![]() |
ANATHEMA Anathema, ilk olarak 1990 yılında heavy metal yapan bir grup olarak "Pagan Angel" adıyla (5 kişi) liverpoolda kuruldu.1990 yılında ilk demoları "an iliad of woes" ismindeki kayıttır... Grubun adı demonun çıkışıyla Anathema (incilin/tanrının laneti) olarak değişti. Paradise Lost, Bolt Thrower, konserlerinde alt grup olarak çıkmaya başladılar.. Tanınmaya başlandıkları bu bir kaç aylık süreçten sonra "All Faith Is Lost" 'un stüdyo kayıtlarına başladılar..Temmuz 91' deki demoya gelen olumlu tepki "Witchunt Records" 'un dikkatini çekti.. "They Die" epleri firma tarafından yayınlandı ve ilk baskı hemen tükendi... 91' deki bu başarı Peaceville Records'un ilgisini çekti ve Peaceville Vol. 4 için "Lovelorn Rhapsody" Anathema tarafından kaydedildi.. Peaceville Rec. daha sonra "Crastfallen" ilki olmak üzere 4 albüm için grupla anlaştı..(1992 Kasım) İlgiltere turnesinde Cannibal Corpse'un alt gurubu olarak iyi bir performans gösterdiler.. Akabinde "Serenades" albümü Kasım 93'te yayınlandı ve büyük ilgi gördü..Anathema kerrang indie listelerine 2 numaradan girdi ve metal hammerda ayın albümü seçildi. "Sweet Tears" videosunun Mtv'de yayınlanmasıyla devam eden süreçte, mtv headbangers ballda peaceville rec. için yapılan bir bölümde "At The Gates" ve "My Dying Bride" ile birlikte çaldılar. 94teki ilgiltere turnesinden sonra Academy stüdyolarında "Pentecost III" 'ü kaydedip yayınladı.(Melodik Dark Metal) Avrupadaki konserler ve turnelerden sonra gruptan Darren White'ın ayrılmasıyla vocal Vincent'a geçti ve "The Silent Enigma" Vincent'la yapılan ilk albümdü..Albümden önce "Cathedral" ile turneye çıktılar..96 Ekimde "The Silent Enigma" çıktı.Sonra Paradise Lost ile turneye çıktılar.. Daha sonra albüm çalışmalarına devam eden grup, bir çiftlik içindeki stüdyodaki kayıtlar ile "Eternity" albümünü oluşturdular..Eternity albümünde bayan vokalde Michelle Dominion vardı.. Bu albümden sonra konserler ve turneler devam etti..1998'de grubun davulcusu John Douglas gruptan ayrıldı ve yerine "Soulstice"'ın davulcusu Shaun Steele geldi.. Grubun session klavyecisi Les "Cradle Of Filth"'e transfer oldu.."My Dying Bride"'ın kemancısı Martin Powell gruba katıldı ve aynı sene "Alternative 4" albümü çıktı..Bu albümden sonra grubun basçısı ve söz yazarı Duncan Patterson gruptan ayrıldı..Pattersondan sonra gruba aynı zamanda Anathema'nın albüm kapaklarınıda çizen Dave Pybus katıldı... Alternative 4'dan sonra peaceville ile anlaşması biten grup, bir çok teklife rağmen Peaceville grubundan MFN ile anlaştı... Bu arada Soulstice'dan gelen davulcu gruptan ayrıldı ve yerine eski davulcu John Douglas geldi..Alternative 4'dan sonra oluşan bu kadro ile Efsane "Judgement" albümü çıktı..Judgement 20 ayrı dergide ayın albümü gösterildi..Anathema'nın bu başarısı "Tiamat", "Tristania", "Moonspell" gibi gruplarla birlikte turneye çıkmasıyla devam etti.. "Judgement" italya'da bulunan Damage Inc. stüdyolarında 3 ayda kaydedildi.Bu kayıt sırasında uyuşturucu kullandıkla iddiasıyla gözaltına alındılar ve geceyi "Pink Floyd" parçaları söyleyerek nezarette geçirdiler.Damage Inc. yetkilileri ve anlaşmalı firmaların yetkililerin araya girmesiyle grup serbest bırakıldı ve çalışmalarına devam etti.. Eternity albümü sırasında grupta klavye çalan Les Smith'in 2001'de gruba katılmasıyla Windings stüdyolarında (ingiltere) "A Fine Day To Exit" çalışmalarına başlandı..Albüm Ocak 2001 de Nick Griffith(cast,mansun,pink floyd) prodüktörlüğünde piyasaya çıktı... Aynı yıl bas gitarist Dave Pybus gruptan ayrıldı ve yerine George Roberts katıldı.. Vokal/Gitar : Vincent Cavanagh Gitar/Klavye : Daniel Cavanagh Bateri: John Douglas Bas Gitar/Klavye : Les Smith Bas Gitar : James Cavanagh Albümler 1992 - The Crestfallen 1993 - Serenades 1995 - Pentecost III 1995 - The Silent Enigma 1996 - Eternity 1998 - Alternative 4 1999 - Judgement 2001 - A Fine Day To Exit 2001 - Resonance 2002 - Resonance 2 2003 - A Natural Disaster |
CRADLE OF FİLTH Ülke : İngiltere Tür : Black Firma : Roadrunner Record Resmi Sitesi: http://www.cradleoffilth.com Elemanlar : Paul Allender : Gitar Daniel Lloyd Davey : Vokal Adrian Erlandsson : Bateri James Mckillboy : Gitar Martin Powell : Klavye, Viyola Dave Pybus : Bas Gitar Albümler 1994 - Principle Of Evil Made Flesh 1996 - V Empire 1996 - Dusk And Her Embrace 1998 - Cruelty And The Beast 1999 - From The Cradle To Enslave 2000 - Midian 2001 - Bitter Suites To Succubi 2002 - Lovecraft & Witch Hearts 2002 - Live Bait Fob The Dead 2003 - Damnation And A Day 2004 - Nymphetamine Grup Hakkında "İsa tarafından ellendi , Tanrı tarafından parmaklandı " Cradle Of Filth'in kendilerine ait Vampyrotica adlı firmasının çıkardığı t-shirtlerinin üzerindeki slogan ... Zevksiz ? Belki ... Tahrik Edici ? kesinlikle .. Yeterli ? Herzaman kuşku uyandırıcı... Cradle Of Filth sadece kendi işini yapmaktadır . Onlar dünyanın en büyük black metal grubudur. Sadece görünüşte değil hayat tarzı olarakta müziklerini benimsemişlerdir . BBC belgeselerinden The Face onların bu sıradışı hayatlarını dünya turnelerini ödüllerini içeren yaptığı belgesel büyük sansasyon yapmıştır. Onları sevin yada nefret edin onlar işlerini yapıyorlar ..... Herşey (şüphesiz dolunaylı, fırtınalı, rüzgarlı bir geceydi) 1991 yılında başladı, ilk karşı çıkışları olan demolarını tamamladılar.Bu gençler biraz karanlık, biraz şeytansı, biraz dünyadışı birşeyi başlattıklarının farkındaydılar.İlk albümleri "The Principle Of Evil Made Flesh" 1994 yılında Cacaphonous Record adı altında çıktığında hayal kırıklığına uğramadılar.Bu ilk albümlerindeki gotik klavye partisyonları , keskin gitar riffleri ve vampirik şarkı sözleri ile direk bütün dikkatleri üstlerine çektiler .Sonsuz hayal güçlerinden kaynaklanan müzikleri ile gelişen kalitede müzik yapmaya devam ettiler.Gözleri yükseklerdeydi .. Herkesi kendi hayal güçlerine ve yaşadıklarına ortak etmek istiyorlardı .. efsanelerle , mitolojik hikayelerle ve vampirlerle dolu bir hayalgücü ..... Maalesef grup üzerindeki uğursuzluktan dolayı gruptan elemanların bir kısmı ayrıldı [Yalan; yeni bir grup oluşturup C.O.F'in trend akımlarına dahil olmak istemedikleri için gruptan 4 kişi ayrıldı ve Hecate Enthroned adında bir başka grup kurdular (MrCooL)] Grup ardından yeni albümleri "Vempire" için yeni bir kadro oluşturdu ve yoluna devam etti.Öfkeli , kanlı , vampirik sözlerle yeniden sahnelere çıktılar. Doğal değişimler sürecinde grubun şarkı sözlerindeki harika gotik şarkı sözleri yazmaya başlamışlardı . Yeni bir nefes yeni bir vizyon yeniden yapılanma adına grup kadrosundaki bazı elemanlarını değiştirdi , çalıştıkları Cacaphonous firmasından ayrıldılar. Üçüncü albümleri "Dusk And Her Embrace" insanları tartışmaya davet eden, tahrik edici,kasti olarak yapılmış sözlerle dolu idi. Music Fob Nations firması hemen Cradle Of Filth ile sözleşme imzalayarak onları bünyelerine dahil ettiler. Bu yeni çalışma Cradle Of Filth'i çok memnun etmişti Music Fob Nations firmasının sağladığı olanaklar ile daha kaliteli bir eser daha kaliteli bir albüm kapağı ve tanıtım ve en önemlisi daha kaliteli şarkılar ortaya çıkmıştı. Efsanevi grup Venom [Black Metal'in babası olarak kabul edilir(MrCooL)] grubunun efsanevi vokalisti Cronos bu albümü şimdiye kadar yapılmış en iyi C.O.F albümü olduğunu ama ileride çok daha iyilerinin olacağını söylemiştir. Birkaç başarılı dünya turnesinden sonra Cradle Of Filth evine dönmüş ve yeni albümleri hakkında düşünmeye başlamıştı bile. Music Fob Nations'tan çıkan ikinci albümleri "Cruelty And The Beast" 1998 yılında bitirildi. Müzikal olarak iyice olgunlaşan grubun bu albümünde muhteşem albüm kapakları ve resimleri hazırlanmış ve Mrs Hammer Horror " Ingrid Pitt" grupta misafir olarak vokal yaptı. Muhteşem Amerika,Rusya ve Japonya turnesinden sonra grup yeniden çalışmalara başladı artık insanları daha çok tahrik edecek onları meraklandıracak kimilerini nefret ettirip kimilerini merak içinde bırakacak bir albüm çalışmasına başladılar. "From Cradle To The Enslave" Ep'lerini çıkardılar. Yanlız bu bekledikleri albüm değildi biraz değişiklik yapmak istediler . Deneysel dans-black metal [Şöyle düşünün; black metal çalacak ve siz dans edeceksiniz ??? Bunu düşünmüşler (MrCooL)] Hemen takip eden süreç içinde "PandaemonAeon" adındaki video albümlerini çıkardılar ve ünlü müzik kanalı MTV tarafından anında yasaklandılar, istedikleri reaksiyonu almışlardı. Beşinci albümleri "Midian" 2000 yılında cadılar bayramında piyasaya sürüldü . Ardından "Bitter Suites to Succubi" [Succubus, Incubus kavramlarına değişik yerlerde denk gelmişsinizdir, Incubus erkek vücuduna sahip şeytandır ve kadınların rüyalarına girip onlarla sevişir, Succubus ise kadın bünyeli şeytandır erkeklerin rüyalarına girip onlarla sevişir (MrCooL)] 2002 yılında iki Cd'lik "Lovecraft & Witch Hearts" piyasaya sunuldu. Bu albümde bazı şarkılar yeniden düzenlenip kayıt edildi bazı şarkılar cover yapıldı bazı şarkıları remix yaptılar.En son şeytansı ürünleri ise yine İki CD den oluşan " Live Bait Fob The Dead" kendi firmaları AbraCadaver tarafından piyasaya sürüldü. Adındanda anlaşılacağı gibi grubun konser performanslarından oluşuyordu bu albüm . Geleceğin kendilerinin olduğunu söyleyen grup son 10 sene içinde yeni bir metal prensi ortaya çıkarmıştır... [Vokalist Dani kendini övmeyi çok sever (MrCooL)] Ruhunun 250 sene önce Cadı Avcısı General Matthew Hopkins tarafından katledildiğini iddia eden Dani, yeni bedeninde dünyaya geldiğini söylemekte..... (Bu bilgi grubun resmi sitesinden türkçe' ye çevirilerek alınmıştır) |
teşekkürlerr |
