Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi

Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi (http://besiktasforum.net/forum/index.php)
-   Bæsın Yayın (http://besiktasforum.net/forum/forumdisplay.php?f=240)
-   -   Yazılı Basının Açık ve Fiziksel Şiddete Konu Olan Olayları Sunma Biçimi (http://besiktasforum.net/forum/showthread.php?t=22104)

imparator 08-02-2007 16:54

2. Söylemin, Gittikçe Artan Bir Etkinlikle ve Yaygınlıkla Kullanılması

Sistemin yarattığı yaşam biçimine denk düşecek şekilde gazeteler, şok niteliğindeki olayları –özellikle şiddet içerikli haberler bu alanda uygun bir malzeme olarak görülmekte- seçerek, bunları bir şok görünümü altında sunmakta ve bu şoklar arasındaki yapıyı hegemonik ideoloji oluşturmaktadır. Hatta basının söz konusu alanda yer yer aynı sözcük ve tanımları kullanma düzeyine varacak biçimde benzer bir söylemi yeğledikleri görülmektedir.
Sözü edilen örnek haberleri oluşturan olayların meydana geldiği dönemlerin –ki ele alınan ilk dönemde; Türkiye’nin askeri darbeye doğru gidişte önemli rol oynayan siyasal şiddet içerikli haberleri göz ardı etmeyecek biçimde, bireysel şiddet içeren haberleri göz önüne alan, ikinci dönemde ise; darbe sonrası, bir anlamda yeniden yapılanmanın tarihi içinde, yine bireysel şiddet içeren haberleri temel alan bir çerçeve çizilmeye çalışıldığı ve bu çerçeve içinde ele alındığını belirtmemiz yerine olacaktır. “Ankara’da Şehir Savaşı. Tabii Senatör Yurdakuler’in oğlu ve iki öğrenci öldürüldü” (Hürriyet 09.04.1976: 1). “Üniversite ve yüksekokulların önünde geniş güvenlik tedbirleri alındı” (Hürriyet 27.04.1976: 9). “Silahlar konuştu: 6 ölü. Gaziantep’te güvenlik kuvvetleri anarşistlerle 23 saat çatıştı” (Hürriyet 10.06.1976: 1). “Şehrin ortasında silahlar konuştu. Azılı gangster Demir ortalığa dehşet saçtı” (Hürriyet 21.05.1976: 3). “Silahlar konuştu. Engin Testaş isimli şahıs tefecilik yapan Mahmut Elseven’e 10 Milyon lira parasını kaptırmıştı. Defalarca tefeci Mahmut’un bürosuna gidiyor. Alacağını istiyor ancak her defasında tefeci tarafından atlatılıyordu. Önceki gün silahını beline koyup tefecinin bürosuna gitti. Burada çıkan tartışmada iki taraf aynı anda silahını çekip ateşledi” (Sabah 09.03.1990: 3). “Analaşamayan iki ortak silahlarını konuşturdu” (Sabah 04.05.1990: 3). “Denizli’de kanlı gün: 6 ölü. Denizli’de dün vahşet ve dehşet dolu bir gece yaşandı” (Milliyet 07.02.1990: 3).

imparator 08-02-2007 16:54

“Antalya’da vahşet. İki genç kadın öldürüldü ve yakıldı” (Hürriyet 12.06.1990: 1). “PKK’da vahşet taktiğine dönüş: 13’ü çocuk, 27 kişiyi katlettiler” (Hürriyet 12.06.1990: 1). “Dehşet saatleri. İşte, Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in resmi raporu... Vali, ‘Olay durum raporunda’ yaşanan dehşeti bütün ayrıntılarıyla saat saat kayda aldı” (Günaydın 04.07.1993: 1). “Devleti sarsan dehşet gecesi. Linç edilmek istenen sapık katil komada. İlçede gerginlik. Boyabat’ta sapık katili almak için galeyana gelen halk karşısında yönetim saatlerce aciz kaldı. Vahşi cinayet; Dört yaşındaki kız çocuğuna tecavüz ettikten sonra öldüren 16 yaşındaki katilin, bir ay önce de 11 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz etmeye yeltendiği, başaramayınca onu da öldürdüğü ortaya çıktı” (Milliyet 19.06.1993: 1). “Avrupa’da PKK dehşeti. Münih Başkonsolosluğunu işgal eden militanlar teslim oldu” (Cumhuriyet 25.06.1993: 1) “Münih’te dehşet saatleri Türk Konsolosluğu’nda 20 kişiyi rehin alarak korku dolu anlar yaşatan PKK’lı teröristler 15 saat sonra Alman polisine teslim oldu” (Sabah 25.06.1993: 1). “Münih’te dehşet saatleri. Ve PKK terörü Avrupa’ya sıçradı. 6 ülkede aynı anda 13 temsilciliğimize saldıran teröristler, 18 kişiyi rehin aldılar” (Hürriyet 25.06.1993: 1). “PKK’nın Avrupa cinneti. Almanya, Fransa, İngiltere, İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka’da Tür temsilcilikleri basıldı, binalar tahrip edildi, görevlileri rehin aldı” (Milliyet 25.06.1993: 1) “PKK’nın gözü döndü. Antalya’da turistik yerlere bombalı saldırı... İki çocuk ağır, 28 yaralı” (Milliyet 24.07.1993: 1). “Terörün gözü döndü. Teröristler Sündüz yaylasında gözlerini kırpmadan masumlar katletti. 14’ü çocuk 8’i kadın 26 ölü” (Zaman 20.07.1993: 1). “Hitlerin Piçleri. Nazi kalıntıları, dün yine bir insanlık suçu işlediler. Solgingen’de Türklerin oturduğu evi kundaklayan dazlaklar, 6 vatandaşımızı diri diri yaktılar... Türkler galeyanda. Gözü dönmüş dazlakların saldırısı Türkler arasında büyük infial yaratırken, başta Almanya olmak üzere tüm dünyadan nefretle karşılandı” (Hürriyet 30.05.1993: 1). “Hitlerin Piçleri. Almanya’nın Solingen kentinde bir evi kundaklayan Naziler, dördü çocuk biri kadın 5 Türk’ü diri diri yaktı. Gurbetçi vatandaşlarımız 7 ay aradan sonra Irkçı Dazlakların yeni bir vahşetini yaşadı. Geçen Kasım’da da Kölln’de 3 Türk yakılmıştır. Tüyle ürperten vahşet, Almanya’nın başkenti Bonn’un kuzeybatısındaki Solingen’de meydana geldi” (Sabah 30.05.1993: 1).

imparator 08-02-2007 16:54

Örneklerini sunduğumuz şiddet olaylarında kendini iyice gösteren bu söylemin, günümüzde, neredeyse düz olayların sunma biçiminde de başat konumuna geldiği görülmekte, bir başka deyişle, yazılı basın, düz olayların (yani, bireysel ve siyasal şiddetin, açık/fiziksel şiddet boyutunu içermeyen yaşam alanlarındaki olayların) sunumunda, şiddet içerikli olayların tanımlanma düzeyinde kullanılan sözcü ve deyimleri (şok, bomba, intikam, kriz, terör, işkence, patlamak v.b.) kullanmakta ve hatta bazen kullanılan başlık düzeyinde aynılık göze çarpmaktadır; “Güneydoğu’da şok önlemler: Cumhurbaşkanı Turgut Özal başkanlığı’nda toplanan Bakanlar Kurulu, Güneydoğu’da sert önlemler alınmasını öngören bir dizi kararlar çıkardı” (Sabah 10.04.1990: 1). “İkinci ’24 Ocak’ geliyor. Koalisyon ortaklarının hazırladığı şok kararları kapsayan ekonomik paket açılınca, yağmur gibi zam yağacak... DYP-SHP koalisyonunun formülü; önce şok tedbirler, sonra rahatlama sağlamak” (Hürriyet 15.11.1991: 1). “Stok ve zam terörü. Pusuya yatan fırsatçılar piyasada mal bırakmadı. Genel seçimler nedeniyle ertelenen zamları bekleyen fırsatçılar, tezgah altında terör estirmeye başladı” (Milliyet 05.11.1991: 1). “Zam işkencesi. Yılbaşından bu yana fiyatı artmayan mal ve hizmet kalmadı” (Hürriyet 27.02.1992: 1). “Vatandaşa zam şoku: ‘Bu kadarının beklemiyorduk’. Son bir hafta içinde dolu gibi yağan zamların üstüne önceki gün yapılan Tekel ve THY zamları da eklenince vatandaş şoka girdi” (Tercüman 18.05.1993: 1). “Memurda zam şoku! ‘Acı reçetenin ilk hapını yutan memurlar, enflasyon altında kalan maaş zammına bütün yurtta büyük tepki gösteriyorlar” (Zaman 15.07.1993: 1). “Sözleşmeliler, bugünkü şoka hazır mısınız? Emlak Bankası’nda çalışan sözleşmeli personele yapılan zam geri alındı” (Milliyet 15.02.1992: 5).

