Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi

Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi (http://besiktasforum.net/forum/index.php)
-   İktisat (http://besiktasforum.net/forum/forumdisplay.php?f=249)
-   -   Amerikan Ekonomisinin Ana Hatları (http://besiktasforum.net/forum/showthread.php?t=24157)

imparator 26-02-2007 13:45

Amerikan işgücü de 1990’larda belirgin bir biçimde değişti. Uzun vadeli bir hale gelmiş olan, çiftçi sayısının azalması eğilimi sürdü. İşçilerin küçük bir kesiminin endüstride kalmasına karşın büyük bir kesimi de hizmet sektöründe mağaza tezgahtarlığından mali planlamacılığa kadar yayılan görevlerde çalışmaya başladı. Çelik ve ayakkabı üretimi Amerikan endüstrisinin temeli olmaktan çıktı ve bu endüstrilerin yürümesini sağlayan bilgisayarlar ve tasarımlar onların yerine geçti.

Ekonomik büyüme nedeniyle vergi gelirleri yükseldikçe, 1992’de 290 milyar dolarla en üst düzeyine erişmiş olan federal bütçe de gittikçe küçüldü. Hükümet 1998’de, bebek patlaması için gelecekte yapılacağı vaad edilen Sosyal Güvenlik ödemeleri yüzünden büyük bir borç altına girmiş bulunmakla birlikte, 30 yıldır ilk kez bir bütçe fazlası elde etti. Hızlı büyüme ile sürekli düşük enflasyonun birlikte yürümesi karşısında şaşıran ekonomistler Birleşik Devletler’in geçmiş 40 yıldır edinilen deneyimlere dayanılarak sağlanandan daha hızlı bir ekonomik büyüme gösterme kapasitesi bulunan bir “yeni ekonomi”ye mi sahip olduğunu tartışmaya başladılar.

Sonunda Amerikan ekonomisi küresel ekonomiyle o güne kadar görülenden daha yakından bağlantılı bir konuma geldi. Kendinden önceki başkanlar gibi Clinton da ticaret engellerinin ortadan kaldırılması için bir çaba sürdürdü. Bir Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) imzalandı ve böylelikle Birleşik Devletler’le en büyük ticaret ortakları olan Kanada ve Meksika arasındaki ekonomik bağlar daha da güçlendirildi. Özellikle 1980’lerde büyük bir hızla büyüyen Asya da önemli bir mamul mallar sağlayıcısı ve Amerikan ihraç malları için de bir pazar olarak Avrupa’ya katıldı. Dünyaya yayılan çok gelişmiş telekomünikasyon ağları sayesine dünya finans piyasaları birkaç yıl öncesine kadar düşünülemeyecek bir ölçüde birbirine bağlandı.

imparator 26-02-2007 13:45

Çok sayıda Amerikalı küresel ekonomik birleşmenin tüm uluslar için yararlı olduğuna inanmakla birlikte gittikçe artan karşılıklı bağımlılık bir takım karışıklıklara da yol açtı. Birleşik Devletlerin büyük başarı elde ettiği ileri teknoloji endüstrilerinde çalışanların pek iyi durumda bulunmalarına karşılık, genelde işçiliğin ucuz olduğu çok sayıda yabancı ülkenin rekabeti karşısında geleneksel imalat endüstrilerinde ücretler azalma eğilimi gösterdi. Daha sonraları Japonya’nın ve diğer yeni endüstrileşmiş ülkelerin ekonomileri 1990’larda duraklamaya başlayınca küresel finans sisteminde şok dalgaları oluştu. Amerikan ekonomik politika yapımcıları yerli ekonominin gelecekteki yolunu çizerken küresel ekonomik koşulları göz önünde bulundurmak zorunda olduklarının farkına vardılar.

Yine de Amerikalılar 1990’ları yenilenmiş bir güven duygusu içinde bitirdiler. 1999 sonunda ekonomi Mart 1991’den beri sürekli bir büyüme göstermişti ve bu da tarihteki en uzun süreli barış dönemi gelişmesi oluyordu. İşsizlik Kasım 1999’da yaklaşık 30 yılın en düşük düzeyine indi ve yüzde 4,1 olarak gerçekleşti. 1998’de sadece yüzde 1,6 (1994’ten beri bir yıl dışında en düşük oran) yükselmiş bulunan tüketici fiyatları ise biraz daha hızlı arttı (Ekim 1999’da yüzde 2,4). Gelecekte pek çok tehlike ile karşılaşılacaktır; fakat, ulus XX. Yüzyıl’ı ve berberinde getirdiği çok büyük değişiklikleri sağlıklı bir biçimde atlatmış bulunmaktadır.


imparator 26-02-2007 13:59

BÖLÜM IV


KÜÇÜK İŞLETME VE ANONİM ŞİRKET


Amerikalılar, iyi bir yeni fikre ve kararlılığa sahip bulunan ve yoğun çalışmayı kabul eden herkesin bir iş kurabileceği ve zengin olabileceği bir fırsatlar ülkesinde yaşadıklarına her zaman inanmışlardır. Bu teşebbüs inancı uygulamada tek sahipli işletmeden uluslararası konglomeralara kadar değişen çeşitli biçimlerde sergilenmiştir.

17’nci ve 18’inci yüzyıllarda halk vahşi doğada kendine bir yuva ve yaşam biçimi kurarken karşılaştığı güçlükleri yenmiş olan ilk yerleşimciyi göklere çıkarıyordu. XIX. Yüzyıl Amerikası’nda küçük tarımsal işletmeler Amerika’nın sınır bölgelerindeki geniş alanlara yayıldıkça, buralarda yerleşen çiftçiler ekonomik bireyselcilerin tüm ideallerini kendilerinde topladılar. Buna karşın, ülke nüfusu artıp kentler gittikçe daha büyük bir ekonomik önem kazanınca da kendi işinin sahibi olma düşü küçük tüccarları, bağımsız zanaatkarları ve kendi kendine yeterli profesyonelleri içine alacak biçimde gelişti.

XIX. Yüzyıl’ın ikinci yarısında oluşan bir eğilim XX. Yüzyıl’da da sürdü ve ekonomik faaliyetin hacminde ve karmaşıklığında büyük bir sıçrama görüldü. Pek çok endüstri dalındaki küçük işletmeler giderek gelişen ve zenginleşen halkın talep ettiği malları en etkin biçimde üretebilecek büyüklükte çalışabilmekte ve para bulmakta zorlandılar. Bu ortamda yüzlerce ve hatta binlerce işçi çalıştıran modern anonim şirketler giderek daha fazla önem kazandılar.

Günümüzde Amerikan ekonomisi tek kişilik tek sahipli işletmeden dünyanın en büyük anonim şirketlerine kadar yayılan çeşitli teşebbüslere sahip olmakla övünmektedir. 1995’te Birleşik Devletler’de 16,4 milyon tarımsal olmayan tek sahipli işletme, 1,6 ortaklık ve 4,5 milyon anonim şirketi içeren toplam 22,5 milyon teşebbüs bulunmaktaydı.

imparator 26-02-2007 14:00

KÜÇÜK İŞLETME

Yabancı ziyaretçiler ABD ekonomisinin hiçbir şekilde dev anonim şirketlerin egemenliği altında olmadığını öğrenince şaşırırlar. Ülkedeki bağımsız teşebbüslerin yüzde 99’u 500’den az işçi çalıştırmaktadır. ABD Küçük İşletmeler Yönetimi’ne (KİY) göre bahis konusu küçük teşebbüsler ABD işçilerinin yüzde 52’sini barındırmaktadır. 19,6 milyon dolayında Amerikalı 20’den az, 18,4 milyon 20-99 arasında ve 14,6 milyon da 100-499 arasında işçi bulunduran şirketlerde çalışmaktadır. Bunun aksine 500 ve daha fazla personeli bulunan firmalarda 47,7 milyon Amerikalı çalışmaktadır.

Küçük işletmeler Amerikan ekonomisinde sürekli bir hareketlilik kaynağı oluşturmaktadır. 1990-1995 arasında ekonomideki tüm yeni istihdamın dörtte üçünü yaratmışlardır ve bu da 1980’deki katkının çok üstündedir. Ayrıca ekonomiye yeni gurupların girmesine de yol açmışlardır. Sözgelimi kadınlar yoğun biçimde küçük işletmelerde çalışmaktadırlar. 1987-1997 arasında kadınların sahip olduğu işletme sayısı yüzde 89 artarak tahminen 8,1 milyona erişmiştir; kadınların elindeki tek sahipli işletme oranının 2000 yılında toplamın yüzde 36’sına ulaşması beklenmektedir. Küçük işletmeler aynı zamanda daha çok sayıda yaşlıyı ve yarım gün çalışmak isteyen kimseyi işe almak eğilimindedir.

Küçük işletmelerin bir özel gücü de değişen ekonomik koşullara hemen ayak uydurabilmeleridir. Çok kez müşterilerini tek tek tanırlar ve yerel gereksinimleri kolaylıkla karşılamaya yatkınlardır. Küçük işletmeler - sözgelimi California’nın “Silikon Vadisi”ndeki ve diğer ileri teknoloji bölgelerindeki bilgisayarla ilgili teşebbüsler - bir teknik yenilik kaynağı oluşturmaktadır. Bilgisayar endüstrisindeki yaratıcıların çoğu işe elde yapılmış makinelerle garajlarında çalışarak başlamış ve bu işletmeler kısa zamanda büyük ve güçlü anonim şirketlere dönüşmüştür. Ulusal ve uluslararası ekonomide hızla büyük rol oynamaya başlayan küçük işletmeler arasında bilgisayar yazılım şirketi Microsoft, paket posta servisi Federal Express, spor giysileri üreticisi Nike, bilgisayar ağı firması America OnLine ve dondurma üreticisi Ben & Jerry’s sayılabilir.

imparator 26-02-2007 14:00

Kuşkusuz çok sayıda küçük işletme başarısız olmaktadır; ancak, Birleşik Devletler’de iş hayatındaki başarısızlık bazı ülkelerde olduğu gibi toplumsal küçümseme nedeni sayılmamaktadır. Çok kez başarısızlığın müteşebbise bir deneyim dersi oluşturacağı ve onun bir sonraki girişiminde başarı sağlayabileceği düşünülür. Ekonomistlere göre başarısızlık piyasa güçlerinin nasıl işlediğini sergiler ve daha etkin çalışmayı teşvik eder.

Halkın küçük işletmelere gösterdiği büyük saygı ABD Kongresi’nde ve yerel meclislerde onlara yönelik küçümsenmeyecek lobicilik gücü sağlar. Küçük şirketler sağlık ve güvenlik önlemleri gibi konulardaki federal düzenlemelere karşı bağışıklıklar elde etmişlerdir. Kongre ayrıca küçük işletme kurmak ya da yönetmek isteyen bireylere profesyonel ve mali yardım sağlamak amacıyla 1953’te Küçük İşletmeler Yönetimi’ni kurdu (federal ödeneklerin yüzde 35’i küçük işletmelere verilecek ihaleler için ayrılmıştır). KİY tipik bir yıl içinde küçük işletmelere işletme sermayesi ya da bina, makine ve gereç alımı için 10 milyar dolar dolayında kredi vermeyi garanti eder. KİY’nin desteklediği küçük işletme yatırım şirketleri de işletme sermayesi olarak 2 milyar dolarlık yatırım yaparlar.