Mor Ve Ötesi Mor ve ötesi 1995 yılının Ocak ayında Kerem Kabadayı, Harun Tekin, Derin Esmer ve Alper Tekin tarafindan kuruldu. Daha önce çeşitli gruplarda bir arada çalışmış olan bu dört kişinin hedefi, kendi bestelerini yaparak varolmayı başarmaktı. Kurulduğu yılın ilk yarısını şarkı yazımı ve düzenlemeleri üzerinde çalışarak geçiren grup, aynı yılın Ağustos ayında sekiz şarkılık bir kayıt yapmak üzere Stüdyo Spectrum'a girdiğinde ilk albümünü kaydettiğinden habersizdi. mor ve ötesi'nin bu kayıttaki amacı bestelerini düzgün bir şekilde kaydedip elle tutulur hale getirmekti. Oldukça zorlu geçen stüdyo süreci, sekiz gün (64 saat) sürdü ve ortaya çıkan sonuç grubu bir plak şirketi aramaya itti. Ada Müzik, uzun süren görüşmelerden sonra albümü yayınlamayı kabul etti ancak grubun gönlü albümü o haliyle çıkarmaya razı olmadığından, eldeki iki yeni şarkı da 1996'nin Ocak ayında kaydedilerek albüme dahil edildi. Albümün görsel tasarımı Ali Soner ve etkileyici kapak fotografını da çeken İlker Alp'in yardımlarıyla hazırlandı. Grubun ilk albümü "Şehir", aynı yılın Haziran ayında piyasaya çıktı. Albümün çıkışıyla mor ve ötesi bir video klibe şiddetle ihtiyaç duyulduğunu farketti. Yönetmen Natali Yeres'le yapılan görüşmeler sonunda ilk klibin 'yalnız şarkı'ya çekilmesine karar verildi. Oldukça mütevazi koşullarda çekilen 'yalnız şarkı' klibi, Eylül ayında gösterilmeye başlayarak büyük ilgi gördü ve birkaç ay boyunca çeşitli kanallarda her gün defalarca gösterilerek grubun belli ölçüde tanınmasını sağladı. 1997 yılı grup adına önemli gelişmelere sahne oldu. Mayıs ayındaki ODTÜ konseri, grubun İstanbul dışındaki ilk performansıydı. Aynı ayın sonunda Harun Tekin ve Derin Esmer'in üç ay sürecek Berklee maceraları başladı. Ağustos ayında yeniden bir araya gelen grup, geçmişinde özel önem taşıyan iki olayı aynı günlerde yaşadı. Darphane'de verilen konser ve bu konserden görüntülerin de yer aldığı 'sabahın köründe' video klibinin Natali Yeres tarafından çekilmesi. Konserden birkaç hafta sonra ise, kurucu kadrodan Alper Tekin yurtdışında sürdüreceği eğitimi dolayısıyla gruba veda etti. 1997'nin son çeyreği, Burak Güven'in gruba katılmasıyla başladı. Yeni kadroyla verilecek ilk konser idari sebeplerle iptal olsa da, grup yeni albüm için çalışmaya ve işi eskisinden daha sıkı tutmaya başlamıştı. Şubat 1998'den itibaren Captain Hook mor ve ötesi'nin ilk düzenli bar programına sahne olurken, grubun ve gruptaki bireylerin hayatına çeşitli düzlemlerde pek çok yenilik getirdi. Bu arada grup yeni albümü üzerindeki çalışmalarını yoğunlaştırdı. Bu kez albüm kaydının daha rahat koşullarda yapılması düşünülmüştü, bu da büyük ölçüde gerçekleşti. Ada Müzik Stüdyosu'nda Volkan Gürkan'la beraber kaydedilen "Bırak Zaman Aksın", üzerinde 350 saat çalışılmış bir albümdü. Ancak henüz her şeyin başında olan mor ve ötesi için bu süreç çok yıpratıcı oldu. Bireysel ve ortak sıkıntılarla geçen 1998 yazı, Derin Esmer'in gruptan ayrılmasıyla noktalandı. "Bırak Zaman Aksın", teknik olarak 1998 Ekim'inde hazırdı, ne var ki Ada Müzik etiketiyle piyasaya çıkışı 1999 Mart'ını buldu. Aradan geçen aylarda ise grup albümün kapak tasarımını kendi elleriyle hazırladı, gelecek planları yaptı, ve en önemlisi, yeni gitaristine kavuştu. Kerem Özyeğen 1998 sonunda gruba katılınca grup yeniden hareketlendi ve çeşitli kısa süreli bar programlarıyla birkaç konserin ardından, 'son giden' ve 'boşver' klipleri, varolmayan bütçeleriyle, İdil Akçıl'ın prodüksiyonuyla Ali Soner tarafından üç gün içinde çekildi. İkinci albümün çıkışıyla birlikte mor ve ötesi için yoğun bir dönem başladı. Televizyon ve radyo programları, söyleşiler ve konserler sıklaşmış ve grup daha çok insana ulaşmaya başlamıştı. Bu dönemde Kerem Kabadayı ve Barış Bakır'ın gayretleriyle açılan mor ve ötesi web sitesi ve grubun e-posta adresleri, yeni ve güzel bir etkileşimin başlangıcı oldu. 1999 yılının ilk yarısı Peyote'deki düzenli bar programı ve üniversite konserleri ile geçti, Ağustos ayına gelindiğinde grup bir Bülent Ortaçgil bestesi olan 'sen varsın' üzerinde çalışıyordu. Tam o günlerde benzersiz bir felaketle karşılaştı Türkiye. 17 Ağustos'tan sonra, herkes gibi, grup da bir süre kendine gelemedi. 1999 Ekim'inde grup sabit bir prova mekanına sahip oldu. Aynı dönemde, depremin yarattığı hengamenin arasında bir de satanizm fenomeni ortaya çıkartıldı, bu dönemde grup üyelerinden Burak Güven ve Harun Tekin Atv Ana Haber Bülteni'nde, Kerem Kabadayı ve Harun Tekin de Siyaset Meydanı'nda konuyla ilgili kavram kargaşasını ellerinden geldiğince gidermeye çalışarak genç rock dinleyicisinin yargısız infazının karşısında durdular. 2000 yılının başlarında grup bu kez ülke çapındaki nükleer karşıtı kampanyaya destek verdi. Bu destek hem konserlerle, hem de zamanın Cumhurbaşkanı'na canlı; yayında yöneltilen bir soruyla sürdürüldü. Sonuçta aylardır tezgahlananın tersine, Akkuyu'ya nükleer santral kurulması büyük bir toplumsal uzlaşma sonucu engellendi. Bu yılın ilk yarısında mor ve ötesi yeni şarkılarının bazılarını demo olarak kaydetti. 16 Haziran'daki H2000 müzik festivalindeki konser başarılı geçti, temmuz ayında ise grubun 'sen varsın'la katıldığı "Şarkılar Bir Oyundur" adlı Ortaçgil'e saygı albümü yayınlandı. Yaz aylarını birkaç konserle geride bırakan grup, sonbahara yeni albümle ilgili plak şirketi görüşmeleriyle girdi. Aslında aylar öncesinden başlamış olan bu görüşmeler sonucunda müzik piyasası ile ilgili görüşler netleşti, tüm kararlar uzun uzun düşünülerek verildi. 12 Eylül 2000'de kedilerin mor ve ötesi'ne en yakın olanı Uğur ortak yaşama alanına dahil olurken, Volkan Gürkan'ın katılımıyla birlikte üçüncü albümün ön hazırlık aşaması da aynı ay başladı. mor ve ötesi albüm kaydına girmeden önceki en önemli performansını 16 Aralık'ta Hilton Convention & Exhibition Center'da Placebo'nun ön grubu olarak gerçekleştirdi. Aralık ayının sonlarında da Funda Sanlıman Basın Halkla İlişkiler ve Menajerlik, grubun konser ve turne menajerligini üstlendi. "Gül Kendine"'nin kayıtları, 27 Aralık günü Volkan Gürkan prodüktörlüğünde Ada Müzik Stüdyosu'nda başladı. Kayıtlar tüm hızıyla sürerken patlak veren Şubat ekonomik krizi albümün çıkışını sonbahara atınca grup Mayıs ve Haziran aylarında stüdyo temposunu düşürüp konserlere ağırlık verdi. Haziran sonunda stüdyoya dönüldü ve son miksin bittiği 18 Temmuz sabahı mor ve ötesi'nin üçüncü albümü "Gül Kendine" hazırdı. Stüdyo sürecinde birlikte çalışılan pek çok değerli insandan ikisi bu dönemde öne çıkarak grubun gerçek anlamda yol arkadaşı oldu: albümün mikslerini yapan Ender Akay ve tüm parçalarda gruba klavyesiyle eşlik eden Serkan Hökenek. Mastering işlemleri Volkan Gürkan denetiminde Richard Dowling tarafından Londra'daki Transfermation Mastering'de gerçekleştirilen albümün müzikal anlamda son halini almasıyla görsel hazırlıklar da hız kazandı. Sanat yönetmenliğini Ali Soner'in üstlendiği albümün görsel çalışmaları, fotoğrafçı Beysun Gökçin'in grafik tasarımı ve Dursun Şahin'in değerli katkılarıyla tamamlanırken, albümün ilk klibi Mahir Akyol tarafından 'daha mutlu olamam' adlı şarkıya çekildi. Grubun resmi web sitesi www.morveotesi.com ise Onur Özer ile birlikte hazırlanarak 3 Aralık Pazartesi günü açıldı. 6 Aralık Perşembe günü, "Gül Kendine" piyasaya çıktı. |
Bunun solistine uyuz oluorum çok kasıntı bi tip ama yaptıkları müziğe saygım var saol ferro.. ;) |
Ajda Pekkan Ayşe Ajda Pekkan, 12 Şubat 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Rıdvan Pekkan deniz binbaşısı, annesi Nevin Dobruca ev hanımıydı. Babasının görevi dolayısıyla çocukluğu Gölcük'te, Amerikan askerlerinin ailelerinin arasında geçti. Modern bir ortamda ancak ailevi sorunlar arasında geçirilen çocukluk Ajda Pekkan'ın gençliğini etkileyen önemli bir dönem oldu. Şarkıcı olmak için büyük heves taşıyan Çamlıca Kız Lisesi öğrencisi Ajda Pekkan, kardeşi Semiramis'in de desteğiyle 1962 yılında dönemin en popüler gece kulübü Çatı'nın sahibi olan İlham Gencer'e ulaştı. İlk olarak seslendirdiği Mina'nın "Il Cielo In Una Stanza" şarkısıyla kendini kabul ettirdiği Çatı gece kulübünde Los Çatikos topluluğu eşliğinde bir müddet sahne çalışması http://www.ajdapekkan.net/img/biyografi/ses.jpgyaptı. 1963 yılında bir aile dostlarının teşvikiyle Ses dergisinin, sinemaya yeni yüzler kazandırmak amacıyla açtığı kapak yıldızı yarışmasına katıldı. Ediz Hun'un erkekler dalında birinci, Hülya Koçyiğit'in bayanlar dalında ikinci olduğu yarışmada, birinci seçilen Ajda Pekkan'ın profesyonel kariyeri böylece başlamış oldu. Avrupai görünümü ve cüretkar tavırlarıyla Yeşilçam'ın gözde sanatçılarından biri olan Ajda Pekkan, beyaz perdeden gelen teklifleri değerlendirmeye başladı ve 1963 yılında "Adanalı Tayfur" ile ilk kez çıktığı kamera karşısında, 1967 yılındaki son filmi olan "Harun Reşid'in Gözdesi"ne kadar baş rollerini Ayhan Işık, Cüneyt Arkın ve Tamer Yiğit gibi sanatçılarla paylaştığı 47 film çevirdi. Ses kabiliyeti rol aldığı filmlerdeki yapımcıların da dikkatinden kaçmadı ve pek çok filminde şarkıcı rolü üstlendi ve çeşitli şarkılar seslendirdi. İlk filmi "Adanalı Tayfur"da seslendirdiği "Göz Göz Değdi Bana" şarkısı, arka yüzünde Öztürk Serengil'in seslendirdiği "Abidik Gubidik" şarkısıyla birlikte 45'lik plak olarak yayınlandı. Sinemaya başlamadan önce tanışıp şarkıcılık yapabilmesi için yardım istediği ve kabiliyetine ikna ettiği Fecri Ebcioğlu, sinema yıllarında da Ajda Pekkan'la irtibatını hiç koparmadı ve 1965 yılında kendine ait ilk plağı olan "Her Yerde Kar Var / 17 Yaşında" piyasaya sürüldü. Fecri Ebcioğlu'nun yabancı şarkılar üzerine Türkçe sözler yazarak ülkemize benimsettiği aranjman tarzının en büyük starı, Adamo'nun ünlü şarkısını yine Adamo gibi Fransız aksanıyla söyleyerek, yavaş yavaş ismini duyurmaya başladı. Sahnelerden sinemaya geçen sanatçıların aksine, sinemadan sahneye geçen Ajda Pekkan, birkaç plak denemesinden sonra 1968 yılında çıkardığı "İki Yabancı" 45'liği ile aranjman dalında onbinlerce plak satarak satış rekoru kırdı. "Dünya Dönüyor", "Saklanbaç" ve "Üç Kalp" gibi üstüste çok başarılı plaklar yaptı. Bu yükselen trendin neticesinde yurtdışından davetler aldı ve Atina'daki Uluslarası Apollonia Müzik Festivali'nde '68 yılında "Özleyiş" ve '69 yılında "Perhaps One Day" şarkıları ile üstüste iki kere dördüncü olarak müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırdı. Barcelona'daki Akdeniz Şarkıları Festivali'nde "Ve Ben Şimdi" şarkısı ile Türkiye'yi temsil etmesi ve şarkılarının pek çok filmde fon müziği olarak kullanılması, Ajda Pekkan'ı tüm ülkede tanınır hale getirdiği gibi, ilk olarak Zeki Müren'in alt kadrosunda yer aldığı gazino sahnelerinin de aranan isimlerinden biri oldu. Her ülkenin starlarını bünyesinde barındırmaya özen gösteren Philips firması, Türkiye'den seçtiği Ajda Pekkan'ı kanatlarının altına aldı ve kayıtları Fransa'daki stüdyolarda gerçekleştirilen, Fikret Şeneş'in sözlerini yazdığı şarkılarla, Ajda Pekkan'ın diğer şarkıcılardan bir adım öne fırladığı yıllar başladı. Üstüste gelen hit plaklarla Ajda Pekkan'ın sesi tüm ülkede keyifle dinlendiği gibi, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla sadece müzikte değil moda konusunda da hayranlarını sürükleyen bir ikon haline geldi. "Sensiz Yıllarda", "Yalnızlıktan Bezdim" gibi şarkılarla fırtına gibi girdiği 70'lerin ortalarında seslendirdiği "Tanrı Misafiri", "Kimler Geldi Kimler Geçti", "Hoşgör Sen", "Sana Ne Kime Ne" gibi http://www.ajdapekkan.net/img/biyografi/olympia.jpgileride birer Ajda Pekkan klasiği haline gelecek şarkılarıyla Türkiye sınırlarını zorlamaya başladı. Bu üstün performansının sonucunda 1976 yılında Paris'in ünlü Olympia müzikholünde, pek çok şarkısının Türkçe versiyonlarını seslendirdiği, dönemin ünlü Cezayir asıllı Fransız şarkıcısı Enrico Macias'la seri konserler verdi. Bir dost toplantısında Hürriyet Gazetesi sahibi Erol Simavi'nin "Ajda Pekkan'a Star demek yetmez, ancak Süperstar dersek yerini bulur." sözüyle birlikte önce sanat çevrelerinde, sonra hayranlarının arasında, daha sonra da tüm ülkede "Süperstar" ünvanıyla anılır oldu. 1977 yılında bu ünvanını ilk kez resmileştiren, o güne kadar benzeri görülmemiş bir kapak dizaynı ve prodüksiyonla piyasaya sunulan, "Kim Ne Derse Desin", "Hancı" gibi şarkıların yer aldığı albümü "Süperstar"ı hazırladı. Aynı yıl Tokyo'daki Yamaha Müzik Festivali'nde "A Mes Amours" şarkısıyla elde ettiği başarılı netice, -70'lerin başında yurtdışında ilk olarak bir Almanca ve daha sonra birkaç Fransızca plağı satışa sunulan- Ajda Pekkan'ın '77 ve '78 yıllarında Fransa'da ses getiren 45'lik çalışmaları yapmasına ve sonunda "Pour Lui" isimli Fransızca albümünü hazırlamasına ön ayak oldu. Halk konserleri, sahne çalışmaları ve konuk sanatçı olarak katıldığı uluslararası organizasyonlar ile başarısını pekiştiren Ajda Pekkan, 1979 yılında "Bambaşka Biri", "Haykıracak Nefesim" gibi şarkıların yer aldığı Süperstar serisinin ikinci albümü "Süperstar 2"de kariyerinin doruğuna çıktı. 