imparator 08-02-2007 16:54

“Maaş şoku. Ziraat Bankası milletvekillerinin 22’şer milyonlarını kesti” (Milliyet 17.10.1991: 1). “Poliste şok. Haraç olayı, İstanbul Emniyeti’ni şaşkına çevirdi. Haraç alırken polislerle çatışan 3 gaspçıdan ölü olarak ele geçen kişinin infaz yasasından yararlanan MLSPB militanı, diğer ikisinin Çevik Kuvvet’te görevli polisler, olayın arkasındaki kişinin ise Necati Yıldırım adlı konfeksiyoncu olduğu belirlendi” (Milliyet, 07.06.1991, s.1). “Şok: İnönü’den veda. Eylül’deki SHP Kurultay’ında aday olmayacak. Başbakan vekili aktif siyasetten çekiliyor” (Milliyet 07.06.1993: 1). “ ‘Eylül’deki Kurultay’da Genel Başkanlık’tan çekileceğim’ diyen İnönü şok yarattı” (Meydan 07.06.1993: 1). “İnönü bombası. SHP lideri İnönü’nün dün ‘Genel Başkanlığı bırakacağını’ açıklaması şok etkisi yarattı” (Sabah 07.06.1993: 1). “Banker Amerika’ya kaçtı... Ve 2. Bomba. 2000’i aşkın vatandaşın 250 Milyar parası ile ortadan kaybolan banker Şahap Berker’in 23 Mayıs’ta Amerika’ya kaçtığı anlaşıldı” (Hürriyet 28.05.1992: 1). “Öğretmene şok: Arsa skandalında 2. Bomba. Yılmaz, öğretmenlerden aidat ve araba kampanyası içi toplanan 70 milyarın da şaibeli arsa sahiplerine ödendiğini söyledi” (Hürriyet 14.05.1993: 1). “Çaresizlik bombası: Terör uzmanlarının, PKK’nın son Antalya eylemine bakışı. Uzmanlara göre, turistik tesislere ulaşamayan teröristler, kenar semtlerdeki 3.sınıf otellere saldırarak çıkış arıyor ve bocalama içinde...” (Günaydın 19.07.1993: 1). “Yılmaz’ın Bombası Kemal Ilıcak’ı vurdu. Günlerdir Mesut Yılmaz’ın peşinden koşup yolsuzluk dosyalarının açıklanmasını önlemeye çalışan Ilıcak, haberi gazetelerde görünce beyin kanaması geçirdi. Dün bir dram yaşandı. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, dünkü basın toplantısında isim vermeden Kemal Ilıcak’ın adının karıştığı 346 milyarlık arsa alımıyla ilgili iddialarını açıklarken, Ankara’da beyin kanaması geçiren Tercüman Gazetesi’nin sahibi yoğun bakıma kaldırılıyordu” (Sabah 08.04.1993: 1). “Bu da Çağlar bombası. İlksan’la hükümeti sarsan Mesut Yılmaz, şimdi de Cavit Çağlar-Ziraat Bankası sözleşmesini açıkladı.

imparator 08-02-2007 16:54

Yılmaz’a göre, Genel Müdür Coşkun Ulusoy’un kasasında saklanan sözleşme ile Çağlar’a 290 milyar haksız kazanç sağlandı” (Milliyet 14.04.1993: 1). “Mesut Yılmaz’ın elinde şimdi de “Ziraat Bombası” var! Mesut Yılmaz, Ziraat Bankası’nın Devlet Bakanı Cavit Çağlar’a 223 milyarlık kıyak yaptığını iddia etti” (Meydan 14.04.1993: 1). “ ‘Yavşak’ intikamı: Mesut Yılmaz kendisine ‘Yavşak’ diyen Cavit Çağlar’dan intikamını alma fırsatını yakaladı. ANAP lideri, Cavit Çağlar’ın herkesten gizlenen Ziraat Bankası dosyasının ele geçirdi. Dosyadaki bilgilere göre, Çağlar’ın Ziraat Bankası’na olan 243 milyarlık borcu 1999 milyar liraya indiriliyor. Böylece, Çağlar’ın o anda 73 milyar kara geçirildiği belirtiliyor” (Sabah 14.04.1993: 1). “Katsayı krizi: Herkes ‘zam’ istedi, maaşlar belirlenemedi. Bakanlar, katsayı ve ek zam tartışmalarında anlaşamayınca, memur maaşları yine belirsizliğe gömüldü” (Milliyet 11.07.1993: 1). “Kına Kırana. Liderlerin vaatleri ve suçlamaları dorukta” (Milliyet 15.10.1991: 1). “Tv’ler Kıran Kırana. Özel Tv’ler büyük bir rekabete giriştiler” (Milliyet 07.07.1992: 1). “Zamlar patladı. Dün de Tekel ve THY fiyat arttırdı” (Tercüman 18.05.1993: 1). “Borsa, radyo patladı. Çiller’in hükümeti kurmakla görevlendirilmesinin hemen ardından borsa, tarihinde en büyük tırmanışını yaptı... Özel radyolar da, Çiller’in vaadi üzerine dünden itibaren yayına başladı” (Günaydın 15.06.1993: 1). “Borsa patladı, radyo açıldı. Çiller’in başbakanlığının kesinleşmesi üzerine iki ilginç gelişme birden yaşandı” (Günaydın 15.06.1993: 1). “DYP cadı kazan: Koltuk kavgası bıktırdı. Bakanlar ve Milletvekilleri grup toplantısında birbirinin üzerine yürüdü, silahlar göründü, görüşmeler önce ertelendi, sonra akşama alındı” (Milliyet 30.06.1993: 1). “DYP kaynıyor. Manisa Milletvekili Ümit Canuyar’dan sonra, Tevfik Diker ve İzmir Milletvekili Nevzat Çobanoğlu’da DYP’den istifa etti. Bakanlar Kurulu listesine damgasını vurduğu belirtilen Devlet Bakanı Necmettin Cevheri, isyancı DYP’lilerin hedefi durumuna geldi” (Sabah 27.06.1993: 1). “DYP, ‘barut fıçısı’ gibi. Canuyar’dan sonra, Tevfik Diker ile Nevzat Çobanoğlu da istifa etti. Küskünler üst üste toplantı yapıyor. Güvenoyu tartışılıyor. İlk büyük patlama Salı günü grup toplantısında olacak” (Tercüman 27.06.1993: 1). “İşte memuru çıldırtan tablo. Kurumu: Karayolları... Görevi: Genel Müdür. Maaşı: 5.941.700 lira. Kurumu: Aynı. Görevi: Genel Müdür Sekreteri. Ücreti: 8.563.100 lira. Kurumu TEK. Görevi: Genel Müdür. Maaşı: 7.421.200 lira. Kurumu: yine TEK. Görevi: Şoför. Ücreti: 11.862.868 lira. Şoförün Genel Müdüre attığı fark tam tamına 4.441.668 lira” (Hürriyet 01.06.1992: 1).

imparator 08-02-2007 16:55

3. Şiddet İçerikli Haberlerin Sunma Biçiminin Yol açtığı Sorunlar

Bu çerçevede, yaşanan krizlerin, depresyonların, savaşların ve de şiddetin öyküleri bir şok görüntüsü altında seçilerek sunulduğundan (Böylece varolan reel hayatın işleyiş mantığını ve biçimini felaketlerden çıkarsamak durumunda kalırız) hayatı fragmanlar şeklinde yaşayan okurun, bunları kendi yaşam-deneyimleriyle bütünleştirmesi ve sisteme eleştiriyel bir boyut geliştirebilmesi de mümkün olamamaktadır. Okuyucunun bu enforme ediş biçiminde; “Haberin daha çok insanların çoğunu korkutan, toplumsal bir realite içinde yaşanırken ilgi çeken türleri ya kötülüklerin kendi yakın çevremizin dışında olduğunu söyleyen haberlerdir ya da çok garip arada sırada rastlanacak ama ilgi çekici yanları olan haberlerdir” (Oskay 1980: 117).
“Ankara’nın Dikimevi semti son aylarda adeta Teksas’a dönmüş, semt sakinleri her gece patlayan tabancalardan kimleri vurulduğunu düşünerek korkulu dakikalar geçirir olmuşlardır” (Hürriyet 03.02.1976: 3). “Liseliler bile tabanca taşıyor. Bazı yer altı örgütleri ortaöğrenime el atmış... İdeolojik kavganın her geçen gün artarak devam ettiği üniversitelerde gençler otomatik silahlarla savaşırken, lise ve ortaokul öğrencileri de artık tabanca taşımaya başlamışlardır” (Hürriyet 04.04.1976: 1). “Türkiye’ye bir yılda 6 milyon silah girdi. Bunun yüzde 20-25’i yakalanmış, geri kalanı, yurttaşın silahlanmasını sağlamıştır. Türkiye neredeyse Western filmlerinin Teksas’ına dönmüştür. Bir fark vardır; Westernlerde okullarına gidip gelen öğrenciler silah taşımazlar” (Hürriyet 26.05.1976: 1). “30 öğretim görevlisi can güvenliği kalmadığı gerekçesiyle silah ruhsatı almak istedi. 33 kuruluşun başkan ve yöneticileri de aynı gerekçe ile silah ruhsatı almak istediklerini belirttiler. İçişlerine verdikleri dilekçede; ‘Saldırı olayları karşısında yeterli önlemler alınamamış ve failleri yakalanamamıştır. Bu koşullar altında can güvenliğimiz bizzat sağlamak amacıyla Kırıkkale yapısı bir tabancayı taşıyabilmek için gerekli ruhsatın verilmesini’ istemişlerdir” (Günaydın 17.01.1976: 1).