KİY azınlıklara ve özellikle Afrika, Asya ve İspanya kökenli Amerikalılara yönelik programları desteklemeye çalışır. İhracat olasılıkları bulunan küçük işletmeler için pazar ve ortak teşebbüs olanaklarını belirlemek amacıyla iddialı bir program yürütür. KİY ayrıca, emekli yöneticilerin yeni kurulmuş olan ya da zor durumda bulunan işletmelere yönetim yardımında bulunmalarını sağlayan bir programı da destekler. Teknik yardım ve yönetim yardımı yapmak için bireysel eyalet kuruluşları ve üniversitelerle birlikte yaklaşık 900 Küçük İşletme Geliştirme Merkezi işletir.

KİY bunlara ek olarak, sellerden, fırtınalardan, tayfunlardan ve diğer felaketlerden zarar gören ev sahiplerine, kiracılara ve her düzeyde işletmeye 26 milyar dolardan fazla düşük faizli kredi sağlamıştır.

imparator 26-02-2007 14:00

KÜÇÜK İŞLETME YAPISI

Tek İşletmeci: İşletmelerin çoğunluğu tek sahiplidir, yani onlara tek bir kişi sahip olur ve yönetir. Bu tür işletmelerde teşebbüsün başarı ya da başarısızlığından tümüyle o kişi sorumlu olur. Karları o alır; ancak, teşebbüs zarar eder ve işletme bunu karşılayamazsa işletmeci kişisel varlığını bu yüzden yitirme pahasına faturaları ödemekle yükümlüdür.

Tek sahipli işletmelerin diğer işletme türleri karşısında belirli üstünlükleri vardır. Girişken ve kendi kendilerinin patronu olmaktan hoşlanan kişilerin karakterine uygundur. İş sahibinin başkalarına danışma gereği kalmadan çabuk ve kesin kararlar verebilmesi sayesinde esnek işletmelerdir. Yasalar gereği bireysel işletmeciler anonim şirketlerden daha az vergi öderler. Müşteriler de çok kez sorumlu bir kimsenin daha iyi çalışacağına inandıkları için tek sahipli işletmeler onlara çekici gelir.

Bu tür işletmelerin üstün olmayan yanları da vardır. İşletmecinin çalışamaz olması ya da ölümü sonucu işletmenin varlıkları bir mirasçıya geçebilir ve o da işi sürdürebilir; fakat, tek sahipli işletme yasal açıdan sona erer. Ayrıca, böyle bir işletme sahibinin biriktirebildiği ya da borç alabildiği paraya bağlı kaldığı için genellikle büyük bir teşebbüs olabilmek için gerekli kaynakları yoktur.

imparator 26-02-2007 14:00

İş Ortaklığı: Bir teşebbüse girişmenin ya da onu genişletmenin bir yolu da iki ya da daha çok sayıda iş sahibi ile ortaklık kurmaktır. Ortaklık müteşebbislerin becerilerinin birleştirilmesine olanak sağlar; sözgelimi bir ortak üretimde yetenekli öteki de pazarlamada usta olabilir. Ortaklıklar hükümetin anonim şirketleri yapmaya zorunlu kıldığı bildirim işlemlerine uymak zorunda değillerdir ve anonim şirketlere oranla daha elverişli vergi yükümlükleri vardır. Ortaklar bireysel olarak kar payları için vergi öderler; ancak, işletmeleri ayrıca vergilendirilmez.

Ortaklıkların haklarını ve yükümlülüklerini eyaletler düzenler. İş ortakları genelde her ortağın görevlerini belirten yasal belgeler imzalarlar. Ortaklık sözleşmesinde yönetime katılmayacak ama işletmeye para yatıracak olan “sessiz ortaklar”a da yer verilebilir.

Ortaklığın önemli bir sakıncası her ortağın tüm borçlardan sorumlu olması ve herhangi bir ortağın hareketlerinin ötekilerin tümünü de yasal açıdan bağlamasıdır. Sözgelimi eğer bir ortak işletmenin parasını gereksiz işlere harcarsa diğerleri de bu borcu paylaşmak zorundadırlar. Ortaklar ciddi ve sürekli bir anlaşmazlık içinde bulunurlarsa bir başka önemli sakınca daha ortaya çıkabilir.

Franchising ve Mağaza Zincirleri: Başarılı küçük teşebbüsler bazan “franchising” denilen yöntemle işlerini genişletirler. Tipik bir franchising düzenlemesinde başarılı bir şirket isminin ve bazı hallerde de ürünlerinin bir birey ya da küçük bir müteşebbis gurubu tarafından satış gelirlerinden belirli kar yüzdesi karşılığı kullanılmasına yetki verir. Kurucu şirket pazarlama deneyimini ve ününü ortaya koyar; buna karşılık franchising hakkı tanınan müteşebbis de bireysel işletmeleri yönetir ve genişlemeye ilişkin yükümlülüklerin ve risklerin büyük bir kesimini üzerine alır.

imparator 26-02-2007 14:01

Franchising işine girişmek yeni bir teşebbüse sıfırdan başlamaktan daha masraflı olmakla birlikte bu tür girişimlerin işletilmeleri daha ucuzdur ve başarısızlığa uğramaları olasılığı da daha azdır. Buna bir bakıma büyük ölçüde reklam, dağıtım ve işçi eğitimi yapılması neden olur.

Franchising o kadar karmaşık ve yaygındır ki kapsamının ne olduğu konusunda kimsenin tam bir görüşü yoktur. KİY’nin tahminlerine göre 1992’de Birleşik Devletler’de otomobil satış mağazalarını, benzin istasyonlarını, lokantaları, emlak komisyonculuklarını, oteller ve motelleri ve kuru temizleme merkezlerini de içeren yaklaşık 535.000 franchising işletmesi bulunuyordu. Bu 1970’e oranla yüzde 35’lik bir artış demekti. 1975-1980 arasında franchising sistemi içindeki perakendeci işletmelerin satışlarındaki artış bu sisteme dahil olmayanlardaki artışın çok üstündeydi ve 2000 yılına gelindiğinde franchising şirketlerinin ABD’deki perakende satışların yaklaşık yüzde 40’ını gerçekleştirmesi bekleniyordu.

Buna karşın, güçlü ekonomi franchising dışında da pek çok teşebbüs olanağı yarattığı için bu sistemin yayılması 1990’larda bir parça yavaşlamış olabilir. Bazı franchising işletmecileri de aynı işi yapan diğer birimleri satın alıp birleşerek kendi sistemlerini kurma yolunu seçtiler. Sears Roebuck & Co. gibi şirketlerin sahip olduğu mağaza zincirleri de yoğun bir rekabet oluşturdu.


imparator 26-02-2007 14:01

Mağaza zincirleri büyük ölçüde mal alıp satarak ve bireylerin kendi hizmetlerini kendilerinin yapmalarına ağırlık vererek çok kez küçük mağazalara oranla daha düşük fiyatlar uygulayabilirler. Sözgelimi, Safeway gibi süper market zincirleri müşteri çekmek için düşük fiyatla satış yaparak çok sayıda bağımsız küçük bakkalı piyasadan uzaklaştırmışlardır.

Yine de pek çok franchising işletmesi ayakta kalabilmektedir. Bazı bireysel işletme sahipleri diğerleriyle güç birliği yaparak kendi zincirlerini oluşturmakta ya da kooperatifler kurmaktadırlar. Bu gibi işletmeler çok kez özel mallar satan ya da seçkin müşterileri olan piyasalara hizmet vermektedirler.

imparator 26-02-2007 14:01

ANONİM ŞİRKETLER

Çok sayıda küçük ve orta boy şirketin varlığına karşın büyük işletme birimleri Amerikan ekonomisinde başat bir rol oynamaktadırlar. Büyük şirketler pek çok kişiye mal ve hizmet sağlayabilirler ve çok kez küçük işletmelere oranla daha etkin çalışabilirler. Büyük miktarlarda mal aldıkları ve birim başına düşen maliyet daha küçük olduğu için ürünlerini daha ucuza satabilirler. Tüketicilerin çoğunluğu satın aldıkları malların belirli bir nitelikte olmasını garantilediğini düşündükleri tanınmış “markalar”a yöneldikleri için bahis konusu şirketler piyasada daha üstün bir konum elde ederler.

Büyük işletmelerin araştırmaya ve yani mallar geliştirmeye ayırabilecekleri parasal kaynakları küçük şirketlere oranla daha çok olabileceği için genel ekonomide de büyük bir önem taşırlar. Ayrıca, genelde daha çeşitli iş olanakları sağlarlar, daha sağlam iş güvencesi verirler, daha yüksek ücret öderler ve daha iyi sağlık ve emeklilik koşulları sunarlar.

Bunlara karşın, Amerikalıların büyük şirketlere ilişkin görüşleri pek kesin değildir; bir yandan ekonominin iyi işlemesine yaptıkları önemli katkıları kabul ederken bir yandan da yeni teşebbüslerin ortaya çıkmasını engelleyip tüketicilerin seçim şanslarını ortadan kaldıracak kadar güçlenmelerinden korkarlar. Kaldı ki, büyük anonim şirketler de zaman zaman değişen ekonomik koşullara ayak uyduramayacak kadar esneklikten yoksun olduklarını kanıtlamışlardır. Sözgelimi otomobil üreticileri 1970’lerde yükselen benzin fiyatları yüzünden daha küçük ve daha az benzin tüketen otomobillere karşı bir talep doğmakta olduğunu pek geç anladılar. Bunun sonucu olarak da iç piyasanın büyük bir kesimini yabancı imalatçılara ve özellikle de Japonya’ya kaptırdılar.

imparator 26-02-2007 14:01

Birleşik Devletler’de büyük işletmelerin çoğunluğu anonim şirket olarak örgütlenmişlerdir. Anonim şirket 50 eyaletten biri tarafından imtiyaz verilen yasal bir ticari örgütlenme türüdür ve yasalar karşısında da bir gerçek kişi olarak işlem görür. Anonim şirket taşınmaz mal sahibi olabilir, mahkemelerde davacı ya da davalı olabilir ve sözleşmeler yapabilir. Anonim şirketin tüzel kişiliği olduğu için sahipleri de onun yaptıklarından doğan sorumluluklar karşısında belirli bir ölçüde bağışıklık taşırlar. Anonim şirket sahiplerinin parasal sorumlulukları da sınırlıdır; sözgelimi şirketin borçlarından sorumlu değillerdir. Bir pay sahibi 100 dolara anonim şirketin 10 hissesini satın almışsa ve şirket iflas ederse bu 100 dolarlık yatırımından başka bir kaybı olmaz. Şirket hisseleri devredilebildiği için belirli bir hisse sahibi ölür ya da ilgisini yitirirse şirketin bundan bir kaybı olmaz. Hisse sahibi hisselerini satabilir ya da hisseler varislerine kalır.