70'li yıllarda defalarca yılın sanatçısı seçildiği gibi şarkıları da liste başlarından inmedi, çeşitli ödüller kazandı. O seneye kadar, Türkiye'yi temsil etme görevinin, eleme usulüyle belirlendiği Eurovision şarkı yarışmasına 1980 yılında atama yoluyla Ajda Pekkan seçildi. İlk önce tespit edilen 5 bestecinin şarkılarının jüri tarafından 3'e düşürülmesiyle, "Bir Dünya Ver Bana", "Olsam" ve "Pet'r oil" ile Tv ekranlarında boy gösterdi. "Pet'r oil"ın Türkiye'yi temsil etmesine karar verilen gece sonunda, ülkemizde hiç olmamış birşey oldu ve henüz plağı satışa sunulmamış bir şarkı tüm halk tarafından ezbere söylenir oldu. Kulis faaliyetlerinin yetersizliği, şarkının siyasi hicivli yapısı ve yarışma gecesindeki organizasyon bozuklukları neticesinde Ajda Pekkan bu yarışmada hayal kırıklığı yaratan bir derece aldı. Süperstar'ı bir hayli küstüren bu yarışmadan http://www.ajdapekkan.net/img/biyografi/ajda77.jpgsonra bir süre dinlenme kararı alıp A.B.D.'ye yerleşti. 70'lerin sona ermesiyle birlikte pop müziğin cazibesini yitirip, alaturka ve arabeske yönelindiği yıllarda "Sen Mutlu Ol" ve "Sevdim Seni" isminde hafif müzik ve alaturka sentezi iki albüm yaptı. Ancak Süperstar'ın bir türlü içine sinmeyen ve kendi isteği doğrultusunda gerçekleşmeyen, ısmarlama olarak hazırlanan bu albümler Ajda Pekkan hayranlarının beklediği renkten ve kıvamdan uzaktı. Yerli bestecilerle çalışmaktan beklediği verimi alamayan Ajda Pekkan, 70'lerde kendi önderliğinde yükselen aranjman akımına geri döndü. "Süperstar 83 Show"uyla sahnelerde fırtına gibi eserken, en başarılı çalışmalarında yanında olan Fikret Şeneş'le birlikte çalıştığı "Uykusuz Her Gece", "Son Yolcu" gibi şarkıların yer aldığı "Süperstar 83" albümüyle yeniden gönülleri fethetti. Reklam filmleri, Tv programları, sahne çalışmalarıyla ikinci baharını yaşayan Süperstar, '84 yılının sonlarında yapımcılarının ve yakın çevresinin ısrarıyla dönemin popüler gruplarından Beş Yıl Önce 10 Yıl Sonra ile bir albüm hazırladı. "O Benim Dünyam" şarkısıyla yeniden çıkış yakalayan Ajda Pekkan, şarkı yorumlarındaki üstün bir performansına rağmen şarkıların özensizliği ve zorlama bir albüm olmasından dolayı, yeni ekibiyle beklediği sükseyi yapamadı. '87 yılında Ülkü Aker ve Fikret Şeneş'in sözlerini yazdığı "Kim Olsa Anlatır", "Yalnızlık Yolcusu" gibi şarkılarla, özel hayranları için eşsiz olarak nitelenen ancak hit şarkı eksikliği nedeniyle, fazla tutulmayan "Süperstar 4" albümünü hazırladı. Sonrasında yaptığı evlilik nedeniyle aldığı müziği bırakma kararı tüm müzik severleri üzse de, müzikten ayrı geçen günlerinde yaşadığı boşluk hissi neticesinde yeniden müziğe dönüş kararı verdiği sıralarda evliliği de sona erdi. '89 yılının son günlerinde "Ajda '90" albümünü piyasaya sürdü. Pop müziğin çıkmaza girdiği, hatta unutulduğu günlerde "Yaz Yaz Yaz" ile ortalığı kasıp kavurdu. Yarısı yerli beste, yarısı aranjman olan bu albüm, Ajda Pekkan'ın muhteşem http://www.ajdapekkan.net/img/biyografi/05yas.jpgdönüşünün bir işaretiydi adeta. Peşi sıra başlayan Rumelihisarı konserleriyle Süperstar, sevenlerini kaldığı yerden büyülemeye devam etti. '91, '93 ve '96 yıllarında çoğunlukla yerli bestecilerle çalıştığı albümleri, sivrilen bir kaç şarkı dışında beklenen ilgiyi görmedi. 90'ların ortalarına kadarki 30 senelik müzikal kariyerinde hiç toplama albüm yapmayan Ajda Pekkan'ın, hayranlarını çok memnun etse de kendi rızası dışında yayınlanan "Hoşgör Sen" ve "Unutulmayanlar" albümleri piyasaya çıktı. Çeşitli sahne çalışmalarına devam ederken '98 yılında eski şarkılarının yeni düzenlemelerini seslendirdiği "Best Of" albümü müzik marketlerdeki yerini aldı. Yüksek satış grafiği yakalayan bu albümün devamı niteliğinde, 2000 yılında 2 CD'den oluşan "Diva" albümü piyasaya çıktı. Bu albümde Ajda Pekkan'ın eski şarkılarının yeni yorumlarının yanı sıra, "Mutlu Bütün Şarkılar" ve "Aşka İnanma" gibi iki yeni şarkı ve kardeşi Semiramis Pekkan'ın eski şarkılarından "Dert Ortağım" ile "Bu Ne Biçim Hayat"ın da Ajda Pekkan yorumları yer aldı. Büyük başarı elde eden bu albümün şarkılarından "Bir Günah Gibi", dünyaca ünlü DJ Claude Challe'nin "Buddha Bar" serisinde yer aldı. 2000 yılında Monaco'da Monte Carlo Sporting D'été müzikholü'nde dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte sahne alan Süperstar, bir de "Prestige de la Turquie avec Ajda Pekkan" isminde videoklip hazırladı. 60, 70 ve 80'li yıllarda pek çok filmde fon müziği olarak kullanılan Ajda Pekkan şarkılarından sonra "Bir Günah Gibi" şarkısı da Meksika'da yayınlanan "O Clone" isimli dizinin film müzikleri arasında yer aldı. Sadece şarkı söyleyerek kendini istediği kadar ifade edemediğini düşünen ve 60'lardaki beyaz perde macerasını yeniden tatmak isteyen Süperstar, 2002 yılında "Şöhret Sandalı" isminde bir sinema filminde rol aldı. http://www.ajdapekkan.net/image1.jpg2002 ve 2004 yıllarında çıkan "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" derleme albümlerine "Anlamadım Gitti" ve "Bir Köşede Yalnız" şarkılarını veren Süperstar'ın, plak dönemine ait şarkıları ilk kez CD üzerinde hayranlarıyla buluştu. 2003 yazına sözü ve müziği Şehrazat'a ait "Sen İste" isimli single çalışmasıyla bomba gibi giren Ajda Pekkan, 2004 yılı içerisinde ünlü yazar Murathan Mungan'ın şarkılarından oluşan "Söz Vermiş Şarkılar" albümüne daha önce Nükhet Duru'nun söylediği "Hançer" isimli şarkıya kattığı enfes yorumuyla katıldı. Titiz ve özenli bir repertuar çalışmasının ardından, 2006 Haziran'ında "Cool Kadın" isimli yeni albümüyle hayranlarının özlemini dindirdi. Sezen Aksu'nun prodüktörlüğünde "Cool Kadın", "Vitrin", "Amazon" gibi hitlerin yanında Emma Shapplin klasiği "Spente Le Stelle" ve iki eski şarkısı "Olanlar Oldu Bana" ve "Kaderimin Oyunu"nun yeni yorumlarıyla ile tüm sevenlerine bir başucu albümü sundu. Yine 2006 yılında Türk filmlerinde yer alan şarkıların derlendiği "Yeşilçam Şarkıları 2" albümüne "Boşvermişim Dünyaya" şarkısıyla katılan Süperstar'ın, 60'lı yıllara ait ilk kez bir şarkısı CD üzerinde yayınlanmış oldu. Kariyeri Türk pop müziğiyle yaşıt olan Ajda Pekkan, bugüne dek -13'ü LP, 7's1 CD formatında- 20 tane albüm, 56 tane 45'lik, 1 tane single çalışması yapmış, 1998, 2000 ve 2006 yıllarındaki yeniden yorumladığı şarkıları ve remixleri haricinde, plak ve CD'lerinde 230 tane şarkı seslendirmiştir. |
Tarkan http://www.arsiv.us/trkn/site_teaser_02.jpg17 Ekim 1972 tarihinde Alzey (Almanya) ’de doğan Tarkan, altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu. Çok küçük yaşlarından ittibaren sanatsal yetenekleri dikkat çeken Tarkan’ a ailesi her zaman destek oldu. Mütevazı bir geçmişe sahip olan ve çocukluğundan beri kendi kendine olmayı seven Tarkan için, müzikle ilgilenmek, kendi dünyasını yaratmanın yollarından biriydi. Müziğin Tarkan’ ın hayatındaki bu önemli yeri ve yaptığı her işi en ince detayıyla ele alan karakteri, onu müzikle daha profesyonel anlamda ilgilenmeye yöneltti ve Türkiye’ de müzik eğitimi almaya başladı. Tarkan, önce Karamürsel ardından da Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde Klasik Türk Müziği eğitimi aldı ve bunun sayesinde çocuk denecek bir yaşta müziğin temellerini özümsemiş oldu. Liseden mezun olduktan sonra, müzik alanında kendisini hayal kırıklığına uğratan bir takım girişimlerde bulunan Tarkan, tam Almanya’ya geri dönüp müziği ve yıldız olmaya ilişkin hayallerini geride bırakmayı düşünüyordu ki, kaderin kendisi için yarattığı farklı bir plan devreye girdi ve prodüktör Mehmet Söğütoğlu ile tanıştı. İstanbul Plak ile imzaladığı anlaşma sonucunda, Tarkan’ın ilk albümü “Yine Sensiz”1993’te Türkiye’de piyasaya sürüldü. Bu albümün ilk single’ ı olan “Kıl Oldum Abi” çok kısa sürede dinleyenlerin ilgisini çekerek popüler mekanlarda çalınmaya başladı ve nihayet Türk radyolarının Top 20 listelerine girdi. “Çok Ararsın Beni” ve “Vazgeçmem” şarkıları albümün başarısını perçinledi. Çocuksu çekiciliğine tezat çapkın bakışları ve özgür, başına buyruk tavırlarıyla fark yaratan görünümü, güçlü sesi ve yorumuyla birleşince, Tarkan’ ın gençliğin kalbini kazanması çok da zor olmadı. Tarkan’ın ikinci albümü “Aacayipsin”1995 yılında piyasaya sürüldü. Sezen Aksu işbirliği ile hazırlanan “Hepsi senin mi” nin yanısıra albümdeki “Kış Güneşi”, “Gül Döktüm Yollarına”, “Unutmamalı” gibi birçok şarkı Türkiye’ de 1. sıraya kadar yükseldi. Tarkan 1995 yılında Avrupa’da ve Türkiye’de 74 canlı konser verdi. New York Palladium konseri Türkiye’ de de canlı olarak yayınlandı ve büyük ilgi uyandırdı. Albümün satışları 2.5 milyonu aşarak tüm diğer sanatçıların aynı yıl içerisindeki albüm satışlarını geçti ve Tarkan’ın Türk müzik dünyasında güçlü bir isim olarak kabul edilmesini sağladı. Türkiye’deki başarılarının ardından, Tarkan, kariyer planlarına yön vermek ve İngilizce öğrenmek üzere New York’a taşınmaya karar verdi. Türkiye’ den ayrılmadan önce kader O’ nu bu sefer de, 1960 ve sonrasının Amerikası’ nda müzik endüstrisinde büyük rol oynamış olan Atlantic Records’ un kurucusu ve yöneticisi Ahmet Ertegün ile karşılaştırdı. Ahmet Ertegün’ ün, yeteneğinden ve enternasyonal bir dinleyici kitlesine ulaşma potansiyelinden emin olduğunu ifade ettiği Tarkan’ı İngilizce şarkı söylemeye yönlendirmesi, gelecek planlarını şekillendirecek ilk kıvılcım oldu. Tarkan’ın üçüncü albümü “Ölürüm Sana”, 1997 yılının Temmuz ayında piyasaya sürüldü. Dünya çapında çok iyi yorumlar alarak yaklaşık 4 milyon satan bu albümün en can alıcı şarkısı “Şımarık” yine Tarkan’ ın Sezen Aksu’ yla ortak bir çalışmasıydı. Şarkı, uluslararası müzik piyasalarına başarılı bir giriş yaparak, kısa sürede Billboard’ın Hot 100 listesinde ilk sıralara çıktı ve albümün dünya çapında satılmasını sağladı. ”Şımarık” farklı sanatçılar tarafından birçok dilde yorumlandı. Ayrıca şarkının video klibi Avrupa’da MTV ve MCM gibi uluslararası müzik kanallarında yayımlandı ve CNN gibi uluslararası haber kanalları programlarında Tarkan’ın başarılarına yer verdiler. Tarkan, müzik çalışmalarına, biletleri satışa sunulduğu anda tükenen bir Türkiye turnesiyle devam etti. Türkiye turnesini, 17 farklı şehrini kapsayan bir Avrupa turnesi izledi. Bunlara daha sonra Güney Amerika’ daki konserler eklendi. Güçlü sesi ve yorumu, dinamik dansları ve dinleyicileriyle bütünleştiği sahne performansı ile Tarkan tüm dünyanın dikkatini çekti ve gittiği her yerde hayranlarının sonsuz ilgisi ve sevgisi ile karşılaştı. 