imparator 08-02-2007 16:55

“Muhtarlar silah taşımak istiyor. Mahalle ve Köy Muhtarları Derneği Başkanı, ‘Herkeste silah varsa bizde yok. Bu kadar silahlı arasında muhtarların silahsız olamayacağını silah taşıyanlar daha iyi anlar düşüncesindeyiz’ demiştir” (Hürriyet 24.01.1976: 3). “Bedava yaşıyoruz. Bir otomobilden rasgele sıkılan kurşunlar durakta bekleyen vatandaşı yere serdi” (Günaydın 01.06.1976: 1). “Karakoldan 100 metre uzakta adam öldürdü. Halkın telaşından yararlanan katil kaçtı ama Jandarmanın sıkı takibinden sonra yakayı ele verdi” (Hürriyet 11.06.1976: 5). “Talihsiz liseli kızın katilini bulalım. Handan’ın katilini ihbar edene 100 bin lira veriyoruz. Katil belki yanınızda, belki hemen şurada. Katille birlikte dolmuşa, otobüse biniyorsunuz. Yurdun herhangi bir köşesinde belki de yolda sizi çevirip sigarasını yakmak için kibritinizi isteyen katilin ta kendisi. Belki de yurt dışına çıkmaya hazırlanıyordur” (Hürriyet 18.04.1976: 1). “Sapıklar aramızda dolaşıyor. Küçük hızlara yönelik tecavüz ve öldürme olaylarının failleri bir türlü yakalanamıyor. Boş arazilerde ve inşaat çukurlarında cesetleri bulunan küçük çocukların aileleri mateme bürünürken, sapıklar ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor ve kendilerine yeni kurbanlar arıyorlar” (Milliyet 14.02.1990: 15). “15 dakikada bir suç. Cinayet, tecavüz ve soygunda Amerika’ya yetiştik. Tüm yurtta işlenen suçların büyük bölümü karanlıkta” (Milliyet 13.02.1990: 1). “Vahşete çağrı. Yaralanmalar, cinayetler süratle artarken hızlı bir silahlanma yarışı da sürüyor. Önemli maçlardaki kavgalardan, gece yarısı karanlığındaki soygunlara, yaralanmalara kadar herkesin elinde bıçaklar, usturalar, saldırmalar var” (Günaydın 23.09.1990: 1). “Eyvah! Teröristler 1 ton dinamit çaldılar. Boğaz köprüsünün ayaklarından birine yerleştirilirse köprünün o ayağı çöker” (Sabah 21.04.1992: 1). “Herkes silah peşinde. Terör korkusu çok sayıdaki kişiyi ruhsat kuyruğuna soktu” (Milliyet 04.04.1990: 3).

imparator 08-02-2007 16:55

Bu enforme ediş biçiminin bir başka boyutta sürdürülmesi ise, çevre ülkelerden kitle iletişim araçları ile gönderilen haberler yoluyla olmaktadır. “Ne zaman çevre ülkelerden, kitle iletişimi yoluyla bir haber ulaşsa, bu mutlak ibret alınması, irkilesi bir olayla olur... Merkez ülkelerin medyaları, dikkatlerinin kendi kültürel alanlarının dışına yönelmeye sadece üç ‘C’ lik bir durum –İngilizce olarak; Darbe (coup), Kriz (crisis), felaket (catastrophy)- varsa razı gelirler” (Uğur 1991: 13-22).
Bu durumu somutlaştıran birkaç haber; “Sokaklarda dolaşmak ölüme randevu vermeye benziyor. İlerici Müslümanlar ile sağcı Hıristiyanlar arasında kanlı iç savaş bütün ülkeyi kaplarken, başkent Beyrut alevler içinde yanmaya devam etmektedir” (Hürriyet 27.03.1976: 3). “Beyrut’ta açlık. Bir kedi eti 350 lira. Herkes birbirinden korkuyor. Kadınlar da savaşıyor” (Hürriyet 13.06.1976: 1).

imparator 08-02-2007 16:55

“Sırırlarımızın dibindeki savaş açlık ve felaket getiriyor. Lübnan’da savaş ve açlığın getirdiği felaketlere yepyeni biri daha eklendi. Bulaşıcı hastalıkların en korkuncu olan veba Beyrut’ta yayılmaya başladı” (Hürriyet 15.06.1976: 1). “Beyrut’ta caddeler kanla yıkanıyor” (Hürriyet 29.03.1976: 3). Hemen yanındaki haberin bu haberle ilintisi gerçekten düşünülmeye değer; “ ‘Vatanımız gibisi yok’ Beyrut cehenneminden canlarını güçlükle kurtardılar... Uzun süredir devam eden iç savaş nedeni ile, Beyrut cehenneminden kaçan 300 Türk, Nusaybin sınır kapısından adımını atar atmaz ‘Vatanımız gibisi yok’ diyerek sevinç gözyaşları dökmüş ve toprağı öpmüştür” (Hürriyet 29.03.1976: 3). Aynı çerçevede içinde benzer ilişkiyi bize hissettiren bir başka örnek ise, Körfez Krizi sırasında M. Ali Birand’ın makalesi olmaktadır. Körfez ülkelerinde dolaşan ve orada esen ve esmesi beklenen yıkıcı rüzgarları gören Birand, önce Moskova, ardından Ermenistan’ın Başkenti Erivan’daki gelişmeleri ve hayat koşullarını gördükten sonra düşüncelerini şöyle dile getirmektedir; “ ‘Türkiye bölgesin en istikrarlı ülkesi’ dedikten sonra sözlerini şu satırlarla bitiriyor; ‘Haklısınız. İnsanlar kendi içlerinde bulundukları durumla ilgilenirler. Başkalarının güçlüklerine bakıp ‘Çok şükür biz onlardan daha az kötü koşullarda yaşıyoruz demezler. Oysa bugün günlük sorunların bir parçacık dışına çıkıp, global baktığımızda, durumumuzun ne kadar imrenilecek oranda iyi olduğu fark ediliyor” (Milliyet 24.11.1990: 10).

imparator 08-02-2007 16:56

Böylece, insanlara toplumun ve dünyanın gidişatı hakkında bilgilendirme ve düşünebilme yeteneği kazandırmayı arka plana iten bir meslek etiği içinde kalan gazetecinin, gitti yerdeki yaşama üsluplarını görmesi, onların ne gibi insansal değerlerden yoksunlaştırmaya uğratıldığını ve bu temel insanal sorunların, hangi toplumsal sistem tarafından üretildiğinin farkına varması da mümkün olamamaktadır. Böyle bir enforme ediş biçimi yerine, “haberleri öyle vermek gerekir ki insanlara, sorunlar var. Ama bu sorunlar aklımızın ermeyeceği sorunlar değil. Bu sorunlar ne hikmetse –Murat Belge’nin çok güzel bir şeyi vardı- sağım, solum, önüm, arkam, düşman filan diye. Suriye düşman, İran düşman, Bulgaristan düşman, Yunanistan düşman. Her taraf düşman. Kala kala bir kahraman Türk kalıyor tek başına. O kahraman Türk’ün de başı nerde, kıçı nerde, o belli değil. Kim yönetiyor, kim şey ediyor, o belli değil” (Oskay 1980: 117).
Oysaki bunlara rağmen, yazılı ve görsel basında aynı söylemin yine devam ettiği görülmektedir; “Suriye, Irak, İran’daki füzeleri karşılayacak savunma silahlarımız yok. Komşularımız silah deposu gibi” (Hürriyet 06.04.1990: 1). “Tek temiz komşumuz Sovyetler çıktı. 18 ülke Türkiye’deki terörü destekliyor. Eskiden en büyük düşman sayılan Sovyetler, şimdi dostluk gösteriyor” (Hürriyet 18.03.1990: 1). “İşte Azerbaycan Katliamı, çoluk-çocuk kadın-erkek demeden acımasızca kurşunladılar. Azeri halkı, bir yandan canı pahasına Sovyet askerlerine direnmeye, diğer yandan Ermeni militanların ardından Kızıl Ordu’nun yaptığı katliamın yaralarını sarmaya çalışırken, kanlı olayların görüntüleri ilk kez basına ulaştı” (Hürriyet 26.01.1990: 1). “Eyvah! Ermeniler azacak. BDT Genelkurmay Başkanı Mareşal Şapoşnikov, dün şaşırtıcı bir açıklama yaparak, üstü kapalı şekilde Türkiye’yi tehdit etti. Şapoşnikov, ‘Azeri-Ermeni anlaşmazlığına üçüncü bir taraf karışırsa, 3.Dünya savaşı çıkar’ dedi” (Hürriyet 21.05.1992: 1).