Anonim şirketlerin sakıncalı yanları da olabilir. Tüzel kişiler olarak vergi ödemek zorundadırlar. Buna karşın hisse sahiplerine ödedikleri kar payları, bono faizlerinin aksine, işletme gideri olarak vergiden düşülemez; fakat, hisse sahipleri bu paylar için vergi öderler. (Şirket kazancı üzerinden zaten vergi ödemiş bulunduğu için hisse sahiplerinin kar paylarından vergi alınması eleştiricilere göre “çifte vergileme” anlamına gelmektedir.)

imparator 26-02-2007 14:02

Pek çok büyük anonim şirketin çok sayıda sahibi ya da hisse sahibi vardır. Büyük bir şirketin her biri 100’den az hissesi bulunan bir milyon ya da daha çok sahibi olabilir. Bu yaygın hisse sahipliği nedeniyle pek çok Amerikalının ülkedeki en büyük şirketlerle doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. 1990’ların ortalarında ABD’deki ailelerin yüzde 40’ından fazlasının kendi aldıkları ya da karşılıklı fonlar veya başka aracılar kullanarak edindikleri hisse senetleri vardır.

Diğer yandan, hisse senedi sahiplerinin ülkenin her yöresinde yaşamakta olmaları sahipliğin ve kontrolün ayrılması anlamına gelir. Hisse sahipleri çok kez anonim şirketin nasıl işlediğini ayrıntılarıyla bilemeyecekleri ve onu yönetemeyecekleri için şirketin genel politikasını saptamak amacıyla bir yönetim kurulu seçerler. Tipik bir anonim şirkette yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler hisse senetlerinin yüzde beşinden azına sahip olurlar, ama bazılarının hisseleri bundan fazla olabilir. Çok kez hisse senedi blokları bireyler, bankalar ya da emeklilik fonları tarafından alınmakla birlikte, bunlar toplamın çok küçük bir bölümünü oluşturur. Genelde yönetim kurulu üyelerinin pek azı şirkette çalışan görevlilerdir. Bazı üyeler yönetim kuruluna saygınlık kazandırmak, belirli becerileri sağlamak ya da kredi kuruluşlarını temsil etmek için şirket tarafından aday gösterilirler. Aynı kişinin birkaç anonim şirketin yönetim kurulunda birden görev yapması olağan dışı değildir.

Yönetim kurulu işletmenin günlük yönetimiyle ilgili kararları, aynı zamanda yönetim kurulunun başkanı ya da genel müdürü olan, bir baş yönetim yetkilisine (BYY) bırakır. BYY şirketin çeşitli işlevlerinden sorumlu birkaç başkan yardımcısının yanı sıra mali işler genel müdürünün, işletme genel müdürünün ve iletişim genel müdürünün de amiridir. 1990’ların sonlarında yüksek teknolojinin ABD iş yaşamında yaşamsal bir yer kazanması nedeniyle şirketlerde bir iletişim genel müdürüne görev verilmeye başlanmıştır.

imparator 26-02-2007 14:02

BYY yönetim kurulunun güvenine sahip olduğu sürece anonim şirketin yönetilmesinde kendisine büyük bir özgürlük tanınır. Buna karşılık, hisse senedi sahibi gerçek ve tüzel kişiler zaman zaman birlikte çalışıp yönetim kurulundaki muhaliflerin de desteğini elde ederek baskı yaparlar ve yönetimde bir değişikliğe gidilmesine yol açarlar.

Genelde anonim şirketlerin yıllık toplantılarına pek az hisse senedi sahibi katılır. Yönetim kurulu üyesi seçimlerine ve şirket politikasına ilişkin önemli önerilere “vekalet” yoluyla, yani seçim pusulalarını postalayarak katılırlar. Günümüzde ise bazı yıllık toplantılara daha çok sayıda hatta bazan birkaç yüz üyenin katıldığı görülmüştür. Hisse Senetleri ve Senet Borsası Komisyonu tüm senet sahiplerinin görüşlerini açıklayabilmelerini sağlamak amacıyla her şirketin senet sahipleri adres listesini yönetimi eleştiren guruplara açık bulundurması zorunluluğu getirmiştir.


imparator 26-02-2007 14:02

ANONİM ŞİRKETLER SERMAYELERİNİ NASIL OLUŞTURURLAR

Büyük anonim şirketler daha fazla yayılmak amacıyla sermaye oluşturmakta yepyeni yollar bulamasalardı günümüzdeki boyutlarına erişemezlerdi. Anonim şirketler yeni sermaye sağlamak için beş temel yöntem uygularlar.

Bono Çıkarmak: Bono ilerideki bir tarihte ya da tarihlerde belirli bir miktar para ödeneceğini gösteren yazılı bir taahhüttür. Elinde bono bulunduranlara ödeme tarihine kadar belirli tarihlerde önceden saptanmış oranda faiz ödemesi yapılır. Bonoyu elide bulunduran kişi vermiş olduğu parayı ödeme tarihinden önce almak isterse bonoyu bir başka kişiye satabilir.

Bono faizleri bunun dışında kalan borçlanma türlerinin çoğunda ödenecek faizden daha düşük belirlendiği ve bonolar için ödenen faizler anonim şirketin işletme gideri olarak vergiden düşülebildiği için bu yönteme başvuran anonim şirketler karlı çıkarlar. Buna karşın, şirketler kar etmeseler bile bono faizlerini ödemek zorundadırlar. Eğer yatırımcılar bir şirketin faiz borçlarını ödeyebileceğinden şüphe duyarlarsa ya o şirketin bonolarını almazlar ya da daha büyük bir risk altına girecekleri için faiz oranının yüksek tutulmasını isterler. Bu nedenle daha küçük anonim şirketler çok ender durumlarda bono çıkararak sermaye sağlayabilirler.

imparator 26-02-2007 14:02

İmtiyazlı Hisse Senedi Çıkarmak: Bir şirket sermaye sağlamak için yeni “imtiyazlı hisse senedi” çıkarma yolunu seçebilir. Şirket parasal sıkıntıya düşerse bu tür senet sahiplerinin öncelik hakları olur. Eğer kar sınırlı ise imtiyazlı hisse senedi sahiplerine ellerinde bono olanlar güvenceli faizlerini aldıktan sonra, fakat, adi senet sahiplerinden daha önce ödeme yapılır.

Adi Hisse Senedi Satmak: Eğer bir şirketin parasal durumu sağlıklı ise adi hisse senedi çıkararak sermayesini arttırabilir. Şirketin çıkaracağı yeni hisse senetleri borsada en düşük fiyattan alıcı bulamazsa genelde yatırım bankaları onları belirli bir fiyattan almayı garanti ederek şirketlerin hisse senedi çıkarmalarına yardımcı olurlar. Adi hisse senedi sahiplerinin şirketin yönetim kurulu üyelerini seçme hakları var olmakla birlikte kar paylaşımı sırasında bono ve imtiyazlı hisse senedi sahiplerinin ardından gelirler.

Hisse senedi alımı yatırımcılar için iki şekilde çekici hale getirilebilir. Bazı şirketler yatırımcılara düzenli bir gelir sağlama olasılığı sunar ve yüksek kar payları öderler. Buna karşın, diğer bazıları şirketin karlılığını ve böylelikle de hisse senetlerinin değerini yükseltip yatırımcıları çekmeyi umarak ya düşük kar payları öderler ya da hiç pay ödemezler. Genelde yatırımcılar şirket gelirlerinin artacağını bekledikleri zamanlarda hisse senetlerinin değeri de yükselir. Senetlerinin değeri büyük oranda yükselen şirketler çok kez payları “bölerler”, örneğin yatırımcıya elindeki her senet karşılığı bir pay daha öderler. Bu yöntem şirketin sermayesini arttırmaz; fakat, pay sahiplerinin senetlerini açık piyasada satmalarını kolaylaştırır. Sözgelimi bire iki bölünmesi yapılmışsa senedin değeri ikiye bölünmüş olur ve yatırımcılara daha çekici gelir.

imparator 26-02-2007 14:02

Borç Almak: Şirketler bankalardan ya da diğer kredi kuruluşlarından borç alarak kısa süreli sermaye - genellikle mal almak amacıyla- sağlayabilirler.

Karları Kullanmak: Daha önce belirtildiği gibi şirketler gelirlerini elde tutarak da faaliyetlerini finanse edebilirler. Bu amaçla çeşitli stratejilere başvurulur. Elektrik, gaz ve benzeri ürünleri satan belirli anonim şirketler gelirlerinin çoğunu hisse senedi sahiplerine kar payı olarak dağıtırlar. Diğer bazıları ise, sözgelimi gelirlerinin yüzde 50’sini senet sahiplerine kar payı olarak dağıtır ve geri kalanını da faaliyetlerini yürütmek ya da şirketi büyütmek için kullanırlar. Özellikle daha küçük bazı anonim şirketler de net gelirlerinin büyük bir bölümünü ya da tümünü araştırma ve yayılma amacıyla yeniden değerlendirirler ve bu yoldan hisse senetlerinin değerini yükselterek pay sahiplerini ödüllendireceklerini umarlar.

imparator 26-02-2007 14:02

TEKELLER, BİRLEŞMELER VE YENİDEN YAPILANMA

Anonim şirket açıkça pek çok Amerikan işletmesinin başarılı bir biçimde büyümelerini sağlayan bir örgütlenme türü olmuştur. Buna karşın Amerikalılar büyük anonim şirketleri zaman zaman kuşkuyla karşılamışlar ve birleşen şirketlerin kendileri de büyüklüğün yararı konusunda kararsız kalmışlardır.

XIX. Yüzyıl’ın sonlarında pek çok Amerikalı, anonim şirketlerin daha küçük şirketleri içlerine almak ya da rekabeti önlemek amacıyla diğer şirketlerle birleşmek ve yasal olmayan işbirliğine girmek için büyük miktarlarda sermaye toplayabileceklerinden korkuyorlardı. Eleştiricilere göre her iki durumda da işletme tekelleri tüketicileri daha yüksek fiyatlar ödemeye zorlarlar ve istedikleri mal seçimini yapma hakkından yoksun bırakırlar. Bahis konusu endişeler tekelleri bölmeye ya da kurulmalarını önlemeye yönelik iki yasa çıkarılmasına yol açtı: 1890 tarihli Sherman Antitröst Yasası ile 1914 tarihli Clayton Antitröst Yasası. Hükümet XX. Yüzyıl boyunca tekelleşmeyi sınırlamak amacıyla bu iki yasayı kullandı. Hükümetin “tröst yıkıcıları” 1984’te American Telephone & Telegraph (AT&T) şirketinin telefon hizmetlerini neredeyse tekeline almasını engelledi. Adalet Bakanlığı da 1990’da birkaç yıl içinde toplam varlığı 22,357 milyar dolara erişmiş bulunan Microsoft firmasının gittikçe gelişmekte olan bilgisayar yazılım piyasası üzerindeki egemenliğini azaltmaya çalıştı.