1998 yılında, PolyGram France, lisansını aldığı albümü uluslararası müzik piyasasına yeniden sundu. Bunun sonuncunda albüm Meksika’da Platin, Fransa, Hollanda, Almanya, Belçika, Lüksemburg, İsveç ve Kolombiya’da Altın Plak ödülü aldı. Tarkan’ın Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka, Avusturya, Portekiz, Fas, Avustralya ve Tunus’ u kapsayan turnesi Türkiye’nin 1999 yılındaki korkunç depremle sarsılması ile sona erdi. Binlerce kişinin kaybolduğu ve evsiz kaldığı 1999 depremi kurbanları için İstanbul’da düzenlenen yardım konserine katılmak üzere Türkiye’ ye dönen Tarkan bu konserin hemen ertesinde askerlik hizmetini tamamladı. Tarkan, kariyeri boyunca gerek yaşam tarzı, gerekse ilişkileri ile olsun halkın ilgi odağı olmaya ve sürekli eleştiriler almaya devam etti ancak O, kendisine, müziğine ve hayranlarına sadık kalarak fırtınaları yatıştırmayı başardı. Sevenlerinin, uzun bir bekleyiş döneminden sonra 2001 yılı Ağustos ayında kavuştukları “Karma”, Tarkan’ın daha önce dinleyicilerine hiç yansımamış yönlerini gösteren, dokunaklı, içe dönük ve son yıllardaki karmaşalar içerisinde yaşadığı tüm deneyimlere ışık tutan felsefesinin bir dışavurumuydu. Hayranları, bu yeni albümün ortaya çıkışıyla, sanatçının kendi özüne dönüşüne tanıklık ettiler. Albümün ilk single’ı olan “Kuzu Kuzu” üç ay boyunca bir numarada kaldı ve bu dönemde Türkiye’yi etkisi altına alan ekonomik ve politik krize rağmen “Karma” albümü 2.5 milyondan fazla sattı. Albüm, Rusya’da da etkileyici bir başarı kazandı ve Rusya müzik piyasasının seyrini şaşırtıcı bir şekilde değiştirdi. Bu başarının ardından, Tarkan’dan 2002 senesinde Dünya Kupası’na katılacak Türk Milli Futbol Takımı için bir şarkı yapması istendi. O sene dünya üçüncüsü olan Türk Milli Futbol takımının resmi şarkısı Tarkan’ın sözlerini yeniden düzenleyip yorumladığı “Karma”albümünün hitlerinden “Taş”oldu. Ayrıca yine “Karma”albümünden“Hüp”, Turizm Bakanlığı’nın hazırladığı tanıtım belgesellerinde kullanıldı ve Turizm Bakanlığı, Tarkan’ı, müziği ile Türkiye’yenin tanıtımına katkıda bulunması ve dünya çapında ülkesini temsil etmesi nedeni ile ödüllendirdi. Tarkan’ın beşinci albümü “Dudu”2003 yazında satışa sunuldu. “Dudu”, listelerde kararlı bir şekilde yükselerek Tarkan’ın önceki albümlerinin satışlarındaki başarıyı yakaladı. Bu albümün piyasaya sürülmesinin ardından yine başarılı bir turne gerçekleştirildi. Türkiye’ de çeşitli illerini kapsayan turnenin yutdışı ayağında ise Almanya’ nın 6 şehri, Moskova, Bakü ve Alma Ata’daki konserler yer aldı. Gerek satış rakamları gerekse popülerlik açısından Tarkan, Türkiye’nin son on yıl içerisindeki en büyük starıdır ve başarısı Avrupa’dan, Güney Amerika’ya, Asya’dan Avustralya’ ya yayılmış bulunmaktadır. Şarkıları 1992 yılından bu yana her yıl Top 40 listelerinde yer almıştır. “Şımarık”, “Şıkıdım”, “Hüp”, “Kuzu Kuzu” ve “Dudu” da dahil olmak üzere birçok şarkısı, çağdaş pop müziğinin standartlarını şekillendirmiştir. Kariyerindeki başarıları ve imajı birçok uluslararası markanın ilgisini çekmiş ve dünyaca tanınan markalardan Police, Pepsi, Doritos, Tarkan’ ın ve turnelerinin sponsorluğunu yapmışlardır. Tarkan ayrıca Pepsi’ nin yeni yüzü olarak reklam filmlerinde oynamıştır. Tarkan, 2005 Eylül’ ünde, Türkiye’ de toplam 200.000’ i aşan bir izleyici kitlesinin karşısına çıktığı dört stadyum konseri verdi. Türkiye’nin en büyük stadyumlarında birinde gerçekleşen İstanbul konserinde ise, dünyaca ünlü sahne tasarımcısı Justin Collie tarafından hazırlanan sahnedeki etkileyici show’ unda Tarkan’ a, uzun yıllar Michael Jackson ile çalışmış olan başarılı koreograf Travis Payne’ in çalıştırdığı Amerikalı, Fransız ve Türk dansçılardan oluşan uluslararası bir dans grubu eşlik etti. 2006 yılının Nisan ayında dinleyicisiyle buluşan “Come Closer”isimli bu yeni albüm, Tarkan’ın uzun süredir beklenen ilk İngilizce albümü. Universal Music tarafından ilk olarak Avrupa’da ve Güney Amerika’da satışa sunuldu. Aynı anda Türkiye’de de çıkan albümde Tarkan; Wyclef Jean, Pete Martin, Devrim Karaoglu, Billy Mann, Lester Mendez, Dexter Simmons, the Jettsonz, Supaflyas gibi alanlarında önemli başarılar kazanmış müzik adamları ve prodüktörlerin yanı sıra dünya çapında birçok besteci, müzisyen ve teknisyen ile çalıştı ve herbirinin “Come Closer” da unutulmaz izleri var. Albümün prodüksiyonu New York’ tan Los Angeles’ a, Londra’ dan İstanbul’ a uzanan heyecanlı bir süreç oldu. Doğu ve batı müziğinin uyumlu bir düet halinde bütünleştiği bu yeni albüm, Tarkan’ın ilk evrensel çalışmasıdır. Tarkan’ ın, yerleşmiş pop star kalıplarını kırarak, tümüyle “orijinal” tarzıyla yarattığı “Come Closer”, uluslarası müzik dünyasına Türkiye’den açılan ilk kapı olmuştur. Bu kapının ardında ise Tarkan için uzun soluklu bir yol görünüyor. |
elinize sağlık,teşkkrler hepinize.. |
Marc Anthony http://www.muzikkutusu.com/resim/tan...nthony_ust.jpg Marc Anthony’nin müzik sevgisi, çocuk yaşlarda, aile içinde ve arkadaş topluluklarında, babasıyla beraber şarkı söyleyerek başladı. Okul yıllarında da, ders günü bitiminde, bir müzik kursuna devam ederek müzik eğitimini profesyonel sayılabilecek bir düzeyde devam ettirdi. Gençlik yıllarında Salsa müziğine olan sevgisi ve yeteneği, ona, Safire, Latin Rascals ve Menudo’nun arkasında vokalistlik yapma şansını getirdi. Profesyonel anlamda ilk başarısına, 1991 yılında ulaştı. Little Louie Vega ile yaptığı "When The Night Is Over" ve albümdeki "Ride On The Rhythm" 45liği, listelerde 1 numaraya çıkınca, Marc Anthony müzik dünyasının ilgisini çekmeyi başarmış oldu. Anthony, kısa bir süre sonra, Juan Gabriel’e ait "Hasta Que te Conoci" adlı şarkıyı duydu, ve bu şarkıya deyim yerindeyse ’aşık oldu’. Gabriel’den izin alarak, bu şarkıyı, ilk solo albümü "Otra Nota"ya (1993) tekrar kaydederek koydu, ve müzik listelerindeki başarısnı sürdürdü. 2 yıl konserlerle albümünün promosyununa devam eden Anthony, 1995 yılının başında tekrar stüdyoya girdi ve ikinci Salsa albümü olan "Todo A Su Tiempo"yu kaydetti. Latin Amerika’da şöhreti yakalayan Anthony, artık dünyaya açılmaya hazır hale gelmişti. 1997 yılı, Anthony için çok önemliydi. Dünya çapında ilk ödülünü aldığı bu yıl, kaydettiği "Contra La Corriebte" ile "En İyi Tropikal Latin Performans" dalında ödüle layık görülerek, ilk Grammy’sini kazanmış oldu. Sıra dünyayı fethetmeye gelmişti ve Anthony bunu 1999 yılında başaracaktı. Kendi adını verdiği "Marc Anthony" isimli çalışmayı İngilizce olarak kaydetti ve albümden ardarda çıkan "I Need To Know" ve "You Sang To Me", Amerika listelerinde, uzun süre 1 numarada kaldı. Anthony; arzuladığı, dünya çapındaki şöhrete kavuşmuştu. "I Need To Know", dinleyicilerin beğenisini kazandıktan sonra bir de, o yıl düzenlenen Grammy Ödülleri’nde "Yılın En İyi Şarkısı" ödülüne layık görüldü. Artık Marc Anthony, bir dünya yıldızıydı. Albümün ardından dünya çapında konserler düzenleyerek hayranlarıyla buluşan sanatçı, müzik kariyerinin yanı sıra, sinemada da projelerine devam etti ve Martin Scorsese’in yönetmenliğini yaptığı ve Nicholas Cage’in başrolünü üstlendiği "Bringing Out The Dead" adlı filmde, "Noel" karakteriyle beyaz perdede kendini göstermiş oldu. Aynı yıl içerisinde "Latin Beat" isimli bir de televizyon filminde başrol oynadı. 2001 yılına gelindiğinde, listelerde tekrar Marc Anthony rüzgarları esmeye başlıyordu. "Libre" isimli ispanyolca albümü hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayarak, hatta daha da memnun ederek sanatçının ününü sürdürmesini sağladı. 2002 yılında şarkıcı bu kez İngilizce bir albüm kaydediyordu. "Mended" ismiyle piyasaya çıkan albüm, "Tragedy"ile listelere sağlam bir giriş yaparak 1 numaraya kadar yükseldi. Marc Anthony’nin Dayanara adında eşi ve Cristian adında bir de çocuğu var. Daha önceki uzun süreli bir birlikteliğinden ise Arianna isimli bir kız çocuğuna sahip |
Pink Floydhttp://upload.wikimedia.org/wikipedi.../PinkFloyd.jpg Kuruluş YeriCambridge Müzikal TürPsychedelic rock Aktif Olduğu Yıllar1965 ve sonrası Önemli AlbümlerDark Side Of The Moon ,The Wall,Ummagumma,Echoes Grup Üyeleri David Gilmour Nick Mason Richard Wright Eski Üyeler Roger Waters Syd Barrett Bob Klose Resmi Web Sitesihttp://www.pinkfloyd.co.uk Pink Floyd, İngiliz progresif ve psychedelic rock grubu. 1965 yılında Syd Barrett(gitar), Roger Waters(bas gitar), Nick Mason(Davul) ve Richard Wright(Keyboard) tarafından kurulmuştur. Syd Barrett grubun kurulduğunda Sigma 6 olan ismini iki blues ustası Pink Anderson ve Floyd Council'in isimlerini birleştirerek "The Pink Floyd Sound" olarak belirlemiştir. İlk kurulduğunda grupta Bob Klose adlı bir gitarist daha bulunmaktaydı ancak daha sonra müzikal farklılıklar yüzünden gruptanm ayrıldı. Arnold Layne single'ı ile müzik dünyasına girdiler. İlk albümleri The Piper at the Gates of Dawn bir şarkı dışında tamamen Barrett imzalıydı. Kompleks bir sound'a sahip bu albümden sonra 1969 yılında Syd Barrett'in yaşadığı uyuşturucu sorunları ve şizofreni hastası olması nedeniyle gruba David Gilmour(gitar) katılmıştır. A Saucerful of Secrets grubun beş kişi ile yayınladığı tek albümdür. Ancak Barrett, sadece Jugband Blues adlı şarkıyı yazmış ve Remember A Day'de gitar çalmıştır. Sorunlarının artmasıyla sadece söz yazarı olarak grupla anlaşan Syd daha sonra gruptan ayrılmıştır 4 kişi kalan Pink Floyd The Wall adlı filmin soundtrackini yaptıktan sonra 1969'da ilk iki CDlik albümleri Ummagummayı çıkarmışlardı. İlk CDsi 4 tane canlı performanstan ikinci CD ise grubun solo çalışmalarından oluşmuştu. Daha sonra çıkardıkları Atom Heart Mother,Meddle ve Obscured By Clouds ile grupça psychedelic müziğin en güzel örneklerini vermişlerdi. 1973 yılında çıkardıkları Dark Side Of The Moon adlı albüm 40 milyondan fazla satarak dünyanın en çok satan rock albümü olmuştur. Bu albümle beraber grubun basçısı Waters'ın grupta egemenliği daha ön plana çıkmıştır. Dark Side Of The Moon'dan 2,5 yıl sonra 1975 yılında 6 ay süren bir stüdyo çalışmasının ardından Wish You Were Here piyasaya çıktı. Albümde yer alan Shine On You Crazy Diamond Barrett'ın anısına yapılmıştır. Bu albümden sonra Pink Floyd çalışmalarına iki yıl ara verdi. 1977' de yine bir Harvest yapımı olan Animals'ı piyasaya çıkardılar. George Orwell'in ünlü eseri Hayvan Çiftliği'ne nazireten, çeşitli kişilik yapılarının birer hayvan olarak sembolize edildiği albüm oldukça ilgi çekti. Aynı yıl haziran ayında bir ABD turu yaptılar. Animals' ın ardından 1979 yılında piyasaya çıkan The Wall, Pink Floyd'un bir diğer önemli albümüdür. Bu albümde "Pink" adındaki bir karakterin doğumundan itibaren olan süreç incelenmiş, savaş, babaya duyulan hasret, eğitim sistemi, aldatma gibi konular işlenmiştir. Aynı ismi taşıyan bir filmi de vardır. 1983'te, The Wall'dan artan parçalar ile yapılan The Final Cut, aynı zamanda grubun bir kriz içerisinde olduğunun açık göstergesi olmuştur. Roger Waters'ın, Richard Wright'ın albümde çalmasına izin vermemesi ve Nick Mason'ın albümdeki bazı parçalarda çalmasını istemeyişi sonucu Richard Wright gruptan ayrılmış, David Gilmour da sadece tek parça seslendirmiştir. Bir süre sonra Roger Waters ile David Gilmour arasındaki anlaşmazlık sonucu Roger Waters grubu terk etmiştir. 1983'ten sonra 1994'e kadar grup elemanlarının solo albümleri yayınlamakla beraber, 1987 yılında Roger Waters olmadan yaptıkları ilk albüm olan A Momentary Lapse of Reason piyasaya çıktı. Ancak Roger Waters'ın grubu dava edeceği yönündeki tehditleri sonucu, albümde Pink Floyd adı altında sadece David Gilmour ve Nick Mason çalmış, Richard Wright ise albümde çalan diğer sanatçılar arasında gösterilmiştir. 1994'te David Gilmour, Wright ve Mason The Division Bell albümünü yayınladılar. Bu albüm çıkışından iki hafta sonra ABD' de 1. sıraya yükseldi. Pink Floyd aynı yıl içinde iki CD'den oluşan Pulse adlı konser albümünü çıkardı. 1981 yılındaki Earls Court (Londra) konserinin ardindan bir daha sahnede birlikte görülmeyen grubun orijinal kadrosu, 2 Temmuz 2005 tarihinde Londra Hyde Park'ta düzenlenen Live 8 yardım konserlerinde bir araya geldi ve "Breathe", "Money", "Wish you were here" ve "Comfortably Numb" parçalarını canlı olarak çaldı. Grup kurucularından Syd Barrett, 7 Temmuz 2006'da hayatını kaybetmiştir. Diskografi