imparator 08-02-2007 16:56

“Ermeni azdı. Ankara’da müdahale havası. Aliev, ‘Çok ölü var, Türkiye asker göndersin’” (Milliyet 19.05.1992: 1). “Ermeniler tokat atıyor, biz seyrediyoruz. Kabarağ’dan sonra Nahçıvan’da elden gitmek üzere” (Meydan 20.05.1992: 1). Daha çok aklımızın ermeyeceği, gücümüzün yetmeyeceği, devletin ya da toplumu yönetme işini üstlenmiş profesyonel kadroların ancak başa çıkabileceği tehlike ve kötülük dolu haberleri, yoğun ve peşpeşe veren enforme ediş biçimiyle kitle iletişim araçları, varolan realiteyi çarpıtarak yanlış bilincin kazanılmasına yardımcı olmaktadırlar. Böylece kitle iletişim araçları, kitleleri hayatları üzerinde bilemedikleri birtakım toplumsal ve ekonomik güçlerin kontrol kurmuş bulunduğuna inandırmaktadırlar. “Başkan Ford’un Amerikan halkının okumasını istemediği CIA Raporu; CIA’nın son 10yılda yaptığı örtülü işlerin üçte biri dost ülkelerde bazı partileri ve adayları desteklemek” (Milliyet 05.03.1976: 10). “CIA yabancı devletlerin Washington’a çektikleri diplomatik telgrafları toplamış. Amerika’da iki özel telefon ve telgraf şirketinin görevlisi, yabancı ülkelerden Washington’daki temsilciliklerine gelen mesajların ve telgrafların kopyalarını çıkarttıklarını ve Merkezi Haber Alma Örgütüne (CIA) verdiklerini açıklamıştır” (Milliyet 05.03.1976: 10). “İbret, öfke ve heyecanla okuyacağımız bir raporu açıklıyoruz. Bu dehşet verici rapor, binlerce kişiyi ölüme götüren kanlı örgüt PKK’nin, silah almak için eroin pazarladığını ve Avrupa ülkelerinde de milyonlarca insanı uyuşturucuyla zehirlendiğini ortaya koydu” (Hürriyet 21.11.1992: 1). “PKK ve Dev-Sol örgütlerinden sonra... Şimdi de Kızılordu çıktı. Dün sabah 06.15’te İzmit’teki Petkim tesislerinde meydana gelen korkunç patlamalardan sonra gazetelere telefon eden kişiler, ‘Sabotajı biz yaptık. Biz Kızılorduyuz’ dediler” (Meydan 15.05.1992: 1). “Başımızdaki dertlerine biri bitiyor, biri başlıyor. Şimdi de Yunanlılar azdı. Gümülcine’de Yunanlı saldırganlar, soydaşlarımızı dövdü ve dükkanlarını yağmaladı” (Hürriyet 30.01.1990: 1).

imparator 08-02-2007 16:56

Böylesi bir enformasyonu yaparken medyalar, sorunların üzerinde uzun uzadıya duracak vakit yoktur anlayışı içinde şiddeti ve savaş doğuran etkenlerin neler olduğunu bize vermediğinden, böylesi öngörülmez ve acımasız çevreyle bizim gibi sıradan insanların baş edemeyeceği izlenimini yaratırlar. Böylesi haberlerle varolan sistemin mantığı çıkarsamak durumunda kalan bireyle, bir yandan şiddete dayalı sistemin realitesini rasyonalize ederek, realitenin kendisine uygun/laik bulduğu toplumsal konumun ne kadar iyi ve imrenilecek bir şey olduğunu kabullenirken, diğer yandan da kendi geleceğini ve kendi mutluluğunu kendi dışında şekillenen mekanizmalara terk eder, toplumun da, siyasetin de nesnesi oldukları ve toplumu yönetme işini kendilerinin dışındaki “yönetim” görevini üstlenmiş profesyonel kadrolara bıraktıkları bir toplumsal yaşamı kendi elleriyle oluşturmaktadırlar. “Türkiye’de çalışan sınıflar her gün biraz daha yoksullaşıyor. Hem ekonomik, hem de kültürel açıdan demokrasi ve özgürlük istekleri, on yılda tekrarlanmış üç askeri darbe sonunda, toplumunun büyük bir kesiminin gözünden düşmüş, herkes köşeyi dönme ilkesini benimsemiş bulunuyor. Yaşamımızın gelecek boyutu iyiden iyiye itibarsızlaşıyor. Bu yüzden siyaset kitlelere bazı profesyonellerce üstlenilmesi gereken bir işmiş gibi geliyor. Oysa, kitleler siyasetin doğrudan yapıcıları ve üreticileri olmadıkça hiçbir şeyin değişmesi mümkün değil” (Oktay 1991: 58).

imparator 08-02-2007 16:56

Bu çerçeve içinde, sunulan haberleri okuyan kişiler, zaten yaşamı fragmanlar (parça-parça) biçiminde algıladıklarından dolayı söz konusu kişilerin, sunulan haberlerin verili reel hayatla olan dolaylı ya da dolaysız ilişkilerini görebilecek bir eleştiriyel tavra sahip olabilmeleri de mümkün olamamaktadır. Oysa ki dikkatli ve eleştiriyel bir okumayla, ilk anda birbiriyle ilgisizmiş gibi görünen olay ve olguların, gerçekte birbiriyle olan dolaylı ve dolaysız ilişkilerini ortaya koyabilecektir. 12 Haziran 1976 tarihli Hürriyet gazetesinin ilk sayfasına bakalım; 1) “ ‘Ben öldürmedim’. Handan’ın katili sabahtan akşama kadar yargılandı. Savcı, Ahmet Şahin’in idamını istedi”. 2) “Gaziantep’te kanlı çatışma: 3 ölü”. 3) “84 yaşındaki Yugoslavya liderinin dinç yürüyüşü ve kır düşmemiş kızıl saçları dikkat çekti; Tito, ‘Dünyanın gidişi iyi değil’”. 4) Bayiler kar haddini az buldukları için direnişe geçiyor. Tüp gaz sıkıntısı başlıyor”. Aynı gazetenin 6 ve 7’nci sayfaları ise şöyle; 1) “5 yıl önceki 100 lira bugün 260 lira. Ülkemiz hayat pahalılığında dünyada 3’üncü sırada”. 2) “Cebindeki son on lirayla bir ip aldı. Kendini asan ümitsiz aşık sonunda kurtarıldı”. 3) “Gaziantep’te yeni bir hücre evi ortaya çıkarıldı. 16 kişi gözaltına alındı. THKO, silah almak için kaçakçılık yapıyor”. Bir diğer örnek 15 Şubat 1990 tarihli Hürriyet’in ilk sayfası; 1) “Ege bölgesinde tütün fiyatlarını protesto için üreticinin yaptığı gösterilerde sadece Akhisar’da tüccarlara ait 55 işyeri ve büronun tahrip edildiği saptandı”. 2)

imparator 08-02-2007 16:56

“Hükümetin tütün taban fiyatlarını protesto için tütün zehiri içerek canına kıymak istedi”. 3) “Tek temiz komşumuz Sovyetler çıktı. 18 ülke, Türkiye’deki terörü destekliyor”. Aynı tarihli gazetenin 3’üncü sayfası; “Şiddet toplumuna doğru gidiyoruz. Sadece kentlerde geçen yıl 12 bin 419 kişi, bıçak ve ateşli silahlarla yakalandı”. Diğer örnekleri ise şöyle; “Ruh sağlığı doktorlarının araştırmasına göre; 1 milyon kişi çıldırmak üzere! Geçim sıkıntısı, işsizlik, parasızlık, kalabalık, gürültü, trafik ve sıcaklar çıldırma riskini artırıyor! Halen 1 milyon dolayında insanın her an çıldırabileceğini dikkat çeken psikiyatristler, ‘Cinnet geçiren kişiler çevrelerine karşı son derece tehlikeli olabilir’ diyorlar”. Hemen yanındaki haber; “Demirel’i kızdıran kadın! Demirel’in gezisi sırasında Zehra Çetin adında bir kadın onun yolunu keserek, ‘Açım, perişanım, herkese aş, iş ve ekmek vaadetmiştin, ben şimdi bunları istiyorum’ dedi. Demirel’in Vali Kozakçıoğlu’na, ‘Bu konuyla ilgilenin’ demesi üzerine Zehra Hanım, ‘Hayır Baba... Ne yapacaksan sen yap. Benim tahammül edecek durumum kalmadı’ diye bağırdı” (Meydan 22.07.1992: 1). “Bir vatandaş böyle çıldırdı. 4 ay önce işten atılan ve hiçbir yerde iş bulamayan Ziya Öztürk, atıldığı fabrikanın dumanı çıkıp çırılçıplak soyunarak elinde balta ve gazla kendini öldürmek istedi. Bir elinde balta, diğer elinde ise bir gaz bidonu olan talihsiz Ziya, “Karnım aç, ölmeden önce bir lokma ekmek verin” diye haykırdı. Kendisini dehşet dolu bakışlarla izleyen vatandaşlara ve kurtarmak isteyen polislere, “Kimse yaklaşmasın, doğrarım, yakarım kendimi” diyen Ziya Öztürk, deli olmadığını, uğradığı haksızlığı protesto etmek istediğini söyledi”. Hemen yanındaki haber ise şöyle; “Çaldıran kiracı evi ateşe verdi. Gaziantep’te, kira ve su parasını almak için gelen ev sahibi ile tartışan Bahri Biçkici adlı kiracı, “Yetti artık herkes para istiyor... her gün her şeye zam geliyor” diyerek cinnet geçirip, evi ateşe verdi” (Meydan 23.07.1993: 1). “Hükümet boşluğu devam ederken... Vatandaş sonunda çıldırdı! “Bir ülke böylesine başsız kalamaz” diye bağıran emekli astsubay, “Başbakanlığımı ilan ediyorum. Kimse aç kalmayacak, kimse sokakta yatmayacak. Bütün politikacılara lanet okuyorum. Zamlardan iki yakamız bir araya gelmedi. Vatandaş, geçim sıkıntısından inim inim inliyor. Emekliler maaş kuyruklarına can veriyor. Beylerimiz ise kokteyllerde, davetlerde, düğünlerde boy gösteriyor” diye bağırdı”