Hükümet antitröst yetkilileri genelde bir firma herhangi bir mal ya da hizmet piyasasının yüzde 30’unu ele geçirdiği zaman tekelleşme tehdidi oluştuğunu düşünürler. Ancak bu çok basit bir ölçüttür. Pek çok şey piyasadaki diğer rakip şirketlerin büyüklüğüne bağlıdır. Bir şirket piyasanın yüzde 30’undan fazlasını kontrol etse bile rakipleri de aşağı yukarı eşit piyasa payına sahip bulunuyorlarsa o firmanın tekel olma gücü bulunmadığı düşünülür.

imparator 26-02-2007 14:03

Antitröst yasalar rekabeti arttırmış olmakla birlikte ABD şirketlerinin büyümelerini engellemedi. 1999’da her birinin varlığı 300 milyar doları aşan yedi dev şirket daha önceki yılların en büyük firmalarının birer cüce gibi görülmelerine yol açtı. Gerçekten de bazı eleştiriciler birkaç büyük anonim şirketin temel endüstriler üzerindeki kontrolünün artmasından endişe duyup otomotiv endüstrisi ve çelik üretimi endüstrisi gibi işletmelere birkaç büyük anonim şirketin egemenliği altındaki “oligopol”ler gözüyle bakıldığını ileri sürmüşlerdir. Buna karşılık, diğer bazı eleştiriciler ise pek çoğu yoğun bir küresel rekabetle karşı karşıya bulunan büyük anonim şirketlerin gereğinden fazla güç kullanabilecek konumda olmadıklarını söylemektedirler. Sözgelimi, tüketiciler yerli otomobil üreticilerin mallarından hoşlanmıyorlarsa yabancı şirketlerin araçlarını alabilirler. Kaldı ki, tüketiciler ve imalatçılar zaman zaman benzer başka ürünlere yönelip olası tekelleşmeleri boşa çıkarabilirler; sözgelimi, çelik yerine kolaylıkla alüminyum, cam, plastik ya da beton kullanılabilir.

İş dünyasındaki liderlerin şirketlerin büyüklüğü karşısındaki davranışları değişkenlik göstermektedir. 1960’ların sonlarında ve 1970’lerin başlarında pek çok iddialı şirket en azından sıkı federal antitröst uygulamalar aynı alanda birleşmeleri engellediği için birbiriyle ilişkisi olmayan endüstrileri elde ederek çeşitlenmeye çalıştılar. Söz konusu liderlerin görüşüne göre bir holding ve ona bağlı olan ve petrol arama ve sinema filmi yapma gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren ikincil firmalardan oluşan konglomeralar yapıları gereği daha istikrarlı işletmelerdir. Kuramsal olarak bir ürüne karşı talep zayıflarsa diğer bir işletme dengeyi sağlar.

imparator 26-02-2007 14:03

Buna karşın, inceden inceye belirlenmiş ürünlerde yoğunlaşmak yerine çeşitli alanlardaki çalışmaları yönetmekten doğan zorluklar sözü edilen üstünlüğü ortadan kaldırabilir. 1960’lardaki ve 1970’lerdeki birleşmeleri gerçekleştiren pek çok iş dünyası lideri giderek ya çok geniş bir alana yayıldıklarını ya da yeni devraldıkları ikincil şirketleri yönetemediklerini anladılar. Çok kez daha zayıf olan işletmelerini elden çıkardılar.

1980’lerde ve 1990’larda anonim şirketler kendilerini değişen ekonomik koşullara uydurmak çabasına girişince belirli endüstrilerde yeni dostça birleşme ve “düşmanca” el koyma dalgaları oluştu. Sözgelimi, hepsi önemli değişiklikler geçirmekte olan petrol, perakende ve demiryolu endüstrilerinde birleşmeler daha yaygınlaştı. Hükümet kontrollerinin azaltılması üzerine rekabetin hızlanması sonucu 1978 den başlayarak çok sayıda havayolu şirketi birleşmeye çalıştı. Kontrollerin azaltılması ve teknolojik değişiklikler yapılması telekomünikasyon endüstrisinde de bir dizi birleşmeye gidilmesine yol açtı. Yerel telefon hizmeti sunan birkaç şirket hükümet bu piyasadaki rekabeti teşvik etmeye başlayınca birleşme yolunu seçtiler; Doğu Kıyısı’nda Bell Atlantic şirketi Nymex’i içine aldı. SBC Communications şirketi kendi ikincil Southwestern Bell firmasını Batı’daki Pacific Telesis ile ve Southern New England Group Telecommunications firmasıyla birleştirdi ve Ortabatı’daki Ameritech’i de buna eklemeye çalıştı. Bu sırada, şehirlerarası telefon hizmeti veren MCI Communications ve WorldCom birleştiler ve AT&T de kablolu televizyon alanındaki iki dev şirket olan Tele-Communications ve MediaOne Group’u alarak yerel telefon hizmetleri alanına girmek için harekete geçti. ABD’deki konutların yaklaşık yüzde 60’ına kablolu televizyon hizmeti sağlayacak duruma gelen bahis konusu devralmalar AT&T’nin kablolu televizyon ve hızlı İnternet bağlantısı piyasalarında da önemli bir söz sahibi olmasına yol açabilecekti.

imparator 26-02-2007 14:03

1990’larda Travelers Group ve Citicorp şirketleri birleşerek dünyadaki en büyük finansal hizmet firmasını oluşturdukları gibi Ford Motor Company de İsveçli AB Volvo şirketinin otomobil bölümünü satın aldı. 1980’lerde Japonların ABD şirketlerini ele geçirme furyasının ardından 1990’larda Alman ve İngiliz şirketleri sahneye çıktılar ve Chrysler Corporation Alman Daimler-Benz firmasıyla birleşirken Deutsche Bank AG de Bankers Trust’u devraldı. Exxon Corporation ve Mobil Corporation da birleşip 1911’de endüstriye egemen olduğu için Adalet Bakanlığı tarafından dağıtılmış bulunan John D. Rockefeller’e ait Standard Oil Company’nin yarısından büyük bir bölümünü yine bir araya getirerek iş dünyasının en büyük kara güldürüsünü yarattılar. 81,380 milyar dolarlık birleşme Federal Ticaret Komisyonu (FTK) tarafından onaylanmakla birlikte antitröst yetkilileri arasında endişe doğurdu.

Komisyon’un talebi üzerine Exxon ve Mobil Kuzeydoğu ve Orta Atlantik bölgesi ile California ve Texas eyaletlerinde bulunan 2.143 benzin istasyonuyla yapılmış sözleşmeleri satmaya ya da iptal etmeye ve California’daki büyük bir arıtma istasyonunu, petrol boşaltma tesislerini, bir boru hattını ve diğer varlıklarını bırakmaya razı oldular. Söz konusu gelişme antitröst kuruluşların yaptırdığı en büyük elden çıkarma işlemlerinden biridir. FTK Başkanı Robert Pitofsky buna benzer “ulusal çapta” petrol endüstrisi birleşmelerinin de “antitröst alarm zilleri” çaldırabileceği uyarısında bulundu. Bunun üzerine FTK görevlileri hemen BP Amoco PLC’nin Atlantic Richfield Company firmasını alma önerisine karşı çıkılması tavsiyesinde bulundular.

imparator 26-02-2007 14:13

Bazı şirketler iş dünyasındaki güçlerini arttırmak için birleşmek yerine rakipleriyle ortak teşebbüslere girişmeyi denediler. Bu yoldaki düzenlemeler de şirketlerin işbirliği yapmaya karar verdikleri alanlarda rekabeti ortadan kaldıracağı için piyasa düzeni karşısında tekellerin yarattığının aynı bir tehdit oluşturmaktadır. Buna karşın, federal antitröst kuruluşları bazı ortak girişimlerin yararlı olacağına inandıkları için onları onayladılar.

Pek çok Amerikan şirketi de ortak araştırma ve geliştirme faaliyetine girişmiştir. Şirketler ortak araştırmaları geleneksel olarak temelde ticaret örgütleri aracılığıyla yürütmekte ve ancak böylelikle çevre ve sağlık düzenlemelerine uymaktadırlar. Buna karşılık, yabancı şirketlerin ürün geliştirme ve imalat konularında işbirliği yaptıklarını gören Amerikan şirketleri tüm araştırmayı kendileri yürütecek kadar zamana ve paraya sahip olmadıkları kanısına vardılar. Bazı belli başlı araştırma konsorsiyumları arasında Yarı İletken Araştırma Konsorsiyumu ve Yazılım Üretkenlik (prodüktivite) Konsorsiyumu bulunmaktadır.

Büyük rakipler arasındaki işbirliğinin en çarpıcı örneği 1991’de oluştu ve dünyadaki en büyük bilgisayar şirketi olan International Business Machines (IBM) ile bireysel bilgisayarların öncüsü Apple Computer çeşitli bilgisayarlarda kullanılabilecek bir işletme sistemi yazılımı yaratmak için biraraya geldiler. Benzeri bir işletme sistemi yazılımı hazırlamak için IBM ile Microsoft arasında işbirliği yapılması önerisi 1980’lerin ortalarında sonuçsuz kalmış ve Microsoft piyasaya egemen olan kendi yazılımı Windows sistemini geliştirmişti. 1999’da IBM de piyasaya yeni girmiş olan güçlü Dell Computer şirketiyle birlikte yeni bilgisayar teknolojileri geliştirmek için anlaştı.

imparator 26-02-2007 14:13

Bir dizi şirketin yeniden örgütlenmesine ve elden çıkarılmasına yol açan 1960’lardaki ve 1970’lerdeki birleşme dalgası gibi en yeni birleşme dönemi de şirketlerin faaliyetlerini yeniden yapılandırma çabalarına sahne oldu. Gerçekten de, küresel rekabetin giderek artması Amerikan şirketlerini daha yalın ve daha etkin olmak için büyük çaba harcamaya yöneltti. Pek çok şirket gelecek vaad etmediğini düşündüğü malların üretimini durdurdu, ikincil firmalar ya da birimler oluşturdu, birçok fabrikayı, depoyu ve perakende satış birimlerini birleştirdi ya da kapattı. Bahis konusu küçülme dalgasına kapılan ve aralarında Boeing, AT&T ve General Motors da bulunan çok sayıda şirket birçok yöneticisini ve alt düzey görevlisini işten çıkardı.

Pek çok imalat firmasında personel sayısının azaltılmasına karşın ekonomi 1990’lardaki yükseliş sırasında işsizliği düşük düzeyde tutabilecek kadar esnekti. Gerçekten de, işverenler nitelikli yüksek teknoloji işçileri bulmak için koşuşturmak zorunda kaldılar ve imalat sektöründe artan üretkenlik (prodüktivite) yüzünden açıkta kalan işgücünü de hizmet sektörü kaptı. Fortune dergisinin listesindeki en büyük 500 ABD endüstri şirketindeki işçi sayısı 1986’da 13,4 milyon iken 1994’te 11,6 milyona düştü. Buna karşın Fortune çözümleme yöntemini değiştirip hizmet sektöründeki şirketleri de hesaba katarak her sektörü kapsayan en büyük 500 şirketi listesine alınca 1994 yılında bu sayı 20,2 milyon oldu ve 1999’da da 22,3 milyona yükseldi.

Ekonominin uzun süreli canlılığı ve Amerikan iş dünyasındaki birleşmeler ve diğer birliktelikler sayesinde 1988-1996 yılları arasında şirketlerin ortalama boyu büyüdü ve çalıştırdıkları görevli sayısı da 17.730’dan 18.654’de yükseldi. Sözü edilen durum, birleşmeleri ve yeniden yapılanmaları izleyen işten çıkarmalara ve küçük şirketlerin ve çalıştırdıkları görevlilerin sayısındaki büyük artışa karşın gerçekleşti.

imparator 26-02-2007 14:13

BÖLÜM V
HİSSE SENETLERİ, MALLAR VE BORSALAR
Birleşik Devletler’deki sermaye piyasaları kapitalizmin kanını oluştururlar. Şirketler fabrikaların ve iş yerlerinin kurulması, uçakların, trenlerin, gemilerin, telefon hatlarının ve benzeri varlıkların üretilmesi, araştırma ve geliştirme faaliyetleri yapılması ve pek çok diğer şirket çalışmasının yürütülmesi için gerekli parayı toplayabilmek için bahis konusu piyasalara yönelirler. Paranın büyük bir kesimi emeklilik fonları, sigorta şirketleri, bankalar, vakıflar, yüksek okullar ve üniversiteler gibi temel kuruluşlar tarafından sağlanır. Bireyler de gittikçe artan biçimde bu sürece katılmaya başlamışlardır. Yukarıda Bölüm III’te balirtildiği gibi 1990’ların ortalarında ABD’deki ailelerin yüzde 40’ından fazlasının elinde hisse senedi bulunmaktaydı.