|
tskler ;) |
Şebnem Ferah (1972 - .... ) document.title="Şebnem Ferah (1972 - .... ) - Kim Kimdir? - FORSNET"; http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/3075.jpg 12 Nisan 1972 yılında Yalova'da doğan Ferah'ın müziğe olan ilgisi küçük yaşlarda başladı. Şebnem Ferah'ın ailesinde hemen hemen herkes müzikle iç içe yaşadığından ve evin her köşesi müzik enstrümanları ile dolu olduğundan sanatçının müzikle tanışması pek zor olmadı. İlkokul yıllarında mandolin kursu alan Ferah, okul orkestrasında da solistlik yaptı. Liseyi Bursa Gemlik'te "Özel Namık Sözeri Lisesinde" yatılı bir öğrenci olarak okudu. Sanatçının okul orkestralarında başlayan bu serüveni daha sonra küçük topluluklarla devam etti. Lise zamanlarında "Pegasus" adlı grubuyla beraber çalışan ama kafasında bir kız grubu hayali olan Ferah, 80'lerin ortasında Bursa'da açılan bir stüdyo sayesinde, müzik hayallerini 1988 yılında kurduğu "Volvox" grubuyla gerçekleştirdi. Müzik uğruna ODTÜ Ekonomi Bölümünü 2. sınıftan terk etti ve İstanbul'a gelince İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili Ve Edebiyatı bölümüne kaydoldu. 1994 yılında "Volvox" grubunun dağılması sonucu Şebnem Ferah bireysel çalışmalarına başladı. Sanatçı Onno Tunç ve Sezen Aksu'nun keşfi ile müzik dünyasında yer edinmeye başladı. Daha sonra 15 Kasım 1996 Cumartesi günü "KADIN" adlı ilk solo albümünü çıkardı. İlk videosunu "Vazgeçtim Dünyadan" adlı parçasına çeken Ferah, gerek kaset satışları gerekse video klibiyle uzun süre listelerde bir numara olarak boy gösterdi. Daha sonraları "Yağmurlar", "Bu Aşk Fazla Sana" ve "Fırtına" adlı şarkılarına klip çekti. İlk konserini 4 Nisan 1997'de İzmir Ege Üniversitesi'nde verdi. İzmir'deki konserin ardından Türkiye'nin çeşitli yerlerinde konserlerine devam etti ve bu konserlerin yanı sıra düzenli bar programları da yaptı. Şebnem Ferah, ablası Aycan Ferah'ı yitirmesinin ardından 2.5 yıl gibi uzun bir süre ayrı kaldığı müzik dünyasına ikinci albümünün ilk klibi "Bugün" ile yeniden merhaba dedi. Ancak 17 Ağustos depreminde babası Ali Ferah'ı da kaybeden sanatçı, acılarını unutmak için şarkılara daha sıkı sarıldı. Bunun sonucunda da üçüncü albümü ve dördüncü albümünü piyasaya sürdü. Albümlerinin dışında da Şebnem Ferah'ı pek çok farklı çalışmaya imza attı. Kimi şarkıcıya geri vokalleriyle, kimisiyle düet yaparak onlara eşlik etti. Bunun yanı sıra birçok sanatçıyla beraber yardım konserleri vererek pek çok faaliyette bulundu. Geri vokal yaptığı sanatçılar; Sezen Aksu, Sertab Erener, Levent Yüksel, Nilüfer, Demir Demirkan, Tüzmen, Yaşar Gaga, Ajda Pekkan, Özlem Tekin, Tarkan, Çelik, Teoman, Haluk Levent. Düet yaptığı sanatçılar; Müzeyyen Senar (Sarı Kurdelem Sarı), Polad Bülbüloğlu (Gel Ey Seher), Kargo (Kalamış Parkı), Teoman (iki yabancı). Ayrıca Bülent Ortaçgil'e saygı albümünde bir Bülent Ortaçgil klasiği olan "Değirmenler" şarkısını da yorumladı. Bu çalışmaların dışında "Little Mermaid" (Küçük Denizkızı) adlı çizgi filmde seslendirme yaptı ve soundtrackinde bulunan "O Dünyada" isimli şarkıyı seslendirdi. Toprak Sergen Ve Aydan Şener'in Oynadığı bir filmde ise, söz ve müziği Demir Demirkan'a ait olan "Ay Işığında Saklıdır" adlı şarkıyı seslendirdi. |
Deep Purple 1968 yılında Searchers topluluğunun davulcusu Chris Curtis önderliğinde kurulan efsanevi Deep Purple, ilk aşamada tuşlu çalgılarda Jon Lord, bas gitarda Nick Simper ve gitarist Richard Hugh (Ritchie) Blackmoredan kuruluydu. Ilk olarak Roundabout ismiyle tanindilar. Bir kaç gün içinde Curtis ayrıldı. Dave Curtis ve Bobby Woodman da isteneni veremeyince onların boşaltıkları yerler Rod Evans ve Ian Paice tarafından dolduruldu. Deep Purple adını aldılar ve kısa bir İskandinavya turundan sonra, topluluk ilk albümünü kaydetmeye koyuldu. "Shades Of Deep Purple" "Hey Joe" ve 45likler listesinde zirveye oynayan "Hush" gibi meşhur parçaların yeniden sunumlarını barındırıyordu. Yabancı topraklarda ünleri daha hızlı yayılan grubun uzun turneleri sona erdiğinde kendi ülkelerinde tanıtıma devam ettiler. Tina Turner, Neil Diamond gibi isimlerle birlikte çalışmalar da yapan Deep Purple kendi belirlediği çizgiyi korumaya da özen gösterdi.1969 temmuzunda, Evans ve Simper, Episode Sixten gelen Ian Gillan ve Roger Glover ile yer değiştirdi. Klasik Deep Purple olarak akıllara kazınacak bu yeni kadro Lordun yazdığı "Concerto For Group And Orchestra"yı Londra Fiarmoni Orkestrası ile kaydettiler. Ardından gelen ve "Speed King" ve "Child In Time" gibi parçaları içeren "Deep Purple In Rock" çalışması topluluğun ağır metal türünün vazgeçilmezleri arasında yer alacağını duyuruyordu. Gillanın güçlü sesi müziklerine yeni bir boyut kazandırmış oluyordu. Bu yeni kazanılmış şöhret Avrupa kıtasında "Black Night" ile iyice perçinlenecekti. "Strange Kind Of Woman" listelerde iyi bir noktaya gelen bir başka çalışma oluyordu. "Fireball" ve "Machine Head" ise zirveye adını yazdıran iki albüm oldu. Son saydığımızın içindeki parçalardan biri olan "Smoke On The Water" sert rock müziğin tarihine geçmiş bir çalışma olma başarısını gösterecekti... Albüm aynı zamanda topluluğun kendi kurduğu Purple Plakçılıktan çıkan ilk albüm oldu. Platin plak ödüllü "Made In Japan" canlı sunumlarıyla neler başarabileceklerini çok iyi ortaya koyuyordu.Üyelerin kendi aralarında ise ipler son derece gergindi. "Who Do We Think We Are!" bu çok başarılı kadronun bitişinin habercisi olacaktı. Gillan ve Gloverın ayrılısı, David Coverdale ve Glenn Hughesin gelişiyle yeni özellikler kazanan topluluğa yine de epey pahalıya mal olacaktı. "Burn" ve "Stormbringer" İlk 10 listesinde başarılı oldular. Blackmoreun istediği bu değildi. Gidişattan memnun olmayan Blackmore 1975 mayısında Rainbowu kurmak amacıyla Deep Purpledan ayrıldı. Bir anlamda onu yetim bıraktı. Tommy Bolin Mor Topluluka "Come Taste The Band" albümünde eşlik etti. Ne var ki, farklı tarzlarının birlikte yürümesi mümkün değildi. Deep Purple üyeleri yol ayrımındalardı. Sonuç olarak her biri farklı bir yol izleyerek müzik yaşamlarına kendi oluşturdukları topluluklarda ya da başka müzisyenlere eşlik ederek devam ettiler. Madde bağımlısı Bolin ise bir kaç ay sonra uyuşturucudan öldü."En İyileri" albümleri, toplama çalışmalar, Deep Purplea doyamayanları bir süre daha oyaladı. 1984 yılında Gillan, Lord, Blackmore, Glover ve Paice "Perfect Strangers" çalışmasını tamamladıklarında bir "yeniden birleşme" rüzgarı siyordu. İkinci bir deneme "The House Of Blue Light" ise Gillan ile Blackmore arasındaki bir tartışmadan dolayı başlar başlamaz bitiverdi. Rainbow eski üyesi Joe Turner, Gillanın boşalttığı yeri 1990 yılının Deep Purpleı yeniden canlandıracak "Slaves And Masters" albümü sırasında doldurdu. Gillan 1993te topluluğa yeniden katıldıysa da hemen ardından ayrılıverdi. Yolgeçen hanına dönen Deep Purpleı, "babası" Blackmore, yine bıraktığında bu sefer yerini bir başka yetenekli isim Joe Satriani alıyordu. 1996daki "Purpendicular"ı kaydeden kadro Steve Morse, Lord, Gillan, Glover ve Paiceden oluşuyordu. Şimdi ise Morlar, yapımcılarının peşi sıra çıkardıkları toplama albümlerle; "altın diskler", "binyılın seçmeleri", "özel bölümler" ile müzik severlerin karşısına çıkıyor...Deep Purple, Led Zeppelin ve Black Sabbath gibi öncü topluluklardan önce ağır metal basit, kaba bir müzik türüydü. Bu topluluklarla birlikte ağır metal yeni, daha soylu bir kimlik kazandı. |
Aaliyah http://img218.imageshack.us/img218/1...liyah06ui7.jpg 1979 yılının Ocak ayının 16'sında New York, Brooklyn'de doğdu. 5 yaşında ailesiyle Detroit'e taşındı. Kariyerine de burada başladı. İsmi Swahili dilinde bir kelime olan Aaliyah, İngilizce'de en yüksek anlamına geliyor. İlk olarak Janet Jackson ve Toni Braxton gibi yıldızların taklitlerini yaptı. İlk gençlik yıllarını okuldaki oyunlarda ve televizyon programlarında şarkı söyleyerek geçirdi. 9 yaşında Yıldız Arama Şovu'nda "My Funny Valentine"i seslendirdir. İki yıl sonra Las Vegas'a şarkı söylemeye gitti. Kariyerinin ilk yıllarında başarılı ve iyi bir iletişim kuran Aaliyah, amcasının çalıştığı Blackground Enterprises şirketinin yardımıyla Hollywood'a ilk adımını attı. 1992 yılında Rhythm & Blues sanatçısı R. Kelly ile tanıştı ve onunla birlikte çalışmaya başladı. 1994 haziranında "Age Ain't Nothinag But a Number" adlı albümünü yayımladı. Bu albümde yer alan Back and Forth single'ıyla listelere girmeyi başardı. R. Kelly ile dünya turuna çıktı. Döndüğünde Performing Art'a kaydını yaptırarak dans eğitimi aldı. İkinci albümü bir milyon sattı. Albüm on ay içinde bir milyon daha satarak Double Platinium kazandı. Böylece Aaliyah'ta bir yıldız olarak müzik endüstrisindeki yerini almış oldu. Bu başarılarının ardında Elle, Seventeen ve Cosmopolitan gibi dergilerin kapaklarına yerleşen şarkıcı Hollywood'un dikkatini çekti. Dr. Doolittle ve Anastasia'nın soundtrack'lerini hazırladı. Ve artık kameralar karşısına çıkma zamanı gelmişti. Romeo Must Die filminde CosmoGirl'ü canlandırdı. Romeo ve Juliet'in hip hop/kung fu versiyonu olan bu filmde iyi bir rol çıkardı. Seventeen Dergisi tarafından 2000 yılının divası diye tanıtıldı. Fakat Aaliyah, daha 22 yaşındayken, geçirdiği bir uçak kazası sonucu yaşama veda etti. ALINTI.. |