imparator 08-02-2007 16:57

”. Hemen altındaki haberlere bakalım; “Başbakan Vekili Erdal İnönü, hesap uzmanlarının Ankara’da düzenlediği gecede, garsonun sıcak kalması için altına ispirtolu pamuğun yandığı bir tepside getirdiği kızgın sosislerden birini dalgınlıkla, kürdan kullanmayıp eliyle tutan İnönü’nün parmakları fena yandı. Sosisi fırlatıp elini üfleyen Erdal İnönü, ‘Üff, amma da sıcakmış, elim yandı yav’ diye söylendi”. “Demirel, memleketi Isparta’da krallar gibi karşılandı. Üzerine tonlarca gül serpildi”. “Zamma doymuyorlar! Vay insafsızlar! Daha iki ay önce ağır biz zam yapan ilaç firmaları, Bayram’dan sonra ilaca yüzde 30 arasında bir zam daha yapacak” (Meydan 30.05.1993: 1). “Demirel, “500 günde ülkeyi düzelttik”. Başbakan Demirel, dünkü basın toplantısında, ülkenin günlük gülistanlık olduğunu iddia ederek şöyle oldu, “Enflasyonda düşme başladı, işsizlik azaldı, büyüme hızlandı”. Hemen yanındaki haberler; “Demirel’in şansına bak. Başbakan dün, “500 günde ülkeyi düzelttik” diye basın toplantısı yaparken, işsizlikten kendini öldürmek isteyenler ve yine işsizliğe isyan edip Ankara’ya yürüyenler oldu”. “İşte Baba’nın vatandaşı! İşsiz genç, kendini otobüsün altına atarak ölmek istedi. Başkomiser Salih Aktaş’ın kendisini kurtarmasından sonra güçlükle teskin edilmeye çalışılan işsiz genç Halis Kutay, “Yalvarırım size, öldürün beni. Açlıkla boğuşmaktan usandım artık” diye bağırıyordu”. “Bu üçüncü olay. Tütün üreticisi tütün zehiri içip intihar etti. Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde tütün üreticisi olan 3 çocuk babası Ali idi, geçim sıkıntısından ötürü girdiği bunalım sonucu, tütün zehiri içerek yaşamına son verdi”. “Kazığa hazırlanın! Akaryakıt, içki, sigara, şeker, uçak, tren, otobüs ve vapura büyük oranda zam geliyor” (Meydan 15.04.1993: 1). “Bu gidiş kötü! Dün de şeker (yüzde 27) ve demir (yüzde 3.49) zamlandı. İşçi dünyası sancılı. Büyük bir grev dalgası geliyor”. Bu haberin yanındaki diğer bir haber ise şöyle; “Soyan soyana. Hırsıza, kilit para etmiyor. Soygunlarda son günlerde patlama var. Kadıköy Yeşilbahar sokaktaki soygun, aynı sokaktaki üç gün içinde gerçekleştirilen 5.olay. Yetkililere göre, soygunların artmasında ekonomik koşullar rol oynuyor” (Günaydın 07.03.1990: 1). “İşsiz kocadan kurşun yağmuru. Mustafa Gerçel, boşanalım diyen karısına kurşun sıktıktan sonra kayıplara karıştı”. Yanındaki diğer haberler; “Ameliyat parası için oğlunu satıyor. Kıbrıs Barış Harekatı’nda aldığı kurşun yarasından dolayı başında ur oluşan Adapazarılı Hüseyin Akgül, ameliyat parası için 5 yaşındaki oğlunu iyi bir aileye satmak istediğini söyledi”. “Göksel Kortay’ı fena çarptılar. Böyeoğlu’na temiz tutma kampanyasına katılan tiyatro sanatçısı Göksel Kortay yankesicilerin azizliğine uğradı”. “Alacak kavgası cinayetle bitti. Maltepe Beşevler’deki pasaj içinde alacak yüzünden herkesin gözü önünde tartışan iki arkadaş, filmlerdeki gibi bıçaklarını çekip birbirlerine girdiler”.

imparator 08-02-2007 16:57

“Ağlatan Reçete. Memur karı-koca; “Biz bu ilaçları nasıl alırız?” PTT memuru İsmail Talaş, kalçası kırılan kayınpederine aldığı 2 milyon liralık platin çubukları ilaçların yetmemesi ve ek reçeteye yenilerinin istenmesi üzerine, hastane kapısında eşiyle birlikte fenalık geçirdi. İsmail Talaş’ın yaşadığı sosyal dram, genel sağlık sigortasının maddi gücü olmayan insanların ne duruma düştüğünü kanıtlıyordu”. “Zeytin, peynir, sucukla oruç açmak ‘Lüks’ oldu... İftar sofrası ateş pahası”. “Yeşil gözlere 5 milyonluk hediye. İstanbul Sergi Salonu’nda Uluslar arası Optik Fuarı’nın açılışını yapan Şişli Belediye Başkanı Fatma Girik, kendisine hediye edilen toplam 5 milyon lira değerindeki biri altın çerçeveli 7 gözlükle fuardan ayrıldı” (Günaydın 23.03.1990: 3). “Erkeksiz köyde PKK barbarlığı. PKK tarihinin en iğrenç katliamını Van’ın Bahçesaray ilçesindeki bir yaylada yaptı. Erkeklerin bulunmadığı sırada baksın yapan 7 PKK teröristi savunmasız 15 çocuk ile 9 kadını delik deşik etti”. Hemen yanındaki haber, “Antalya cıvıl cıvıl. Binlerce yerli ve yabancı turist, Antalya’da bombalı eylemlerle yaratılmak istenen panikten hiç etkilenmedi. 3 otele atılan bombalardan bir gün sonra, Konyaaltı Plajı, yerli ve yabancı turistler tarafından tıklım tıklım dolduruldu” (Hürriyet 20.07.1993: 1).

imparator 08-02-2007 16:57

4. Bireysel Şiddet İçerikli Haberdeki Sunma Biçiminde Magazinleşmiş Bir Söylem Tarzının Yer Alması ve Yazılı Basında Bu Söylemin Hissedilir Ağırlığı

Bu çerçevede, kitle iletişim araçları, şiddet olaylarını yansıtırken abartma ve saptırmalara başvuran ve olay üzerinde yoğunlaşarak, onu, içinde bulunduğu toplumsal koşullar içinde açıklamaktan çok, bireysel psikolojinin etkenleriyle açıklayarak ve sonuçta, bireyin, şiddete dayalı insan-insan arası ilişkileri içinde barındıran ve haklılaştıran bir toplumsal realite etiğini kabul etmesine yol açacak biçimde bir haber diliyle örülü bir sunumu yeğledikleri görülmektedir. Gittikçe artan ve birbirine benzerlikler göstermeye başlayan bu sunumda, neredeyse gündelik hayatın söylemine denk düşecek bir biçimde avami ve lumpen bir dili içinde barındıran magazinleşmiş bir söylem tarzının etkinlikle kullanıldığı söylenebilir. Böylece, bu söylem tarzının sadece şiddet içerikli haberlerde değil, politik içerikli haberlerde de başat konuma geldiğini görmekteyiz. Özellikle bu durumu başlıklarda gözlemlemek mümkün: Söz konusu başlıklama tekniği olarak Ahmet Oktay önemli bir saptamada bulunuyor: “Giderek enformatif (bilgi verici) olmaktan çıktı başlık, imajinatif (hayal kurdurucu) bir içerik kazandı. Önceleri başlık, haber duyurulacak olayı hemen açığa vururdu. Oysa günümüzde bu uygulama terkedilmiş bulunuyor. Okuyucu, başlığı baktıktan sonra haberi kafasında kurmakta, boyutlarını genişletmektedir denilebilir