İleride başka bir amaçla kullanmak için paraya gereksinimleri olduğunda ellerindeki hisse senetlerini satabileceklerini bilmeselerdi pek az yatırımcı bir şirkette pay sahibi olmak isterlerdi. Menkul kıymetleri borsaları ve diğer sermaye piyasaları yatırımcıların sürekli biçimde hisse senedi alıp satmalarını kolaylaştırır.

Borsalar Amerikan ekonomisinde çeşitli başka roller de oynarlar. Yatırımcılar için bir gelir kaynağı oluştururlar. Hisse senetlerinin ve diğer parasal varlıkların değeri artınca yatırımcılar daha zengin olurlar; çok kez bu ek gelirlerini harcarlar ve böylelikle satışlar ve ekonomik büyüme teşvik edilmiş olur. Ayrıca, yatırımcılar şirketlerin gelecekte ne kadar kar elde edeceğine ilişkin beklentilerine dayanarak her gün hisse senedi alıp sattıkları için hisse senedi fiyatları da şirket yöneticileri açısından yatırımcıların firmalarını nasıl değerlendiği konusunda her an başvurulabilecek bir bilgi kaynağı oluşturur.

imparator 26-02-2007 14:14

Hisse senedi değerleri yatırımcıların hükümet politikalarına yönelik tepkilerini de yansıtır. Eğer yatırımcılar hükümetin benimsediği politikaların ekonomiye zarar vereceğine ve şirket karlarını olumsuz yönde etkileyeceğine inanırlarsa borsa geriler; buna karşılık, anılan politikanın ekonomiye yardımcı olacağına inanırlarsa borsa yükselir. Eleştiriciler zaman zaman Amerikan yatırımcılarının kısa vadeli kar amacına çok yoğun bir biçimde odaklandıklarını ileri sürerler; onlara göre, gerek şirketler gerekse politika yapıcıları uzun vadede yararlı olabilecek belirli adımları atmaya çekinirler; çünkü, bu adımların hisse senedi fiyatlarını düşürebilecek kısa vadeli düzenlemeler yapılmasını gerektirebileceğini düşünürler. Borsalar milyonlarca yatırımcının milyonlarca kararını yansıttığı için bu varsayımın doğruluğunu sağlıklı olarak belirleyebilecek bir yöntem de bulunmamaktadır.

Amerikalılar yine de çok sayıda alıcı ve satıcının her gün milyonlarca işlem yapmalarını sağlayan menkul kıymetler borsalarının ve diğer sermaye piyasalarının etkinliğinden gurur duyarlar. Söz konusu piyasalar başarılarını kısmen bilgisayar kullanımına borçludurlar; fakat aynı zamanda gelenek ve güvene, yani komisyoncuların birbirlerine karşı besledikleri güvene ve müşterilerinin satılan hisse senetlerini hemen getirecekleri ve aldıklarının parasını da ödeyecekleri konusunda duydukları güvene de borçludurlar. Bahis konusu güven zaman zaman kötüye kullanılır; ancak, federal hükümet geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dürüst ve eşit işlem yapılmasını sağlamak konusunda önemi gittikçe artan bir rol oynamıştır. Bunun sonucu olarak ta borsalar ekonominin sürekli büyümesine yol açan bir yatırım fonu kaynağı ve çok sayıda Amerikalıyı ülke zenginliğini paylaşmasını sağlayan bir araç olarak gelişmişlerdir.

Borsaların etkin bir biçimde işleyebilmesi için serbest bilgi akışına gereksinim vardır. Bu olmazsa yatırımcılar gelişmeleri izleyemeyecekleri gibi hisse senetlerinin gerçek değerini de sağlıklı olarak anlayamazlar. Çok sayıda bilgi kaynağı sayesinde borsadaki olası gelişmelerin günü gününe, saati saatine ve hatta dakikası dakikasına yatırımcılar tarafından izlenmesine olanak yaratılır. Şirketler ne durumda olduklarını hisse senedi sahiplerine duyurmak için yasa gereği üç ayda bir gelir raporu, her yıl daha kapsamlı bir rapor ve vekalet bildirimleri yayınlamakla yükümlüdürler. Yatırımcılar ayrıca bir önceki borsa seansında hangi hisse senetlerinin el değiştirdiğini öğrenmek amacıyla günlük gazetelerin borsa sayfalarını izleyebilirler. Borsalardaki işlemleri genel olarak değerlendiren çeşitli endeksleri de inceleyebilirler. Bu endekslerin en tanınmışı 30 önemli hisse senedinin izlendiği Dow Jones Endüstri Ortalaması’dır (Dow Jones Industrial Avarage – DJIA). Yatırımcılar ayrıca belirli senetlerle ilgili gelişmeleri çözümleyen dergi ve bültenlere de abone olabilirler. Bazı kablolu televizyon programlarında hisse senedi fiyatlarındaki gelişmeler konusunda kesintisiz yayın yapılmaktadır. Günümüzde yatırımcılar İnternet aracılığıyla da belirli hisse senetleri konusunda istedikleri an bilgi edinebilmekte ve hatta senet alım-satımı bile yapabilmektedirler.

imparator 26-02-2007 14:14

MENKUL KIYMETLER BORSALARI
Sürümde binlerce hisse senedi bulunmasına karşın bunlar arasında en büyük, en iyi tanınmış ve en çok alım-satım gören şirketlerin hisse senetleri genelde New York Menkul Kıymetler Borsası’na (New York Stock Exchange - NYSE) kayıtlıdır. Borsa’nın geçmişi bir gurup aracının New York kentinde Wall Street’teki (Wall Sokağı) bir çınar ağacının altında toplanıp hisse senetlerinin nasıl alınıp satılacağına ilişkin belirli kurallar saptadıkları 1792 yılına kadar uzanır. 1990’ların sonlarına gelindiğinde NYSE’de 3.600 değişik hisse senedi kayıtlıydı. NYSE’de 1.366 üye ya da aracı şirket tarafından büyük paralar ödenerek satın alınan ve bireyler adına hisse senedi alıp satmak için kullanılan “yer” vardır. Borsa ile aracı şirketler arasında iletişim elektronik olarak yapılır. Fiyatları bildirebilmek ve siparişleri alabilmek için 200 mil (yaklaşık 320 kilometre) fiber-optik kablo döşenmesi ve 8.000 telefon bağlantısı kurulması gerekmiştir.

Hisse senetleri nasıl alınıp satılır? Sözgelimi California’da bir öğretmen denizaşırı geziye çıkmak istesin. Gezi giderlerini karşılamak için elindeki 100 adet General Motors hisse senedini satmaya karar verir. Müşterisi olduğu aracıyı arar ve senetlerini en kısa sürede en iyi fiyattan satmasını ister. Aynı gün Florida’daki bir mühendis, biriktirdiği parayı 100 adet General Motors hisse senedi almak için kullanmayı düşünür ve kendi aracısını arayıp piyasadaki fiyattan 100 senet “satın alma”sı için emir verir. Her iki aracı bu emirleri NYSE’deki temsilcilerine ileterek gerekli pazarlığa başlamalarını isterler. Tüm bunlar bir dakikadan daha kısa bir zaman içinde gerçekleşir. Sonuçta öğretmen parasını mühendis de hisse senetlerini alır ve aracılarına gereken komisyonu öderler. Söz konusu işlem borsadaki diğer işlemler gibi açıkça yapılır ve sonuçlar ülkedeki her bir borsa kuruluşuna elektronik ortamda duyurulur.

imparator 26-02-2007 14:14

Bu süreçte yaşamsal bir rol oynayan borsa “uzmanları” alım ve satım emirlerini ustaca uyuşturup piyasanın düzenli bir biçimde işlemesini sağlarlar. Yeterli alıcı ya da satıcı bulunmadığı durumlarda gerekirse uzmanlar kendileri de hisse senedi alır ya da satarlar.

Enerji endüstrisine ilişkin çok sayıda hisse senedinin kayılı bulunduğu ve daha küçük bir kuruluş olan Amerikan Menkul Kıymetler Borsası da Wall Sokağı bölgesindedir ve aşağı yukarı NYSE gibi çalışır. Diğer bazı büyük ABD kentlerinde de daha küçük bölgesel menkul kıymetler borsaları vardır.

En yoğun hisse senedi alışverişi Hisse Senedi Alım-Satımcıları Otomatikleştirilmiş Fiyat Ulusal Derneği (National Association of Securities Dealers Automated Quotation – NASDAQ) sistemi çerçevesinde yapılır. Tezgah üstü borsası denilen ve yaklaşık 5.240 değişik hisse senedinin alım-satımını düzenleyen bu kuruluş belirli bir mekanda faaliyet göstermez; hisse senedi ve bono alım-satımcılarının oluşturdukları bir elektronik iletişim ağıdır. Tezgah üstü işlemleri denetleyen Hisse Senedi Aracıları Ulusal Derneği yasa dışı çalıştığı ya da borçlarını ödeyemez duruma geldiği anlaşılan şirketleri ya da aracıları sistemden uzaklaştırma yetkisine sahiptir. Bahis konusu piyasada işlem gören hisse senetlerinin çoğu daha küçük ve daha istikrarsız şirketlere ait olduğu için NASDAQ diğer iki büyük borsadan daha riskli bir piyasa olarak bilinir. Buna karşılık yatırımcılara pek çok fırsat sunar. 1990’larda hızla büyüyen ileri teknoloji hisse senetlerinin çoğunluğu NASDAQ’ta işlem görmüştür.

imparator 26-02-2007 14:14

BİR YATIRIMCILAR ÜLKESİ

Menkul kıymetler borsalarında eşi görülmemiş bir yükselmeye hisse senedi sahibi olmaktaki kolaylık da eklenince bireyler 1990’larda borsalarda büyük ölçüde işlem yapmaya başladılar. New York Borsası’nda ya da diğer adıyla “Büyük Tabela”da 1980’de bir yılda 11,4 milyar hisse el değiştirmişken bu sayı 1998’de 169 milyar oldu. 1989-1995 yılları arasında ABD’de doğrudan doğruya ya da emeklilik fonları gibi aracılar kullanarak hisse senedi sahibi olmuş bulunan ailelerin oranı toplamın yüzde 31’inden yüzde 41’ine yükseldi.

Bireylerin parasını alıp onlar adına çeşitli hisse senedi portföylerine yatırım yapan karşılıklı fonlar sayesinde halkın borsa faaliyetlerine katılması çok kolaylaştı. Karşılıklı fonlar kendilerini bu iş için yeterli bulmayan ya da binlerce hisse senedi arasında seçim yapmaya zamanı olmayan küçük yatırımcıların paralarını profesyoneller aracılığıyla değerlendirmelerine olanak yaratırlar. Sözü edilen kuruluşların elinde çeşitli hisse senedi gurupları bulunduğu için yatırımcıları bireysel hisselerin değerinde görülebilecek ani değişikliklere karşı belirli bir ölçüde korumuş olurlar.