Emre Aydın http://www.emreaydin.org/new/11.jpg 2002 yılında adlarını Sing Your Song yarışmasında elde ettikleri birincilikle duyuran 6.cadde, Emre Aydın ve Onur Ela adında iki Antalya’lı gençten oluşuyordu. Siemens Mobile’ın ana sponsorluğunda düzenlenen “Sing Your Song” adlı beste yarışmasına “Dönersen” isimli şarkılarıyla katılan ve 1574 aday arasından “Türkiye Birincisi” seçilen 6.Cadde 2003 senesinde ilk albümünü çıkardı. Stüdyo aşaması 6 ay süren albümün prodüktörlüğü ve eserlerin tümünün düzenlemeleri Haluk Kurosman’ın imzasını taşıyor. 11 şarkının yer aldığı albümde, 9 şarkının söz ve müzikleri Emre Aydın’a ait. 6.Cadde’nin yepyeni bir kimlik kazandırdığı, senelerdir İbrahim Tatlıses’in güçlü yorumuyla hafızalara kazınan “Sabuha” isimli şarkıya yeniden renk getirdiler. Onur Ela'nın profosyonel müzik hayatını bırakma kararı alıp gruptan ayrılması ve 6.Cadde’nin dağılmasıyla birlikte, yoluna tek başına devam eden Emre Aydın, yeni albüm hazırlıklarını tamamladı. GRGDN yapımı olan, “Afili Yalnızlık” isimli bu yeni albümde, şarkıların tamamına yakını Emre Aydın’a ait. 6.Cadde albümünde yer alan ve 6.Cadde hayranları tarafından çok sevilerek dinlenen, hala daha popülerliğini koruyan ‘Git’ isimli şarkıyı da bu albüme dahil eden Emre Aydın, aynı zamanda bir zamanlar Umay Umay’dan dinlediğimiz,söz ve müziği Barlas Erinç’e ait ‘Hareket Vakti’ ni de kendine özgü yorumuyla seslendiriyor Ayrıca Emre Aydın’ın bu yeni yeni albümünde yer alan ‘Belki Bir gün Özlersin’ adlı şarkı, resmi sitede yayınlanmasından sonra internette fırtınalar estiriyor.En çok dinlenen parçalar listesinde bir numaraya kadar yükselen “Belki Bir Gün Özlersin” şimdiden hit olma yolunda kendini gösteriyor. Afili Yalnızlık ekranlarda ! (21.09.06) Emre Aydın`ın beklenen albümünün ilk videosu Afili Yalnızlık ,22 Eylül itibariyle Kral Tv ekranlarında gösterime giriyor!! Ünlü oyuncu Şebnem Dönmez’in kendi kendisine aşık bir kadını canlandırdığı video, Amerika’da bir çok ünlü grubun klibinde ve reklam çalışmalarında görüntü yönetmeni ve yönetmen olarak imzası bulunan “Yon Thomas” tarafından çekildi. |
Avril Lavigne http://www.new-dream.de/image/wallpa...lavigne-17.jpg Avril Lavigne 27 Eylül 1984'de Canada dünyaya gözlerini açtı. Canada'nın küçük bir kasabasında büyüdü, aslında tam büyüdü denilemez. Gerçekte adı Ramano Lavigne olup okulu ve ödevleri hiç sevmeyen bir kız oldu hep. Yaşadığı kasaba onu çok sıkmaktaydı, tek çözüm ordan bir yolunu bulup kurtulmaktı. Amatör olarak hazırladığı demo kayıtlarını çeşitli müzik yapım şirketlerine gönderdi. Aslında demolar gayet profesyonelce hazırlandı ve öyle yollandı. Demoları yollamasından uzun süre geçince Avril demolardan ümidi kesmişti. Fakat bu uzun süre zarfından sonra demo kayıtları bir yapımcının eline geçti. Avril bu vesile ile ilk albümü olan 'Let Go' albümünü piyasa sürmek için hazırlıklara başladı. 2002 yılının son aylarında ilk albümü 'Let Go' piyasaya sürüldü. Bu albüm içindeki tüm şarkıların söz ve besteleri Avril'a aitti. Albüm beklenenin üzerinde bir ilgi gördü, kimi kesimler onu piyasa bir şarkıcı görürken, kimi kesim ise onu anlata anlata bitiremiyordu. Çeşitli ödülleri kucakladı, albüm satışları Dünyada 5 milyonu aşkın rakamlara ulaştı. Bu süreçte ilk klibini ve single çalışmasını 'Comlicated' ile yaptı. Bu şarkı aslında Avril'in Dünya'ya açıldığı başarısını en iyi şekilde kanıtlayan şarkı oldu. 18'lik Avril bir çok şarkıcının önüne geçmeye başladı, kendi alanında ve yarattığı tarzda tam gaz ilerlemekteydi. Derken Avril ikinci klip ve single çalışmasını 'Sk8er Boi' ile devam etti. Bu şarkıda Avril'in başarısını ve ödüllerini katladı. Artık giyimi ve tarzı birçok genç tarafından taklit edilir ve Brithney Spears'ın tahtına aday gösterilir olmuştu. Çeşitli isimler bulundu avril için 'punk prenses, taş bebek, 18'lik çıtır vs.' bunlar bir kaçıydı. Avril çalışmalarına 'I'm with you' ve 'Losing grip' devam etti. Birçok şarkısı sayılı Dünya listelerinde bir numara idi. Konserler sürmekte Avril'in başarısı katlanmaktaydı.Avril Lavigne albüm dışında çeşitli soundtracks şarkılarda seslendirmiştir. Avril müzisyen olamaz o sadece piyasada gelip geçici tartışmaları sürerken, Avril Lavigne ikinci albümü için hazırlıklarını sürdürmektedir.Albüm 'Let go' dan tam 1 yıl sonra çıkmıştır. Avril bambaşka bir imaja bürünmüştür, eskisi gibi çoçukca değil seksi bir kadın gibi kareler vermektedir. Albüm ise ilk albüme göre daha ağır soundlar içermektedir. Sert soundlar yanı sıra şarkı sözleri de olgunluğu ifade etmektedir, geçen süre zarfında Avril Lavigne kendini çok değiştirmiştir. Şarkılarının tamamı yine kendine ait olup 'Let Go' ile çalıştığı firma ile çalışmamıştır, bu albüm ilk çıktığı sıralar müzik sektörü durgunluğu nedeniyle pekte beklenen ilgi ile karşılanmamıştır. Ama albümden çıkan singles albümü birden ilgiyi artırmıştır.İlk klibi ve single 'Don't Tell me' albümdeki şarkıları bir anda zirveye oturuvermiştir. Avril Lavigne yine hakkettiği yerdedir ve albüm satışları çok iyi gitmektedir. İkinci klip ise 'My Happy Ending' e gelmiştir ve bu kipte beklendiği gibi çok fazla ilgi görmüştür. Avril Lavigne şimdilerde Under My Skin Special Edition albümünü çıkardı.Eğer hala albümü edinmediyseniz kesinlikle alın ve dinleyin... |
Shakira http://www.shakirainfo.com/images/wa...wallpaper5.jpg Latin müziğinin en genç isimlerinden olan Shakira yaptığı başarılı albüm ve klip çalışmalarının yanısıra müziğinin farklılığı ile de dikkat çekiyor. Genç yaşına rağmen kısa zamanda şöhrete ulaşmış olan sanatçı, basit bir şarkıcının gerçekten çok ötesinde. Shakira Mebarak Ripoll, Kolombiya’nın kıyı şehirlerinden Barranquilla’da dünyaya geldi. Müzik dünyasına ilk adı olan Shakira ile girmeye karar verdi. Bunun nedeni Arapça’da "çok zarif bayan" anlamına gelen ’Shakira’nın karizması ve insanlarda uyandırdığı hayranlıktı. Aslına bakılırsa gerçekten karizmatik olan bu isim onun tek seçeneğiydi. Diğer ismi olan Mebarak, genç ve güzel bir bayan için biraz kabaydı. Mücevher satıcısı ve aynı zamanda yazar olan babası, onun şarkılarındaki arap esintisinin en büyük nedenlerinden biridir. Arap kültürü ile ilgili çok zenginbilgilere sahip olan babası, onu bu yönde gerçekten çok etkilemişti. Shakira, henüz 10 yaşındayken kendi yaş kategorisindeki müzik yarışmalarına katılıp başarılar kazandı. 13 yaşındayken ilk kayıt anlaşmasını imzaladı. Bu gencecik yaşa rağmen anlaşmayı imzaladığı firma dünyaca ünlü Sony firmasıydı. Bu kayıt anlaşması ona ilk albümü olan "Magia" (Sihir) ’yı getirdi. Bu albümün çok genç yaşta çıkarılmasının yanında daha da ilginç bir yanı vardı. Bu albüm, onun 8-13 yaşları arasında yazdığı parçalardan oluşuyordu. Bu mucizevi başarının ardından İspanya’da düzenlenen OTI Festivalinde Kolombiya’yı temsil etmesi gündeme geldi. Ancak 16 yaşından küçük olduğu için katılım talebi olumsuz yanıt aldı. Bu projenin yerine Shakira, ikinci albümü olan "Peligro" (Tehlike) ’nun çalışmalarına başladı ve birbirinden güzel ve özgün parçalar içeren bu albümü bitirip 16 yaşında gelmeden ikinci albümünü çıkararak ilginç bir başarıya imza atmış oldu. Ardından Shakira, okulu nedeniylemüziğe bir süre ara vermek durumunda kaldı. Tüm hayatı mucizelerle ve sürprizlerle dolu olan sanatçı, 15 yaşında yüksek okuldan mezun oldu ve müzik dünyasına geri döndü. Dönüşü gerçekten muhteşemdi. "Pies Descalzos" adlı çalışması dünya çapında tam 4 milyon sattı. 2 sene boyunca çeşitli ülkelerde konserler verdi. Artık bütün dünya onu çok iyi tanıyordu. "Pies Descalzos" ile yalnızca Brezilya’da 900 bin hayranına ulaşan Shakira, Brezilyalı dinleyenleri için parçalarını onların dilinde söyleyerek yeni bir albüm çıkardı. Shakira’nın bu büyük başarılarına birbirinden olumlu tepkiler gelmeye başladı. Emilio Estefan, Shakira’nın özgün müzik yaptığını, kendine özgü bir tarzı olduğunu "Onun müziğinin adı Shakira." sözleriyle ifade etti. Shakira, 1998’in Mayıs ayında Fransa’da yapılan World Music Awards (Dünya Müzik Ödülleri) yarışmasında "Yılın Latin Bayan Sanatçısı" ödülünü aldı. Shakira henüz 21 yaşında. Buna karşın bugüne kadar kazandığı ödüller veolağanüstü başarılarıyla sürekli gündemde. O, özgün müziği ve güzel sesiyle yeni neslin sesi. Shakira’nın bundan sonra da büyük başarılara imza atacağına, birbirinden güzel albümler ile karşımıza çıkacağına hiç şüphe yok. Bakalım ileride Shakira’dan ’bir klasik’ olarak söz edebilecek miyiz? |
Justin Timberlake http://artfiles.art.com/images/-/Jus...C10105354.jpeg Yıldız statüsünü hak eden çok az gerçek sanatçı vardır ama Justin Timberlake kesinlikle onlardan biri. Nsync’i oluşturan beş kişiden biri olduğu zamanlar "Pop", "Gone" ve "Girlfriend" gibi hit parçalara imzasını atan Justin Randall Timberlake, o zamandan beri pop müziğinin geleceği olarak görülüyordu. Gruptan ayrıldıktan sonra yayınladığı "Justified" albümüyle kendisi hakkında böyle düşünenleri hayal kırıklığına uğratmadı ve gerçekten kaliteli işlere imza atacağının garantisini vermiş oldu. Justin, 31 Ocak 1981 tarihinde, soğuk bir Cumartesi gününün sabahında, Kova burcunun özelliklerine sahip olarak Tennessee’de (Amerika Birleşik Devletleri) Timberlake ailesinin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Ve geçtiğimiz yıllarda, insan hayatının en dayanılmaz duygularından birini yaşamak durumunda kaldı. Kız kardeşi Laura Katherine, doğumundan kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi. Yaşadığı acı olayın izlerini uzun süre üzerinden atamayan Justin, hayatın dolu dolu yaşanması gerektiğini düşünüyor. Ve her fırsatta yaşamayı çok sevdiğini dile getiriyor. Alışveriş ve basketbol tutkusunun yanında otomobillere olan merakı da ona keyif veren ayrıntılar arasında yer alıyor. Çocukluğundan beri şarkı söylemeye meraklı olan bu genç adam, televizyona ilk kez 11 yaşındayken bir çocuk yetenek programı olan Star Search’e konuk olarak çıktı. Şeytanın bacağını kırdığı zaman ise 1992 yılında Orlando’da yer alan Mickey Mouse çocuk klübünde 2 yıl geçirmesi sonucu gerçekleşti. Bu kulüp dahilinde Justin; Christina Aguilera ve sonradan büyük aşk yaşayacağı Britney Spears ile birlikte şarkı söyleme şansı elde etmişti. Mickey Mouse kulübünde geçirdiği iki yıl sonunda müzikten kopamayacağını anlayan Justin, Orlando’ya taşınarak orada tanıştığı Chris Kirkpatrick ve Joey Fatone ile birlikte Nsync grubunun temellerini attı. Daha sonra aralarına katılan Lance ile birlikte grup tamamlanmış oldu. Nsync, bütün dünyada satış rekorları kırarak, 90’lı yılların ikinci yarısının önemli müzik olaylarından biri haline geldi. Bir süre sonra Timberlake, pop müziğin yeni prensesi Britney Spears ile yaşadığı aşkla gündeme geldi. Yaklaşık 2 yılı aşkın bir süre birlikte olan genç çift, şöhretin bedelini ödeyerek ayrılmaya karar verdi. Britney’den ayrıldıktan sonra gruptan da kopan Justin, bir solo albüm yapmak üzere stüdyoya kapandı. Uzun uğraşlar sonunda "Justified" isimli çalışmasıyla dinleyenlerin karşısına çıktı. Albümden çıkan ve sözü, müziği Justin’in kendisine ait olan "Like I Love You" singleı, bütün dünyada listelerin üst sıralarına tırmandı ve genç adamın tek başına da bir kahraman olabileceğini göstermiş oldu |