imparator 08-02-2007 16:57

Örneğin, artık şöyle atılıyor başlık; ««Adalet Sancılı»», ««Memura Bir Parmak Dal»». Başlık yapımında fiilin kaldırılışı, tamamlama işlevini okura bırakma isteğinin doğal uygulaması elbet. Bu sayede okur habere karşı kışkırtılmış da oluyor; Nedir bu sancı diye merak uyandırıyor. Gerçi ««üst başlık»» ve ««spotlar»» da anlatmaktadır memura yeterli düzeye zam yapılmadığını ama, okur iç sayfaya geçtiğinde ayrıntıları öğrenebilecektir” (Oktay 1987: 108-109).
Ahmet Oktay, kitlesel başlık diye tanımladığı bu yöntemin olumlu ve olumsuz yanlarını şöyle sıralamaktadır. “Kitlesel başlık, ister istemez, halk dilinin, hatta argonun sözcüklerine başvurmaktadır zaman zaman ve bu yanıyla muhalif bir boyut oluşturduğu izlenimi vermektedir. Evet, bu pahalılıkta memura ««bir parmak bal»» çalınmıştır. Gel gelelim, aynı başlık bir halk deyiminden yaralandığı için, o deyimin kullanıla kullanılan edindiği anlamını da yedeğinde çağrıştırmaktadır. Çünkü, çalınan, bir parmak da olsa baldır. Bu bakımdan, başlığın, iktidarın icraatına eleştiriyel bakış getirdiği kadar o eleştiriyi anında hafiflettiği de söylenebilir. Yetersizdir ama yine bir şeyler yapılmıştır. Düşünülmektedir memur. Bunlar yöneten/yönetilenler ilişkisi bakımından tartışılması, irdelenmesi gereken sorunlar olarak belirmektedir. Bu tür başlığın vurgulanması gereken bir özelliğini daha yeri gelmişken vurgulamak gerekir: Haberin yorumuna dayanıyor bu başlık. Bu tutumun kimi yerde saptırıcı olabileceğini işaret etmek zorunludur. Çünkü; bazen başlığın haberdeki hiçbir öğeyi dışa vurmadığı görülüyor. Ayrıca, yorum, gündelik değer yargılar, basmakalıp bakış açıları içinde gerçekleştirildiğinden, gazete başlıklarının birbirinin kopyası olduğu izlenimini doğuruyor” (Oktay 1987: 108-109).

imparator 08-02-2007 16:57

Bu durumla ilgili gazetelerden örnekler; “Emlak Bankası deniz, Yemeyen Domuz. Emlak Bankası dosyası açıldıkça sokaktaki sıradan vatandaşın dışında herkesin avantadan pay aldığı büyük bir soygun-yolsuzluk sistemi ortaya çıkıyor” (Sabah, 13.05.1992, s.1). “Vah uyanıklar! İstanbul’a gelen bazı milletvekillerinin otel indirimleri kaldırıldığı için, Türkiye’nin en pahalı hastanesini sağlık kontrolü bahanesiyle otel gibi kullandıkları ortaya çıktı” (Hürriyet, 07.08.1992, s.1). “100 milyarlık projede okus-pokus. Gizli eller, inşaat başlamadan bir tesisin kullanım alanını esrarengiz şekilde büyüttü” (Hürriyet 22.09.1992: 1). “Vergi ödemeyene devletten ödül. Cumartesi açıklanacak ekonomik paketle vergi affı getiriliyor. Vergisini ödemi yenlere kolaylık sağlanarak para cezaları hafifletilecek” (Hürriyet 16.01.1992: 1). “Çağlar ‘Ben de vergi kaçırdım’. Demirel’in sağ kolu, kabinenin en zengin adamı, Devlet Bakanı Cavit, Hürriyet’in sorularını açık yüreklilikle yanıtladı, ‘Ticaretle belirli bir yere gelinceye kadar kurallara uymuyorsunuz. Verginizi tam vermiyor, bazı yerlerden kaçırıyorsunuz. Aksini söylersek yalan olur. 80 öncesine kadar ben de buna dahildim. 80’den sonra, büyüdükten sonra... hele politikaya atıldıktan sonra, her şey yasaldır” (Hürriyet 22.12.1991: 1). “Hayırlı işler Cavit Bey. Devlet Bakanı Cavit Çağlar, ‘paramız çok’ diyen petrol zengini Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’e, Bursa’daki fabrikasında ürettikleri malları överek pazarlamasını yaptı” (Hürriyet 05.08.1992: 1). “ ‘Bunlar götürmeye alışmış. Herhalde şimdi götüremiyorlar ve huzursuz oluyorlar’ Dum Dum Kurşunu adı verilen köşede şu spotlar seçilmiş; “ ‘Babalarına dua etsinler. Otursunlar oturdukları yerde, oturup babalarına dua etsinler’. ‘Durmadan zam yapıyor. Sen arabaya her ay zam yapacaksın. Sormazlar mı... 4 aydır ne enflasyon var da zam yapıyorsun?’. ‘Kendilerini ne sanıyorlar? Ne zannediyor bunlar kendilerini? TÜSİAD nedir? Bir kulüp. Biz ülkeyi kulübe mi yönettireceğiz?’ ‘Rahmi Efendi’nin yatı. Rahmi Efendi, binecek yatına okyanuslarda gezecek, sonra kalkıp Türkiye’yi yönetecek’” (Hürriyet 13.09.1992: 1).

imparator 08-02-2007 16:58

“ ‘Yüzsüzler’. Devlete trilyonlarca vergi borcu takan yüzsüzler, vergi affını hiçe saydılar. Devlet, 27 trilyonluk vergi alacağının, af ilan etmesine rağmen ancak yüzde 20’sini geri alabildi. Sadece İstanbul’da 670 kişi, 7.2 trilyonluk vergi borcunu ödememekte direniyor” (Hürriyet 06.05.1992: 1). “Vay... Vay... Vay. Ve sonunda SHP bombası da patladı. Göknel’in evinde Mehmet Moğoltay ve SHP İstanbul İl Başkanı Çengel’i maaş bağlandığını gösteren belge ele geçti. Maliye ve İçişleri Müfettişleri dün beş saat boyunca evden alınan bu belgeleri inceleyince, SHP’yi altüst edecek belgeyi buldular: 1. Moğoltay’a 150 milyon lira aylık maaş bağlamış. 2. Müthiş bir iddia daha: 29 gazeteciye de maaş. 3. Kendisini desteklemeyen SHP’den intikam mı alıyor?” (Hürriyet 18.08.1993: 1). “Al bu zammı başına çal! İş bırakmalar, yürüyüşler; sadakaya memur öfkesi. Kamu çalışanları bugün yurt çapında eyleme geçiyor. Eylemlerde “grevli toplu sözleşmeli sendika” talebini öne çıkaracağı belirtilen kamu çalışanlarının, düşük memur maaşlarını da protesto edeceği bildirildi” (Aydınlık 15.07.1993: 1). “Hababam sınıfı kabine gibi. Bakanlar da, Hababam Sınıfı’ında olduğu gibi birbirlerine ad taktılar. Bu lakaplar, o bakanın başına dert olan icraatını simgeliyor. Bunlardan en ilginç olanları CMUK Seyfi (Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’ndaki büyük mücadelesi nedeniyle Adalet Bakanı Seyfi Oktay’a takılan lakap), İLO Mehmet (T.B.M.M.’ndeki ilk İLO sözleşmeleri oylamasında yeterli çoğunluk bulunamamasını sorun edip, istifa aşamasına kadar gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğoltay’a takılan lakap), VIDIMIK Tansu (Son dönemde Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler (VDMK) çıkarması yüzünden Devlet Bakanı Tansu Çiller’e takılan lakap), Hayret Hikmet (Yılın büyük bölümünü yurt dışında geçirdiğinden Bakanlar Kurulu toplantılarına çok az katılan ve bu nedenle görüldüğünde, “Hayret Hikmet de geldi” sesleriyle karşılanan Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’e takılan lakap), Taka İbrahim veya Kaptan-ı Derya (Denizcilikten sorumlu olacağı belirtildiği halde hala bakanlığının kuruluş yasası Bakanlar Kurulu’na bile getirilmeyen Devlet Bakanı İbrahim Tez’e takılan lakap), 900’lü Yaşar (900’lü ‘Alo’ hatları nedeniyle Ulaştırma Bakanı Yaşar Topçu’ya, bakan arkadaşları tarafından takılan lakap), E.T. (E.T. adlı ünlü filmdeki uzaylıya benzemesi nedeniyle Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’ye takılan lakap)” (Hürriyet 26.12.1992: 1).