Her biri değişik türde yatırımcıların gereksinimlerini ve önceliklerini karşılayacak biçimde düzenlenmiş düzinelerce karşılıklı fon vardır. Bazı fonlar kısa sürede gelir sağlamaya yönelikken bazıları da uzun vadede sermaye değeri yükselişi yaratmaya çalışırlar. Bazıları ihtiyatlı bir biçimde yatırım yaparlar; buna karşın, bazıları da daha büyük kazanç elde etmek umuduyla daha büyük risklere atılırlar. Bazılarının sadece belirli endüstrilere ya da yabancı şirketlere ait hisse senetleriyle ilgilenmelerine karşılık bazıları da değişken piyasa stratejileri uygularlar. Bahis konusu fonların sayısı 1980’de 524 iken 1998 sonunda 7.300’e fırladı.

Sağlıklı kazanç elde etmenin ve geniş bir seçenek alanına sahip olmanın çekiciliği nedeniyle Amerikalılar 1980’lerde ve 1990’larda karşılıklı fonlara büyük ölçüde yatırım yaptılar. 1990’ların sonlarında yatırımcıların karşılıklı fonlarda 5,4 trilyon dolarları vardı; bu fonlarda parası olan aile oranı da 1979’da yüzde 6’dan 1997’de yüzde 37’ye çıktı.

imparator 26-02-2007 14:14

HİSSE SENEDİ FİYATLARI NASIL BELİRLENİR

Hisse senedi fiyatları çeşitli ögelerin hiçbir uzman tarafından sağlıklı olarak anlaşılamayacak ya da önceden kestirilemeyecek bir biçimde birleşmesi sonucunda belirlenir. Ekonomistlere göre fiyatlar genelde şirketlerin gelecekteki para kazanma kapasitelerini yansıtır. Yatırımcılar gelecekte önemli kar edineceğini bekledikleri şirketlerin hisse senetlerine yönelirler; çok kişi bu gibi şirketlerin hisse senetlerini almak istedikleri için de söz konusu senetlerin fiyatı yükselir. Buna karşın, yatırımcılar geleceği pek parlak olmayan şirketlerin hisse senetlerini almaktan kaçınırlar; az sayıda birey böyle senetleri almak isteyeceği ve çok sayıda birey de onları elden çıkarmaya çalışacağı için fiyatlar düşer.

Yatırımcılar hisse senedi almaya ya da satmaya karar verirlerken iş çevrelerinin genel durumunu ve geleceğini, yatırım yapmayı düşündükleri şirketin parasal konumunu ve gelişme olasılıklarını incelerler ve hisse senedi getirilerinin geleneksel düzeyin altında mı üstünde mi olduğuna bakarlar. Faiz oranlarındaki eğilimler de hisse senedi fiyatlarını önemli ölçüde etkiler. Faiz oranlarının yükselmesi genelde hisse senedi fiyatlarını düşürür; çünkü, bu kısmen ekonomik faaliyetlerdeki genel yavaşlamanın ve şirket karlarındaki azalmanın habercisidir, kısmen de yatırımcıların borsayı bırakıp yüksek faiz getiren başka alanlara yönelmelerini teşvik eder. Bunun aksine, faiz oranlarının düşmesi hem daha kolay borç alınabileceği ve daha hızlı büyüme sağlanabileceği anlamına geldiği hem de faiz getiren yeni alanların yatırımcılar açısından çekiciliğini yitirmesi sonucunu doğurduğu için çok kez hisse senedi fiyatlarının yükselmesine yol açar.

imparator 26-02-2007 14:14

Buna karşılık, belirli başka ögeler durumu karmaşıklaştırır. İlk olarak, yatırımcılar genellikle o andaki getirileri göz önünde tutmak yerine belirsiz bir geleceğe yönelik beklentilerine uyarak hisse senedi alırlar. Bahis konusu beklentiler de çok kez mantıklı ve doğru olmayan çeşitli faktörlerin etkisinde kalır. Bu nedenle fiyatlar ve getiriler arasındaki kısa vadeli bağ çok zayıf olabilir.

İvme de hisse senedi fiyatlarını etkileyebilir. Fiyatların yükselmesi doğal olarak daha çok sayıda alıcıyı piyasaya çeker ve bunun üzerine fiyatlar daha da yükselir. Onları ileride daha da yüksek bir fiyatla satma beklentisi içinde hisse senedi alan spekülatörler de bu yükselme baskısını arttırırlar. Uzmanlar hisse senedi fiyatlarının sürekli yükselişini “ayı” piyasası olarak tanımlarlar. Spekülasyon humması daha fazla sürdürülemeyince fiyatlar düşmeye başlar. Fiyatların düşmesinden endişelenen yatırımcıların sayısı çoğalınca ellerindeki hisse senetlerini satmaya çalışırlar ve bu da düşüş eğilimini hızlandırır. Bu duruma ise “boğa” piyasası denir.

PİYASA STRATEJİLERİ

Ellerindeki hisse senetlerini uzun süre tutmaya razı olan yatırımcılar başka finansal yatırımlar yapmak yerine menkul kıymetler borsasına yönelince XX. Yüzyıl’ın büyük bir bölümünde daha yüksek gelir sağladılar.

Hisse senedi fiyatları kısa vadede çok oynak olabilir ve bu nedenle de borsadaki düşüş sırasında ellerindeki senetleri satan yatırımcılar kolayca zarara uğrayabilirler. Sözgelimi, Amerika’daki en büyük karşılıklı fon kuruluşlarından birinin ünlü bir eski başkanı olan Peter Lynch, 1998’de, ABD hisse senetlerinin geçmiş 72 yılın 20’sinde değer yitirdiğini söyledi. Lynch’e göre, borsanın 1929’daki çöküşünde değer yitiren hisse senetlerinin eski değerine yükselmesi için yatırımcıların 15 yıl beklemeleri gerekti. Buna karşılık, ellerindeki senetleri 20 yıl ya da daha uzun süreyle bekleten bireylerin hiç kaybı olmadı. Federal hükümetin Genel Muhasebe Dairesi tarafından Kongre’ye sunulmak amacıyla hazırlanan bir incelemede, 1926’dan beri yaşanan en kötü 20 yıllık dönemde hisse senedi fiyatlarının yüzde 3 arttığı belirtildi. En iyi 20 yıl içindeyse fiyatlar yüzde 17 yükseldi. Bunun aksine, hisse senedi yerine en yaygın yatırım aracı olan 20 yıl vadeli tahvillerin getirisi yüzde 1’le yüzde 10 arasında değişti.

Anılan incelemelere dayanan ekonomistler çeşitli hisse senetlerini içeren bir portföy oluşturup uzun süre ellerinde tutan küçük yatırımcıların en yüksek getiriyi sağladıkları sonucuna varmışlardır. Buna karşın, bazı yatırımcılar kısa vadede daha yüksek gelir sağlayacaklarını umarak belirli riskleri göze alırlar. Bu amaçla da çeşitli stratejiler geliştirirler.

imparator 26-02-2007 14:15

Teminat Karşılığı Hisse Senedi Alımı: Amerikalılar krediyle pek çok şey alırlar ve hisse senetleri de bunun dışında kalmaz. Belirli yatırımcılar yüzde elli 50 peşin ödeyip kalanı için de aracılarına borçlanarak “teminat karşılığı” hisse senedi satın alabilirler. Teminat karşılığı alınan hisse senetleri değer kazanırsa bu yatırımcılar onları satıp aracılarına olan borçlarını, faizleri ve komisyonu ödeyebilir ve yine de kar sağlayabilirler. Eğer senetler değer yitirirse aracı bir “teminat çağrısı” yapar ve yatırımcıyı hesabına ek para ödemeye zorlar ve böylelikle alacağı olan para hisse senetleri değerinin yarısından az bir miktarda kalır. Yatırımcı nakit ödeyemezse aracı senetlerin bir kısmını zararına satıp borcu karşılar.

Teminat karşılığı hisse senedi alımı bir tür finansal kaldıraçtır. Yüksek risk taşıyan işlemlere girişerek kumar oynamak isteyen spekülatörlere daha çok hisse senedi alma fırsatı yaratır. Eğar yatırıma ilişkin kararları doğruysa spekülatörler daha büyük bir kar elde edebilirler; fakat, piyasayı yanlış değerlendirirlerse daha büyük zarara uğrayabilirler.

ABD’nin merkez bankası olan Federal Rezerv Kurulu (çok kez “the Fed” adıyla tanınır) yatırımcıların satın alınacak hisse senedi için ödemeleri gereken para miktarını belirleyen en düşük teminat oranlarını saptar. Kurul bu oranları değiştirebilir. Eğer piyasanın canlanmasını amaçlıyorsa düşük oranlar belirler. Spekülatif alımları sınırlamak istediğinde de oranları yüksek tutar. Federal Rezerv Kurulu zaman zaman yüzde 100 ödeme yapılmasını talep eder; fakat, XX. Yüzyıl’ın son yirmi yılı süresince oranı daha çok yüzde 50’de tutmuştur.

imparator 26-02-2007 14:20

Açığa Satış Yapmak: Bir başka spekülatör gurubu da “açığa satış yapanlar” diye bilinir. Belirli bir hisse senedinin değer yitireceğini düşünürlerse aracılarından ödünç aldıkları hisse senetlerini satıp onların yerine başka senetleri ileride açık piyasada daha düşük fiyatla alarak kar etmeyi umarlar. Söz konusu yöntem ayı piyasası oluştuğunda kar etme fırsatı verirse de hisse senedi alım-satımındaki en riskli yoldur. Eğer açığa satış yapan yatırımcı yanlış tahminde bulunmuşsa sattığı hisse senetleri birden değer kazanıp onun büyük zarar görmesine yol açabilir.

Opsiyon (Seçmeli Vadeli İşlem): Pek fazla olmayan bir miktar nakit paraya finansal kaldıraç uygulamanın bir başka yolu da belirli bir hisse senedini ileride şimdiki fiyatına yakın bir fiyatla almak için “alım” opsiyonu sözleşmesi yapmaktır. Piyasadaki fiyat yükselirse alıcı opsiyon hakkını kullanıp hisse senetlerini bu daha yüksek fiyattan satarak kar edebilir ya da hisse senedinin fiyatı yükseldiği için kendi değeri de artmış olan opsiyon hakkını satabilir. “Satım” opsiyonu sözleşmesi yapmak ise bunun tersine işler ve belirli bir hisse senedini ileride şimdiki fiyatına yakın bir fiyatla satma taahhüdü oluşturur. Açığa satış gibi satış opsiyonu da yatırımcıların piyasanın düşmesinden yararlanmalarını sağlar. Buna karşılık, fiyatlarda bekledikleri gelişmeler olmazsa yatırımcılar büyük zarara uğrayabilirler.

imparator 26-02-2007 14:21

MAL VE DİĞER ALİVRE SÖZLEŞMELERİ

Alivre mal sözleşmeleri belirli malların belirlenmiş bir tarihte belli bir fiyattan satılmasına ya da alınmasına ilişkin anlaşmalardır. Alivre sözleşmeleri geleneksel olarak buğday, canlı hayvan, bakır ve altın gibi mallar için yapılırdı; fakat, geçtiğimiz yıllarda döviz ya da başka mali varlıklara da ilişkin çok sayıda alivre sözleşmesi yapılmaya başlanmıştır. Birleşik Devletler’de bahis konusu işlemlerin yapıldığı yaklaşık bir düzine mal borsası vardır. Bunların en ünlülerinden bazıları Chicago Ticaret Odası, Chicago Ticaret Borsası ve New York’taki birkaç borsadır. Chicago Amerika’daki tarıma bağlı endüstrilerin tarihsel merkezidir. Alivre sözleşmelerinin toplam sayısı 1991’de 261 milyondan 1997’de 417 milyona yükselmiştir.

