Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Eğitim Öğretim > Dersler - Ödevler - Tezler - Konular > Edebiyat - Türkçe

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20-01-2007, 20:55   #1
 
OnuR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun İstanbul'u

İLERİClick the image to open in full size.
Yakup Kadri’de İstanbul çoğu kez bir ilenç, kâbus ve utanç şehridir. Bunda, öyle sanıyorum ki, düşman işgali altındaki İstanbul’u yaşamanın ve gözlemiş olmanın sızısı yatar. “İstanbul’da yalnız sırıtan, durmadan sırıtan bir halk var. En bayağı şeylerle eğleniyor, anlamadığı şeylere gülüyor...”

Doğum ve ölüm yıldönümleri, kimselerin anmadığı yazarlarımızı hatırlatmak için bir imkân olup çıktı. Aslında Yakup Kadri’yi geçen hafta anmalıydım; ölüm tarihi 13 Aralık 1974. Büyük romancımız, büyük şairimiz Necatigil’le ayın günde ölmüş. Üst üste söz açmak istemedim ölümlerden. Fakat İstanbul’u yazmaya çalışırken, Yakup Kadri’nin eseri olmaksızın konuşmak, karalamak, çiziktirmek de yakışıksız geldi.
Yakup Kadri’de İstanbul çoğu kez bir ilenç, kâbus ve utanç şehridir. Bunda, öyle sanıyorum ki, düşman işgali altındaki İstanbul’u yaşamanın ve gözlemiş olmanın sızısı yatar. Ergenekon’da (1929) yer alan, 15 Aralık 1920 tarihli, “Gülünç İstanbul” başlıklı yazı, demek istediğimin kanıtı sayılabilir:
“İstanbul’da yalnız sırıtan, durmadan sırıtan bir halk var. En bayağı şeylerle eğleniyor, anlamadığı şeylere gülüyor, bilmediği şeyleri istiyor ve inciden boncuğa, altından tenekeye kadar her şeyi süs ve ihtişam sayıyor.”
Devir, Anadolu’da Millî Mücadele’nin, payitaht İstanbul’da hiç değilse bazı kesimler için, işbirlikçiliğin, ala ala hey yaşamların devridir. Yakup Kadri tespitlerini ve yakınmasını sürdürür:
“Bir akşam Kadıköyü’nde bir sinemada idim. Salon bayağı pis ve soğuk, tıpkı bir ahırı andırıyordu. Localarda birçok süslü, lavantalı, pudralı, sürmeli kadınlar… Bunların birçoğunu tiyatroya girerken gördüm; buraya, içinden aydınlıklı büyük ve mükellef otomobillerde, bir operaya gelir gibi geldiler. Hepsinin sinema şeritlerinde görülen kadınları taklit eden bir halleri var. Manşonlarını tutuşları o kadar iğreti, kürklerine sarılışları, sağa sola bakışları o kadar yapmacık ki, insan bunların kurulmuş birer büyük bebek olduklarına hükmedeceği gelir.”
İstanbul neden böyle bir yapmacığa, iğretiliğe, görgüsüzlüğe sürüklenmiştir? Çok ustalıklı gençlik eseri Kiralık Konak’ta (1922), daha ilk romanında yanıtlar Yakup Kadri: İstanbul kültür gömleği değiştirirken yaralanmış; ne eski değerleri koruyabilmiş, ne yeni değerleri içtenlikle özümseyebilmiştir.
Kiralık Konak, II. Abdülhamid zamanı nâzırlarından Naim Efendi’nin çöküşe yol alan konağındaki üç kuşağı aktarır. Damat Sermet Bey, Tanzimat kültürünü, o dönemde vatan için iyilik çabalarını sindirememiş bir kişidir, az buçuk okuryazar, hayli züppe. Onun oluşturduğu yaşama biçimi, Birinci Dünya Savaşı’na hızla yaklaşan günlerin insanı Seniha’da, Sermet Bey’in gencecik kızında belirir. Naim Efendi’nin çok sevdiği torununda bütün değerler altüsttür.
Kiralık Konak’ı pek çok kez okudum. Başlangıcındaki şu satırlar, hiçbir tarih kitabından edinemediğim kadar bilgiyle donattı beni:
“Sonra redingot devri geldi ve redingot içinden yarı uşak, yarı kapıkulu, riyakâr, adi bir nesil türedi. Bu neslin en yüksek, en kibar simalarında bile bir saray hademesi hali vardı. Çoğu İkinci Abdülhamid Han devri ricalinden olan bu adamların her biri hile ile efendilerinin arabasına binmiş seyisleri andırıyorlardı.”
Onlarla birlikte İstanbul yıkımlı değişimlere uğrar. Yaşayış, duyuş, düşünüş, her şey köksüzleşmiştir. Yakup Kadri, sadece günün gelgeç modalarına yenik düşmüş bu bedbaht İstanbul’da hayatımızın “rokokolaştığını” söyler.
İlk kez yine 1922’de kitap olarak basılan Nur Baba, imparatorluğun manevî çöküş cephesini irdeler. Çamlıca’da, gözlerden ırak bir Bektaşi tekkesinin geçen yüzyılın başındaki hikâyesidir anlatılan. Fakat bu tekke, bir sonbahar dekoru içinde, geçmiş günlerine sanki ağıt yakar.
Gönül eğitimi, ruh incelikleri yoldan çıkmış, basit bir işret âleminin paravanası olmuştur. Bilgisiz Nur Baba, maddî değerlerin, kişisel çıkarların ötesinde hiçbir şeye yüz vermemektedir. Gönül hakikatini arayan Nigâr Hanım, Çamlıca’daki tuhaf, irkiltici dergâhtan boş yere yardım umar.