imparator 08-02-2007 16:58

). “Moral bin beş yüz. Polisin terör örgütlerine ard arda ağır darbeler vurması ve teröristleri bir bir ele geçirmesi halkın moralini düzeltti” (Sabah 19.04.1992: 1). “Palavra... Palavra... Palavra... İsimli Basın Toplantısı. Demirel, ‘Fitnenin kökü çok iyi anlaşılmıştır. Bu terörün odaklarını da, nereden beslendiklerini de biliyoruz’ Palavra. Demirel, ‘Bu işin sonu yok. Eşkıya ya devlete uyar ya da uydururlar. Caniler kesinlikle tesirsiz hale getirilecek’ Palavra. Demirel, ‘Terör, geçmiş yıllarda dağlara taşlara kök salmış, halkı arkasına almış. Halkı devletin yanına alacağız’ Palavra” (Hürriyet 25.08.1992: 1). “Çağlar; Yavşak Mesut. Çağlar, siyaset tarihinde görülmemiş bir üslupla, Yılmaz’a savaş açtı. Mesut Yılmaz için “Yavşak” ve “Kumarbaz” dedi. “Mesut denen yavşakla bundan sonra boğuşuruz. Bundan sonra her konuşmamla ona hep yavşak diyeceğim. Mesut kumarbazdır. Bu adam kim yahu? Beni konuşturmasın, sokağa çıkamaz hale getiririm. Ben her şeyimin hesabını veririm. O benimle uğraşamaz. Mesut Efendi’ye sorun bakalım, mebus parası ile mi geçiniyormuş? Mebus parası, karısının döpiyes bus parasına yetmez” (Hürriyet 30.03.1993: 1). “Mesut Yılmaz’dan cevap: ‘Cavit kendi başına savaş açamaz. Herhalde babasından saldır işareti aldı. Biz, Bursa’da Cavit Bey’in altını oyacağız. Herhalde ona da çok sinirleniyor’ dedi” (Hürriyet 30.03.1993: 1). “Özal, ‘İndirsinler de görelim’ dedi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, DYP ve SHP’nin Çankaya’yı boşaltarak kendisini düşürme planına meydan okudu. Özal, ‘Ben buna güler geçerim. Hadi bakalım, indirsinler de görelim’ dedi” (Hürriyet 22.10.1992: 1). “Özal’dan Yılmaz’a ‘Sen Korkaksın’. Cumhurbaşkanı Özal, T.B.M.M. Başkanı Cindoruk’la Güneydoğu’ya gidecek olan ANAP lideri Mesut Yılmaz’ı ağır dille suçladı ve ‘Güneydoğu’ya niye tek başına gidemiyor?’ diye sordu” (Hürriyet 09.09.1992: 1). “Demirel Özal için fino köpeği dedi mi? Amerika’nın ciddi gazetesi Washington Post, Demirel’in, Amerika’nın “fino köpeği” olmayacağını söylediğini yazdı ve “fino köpeği” sözü edilen ile de Özal’ı kastettiğini söyledi” (Hürriyet 23.02.1992: 1).

imparator 08-02-2007 16:58

“Tansu Hanım süs köpeği. Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olarak hükümete giren Tansu Çiller’in yetkilerini, Başbakan Demirel tek tek budadı” (Hürriyet 16.01.1992: 1). “Politika ağzını bozdu. Özal, ‘Babasının ismi olmasa Erdal İnönü fizik profesörü bile olamazdı. Hesap soracakmış. Hadi ordan’. İnönü, ‘Ben dekanken Özal matematik dersi veriyordu. Üniversitede hiçbir şey öğrenmemiş. Sonra Semra Özal cahil’. Semra Özal, ‘Erdal İnönü konuşma özürlü... Demirel hangi yüzle oy istiyor?’. Demirel, ‘Çankaya’nın sakini. Cüce... Yılmaz bana çatmasın, sigara kağıdına çeviririm... Ceketinizi almışlar şimdi pantolonunuza geldi’. Erbakan, ‘Demirel Bush’un sevgililerinden birisi... Yılmaz kısa pantolonlu 23 Nisan Başbakanı... SHP ve DSP mahalle çocuğu... Özal şortla askeri birlik denetliyor... Pavyon kadınlarıyla yol açıyorlar’” (Milliyet 09.10.1992: 1). “Bu valiyi atın gitsin! 12 gün önce Bölge Valiliği’ne atanan Konya Valisi Necati Çetinkaya’nın, görevi teslim alacağı gün, politikaya atılacağını açıklayarak 15 gün izne çıkması şok yarattı” (Hürriyet 17.08.1992: 1). “Kaldırın şu pisliği. İstanbul, Ankara ve İzmir’de çöp dağları yükseldikçe yükseliyor. Sorumsuz sendika, beceriksiz belediyeler, vurdum duymaz hükümet, elbirliğiyle halkın sağlığını tehlikeye sokuyor” (Hürriyet 11.08.1992: 1). “Kaldırın şu fabrikaları. Sularımız, sanayinin kurbanı. Musluklarımızdan akan suya tüm uyarılara rağmen arıtma tesisi kurmayan 933 endüstriyel tesis her gün tonlarca zehir katıyor” (Günaydın 22.08.1993: 1). “Demirel; ‘Vatandaş enflasyona alıştı. Su gibi para harcıyor. Talep çok’ dedi” (Hürriyet 01.06.1992: 1). “Baba, 9 trilyon için dokuz doğuruyor. Hükümet 500 günlük icraat politikasının en kritik günlerini bu hafta yaşayacak” (Hürriyet 18.02.1992: 1). “Ekonominin tepesinde kavga var. Saraçoğlu, Çiller’in ayağına bastı... Merkez Bankası’nda dedikodularla ilgili soruşturma başlatılınca Saraçoğlu patladı, enflasyonda farklı tarih verdi” (Günaydın 27.02.1992: 1). “Demirel Hükümeti’nin Ulaştırma Bakan Topçu, top gibi patladı!. “Tansu Çiller, trilyonluk cep telefonu projesini Amerikalı dostlarına peşkeş çekmeye hazırlanıyor”. DYP’li Ulaştırma Eski Bakanı Yaşar Topçu şöyle devam etti: “Benim dönemimde yapılmış hiçbir çürük çarık iş yoktur. Devleti ve yasaları koruyacağım diye önüme gelen herkesle kötü kişi oldum” (Meydan 19.07.1993: 1)

imparator 08-02-2007 16:58

Bu enforme ediş biçiminin etkileri konusunda Ünsal Cekay şunları söylüyor; “Profesyonel etik açısından gazetelerdeki bir azınlık son on beş yıldan beri bir yandan popüler kültüre müsamaha gösteren, hoşgörüyle bakabilen bir anlayış yumuşaması içindeymiş gibi gözüküyor, öbür taraftan da fiilen bu yayın politikalarına baktığımız vakit seçkinci bir tavrın başat duruma geldiğini görüyoruz. Örneğin şöyle popüler gazetelere, Hürriyet’e, Günaydın’a, Güneş’e baktığımız vakit, politik haberlere doğrudan doğruya bu politiktir diyebileceğimiz, aslında neyin politik neyin politik olmadığını anlamak için çok daha geniş düşünmek gerekir... Bu politiktir dediğimiz haberin dışındaki –artık şimdilerde onun da içinde yer aldığı/benim eklemem- bütün muhtevasında son derece avami bir dil kullanımı, hatta lümpen bir dil, lümpen bir eda var. Bu lümpen eda aslında geniş kitlenin, okuyucu kitlesinin politik bilincinin belirlenmesinde o yukarıdaki nezih, terbiyeli, önemli, hayatımızın önemli bir yanı olduğunu hatırlatmak için değişik bir üslupla yazılmış politik mesajlardan çok daha etkileyicidir... Lümpen eda hem yalnızlık duygusunu, hem sahipsizlik duygusunu, hem etrafa husumetle bakma ve herkesin bize de husumetle bakma zannını arttırıyor... Gazetenin bu yayıp politikası on, on beş yıllık bir dönem sonunda Türkiye’de artık gazete okuyucusu diye bir şeyin kalmamasına yol açabilecek bir boyuta gelmiştir” (Hürriyet 05.01.1990: 1).

imparator 08-02-2007 16:59

“Bu sunum şeklinde dikkat edilmesi gereken ön önemli boyut ise; toplumsal realiteye hem husumet duyma, hem de onu değiştirememek şeklinde yaşanan baskıcı, yıldırıcı ve şiddet dolu insan ilişkileri içindeki kültür ortamında, hakkını elde etmenin, statünün, yükselmenin ve sorunları çözmenin yasal yollar dışında ve kendi adalet anlayışı içinde güçlü olanın iş bilenin uyguladığı şiddeti meşru görmemize, ona boyun eğmemize yol açan ve sonuçta, kendi geleceğini ve mutluluğunu kendi dışında şekillenen mekanizmalara bırakarak, toplumunda, siyasetin de nesnesi oldukları ve toplumu yönetme işini kendilerinin dışındaki “yönetim” görevini üstlenmiş profesyonel kadrolara bıraktıkları bir sistemi, kendi ellerimizle oluşturmamıza katkıda bulunan bu sunum şeklinin içinde yer aldığı magazin kültürünün kendisi olmaktadır” (Oskay 1983: 42).
Bu kültür devam ettiği sürece, “Bizi aşağı konumlarda tutan toplumsal realiteyi değiştiremememizin sonucunda kendimizi horlama isteği de duyuyoruz. Bu ise, bizden daha güçlü olanların bizim üzerimizde uyguladığı şiddeti meşru görmemize, siyaseti güçlü ve bilgili gözüken ehline bırakmamıza neden oluyor (Orta sınıfın alt katmanlarının faşizmin söylemine denk düşen bir gündelik hayat dili içinde yaşadığını gösteren son araştırmalarda bunu gösteriyor.)” (Oskay 1992 a: 8-11).