Mal alım-satımı yapanlar iki genel gurupta toplanır: güvenceciler ve spekülatörler. Güvenceciler belirli bir malı teslim almayı garantiye bağlamak ya da sözü edilen malları garanti edilmiş bir fiyattan satabilmek için anlaşma yapan şirketler, çiftçiler ya da bireylerdir. Kendilerini beklenmeyen fiyat dalgalanmalarına karşı korumak amacıyla alivre sözleşmelerini kullanırlar. Risk altına girmeyi göze alan binlerce kişi de alivre mal satışlarında spekülasyon yaparlar. Küçük teminatlar karşılığı büyük kar elde etme olasılığı onlar için çekici olur (alivre sözleşmeleri de pek çok hisse senedi gibi sözleşme tutarının yüzde 10’u 20’si kadar düşük teminata bağlı olarak yapılır).

Alivre mal alım-satımı yapmak risk göze almaktan çekinen kişilere göre bir faaliyet değildir. Hava koşulları gibi gözle görülemeyen güçler arz ve talebi etkileyip mal fiyatlarında ani iniş- çıkışlara yol açabilir ve büyük kar ya da zarar yaratabilir. Piyasada görülebilecek tepkileri iyi bilen profesyonellerin borsa oyunlarında çok kez para kazanması olasılığı fazladır; bahis konusu borsaya giren küçük alıcıların neredeyse yüzde 90’ının bu oynak piyasada zarara uğradığı tahmin edilmektedir.

Alivre mal alım-satımları bir “türev” - varlıklara bağlı finansal spekülasyon yapılmasında kullanılan karmaşık yöntemler - biçimidir. Türevler 1990’larda ipotekler ve faiz oranlarını da içeren çok sayıda varlığı kapsayacak biçimde büyüdü. Mali durumu bozuk olan, yüksek kaldıraç uygulayan ve belirli durumlarda da düzenlemelerin etkisinden kurtulmak amacıyla Birleşik Devletler dışında tescil yaptıran türev alıcısı fonlara para yatırmış bulunan bazı bankaların, aracı şirketlerin ve bireylerin büyük zararlara uğramaları sonucunda düzenleyici kuruluşların ve Kongre’nin dikkati bu gittikçe yaygınlaşan ticaret türüne çekildi.

imparator 26-02-2007 14:21

DÜZENLEYİCİLER

1934’te kurulmuş olan Menkul Kıymetler ve Borsalar Komisyonu (Securities and Exchange Commission - SEC) Birleşik Devletler’deki borsaların en başta gelen düzenleyicisidir. 1929’dan önce borsaları eyaletler düzenlemekteydiler; fakat, 1929 yılında borsadaki çöküşün Büyük Bunalım’ı başlatması bu yöntemin yetersiz olduğunu kanıtladı. 1933 tarihli Menkul Kıymetler Yasası ve 1934 tarihli Menkul Kıymetler Borsası Yasası küçük yatırımcıları sahtecilikten koruma ve şirketlerin mali raporlarını kolaylıkla anlamalarını sağlama konularında federal hükümete birbiri ardından önemli roller kazandırdı.

Komisyon bu amaçlara erişmek için bir düzenlemeler ağı uygular. Halka hisse senedi, bono ve başka senetler sunan şirketler SEC’e ayrıntılı bir mali kayıt belgesi vermek zorundadır ve bu bilgiler halka açıklanır. SEC bu belgelerin tam ve doğru olup olmadığına karar verir ve böylelikle yatırımcıların piyasadaki menkul kıymetler konusunda sağlam ve gerçekçi kararlar almaları güvence altına konulmuş olur. SEC hisse senetleri çıkarıldıktan sonra da borsadaki işlemleri denetler ve fiyatlarla oynanmasını engelleyen yönetmeliklerin uygulanmasını sağlar; bu nedenle, aracılar, tezgah üstü piyasada işlem yapanlar ve borsaların kendileri SEC’ye kayıt yaptırmak zorundadırlar. Komisyon bunlara ek olarak şirketlerin hisse senetleri kendi elemanları tarafından alınıp satıldığında bunun da kamuya bildirilmesi zorunluluğu getirir; Komisyon’un görüşüne göre, bahis konusu “içerdekiler” kendi şirketleri hakkında özel bilgi sahibi sahibidirler ve onların yaptıkları hisse senedi alımları ya da satımları diğer yatırımcıların şirketin geleceğine ilişkin güvenleri konusundaki düşüncelerini etkileyebilir.

Kuruluş ayrıca içerdekilerin henüz yayınlanmamış bilgilere dayanarak alım-satım yapmalarını da engellemeye çalışır. SEC 1980’lerde sadece şirket üst düzey yetkililerini ve başkanlarını değil şirketlere ilişkin açıklanmamış bilgilere erişebilecek sıradan görevlilerin hatta şirket dışındaki avukatlar benzeri kişilerin yaptığı alışverişleri bile izlemeye başladı.

imparator 26-02-2007 14:22

SEC’de Başkan tarafından atanan beş komiser görev yapar. En fazla üç komiser aynı siyasi partinin üyesi olabilir; her yıl bir komiserin beş yıllık görev süresi sona erer.

Alivre Mal Alım-Satım Komisyonu (Commodity Futures Trading Commission) alivre borsalarını denetler. Komisyon özellikle çok sayıdaki tezgah üstü satışları yakından izler ve izin verdiği alışverişlerin borsalarla sınırlı kalmasına özen gösterir. Yine de genellikle SEC’den daha ılımlı davranan bir düzenleyici olduğu düşünülmektedir. Sözgelimi 1996’da rekor sayıda 92 yeni alivre alım-satım ve mal opsiyonu sözleşmesini onaylamıştır. Zaman zaman, çok gayretli bir SEC başkanının kendi komisyonunu alivre alım-satımları da incelemekle görevlendirdiği görülmüştür.

“KARA PAZARTESİ” VE UZUN SÜRELİ BOĞA PİYASASI

19 Ekim 1987’de dünya piyasalarında hisse senedi değerleri büyük bir düşüş gösterdi. Dow Jones Endüstriyel Ortalaması yüzde 22 azalarak 1738,42 kapanış puanına indi. Bu azalma 1914’ten beri bir gün içinde görülen en büyük düşüş oldu ve ünlü Ekim 1929 borsa çöküşünü bile gölgede bıraktı.

Brady Komisyonu (çöküşü araştırmakla yükümlü bir başkanlık komisyonu), SEC ve diğer kuruluşlar yatırımcı psikolojisindeki olumsuz gelişmeler, yatırımcıların ABD federal bütçesine ve dış ticaret açıklarına ilişkin kaygıları, New York Menkul Kıymetler Borsası salonunda çalışan uzmanların kurtarıcı alımlar yapma görevlerini yerine getirmemeleri, bilgisayarların belirli gelişmeler ortaya çıkınca otomatik olarak çok sayıda hisse senedi alımı ya da satımı talimatı verecek biçimde programlanmaları anlamına gelen “program alım-satım”ları gibi çeşitli ögelerin 1987 bunalımına neden olduğunu iddia ettiler.

imparator 26-02-2007 14:22

Borsa söz konusu gelişmelerin ardından çeşitli koruyucu önlemler yürürlüğe koydu. Anılan önlemlere göre Dow Jones Endüstriyel Ortalaması bir gün içinde 50 puan azalır ya da yükselirse program alım-satımı talimatı veren elektronik siparişler kesilecek ve Dow Jones Endüstriyel Ortalaması 250 puan düşerse tüm alışverişleri geçici olarak durduran bir “sigorta” sistemi uygulanacaktı. Bahis konusu olağanüstü durum yöntemleri ileride Dow Jones Endüstriyel Ortalaması’nda görülen yükselmeyi yansıtacak biçimde büyük ölçüde değiştirildi. 1998 sonlarında yapılan bir değişiklikle Dow Jones Endüstriyel Ortalaması bir gün içinde son bir kapanış ortalamasına göre yüzde 2 artar ya da azalırsa program alım-satımlarının sınırlandırılması yoluna gidildi; 1999 sonlarında bu formül borsada 210 puan dolayında değişiklik olursa program alım-satımının durdurulacağı anlamına gelmeye başladı. Yeni kurallar uyarınca tüm alım-satımın durdurulması için de daha yüksek eşikler getirildi; 1999’un son üç ayı sırasında bu eşik Dow Jones Endüstriyel Ortalaması’ndaki en az 1.050 puanlık bir düşüş olarak belirlendi.

Sözü edilen reform önlemleri borsaya karşı güveni arttırmış olabilir; fakat, ekonominin güçlü bir gelişme göstermesinin daha büyük bir etki yarattığı da söylenebilir. Federal Rezerv 1929’da yaptığının aksine yatırımcıların teminat çağrılarını karşılayabilmelerini ve faaliyetlerini sürdürmelerini güvence altına almak için borç verme koşullarını yumuşatacağını açıkladı. Bir bakıma bu açıklamanın sonucu olarak 1987 çöküşü kolayca atlatıldı ve borsa yeniden yüksek düzeylere erişti. Dow Jones Endüstriyel Ortalaması 1990'ların başlarında 3.000 puanı ve 1999’da da 11.000 puanı aştı. Buna ek olarak alım-satımlar da büyük ölçüde yoğunlaştı. 1960’larda bir günde 5 milyon hisse senedi el değiştirirse New York Borsası için olağanüstü hareketli bir gün sayılırdı. 1997 ve 1998’de bir milyar senedin alınıp satıldığı günler oldu. NASDAQ’ta ise 1998’e gelindiğinde böyle günler olağan sayılıyordu.

imparator 26-02-2007 14:22

Görülen bu hareketliliğin bir nedeni de günlükçüler olarak tanımlanan ve kısa sürelerde çabuk kar sağlamak umuduyla bir gün içinde aynı senetleri birkaç kez alıp satan kişilerdi. Bahis konusu bireyler gittikçe artan bir biçimde İnternet aracılığıyla alışveriş yapan guruplar arasında sayılabilirler. 1999 başlarında tüm hisse senedi alıp satanların yüzde 13’ünü bireyler oluşturuyor ve bunların yüzde 25’i de her türde menkul kıymet alım-satımı için İnternet’ten yararlanıyorlardı.