Kylie Minogue http://starophile.free.fr/wallpapers...inogue_001.jpg 28 Mayıs 1968 tarihinde Avustralya’nın Melbourne kentinde dünyaya gelen Kylie Minogue, oyunculuk kariyerine 1979 yılında, henüz 11 yaşındayken, "Skyways" isimli bir televizyon dizisiyle başladı. Sonra sırasıyla bir çocuk programı olan "The Henderson Kids"’e oradan da ünlü dizi "Neighbours"a geçiş yapan Minogue, bu dizide kazandığı popülerlik sayesinde şarkıcılık kariyerine başladı. İlk olarak yerel bir plak şirketi olan Mushroom Records’dan çıkan toplama albümde şarkı söyleyen genç kız; Mushroom Records’ın bir şekilde Londra’lı hit fabrikaları Stock, Aitken ve Waterman ile irtibat haline geçmeleri sonucu "I Should Be So Lucky" şarkısını söylemeye hak kazanan şanslı insan oldu. Bu şarkı Minogue’un hem Avustralya hem de İngiltere listelerinde bir numaraya oturmasını sağladı. Bu şarkının başarısından sonra Minogue aynı takımla albüm çalışmalarına başladı ve albüm de beklenen başarıya ulaşınca Minogue’un şöhret yolu tamamen açılmış oldu. Kylie Minogue, ilk üç albümü boyunca, hem şarkı sözleri hem de görüntüsü adına şirin ve masum imajını sarsacak bir şey yapmadı ve insanlar onu "iyi kalpli komşu kızı" olarak tanıyıp sevdiler. Ama 1990’lı yıllara geldiğinde Kylie kadınlığının farkına vardı ve eğer güzelliğini kullanırsa önünde daha açılacak pek çok kapının olduğu gerçeğini kavradı. Londra’lı dans müzik şirketi DeConstruction’dan yayınladığı birbirinden farklı ama başarılı iki albüm, Kylie’nin farklı bir yönünü ortaya çıkardı; artık o Avrupa’da çok ünlü, tatlı pop şarkıları söyleyen şeker kız gitmiş, yerine bir kadın olarak gücünün ve ne istediğinin farkında olan seksi bir diva gelmişti. Minogue’un bu değişimine neden olan en önemli faktörlerden biri de o zamanlar sevgilisi olan ünlü rock grubu INXS’in şarkıcısı Michael Hutchence olmuştu. Kylie Minogue bu "kendini arama" dönemi içinde hemşehrisi itibarlı şarkıcı Nick Cave’le de iki tane düet yaparak saygınlığını artırdı. 2000 yılında ünlü İngiliz grup Pet Shop Boys aracılığıyla Parlophone şirketine geçiş yapan Kylie, "Light Years" albümüyle Pop müzik kariyerine kaldığı yerden devam etti. Albümden çıkan single "Spinning Around" hem İngiltere hem de Avustralya’da bir numaraya çıkarak Kylie’nin yaşlandıkça güzelleştiğini ve kalitesinin arttığını vurguladı. Geçtiğimiz 2002 yılının başları ise Kylie’nin kariyerinde dönüm noktası olan bir olaya tanıklık etti: son albümü "Fever"ın yayınlanmasına. Bu albümden çıkan ilk single "Can’t Get You Out of My Head", deyim yerindeyse listelerde tozu dumana kattı ve dünya çapında çok büyük bir hit haline geldi. Kylie artık kariyerinin olgunluk çağını yaşıyordu ve hemen hemen herkes ona ya hayran ya da aşıktı (pop müziğin karliçesi Madonna bile bir ödül töreninde sahneye üzerinde ’Kylie’ yazan bir bluzla çıkmıştı). Tıpkı Madonna gibi Kylie Minogue da, ister şarkıları, ister klipleri, isterseözel hayatıyla olsun, her daim gündemde kalmayı bilerek popülaritesini asla düşürmedi ve güzelliği kadar zekasıyla da hayranları arasında hep bir numarada kalmayı bildi. |
Abba http://img171.imageshack.us/img171/2080/abbajj9.jpg Abba'nın öyküsü Haziran 1966'da Björn Ulvaeus (1945 doğumlu) Benny Andersson'la (1946 doğumlu) tanıştığında başladı. Björn, dönemin popüler halk müziği topluluklarından Hooteanny Şarkıcıları'na üyeyken, Benny de İsveç'in en iyi pop grubu "The Hep Stars"da piyano çalıyordu. Çift, ilk şarkılarını bu yıldan sonra yazdı ve on yılın ardından ortak bir grup kurmaya karar verdi. Bu sırada, Benny, The Hep Stars'dan ayrıldı, Hootenanny Şarkıcıları ise sadece stüdyoda bulunuyorlardı. Hootenanny Şarkıcıları topluluğu, Stig Anderson'a (1931-1997) yani Abba'nın menajerine aitti. Aynı zamanda Stig, grubun ilk yılında onlara şarkı sözü konusunda da katkıda bulundu. 1969 ilkbaharında, Björn ve Benny, iki kadınla tanıştılar. Abba'nın diğer yarısını oluşturacak olan iki kadınla... 1950 doğumlu olan Agnetha Fältskog, ilk single'ını 1967'de piyasaya sürdüğünde büyük ilgi görmüştü. O ve Björn, 1971'de evlendiler. "Frida" adıyla tanınan 1945 doğumlu Anni-Frid Lyngstad, doğduğu Norveç'ten küçük yaşta İsveç'e taşındı. Björn, Benny, Agnetha ve Frida, enstrümental ve vokal fon müziğinin yanısıra kendi yaptıkları solo ve düet çalışmalarla grup kariyerlerine başladılar. 1972 yılının ilkbaharında "People Need Love" kırkbeşliğini kaydettiler. Bu sırada kendilerini Björn & Benny, Agnetha & Anni Frid olarak adlandırıyorlardı. 1973'te İsveç'i, Eurovision Şarkı Yarışması'nda "Ring Ring" adlı parçayla temsil ettiler ve üçüncülük ödülünü kazandılar. Bu şarkı ve aynı adı taşıyan albüm, dörtlüyü, İsveç'teki tüm müzik listelerinin zirvesine oturtmuştu. "Ring Ring", birkaç Avrupa ülkesinde hit haline geldi. Grup 1974 yılında "Waterloo" ile tekrar seçmelere katıldı. Bu sırada gruba, isimlerinin baş harflerinden oluşan Abba adını verdiler. 6 Nisan 1974'teki Eurovision Şarkı Yarışması'nda Abba "Waterloo" ile yarışmanın birincisi oldu ve büyük sükse yaptı. Bu zaferin ardından şarkı, tüm Avrupa ülkelerinin listelerinde zirvenin güçlü ortakları arasına girdi, kısa sürede Amerika müzik piyasasında da adını duyurmayı başardı. Abba, "Sos" adlı üçüncü albümüyle ününe ün kattı. "Mamma Mia" adlı parça, Abba'yı İngiltere ve Avustralya listelerinin zirvesine yerleştirdi. Ve Abba'yı Abba yapan 1976 yılı... "Greatest Hits" ve "The Best of Abba Repectively", İngiltere ve Avustralya'da piyasaya sürüldü. Tüm dünyada büyük ilgi gören "Fernando" ve "Dancing Queen" gibi single çalışmaları, kısa süre sonra klasikler arasına girecek ve Abba adını ölümsüzleştirecekti. Tabii başarı, her zamanki gibi basamaklarla geliyordu. "Dancing Queen" önce, İngiltere listelerinde bir numaraya yükselen ilk Abba şarkısı oldu. İlgi gün geçtikçe büyüyor, grup müthiş bir motivasyonla yoluna devam ediyordu. Yıl sonunda dördüncü albümleri olan "Arrival"ı piyasaya sürdüler. "Money Money Money" ve "Knowing Me, Knowing You" başta olmak üzere tüm parçalar büyük beğeni kazandı. Ardından 1977 yılının başlarında düzenlenen Avrupa ve Avustralya konserleriyle kendilerini gösterdiler ve sahne performanslarıyla da olumlu not aldılar. Yıl sonunda Abba için bir film çevrildi. Filmin yönetmeni olan Lasse Hallström'e, senaryoda Robert Caswell eşlik etmişti. Grup elemanlarının dışındaki başlıca oyuncular arasında Robert Hughes, Torn Oliver, Bruce Barry ve Stikkan Andersson bulunuyordu. Filmin vizyona girişini, "The Album" isimli yeni albüm çalışmasının müzikseverlere sunulması izledi. "The Album", grubu bugünlere getiren klasiklerden "The Name of The Game" ve "Take a Chance On Me"yi de içeriyordu. 1979 baharında "Voulez-Vous" albümü raflardaki yerini aldı. "Summer Night City" ve "Chiquitita"nın kaydedildiği dönemde Björn ve Agnetha, boşandıklarını açıkladılar. Bu şaşırtıcı haber, ilk duyulduğunda grubun bitişi olarak nitelendirilse de beklendiği gibi olmadı. Ancak ikilinin, 'müzik yapan mutlu bir çift' imajı önemli ölçüde sarsılmıştı. Bu yılın son çeyreğine girilirken "Gimme! Gimme! Gimme! (A Man After Midnight)" adlı single çalışma piyasaya sürüldü. Sonrasında yola, Kanada ve Avrupa konserleriyle devam edildi. Abba'nın en çok beğenilen parçalarını içeren toplama albümün ikincisi, "Greatest Hits Vol. 2" de, aynı tarihte uluslararası başarıyı yakaladı. 1980 yılının Mart ayında Abba, Japonya'da bir konser verdi. Birkaç ay sonra, kısa sürede klasikler arasındaki yerini alan "The Winner Takes It All"u da içeren "Super Trouper" adlı albüm beğeniye sunuldu. Grup içindeki çalkantı, 81 yılının Şubat ayında yeniden kendini gösterdi, Benny ve Frida çifti de ilişkilerini yürütemeyerek boşanma kararı aldı. 70'lerdeki o iki mutlu çift, artık ayrıydı... Ancak bu da Abba'nın çalışmalarına son vermedi. Dört sanatçı, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen dostluklarını sürdürdüler. Yıl sonunda Abba'nın sekizinci albümü olan "The Visitors" piyasaya sürüldü. Öne çıkan parçaların başında "One of Us" geliyordu. 1982'de grup dışı çalışmalara başladılar. Björn ve Benny çeşitli müzikal denemelere yönelirken Agnetha ve Frida da solo kariyerlerini sürdürdüler. Bu dönemde çıkan tek iş olan "Abba LP", grubun, ilk on yılında kaydettiği en iyi şarkıları içeren bir toplama albüm niteliği taşıyordu. Albümde ayrıca iki de yeni parça bulunmaktaydı. Aynı yılın sonunda Abba, müzikal çalışmalarını bir süreliğine askıya alma kararı aldı ve dinlenmeye çekildi. Birkaç yıl sonra yeniden bir araya gelseler de kayıt yapmadan ayrılarak Abba'nın aktif yaşamına son vermiş oldular. Tüm olumsuzluklara rağmen Abba, yaptığı müzikle tüm zamanların en iyi grupları arasında yer alma başarısını gösterdi. Onlarca ülkede milyonlarca müziksever, Abba'nın şarkılarıyla büyüdü, Abba'nın şarkılarıyla yaşadı... Ayrılıkla biten hikaye ve karanlık gibi görünen son, aslında ışıltılı bir başlangıçtı. Abba yıllar geçtikçe güçlendi; toplama albümlerden müzikallere, cover çalışmalarından ünlü sanatçıların teşekkür parçalarına kadar çok sayıda işin ithaf edildiği grubun, müzik tarihinin ölümsüzleri arasındaki yeri defalarca kanıtlanmış oldu. 1992'de sunulan "Abba Gold", büyük ilgi gördü ve 25 milyonluk satış rakamına ulaştı. 1993'te "More Abba Gold" ile devam eden serinin üçüncü albümü "The Box Set: Thank You For The Music" oldu. Sonrasında gelen ve çeşitli kayıt şirketleri tarafından düzenlenen bir dizi toplamayı 2003'ün başlarında Universal Special Products etiketiyle sunulan "On and On" izledi. Abba, müzikal yolculuğunu dünya var oldukça sürdürecek ve milyonlara ulaşmaya devam edecek |