imparator 08-02-2007 16:59

“İtalyan ve Alman faşizmlerinin kitlesel taban bulmadaki başarının nedenlerini inceleyen Amerikan yeni siyaset bilimcilerinin 1976’dan bu yana belirttikleri gibi totaliter siyasi hareketlerinin kalabalıkların yaşadığı sorunları gündelik hayatın söylemiyle ifade etmeleri, iktidarlara gelişlerinde önemli rol oynamıştır. Bu açıdan düşünürsek, magazin kültürünün, kitleler için nitelikli kültür ürünlerinin tüketicisi olma yolunda doğru atılmış bir adım olduğu şeklindeki aydınlarımız arasındaki genel kabul irkiltici bir sabitleştirme sayılabilir.” (Oskay 1989: 12)
Bu çerçeve içinde, çağdaş toplumlara geçişten itibaren kültürün hızla görselleşmesi nedeniyle ve bugün dünya ülkelerinde yazılı basının genel haber dolaşımı içindeki oranını % 10 olduğu düşünülecek olursa, Basın 80-84 içinde, Türkiye’deki yazılı basının okumaya fazla zaman ayıramayan okuyuculara “kitleler böyle istiyor” gerekçesinin altına sığınarak bu eğilimi bizzat kışkırtmaları içeriği popülerleştirilmiş ve de boşaltılmış (hatta yalan/uydurma) haber ve fotoğraflarla örülü magazinal bir söylem yoluyla seslenmeleri, bir anlamda, yazılı basının bu alandaki sorumluluğunu göz ardı etmesi, beraberinde önemli sorunlara yol açabilir. Bilinmelidir ki; “Doğru haberin iletilmesi, okura ulaştırılması süreci de sorumluluk gerektiriyor. Kitleselleşme zorunluluğu ve görselleşme eğilimi, bugün Türkiye gibi okuma-yazma oranı hala düşük bir ülkede daha da ciddiye almayı gerektiriyor, haber dilini ve haber sunumunu” (Oktay 1997: 110).

imparator 08-02-2007 16:59

Buna rağmen, yaşanan umutsuzlukların, yıkımların, hayal kırıklıklarının, sıkıntıların yani, eleştirilmesi gereken bir çok sorun ve konu alanının, hem onu yaratan sistemle olan dolaylı veya dolaysız nedensellik ilişkilerini vermekten hem de bunların çözümüne ilişkin bilgilendirme yeteneğini kazandırmaktan uzak bir biçimde, gündelik hayatı ilgileri ve değer yargılarıyla dolu bir söylemle dile getirilmesi sonuçta, bu sorunların olağanlaştırılmasına, ve kültürel yönden normalizasyonuna yol açabilmektedir. Zaten, konu ve sorunlara, toplumsal realitenin olağan saydırdığı belirli bir bakış açısı içinde bakmak ve anlamak durumunda kalan okura, bunun dışında, yaşamı eleştiriyel bir boyutta düşünebilme ve algılayabilme yeteneği kazandıracak bir söylemle seslenmek, temel kaygıları “daha çok okur/daha çok tiraj ve doğaldır ki daha çok kar” olan gazete yönetimince “itici” geleceği düşünüldüğünden, basının böylesi bir söylemi değiştirmesi de pek mümkün görünmemektedir. Bu nedenle, dile getirdiğimiz sorunların çözümünü özellikle basının içinde kalarak arayan ve de onun genel toplumsal sistemle olan ilişkilerini göz ardı eden ve sununla birlikte kitlelerin toplumun gidişatı hakkında bilgilenebilme, görüşlerini dile getirebilme ve iletişim sürecine yaygın ve derinlemesine bir biçimde katılabilmesini engelleyen toplumsal yapının değiştirilmesi gereğini dikkate almayan görüşler, saptamalar ve öneriler anlamlı ve tutarlı olamayacaktır.



imparator 08-02-2007 16:59

SONUÇ

Günümüzde, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşan kullanımı ile şiddet içerikli haberler ve gösterimler, gittikçe artan bir etkinlik ve yoğunlukta sunulmaktadır. Bu sunumda dikkat edilmesi gereken, kitle iletişim araçlarının, şiddetin toplumda meşrulaştırılması, kültürel yönden normalleştirilmesi ve içselleştirilmesi konusunda yaptığı katkıdır. Bu katkı, kitle iletişim araçlarının, şiddete dayalı insan ilişkileri içinde yaşayan ve yaşamı bu ilişkilerle örülü bir dünya olarak görmek durumunda kalan bireylere, bu algılama biçimlerine uygun bir sunma biçimiyle gerçekleştirmektedir. Bu durumda, kitle iletişim araçlarının şiddeti bir davranış kalıbı olarak sunması, öğretmesi, meşrulaştırması ve bir anlamda telkin etmesi, şiddeti yoğun ve etkili bir biçimde sunmasından değil, şiddeti kendine temel almış varolan realitenin anlatılma biçiminden, bir başka deyişle, bu araçların, haberi varolan realitenin etiğinin aynısını haklılaştırıp, meşrulaştıran bir biçimde sunmasından kaynaklanmaktadır.

imparator 08-02-2007 16:59

Bu çerçevede, yazılı basın sözü ettiğimiz katkıyı, şiddete yönelik olaylar üzerinde yoğunlaşan ve olaylar arasındaki nedensellik bağlarını göstermeyen abartılı ve magazinleşmiş bir söylem tarzının kullanıldığı bir sunum şekliyle yapmaktadır. Söz konusu sunumdaki söylemin, bir yandan, olaydaki gerçekliğin hem zaman ve mekan boyutunda, hem de olay kişileri adına yeniden yazımında, imgesele doğru kayan bir dille sunulduğu görülürken, yine bu sunumun, bir şiddet baskısı ve üslubuyla verildiği görülmektedir. Böylece, yazılı basının, özellikle şiddet olaylarını ele alarak, ancak bunları yaratan etkenleri de vermeyecek bir biçimde bir şok görüntüsü altında sunarak, neredeyse çevremizin, dünyamızın kötülükle, felaketle ve krizli olduğu hissini yaratmaktadır. Sonuçta; bir yandan, sorunların şiddet yoluyla çözülebileceği bir şiddet kültürünü yaratırken, diğer yandan, bunlara aklımızın ermeyeceği, gücümüzün yetmeyeceği inancını verecek bir biçimde, yoğun ve peş peşe verilen bu haberler yoluyla gerçekleşen enforme ediş biçimiyle yüz yüze kalan bireylerin, toplumu yönetme görevini yöneticilere/profesyonel kadrolara bıraktıkları bir toplumsal yaşamı kendi elleriyle oluşturmalarına katkıda bulundukları söylenebilir.

imparator 08-02-2007 17:00

Bu noktada unutulmaması gereken, toplumdaki şiddetin yaygınlaşması ve meşrulaştırılması konusunun, sadece basının ve çalışmaya konu olan yazılı basının tek başına işlev ve etkinliklerini içine alan açıklamamalarla sınırlı kalamayacağıdır. Bu nedenle sözü edilen durum, daha önce belirttiğimiz gibi, sorunların çözümünün toplumsal yapıya ve onun değişmesine bağlı olduğunu göstermekten neredeyse vazgeçmiş bulunan kitle iletişim araçlarının, yabancılaşmaya ve şiddete dayalı egemen kültürü benimsetmek, rasyonalize etmek şeklinde işlevlendirilmekte olduğunu söyleyen açıklamalarla yetinilebilecek bir boyutu aşmaktadır. Çünkü; toplumsal yaşamda bireyle, kitle iletişim ortamına “katılmadan” önce, yaşamın diğer alanlarında gerçekleştirilen düzenlemelerle, çoktan şartlanmış, maniple edilmiş durumda olmaktadır. Bu yaşı içerisinde asıl soru, kitleler ile kitle iletişim araçları arasındaki iletişimin kendisi değil, onu da kuşatan ve geniş kesimlerin toplumsal yaşama katılımını ve müdahale etme olanaklarını engelleyen ve bu biçimde tecrit eden toplumsal yapı olmaktadır.
Bu durumda sorunu çözümü; basının ve onun genel toplumsal sistemle olan ilişkilerini göz ardı etmeyen ve bununla birlikte, geniş toplumsal kesimlerin, kendi toplumsal konumlarının gerektirdiği biçimde bilgilenebilmeyi, görüşlerini dile getirebilmeyi, iletişim süreçlerine yaygın ve etkin bir şekilde katılabilmeyi ve istem ve beklentilerini duyurabilecek bir kurumsallaşmayı, birey ve toplum düzeyinde sağlayıcı gelişken bir ekonomik ve sosyo-kültürel bir alt yapının varlığını önemseyen bakış açılarına bağlı bulunmaktadır.

gızem kubra 27-02-2008 15:47

off saoll ya çok işime yarıcakk çookk thanks

romeooo83 27-03-2008 17:30

Teşekkürler isterseniz tek dosya halinde verebilirim..


Türkiye`de Saat: 14:08 .

Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580