İşlemlerin yoğunluğu arttıkça fiyatlardaki oynaklık da çoğaldı. Günde 100 puanı aşan değişmeler gittikçe daha sık görülmeye başladı ve 27 Ekim 1997’de Dow Jones Endüstriyel Ortalaması 554,26 puan birden düşünce sigorta sistemi devreye girdi. 31 Ağustos 1998’de 512,61 puanlık bir büyük düşüş daha gerçekleşti. Buna karşın, aynı günlerde borsa o kadar yükselmişti ki düşüş hisse senetlerinin toplam değerinin yüzde 7’si dolayında oldu, yatırımcılar piyasada kaldılar ve borsa kısa zamanda toparlandı.

imparator 26-02-2007 14:30

BÖLÜM VI
HÜKÜMETİN EKONOMİDEKİ ROLÜ
Amerika uyguladığı serbest teşebbüs sistemini diğer ülkelere bir örnek olarak göstermektedir.
İşletmelerin ve bireylerin faaliyetlerini kendi erdemleri sayesinde açık ve rekabete yönelik piyasalarda yürüterek kar ya da zarar etmelerine hükümetler tarafından olanak tanınırsa ekonominin en güzel işleyeceği yolundaki görüş ülkenin bu konuda elde ettiği başarıyla kanıtlanır gibi görünmektedir. Buna karşılık, Amerika’daki serbest teşebbüs sistemi acaba ne kadar “serbest”tir? Yanıt “tam anlamıyla değil”dir. İş dünyasındaki faaliyetlerin birçok yönü hükümetin hazırladığı bir düzenlemeler ağı çerçevesinde biçimlenmektedir. Hükümet her yıl işletmelerin neler yapıp neler yapamayacaklarını inceden inceye açıklayan binlerce sayfalık yeni yönetmelik hazırlar.

Buna karşın Amerikalıların hükümet düzenlemelerine bakışları kesinleşmiş olmaktan çok uzaktır. Geçtiğimiz yıllarda belirli alanlardaki düzenlemeler yoğunlaştırılırken diğer bazı alanlardakiler gevşetilmiştir. Gerçekten de, hükümetin iş dünyasına ne zaman ve ne kadar yaygın müdahalede bulunması gerektiğine ilişkin bitmez tükenmez tartışmalar Amerikan ekonomi yakın tarihinde süregelen bir temayı oluşturmuştur.

imparator 26-02-2007 14:31

BIRAKINIZ YAPSINLAR MI, HÜKÜMET MÜDAHALESİ Mİ

ABD hükümetinin iş çevrelerine yönelik politikasının kuramsal temeli Fransızca “laissez-faire (bırakınız yapsınlar)” yani “kendi hallerine bırakın” deyimiyle özetlenebilir. Söz konusu kavram 18’inci yüzyılda yaşayan İskoçyalı ekonomist Adam Smith’in ekonomik kuramlarına dayanmakta olup onun yazıları Amerikan kapitalizminin güçlenmesi üzerinde büyük etki yaratmıştır. Smith özel işletmelerin tümüyle serbest bırakılmaları gerektiğine inanıyordu. Kişisel çıkarları dürtüsüyle iş gören bireylerin faaliyetlerinin piyasalar serbest ve rekabete açık olduğu sürece topluma daha büyük yararı dokunacağını söylüyordu. Smith sadece serbest teşebbüsün temel kurallarının hazırlanmasında bir tür hükümet müdahalesini hoş görüyordu. Buna karşılık, bireylere karşı güven ve otoriteye karşı güvensizlik üzerine kurulmuş olan Amerika’da bırakınız yapsınlar görüşünü savunduğu için beğeni kazanmıştır.

Bırakınız yapsınlar görüşüne olan bağlılık yine de özel işletmelerin çok kez yardım için hükümete başvurmasını engellemedi. 19’uncu yüzyılda demiryolu şirketleri arazi bağışlarını ve parasal desteği kabul ettiler. Güçlü yabancı rekabetle karşı karşıya kalan endüstriler uzun süredir ticaret politikasında daha geniş korumacılığa yönelinmesini isteyegeldiler. Hemen hemen tümüyle özel ellerde bulunan Amerikan tarımı çeşitli hükümet yardımlarından yararlandı. Pek çok başka endüstri de vergi kolaylıklarından açık parasal desteğe kadar yayılan çeşitli hükümet yardımları peşinde koştu ve bunları elde etti.

Özel endüstri üzerindeki hükümet düzenlemeleri ekonomik ve toplumsal olarak iki sınıfa ayrılabilir. Ekonomik düzenlemeler en başta fiyatları kontrol etmeyi amaçlar. Kuramsal olarak tüketicileri ve belirli şirketleri (genellikle küçük şirketleri) daha güçlü diğer şirketlere karşı koruma amacı güden ekonomik düzenlemeler çok kez piyasada rekabet koşulları tümüyle uygulanmadığı ve bu nedenle de gerekli güvencelerin kendiliğinden sağlanamadığı ileri sürülerek haklı gösterilir. Buna karşın ekonomik düzenlemeler sık sık şirketlerin arasındaki, kendilerinin yıkıcı olarak tanımladıkları, rekabeti önlemek için geliştirilir. Toplumsal düzenlemeler ise daha güvenli iş yerleri ya da daha temiz çevre gibi ekonomik olmayan amaçlara yöneliktir. Toplumsal düzenlemeler şirketlerin zararlı faaliyette bulunmalarını zorlaştırmak ya da yasaklamak veya toplumsal açıdan yararlı görülen davranışları teşvik etmek amacı güder. Sözgelimi hükümet fabrika bacalarından yayılan gazları kontrol eder ve çalışanlarına belirli standardlara uygun sağlık ve emeklilik yardımı sağlayan şirketlere vergi indirimleri uygular.

imparator 26-02-2007 14:31

Amerika tarihi boyunca sarkaç bırakınız yapsınlar ilkeleri ile her iki türde hükümet düzenlemesi talepleri arasında sürekli olarak sallanıp durdu. Geçtiğimiz 25 yıl içinde hem liberaller hem de muhafazakarlar düzenlemelerin şirketleri rekabetten alıkoyarak tüketiciler aleyhine koruduğu konusunda görüş birliğine vardılar ve ekonomik düzenlemeler uygulamanın belirli alanlarda gevşetilmesini ya da tümüyle kaldırılmasını sağlamaya çalıştılar. Buna karşılık toplumsal düzenlemeler politika liderleri arasında çok daha büyük görüş ayrılıklarına yol açtı. Liberallerin ekonomik olmayan amaçlara yönelik hükümet müdahalelerini kolaylıkla benimseyebilmelerine karşılık muhafazakarlar bunu işletmeleri rekabete daha az açık ve daha az etkin konuma getiren bir saldırı olarak görme eğiliminde olabilirler.

HÜKÜMET MÜDAHALESİNİN ARTMASI

Birleşik Devletler’in gençlik yıllarında Hükümet ileri gelenleri genellikle iş dünyasını düzenlemekten kaçındılar. Buna karşın, 20’nci yüzyıl yaklaştıkça ABD endüstrisinin gittikçe güçlenen anonim şirketler halinde birleşmesi hükümetin küçük işletmecileri ve tüketicileri korumak için müdahalede bulunmasına yol açtı. Kongre 1890’da tekelleri dağıtarak rekabeti ve serbest teşebbüsü yeniden kurma amacı güden Sherman Antitröst Yasası’nı onayladı. 1906’da besin maddelerinin ve ilaçların dürüst olarak etiketlenmesini ve etlerin satışa sunulmadan önce denetlenmesini güvence altına alan yasalar çıkarıldı. Hükümet 1913’te ülkedeki para arzını düzenlemek ve bankalar üzerinde kısmen denetim sağlamak için Federal Rezerv olarak adlandırılan yeni bir federal banka sistemini uygulamaya koydu.

Hükümetin rolündeki en büyük değişiklikler Büyük Bunalım’la başa çıkmak için Başkan Franklin D.Roosevelt tarafından yaratılan “Yeni Düzen” yıllarında gerçekleştirildi. 1930’ların bu döneminde Birleşik Devletler tarihindeki en büyük iş dünyası bunalımı ve en yaygın işsizlik yaşadı. Pek çok Amerikalı başı boş bırakılan kapitalizmin başarısızlığa uğradığı görüşüne vardı. Bu nedenle de sıkıntıların aşılması ve kendi kendini yok ediyormuş gibi görülen rekabetin azaltılması için hükümete yöneldiler. Başkan Roosevelt ve Kongre bir dizi yasa kabul ettiler. Bahis konusu yasalar alınan diğer önlemlerin yanı sıra hisse senedi satışlarını düzenledi, işçilere sendika kurma hakkı tanıdı, ücretleri ve çalışma saatlerini saptadı, işsizlere para yardımı ve yaşlılara emeklilik geliri sağladı, tarımsal destek alımları getirdi, banka mevzuatını sigorta etti ve Tennessee Vadisi’nde büyük bir bölgesel kalkınma kuruluşu yarattı.

imparator 26-02-2007 14:32

1930’lardan beri işçileri ve tüketicileri daha fazla korumak için pek çok yasa ve yönetmelik kabul edildi. İşverenlerin işçi alırken yaşa, cinsiyete, ırka ya da dinsel inanca dayalı ayırım yapmaları yasaya aykırıdır. Çocukların çalıştırılması genelde yasaktır. Bağımsız sendikaların kurulma, pazarlık etme ve grev yapma hakları güvence altına alınmıştır. Hükümet işyerinde güvenlik ve sağlık koşullarını düzenleyen yasalar çıkarmakta ve uygulamaktadır. Birleşik Devletler’de satılan hemen hemen her ürün bir tür hükümet düzenlemesi altındadır: besin maddesi üreticileri bir konserve kutusunun ya da başka bir kutunun veya bir kavanozun içinde ne bulunduğunu kesinlikle belirtmek zorundadırlar; bir federal kuruluş tarafından ayrıntılı biçimde incelenip onaylanmamış hiçbir ilaç satışa sunulamaz; otomobiller güvenlik standardlarına uygun biçimde imal edilmeli ve hava kirlenmesini önleyecek düzenekler taşımalıdır; malların fiyatları açıkça belirtilmelidir; reklamlar tüketiciyi yanıltmamalıdır.
1990’ların başlarında Kongre tarafından 100’den çok düzenleyici federal kuruluş yaratılmıştı ve söz konusu kuruluşlar ticaretten iletişime, nükleer enerjiden ürün güvenliğine, ilaçlardan istihdam fırsatlarına kadar yayılan çeşitli alanlarda çalışıyordu. En yeni daireler arasında 1966’da kurulan ve havayolu şirketlerine uçuş güvenliği kurallarını uygulayan Federal Havacılık Dairesi ile 1971’de kurulan ve hem otomobil hem de sürücü güvenliğini denetleyen Ulusal Karayolları Trafik Güvenliği Yönetimi bulunmaktadır. Her iki kuruluş ta federal Ulaştırma Bakanlığı’na bağlıdır.

Pek çok düzenleyici kuruluş Başkanın etkisi ve kuramsal olarak politik baskılar dışında kalacak biçimde yapılandırılmıştır. Bu kuruluşlar üyelerini Başkan’ın atadığı ve Senato’nun onayladığı bağımsız kurullar tarafından yönetilir. Bahis konusu kurullarda her iki ana siyasi partinin üyesi bulunan ve genellikle beş ya da yedi yıl olarak saptanmış sabit bir süre boyunca görev yapan komiserler bulunması yasalar uyarınca gereklidir. Her kuruluş çok kez 1000’den fazla görevli çalıştırır. Kongre kuruluşlara ödenek sağlar ve çalışmalarını denetler. Anılan kuruluşlar bir bakıma mahkemelere benzeyen bir faaliyet gösterirler. Mahkemede bir dava görülüyormuş gibi bireylerin ifadesine başvurabilirler ve kararları da federal mahkemelerce incelemeye alınabilir.


Türkiye`de Saat: 10:48 .

Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580