Nur Baba’nın yayımlanışı olay olur. Romancıya ve eserine öfke yağar. Daha ilginci, uzun yıllar sonra da Nur Baba lanetli bir eser olmaktan kurtulamaz. Örnekse, edebiyatımızı çok sevmiş ve hep sevdirmek istemiş Nihat Sami Banarlı şu yorumundan caymayacaktır:
“Sanatkâr, Nur Baba isimli romanında, millî ve tarihî bir Türk müessesesi olan Bektaşi tekkesinin, Türk medeniyeti tarihine yedi asır süresince yaptığı büyük hizmetleri asla dikkate almayarak, bu tekkenin yalnız son çağlardaki bazı bozuk taraflarını Bektaşiliğin kendisi zannedercesine bu teşekkülü şiddetle hırpalamıştır.”
Oysa Nur Baba’yı başka türlü okumak mümkündür. Burada dilin, şiirin, müziğin toplumsal hayattakine koşut çöküşü, gönlün kiplerine ait bazı duyarlıkların geçmişe karışması, birey üzerindeki derin, sarsıcı etkisiyle karşımıza çıkar. Nigâr Hanım’ı yıkıma alıp götüren, bir anlamda, toplumsal soysuzlaşmanın her alana sıçrayışıyla ilintilidir…
Bir başka İstanbul romanı olan Hüküm Gecesi (1927), belgesel roman yaklaşımı içinde, gerçek hayattaki kişilerle kurmaca kişileri bir arada yaşatır. Meşrutiyet dönemi çalkantıları, siyaset ve düşünce hayatı, iktidar ve muhalefet partileri bu romanın tutanağıdır. Mahmud Şevket Paşa, Talat Bey, Cemal Bey, Rıza Tevfik, Ziya Gökalp roman kişisi olmuşlardır.
Hüküm Gecesi’nde İstanbul hep bir gece karanlığında görünür, güpegündüzde bile. Bir zamanın bayındır semtleri, sokakları, şimdi politikaların karanlığına uğramışçasına yıpraktır. Yalnız, Nişantaşı’nda bir konak dış görünümde şaşaasını, güzelliğini korumaktadır. Romancı bizi içeriye davet eder. Konağın içinde alçalış ve çirkinlikle yüz yüze geliriz.
Romancımız 1928’de Sodom ve Gomore’yi sunar okura. Eser, Mütareke dönemi İstanbul’unu Tevrat’ın ilençli kentleri Sodom’la Gomore’ye benzetir. Oralarda yaşanmış olanlar şimdi İstanbul’da yaşanmaktadır. Her açıdan batış söz konusudur.
Konaklar, köşkler, otel odaları, beş çayları, akşam yemekleri, gece hayatı, lüks barları, danslı suvareleriyle ölümcül bir debdebeyi canlandıran Sodom ve Gomore, işgal İstanbul’unu, işbirlikçi Osmanlı-Türk ailelerini, düşman ordularının İstanbul’daki tahakkümünü dile getiren, bugün yazılmışçasına güncelliğini koruyan bir romandır.
Uzun aradan sonra, Panorama’da (1954) Yakup Kadri İstanbul’a atıfta bulunuşlarla geri döner. Enikonu kalabalık kadrolu, yoğun öykü öbekli Panorama aynı zamanda Cumhuriyet döneminin bir panoramasıdır. Yılların romancısı, ülkenin uygarlık dışı kargaşaya çekilmek istendiğini, itham edici denebilecek satırlarla ifade etmektedir.
Atatürk (1946) adlı monografisinde Atatürk’ün İstanbul günlerine ilişkin çok canlı, büyük bir yalnızlığı deşen sayfalar kaleme getirmiş Yakup Kadri, son romanı Hep O Şarkı’da (1956), İstanbul’a, hatıralar arasından içlilikle yaklaşır. İlenç, kâbus, Sodom’un, Gomore’nin günahkârlığı büyük ölçüde aradan çekilmiştir.
Hep O Şarkı, birkaç padişah görmüş, Abdülaziz dönemi İstanbul hanımefendisinin söylemiyle konuşur.
Edebiyat tarihlerimizin ya üzerinde hiç durmadığı, ya da pek fazla beğenmediği, geçiştirdiği Hep O Şarkı, benim için, Yakup Kadri’nin en içli romanıdır. Burada, yalnızca, karşılıksız kalmaya mahkûm bir eski zaman aşkı söyleşilmez; hatıra defterinin içtenliğiyle, romancı hem kendi çabasıyla, hem de roman sanatıyla hesaplaşır gibidir.
Siluetleri bile çoktan silinmiş eski zaman hayatları, romancının bilinçli seçimiyle alabildiğine sahici, alabildiğine kırık dökük anlatımlarla yansıyıp durur. İstanbul, sonsuza dek kaybettiği asıl mimarisiyle, kendinin var ettiği mimariyle görünür. Romancı bu kez İstanbul’a merhamet duymaktadır…
Gençlik ve Edebiyat Hatıraları’nı (1969) unutmadım. Orada birçok yazarımız İstanbul maceralarıyla yaşıyor…
İşte benim okuyabildiğim Yakup Kadri Karaosmanoğlu.

Not: Fotoğraf Pera Müzesi’nde devam eden ‘Konstantiniyye’den İstanbul’a sergisinden alınmıstır.
__________________




Besiktas JK






.
OnuR Ofline   Alıntı ile Cevapla
Alt 22-01-2007, 01:11   #2
Forumun Basketçisi
 
AyTeK54 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

paylaşım için teşekkürler onur
__________________
вιzє єğℓєηмєуι уαηℓış öğяєттιℓєя çüηкü σηℓαя нιç "ραѕ¢αℓ ησυмα" ιℓє ∂ιѕ¢σуα gιтмє∂ιℓєя...
AyTeK54 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 22:27 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580