getirin gözlerimi bana ağlayayım Ki beyaz dalgalarla gittiğini Ki yalnız ben biliyordum; Gökyüzünde üç adet yıldız vardı Ve hızı kesilmiş bir mavilikte Ellerim öyle uzak Öyle uzaktı ki yüzümden Utanamıyordum.. |
işte tam bu saatlerde bir yara gibidir su yeni deşilmiş uçlarına sokakların, küçük uçlarında. senin o güneş sarnıcı gözlerin ölüm yası içindeki bir evde olmaması gereken birşey gibi,kırılan bir ayna gibi. bu saatlerde. çarmıhını yanından eksik etmeyen bir isa gibi merdiven taşıyan bir adam görüyoruz bu adamı ne kadar çok seviyorum, bu kuşu ne kadar sen ne seviyorsun sen zaten sevince alnınla ayıklarsın yeryüzünü, çardaklar binaların ağızlarında aşar gider kendi sınırlarını köpekler gizli bir dağı havlar. bunlar iyidir diyorum bunlar senden haberli, yoksa nerden bilecekler korbon sınırlarında yaşayan balıklar kovadan sızan hiçret gününü, peygamberin parmaklarına asıp paltolarını nasıl girecekler tanrıevine mucizesever müslümanlar, ve on binlerin dönüşü sırasında grek keçilerinin çiftleştiği dağ yolları neyle donacak? yine de sevişirken kullandığımız her kelime hırsızın devirdiği eşya. minibüsleri morarmış sokaklar buğdayın parayla değişildiği paranın ekmekle değişildiği ekmeğin tütünle değişildiği tütünün acıyla değişildiği ve artık hiçbirşeyle değişilmediği acının. o sokaklarda. saatler yağmuru gösteriyor, bugün bu küçük salı günü herşeyi eksik istanbul'un, tepedekilerden başka yalnız galata galata gecenin bodrumlarında beslediği o tükenmez paslanmaz tutkusu bir ağız mızıkası halinde denize yediriyor yavaş yavaş |
Sevgilim ben şimdi... |
Türkiye`de Saat: 23:12 . |
Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2