Ruslana http://www.oekraine-ukraine.nl/tn_ruslana3.jpg Ruslana Lyzhicko Stepanivna bir türlü açıklığa kavuşmayan bir yılın 24 Mayıs’ında Lviv kentinde dünyaya geldi. Yaşıyla ilgili tartışmalar sürerken Ruslana hep sessiz kaldı ve röportajlarda bu konuyu geçiştirmeye çalıştı. Eurovision’un resmi yayınlarında 1978 doğumlu olduğu söylense de ağır basan tarih 1974 gibi görünüyor... Yaşını neden gizlediği müzikseverleri meraklandırsa da Ruslana’yı anlatırken konuşulacak şeyler bu kadar da basit değil... Ukraynalı bu güzel kız, 4 yıllık müzik eğitiminden sonra "Horizon" adlı müzik grubuna katıldı. Burada yaşadığı sahne tecrübesinin ilerki müzik yaşamında büyük getirisi olacağını biliyordu. Ruslana yaşamını müzikle yönlendirmeye karar vermişti artık. Bir Lviv festivalinde ilk kez sahneye çıkmasıyla 4 yıllık eğitimin karşılığını almaya başladı. Profesyonel müzik yaşamı ise konserler, yarışmalar ve festivallerle dolu. Okulunda (Matematik) 10. sınıfından ve konservatuardaki 2. yılından sonra Lviv kentindeki V. Lsence adlı müzik fakültesinde eğitimine devam eden Ruslana, bu sırada senfonik orkestra ile ilgilenmeye başladı. 1993 yılında ilk müzik yarışmasına katıldı. Aynı yıl Vseoucrainsciy festivalindeki "Red Routa" adlı modern şarkı ve pop müzik yarışmasında performans sergiledi. Bu tarihten sonra Ruslana’nın yaşamı hareketlenmeye başladı ve 1995’te Alexander Csenofontovim ile hayatını birleştirdi. Ukrayna’da ilk olarak "Sunrise" adlı şarkıyla adından söz ettirdi. "A Moment of Spring" albümünde yer alan şarkı, müzikseverlerin büyük beğenisini kazandı. 99’da "The Final Christmas of The 1990s" (Doksanlı Yılların Son Yılbaşısı) adlı yılbaşı müzikalinde yer aldı. Kısa süre sonra müzikal, Ukrayna’da yılın filmi seçildi. 2003’te yıldızı bütün ışıltısıyla parladı ülkesinde. "Dyki Tantsi" (Vahşi Danslar) adlı albüm 100.000’in üzerinde satarak platin alma başarısına ulaştı. Daha sonra albümleriyle ve konserleriyle Ukrayna’da milyonlarca insanın beğenisi kazanan şarkıcının müzik yaşamındaki en büyük ivme ise 15 Mayıs 2004 yılında gerçekleşti. Bir çoğumuz onu İstanbul’da yapılan Eurovision 2004 Şarkı Yarışması finalinde tanıdık. Ruslana o gece 280 puanla birinci olmuştu. Bu olay Türkler için ise ayrı bir gurur kaynağıydı. Çünkü Ruslana’nın yarışma öncesinde sık sık Hürrem Sultan’la olan akrabalığını dile getirmesinin yanı sıra bu sözleriyle bir çok Türk hayran kazanmıştı. Bu samimi sözler karşısında mutlu olmamak mümkün mü: "Biz Türklere çok yakın insanlarız. Bu yarışma başka bir ülkede olsaydı katılmayı hiç düşünmezdim. Özellikle geldiğim günden beri Boğaz’a gidip İstanbul’u seyrediyor, enerji depoluyorum. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir enerji yok. Sanırım aldığım enerji sahne performansıma da fazla yansıdı." Güçlü vokal kabiliyeti, tarzının özgünlüğü, sunduğu renkli etnik değerleri ve bir sahnede onbinleri coşturabilecek etkili sahne performansıyla başarıyı yakaladı Ruslana. Klişeleri sürdürüp geçmişte beğenilenleri kullanarak hayran kitlesi edinmeye çalışmak yerine hep özgünlüğü ilke edindi... Ukraynalı bu genç kadın, müziğini kendi besteliyor, düzenlemelerini kendi yapıyor, hatta albümlerinin yapımcılığını ve video kliplerinin yönetmenliğini bile üstleniyor! Böylesine çalışkan ve özenli... |
teşekkürler |
Enigma Müziği, çevresel pop veya yeni dalga olarak nitelendirilen Enigma’yı, Michael Cretu oluşturuyor. Belli dönemlerde Jens Gad, T.A.A.W., Andru Donalds, ilerde eşi olarak göreceğimiz Sandra ve Ruth Ann’ın da birlikte çalıştığı Cretu, 18 Mayıs 1957 tarihinde Romanya’nın Bükreş şehrinde dünyaya gelmiş, yüksek hedefler belirleme alışkanlığına çocukken başlamıştı. Konser piyanisti olmaya karar verdiğinde henüz 8 yaşında olan bu küçük adam, Bükreş’te klasik müzik dersleri aldıktan üç yıl sonra Fransa’ya gtti. Burada bir süre eğitimini sürdürdü ve henüz 21 yaşındayken, Almanya’nın Frankfurt kentinde okuduğu müzik akademisinde derece alma başarısını gösterdi. Genç müzisyen, birkaç yıl sonra tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği ve büyülenerek dinlediği Enigma’yı yaratacaktı. Michael Cretu, kariyerine yapımcı olarak başladı ve 1980 yılında ilk altın kayıt ödülünü aldı. Birlikte çalıştığı sanatçılar arasında Hubert Kah, Peter Cornelius, Moti Special ve Sylvie Vartan gibi isimler bulunuyordu. Bir süre sonra tanıştığı şarkıcı Sandra Lauer ile birlikte yaşamaya başladı. Michael Cretu, Avrupa tarzı dans şarkıları seslendiren Sandra için 1985 yılından başlamak üzere tam 7 albüm düzenledi. Bu çalışmalar arasında, genç şarkıcının ilk uluslararası hit singleı olan ve otuzu aşkın ülkenin müzik listelerinde zirveyi kimseye kaptırmayan "Maria Magdalena" da yer alıyordu. Yapımcılık kariyerindeki başarılı çalışmaların ardından ilk solo albümü olan "Legionare"i 1983 yılında müzikseverlerin beğenisine sundu. Virgin Kayıt Şirketi etiketiyle piyasaya çıkan "Legionare", Amerika’da dağıtılamadı. Belki de bunun için Cretu’nun yeni bir kimliğe bürünmesi gerekiyordu. Art of Noise ve Pink Floyd gibi topluluklardan esinlenerek çalışmalarını Enigma’nın ilk albümü "MCMXC a.D."de topladı. Adıyla Roma rakamlarında 1990’ı ifade eden çalışma, bu yılın 3 Aralık gününde piyasaya çıktı. Cretu, böylece Amerika pazarına da girmeyi başarmış ve albüm, 12 Şubat 1991’de bu ülkede de raflardaki yerini almıştı. Sanatçının başarıları, dünya çapında 12 milyonun üzerinde bir satış rakamına ulaşılması ve 25 ülkede altın ve platin kayıt ödüllerinin alınmasıyla daha da pekişti. "MCMXC a.D." albümünde Enigma’yı, Cretu ve David Fairstein oluşturmuştu. Albümün başında ilginç bir giriş paragrafı vardı: "İyi akşamlar. Enigma’yı dinliyorsunuz. Önümüzdeki bir saatlik sürede sizi başka bir dünyaya; müziğin, ruhun ve meditasyonun dünyasına götüreceğiz. Işıkları söndürün, derin nefes alın ve rahatlayın..."Ve tempo: "Yavaşça hareket etmeye başlayın... Çok yavaş. Ritmin sizi alıp götürmesine, size yön vermesine izin verin."Enigma müziğinin büyüsü, ""MCMXC a.D."" ile müzikseverlere ulaşmıştı. Ancak bazı şarkıların erotik ve ’sakıncalı’ bulunan sözleri, çeşitli ülkelerde kiliseler tarafından tepkiyle karşılanmış ve katolik kesimin çoğunlukta olduğu dinleyici kitlelerine sahip radyo istasyonları, bu parçaların yayınını yasaklamıştı. Bu durumdan rahatsızlık duyan Cretu, inançsız biri olmadığını, şarkılarına gösterilen tepkileri ise anlayamadığını belirtmişti. Bir yanda bu gelişmeler yaşanırken hayranları Enigma’yı bağırlarına basmış, 1991’in Ocak ayında "Sadeness Part I", yedi Avrupa ülkesinde listebaşı olmuştu. Almanya’da tüm zamanların en çok satılan single çalışması durumuna gelen, Belçika, Hollanda, İsviçre, Avusturya, İngiltere ve Yunanistan’da da müthiş bir grafik çizen "Sadeness Part I", Amerika’da da büyük ilgiyle karşılandı ve platin single sertifikasına layık görüldü. 1993 yılında film yapımcısı Robert Evans, Michael Cretu’ya "Sliver" isimli filminin müziğini yapması için teklif götürdü. Bunun üzerine Cretu, bir sonraki Enigma albümünde de "Age of Loneliness" adıyla yer alacak olan "Carly’s Song" ve "Carly’s Loneliness" adlı iki parça kaydetti. Bundan önce ilk albümden bazı şarkılar, "Single White Female" ve "Boxing Helena" isimli filmlerde kullanılmıştı. Ve Enigma’nın ikinci albümü "The Cross of Changes", Aralık 1993’te Avrupa’da, birkaç ay sonra da Amerika’da piyasaya sunuldu. Cretu albüm için tam üç yıl çalışmıştı. Belki de bu, bir röportajında Larry Flick’e söylediği şu sözleri daha iyi anlamamızı sağlayacaktı: "Müzik ruhumun bir parçası ve her şeye o karar veriyor."9 şarkıdan oluşan "The Cross of Changes" albümünde ünlü klasik müzik bestecisi Richard Wagner’ın dehasından yararlanılmış ve Cretu, yine büyüleyici bir atmosfer yaratmayı başarmıştı. Amerika’da, çıktıktan sadece yedi hafta sonra platin ödüle layık görülen çalışma, ünlü müzisyene bir ay sonra "Return to Innocence" singleıyla da altın ödülü kazandırdı. Cretu, üstüste gelen başarıların üzerine yaptığı açıklamada şunu diyordu: "Enigma, bazı şeyleri kuralların dışında yapabilmek için bir araç... Ve ben Enigma ile kayıtlar yapmaya devam edeceğim, tüm yeni fikirlerim bitinceye kadar..."Cretu’nun yenilikçi düşünceleri gelişmeye devam ederken 26 Kasım 1996’da Enigma’nın üçüncü albümü olan "Le Roi Est Mort, Vive Le Roi!" müzikseverlerin beğenisine sunuldu. 12 şarkıdan oluşan albüm, Enigma’nın uluslararası başarısının arkasındaki yaratıcı güç olan Cretu’yu yeniden zirveye çıkardı. "Le Roi Est Mort, Vive Le Roi!", diğer adıyla "Enigma 3", ilk iki albümdeki tüm öğeleri bir araya getirmiş ve geçmiş Enigma çalışmalarının evrimsel sentezi olarak tanımlanmıştı. Tematik açıdan bakıldığında, "MCMXC a.D." albümünde seksüellik ve din arasında bir diyalog kurulduğu, "The Cross of Changes"te ise metafiziğe ağırlık verildiği görülüyor. "Le Roi Est Mort, Vive Le Roi!" ise varoluşçuluğu ön plana çıkaran bir anafikre sahip. Cretu, şöyle diyor: "Varlığımızdaki en büyük soru işareti şudur; ’olmak ya da olmamak’... Ama neden?"Ve albümden bir şarkı sözü... "There’s no teacher, who can teach anything new. He can just help us to remember the things we always knew." (Yeni olan her şeyi öğretebilen bir öğretmen yoktur. O sadece her zaman bildiğimiz şeyleri hatırlamamıza yardımcı olabilir.)Bir sürelik sessizliğin ardından Enigma, dördüncü albümüyle dinleyenlerinin karşısına çıktı. 11 şarkıdan oluşan ve Virgin etiketiyle sunulan "The Screen Behind The Mirror" raflardaki yerini aldığında takvimler 2000 yılının Ocak ayını gösteriyordu. Enigma bu kez; vokallerde Michael Cretu’nun yanısıra Elisabeth Houghton, Sandra Cretu, Ruth-Ann ve Andru Donalds gibi isimleri barındırıyor, gitarda ise bu şarkıcılara Jens Gad eşlik ediyordu. İspanya’da A.R.T. Stüdyolarında kaydedilen albüm, klasik nakaratı ve dramatik yapısıyla dikkat çeken, konuşmalar ve ürkütücü seslerle beslenen "The Gate" adlı parçayla açılıyor... Modern bir pop şarkısı olarak nitelendirilebilen "Push The Limits", güçlü orkestra sesleriyle dinleyiciyi kendinden geçiriyor. "Camera Obscura", dans ritmleriyle rönesans döneminin ruhunu yansıtmayı başaran büyüleyici bir çalışma... Birbirinden etkili şarkılar içeren "The Screen Behind The Mirror", sözleriyle de dikkat çekiyor. Çelişkili metaforlara yer verilen ve doğu felsefesinin izlerini taşıyan sözler, Enigma’nın çok sayıda kültürü mükemmel bir uyumla birleştirdiğinin en güzel kanıtlarından birini oluşturuyor. Karakterini koruyan ancak yeniliklere de tümüyle açık olan Enigma müziği, 2003 sonbaharında yeniden dinleyicilerinin karşısına çıktı. Üç yıllık özlem, 11 şarkıdan oluşan ve yine Virgin etiketiyle karşımıza çıkan "Voyageur" ile sona erdi. Albümde sırasıyla şu parçalar yer alıyor; "From East To West", "Voyageur", "Incognito", "Page Of Cups", "Boum Boum", "Total Eclipse Of The Moon", "Look Of Today", "In The Shadow, In The Light", "Weightless", "The Piano" ve "Following The Sun". |
akon http://image.hotdog.hu/_data/members...9pek/Akon.jpeg Alianu Thiam daha çok sahne adı Akon ("A Konvict" - Bir mahkum) ile tanınan bir Amerikalı Müslüman R&B ve Hip Hop müzisyenidir. Biyografi St. Louis doğumlu Aliaune Thiam, çocukluk yıllarını Senegal’de geçirdikten sonra ailesiyle birlikte New Jersey’e yerleşti. İlk defa hip-hop müzikle ve suçla burada tanışan Akon, birkaç kez hapse girdi. Müzikal çalışmalarına evindeki stüdyosunda devam eden Akon, burada yaptığı kayıtlarla “Trouble” LP’sini çıkarttı. Değişik rap tekniğiyle SRC/Universal Records’un dikkatini çekmeyi başaran Akon, ilk albümünü 2004 yılında yayınladı. 2004 yılında çıkan ilk albüm “Trouble”dan çıkan single “Locked Up” Amerika listelerinde 10 numara olurken, İngiltere listelerinde de 5 numara olmayı başardı. Bir diğer single “Ghetto”, Notorious B.I.G. ve 2Pac gibi sanatçılarca mixlenerek radyolarda hit olurken, 2005 yılında çıkan “Lonely” single’ı İngiltere, Avusturalya ve Almanya’da da 1 numara oldu. 2005 yılının Nisan ayında “Trouble” albümü de İngiltere listelerinde 1 numara oldu ve Akon kendi şirketi “Konvict Records”u açtı. 2006 Kasım ayında 2. albümü “Konvicted”ı yayınlayacak olan Akon’un, ilk single’ı Eminem ile ortak çalışması “Smack That” oldu. Amerika listelerinde 4 numara olmuştur. Su anda konvict record'dan çıkan Konvicked albümünü satışlarının yüksek olduğunu biliyoruz."The Rain şarkısı yakında listelerde iyi bir çıkış yakalacağı tahmin ediliyor. Diskografi Albümler Singlelar
|
| Türkiye`de Saat: 08:50 . |
Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2