Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Eğitim Öğretim > Dersler - Ödevler - Tezler - Konular > Tekstil Bölümü

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22-01-2007, 10:26   #1
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Orta Asya Halıları

ORTA ASYA HALILARI



Türklerin Ana Yurdu olan Orta Asya’da Halı Sanatı ve Halıcılığın tarihini; genel olarak bu bölgede halıcılık, halı kelimesinin etimolojik manası, Türk dili ve lehçelerinde, yazılı metinlerde halı ve benzeri dokuma türlerinin nasıl belirtildiği, halının Türk kültüründeki önemi şeklinde ele alıp inceledik. Çünkü yaptığımız araştırmaya göre Orta Asya Halıları ile ilgili yapılmış araştırmalar genellikle Pazırık halıları üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu konuda başka bir grup tarafından incelendiği için biz yukarıda belirttiğimiz şekilde konumuzu incelemeyi düşündük.
Orta Asya’daki Halıcılığın ve Halı’nın Tarihçesi
Türklerin geleneksel sanatı olan halı, sanat tarihimizde haklı olarak seçkin bir yere sahiptir. Türk halı sanatı, Türk tarihinin akışı içinde biçimlenmiştir. Halıya dokuma sanatı içinde karakterini veren düğümlü teknik, ilk kez Orta Asya’da Türklerin bulunduğu bölgelerde ortaya çıkmış, gelişimini Türklerle sürdürmüş ve tüm İslam dünyasına Türkler tarafından tanıtılmıştır. Bu geleneksel sanatımızın varlığından, sağlam tekstil motifleri ve düğüm tekniği ile günümüzde de söz edebiliriz. Türk halısının bu teknik özellikleri, düzenli ve sürekli gelişmesinin en büyük dayanağı olmuştur. Düğümlü halıların çok uzun bir geçmişi vardır. Bu tekniğin bulunuşu, göçebe bir kavmin daha kalın ve ısıtıcı bir zemin bulmak arzusu gibi, pratik bir nedene dayanmaktadır.
Buluntular, düğümlü halının ilk kullanıldığı yerin Orta Asya olduğunu göstermektedir. Önemli olan,daha sonra büyük sanat değeri kazanacak olan bu dokuma biçiminin, Türklerin bulunduğu bölgede ortaya çıkmış olmasıdır. Altayların eteğinde, Pazırık kurganlarının birinde bulunmuş olan halı, konunun uzmanlarını çelişik düşüncelere yöneltecek teknik ve dekoratif özelliklere sahiptir. Türk düğümü tekniği (Gördes düğümü) ile yapılmış olması, Türk halı sanatının geleneksel tekniğinin çok eski bir geçmişe dayandığını göstermektedir. Bugün için tek örnek olan bu halıyı, Hun Türklerine ait kabul etmek, hem bulunduğu yer hem de tarihlendirme bakımından -M.Ö. 3. ile 1. yüzyıl arası- uygun görülmektedir.
Bu halının bulunmasından önce bilinen eski düğümlü örnekler ise, Doğu Türkistan’da ele geçmiş olan küçük parçalardır. Bu örnekler, M.S. 3. ile 6. yüzyıl arasına tarihlenirler. Tek argaç üzerine açık düğümleme tekniği ile yapılmış olan bu halı parçaları, yalın geometrik motifleri ve parlak renkleri ile dikkati çekerler.
Bu tarihlerden sonra, buluntu açısından yine uzun bir bolluk dönemi vardır. Ancak, 8. 9. ve 10. yüzyıllarda İslam kaynaklarında söz edilen halıların gerçek düğüm tekniğinde olduğu ispat edilemez. Mısır’da Eski Kahire’de (Fustat) bulunan bazı parçalar, Orta Asya’da bulunan halı örnekleri gibi, tek argaç üzerine düğümleme tekniği ile yapılmıştır. Yalnız, Abbasi dönemine ait kabul edilen bu parçaların Mısır’da mı yapıldığı, yoksa başka yerlerden mi ithal edildiği açıklığa kavuşmamıştır. Ancak, baklava biçimi desenleri ile Orta Asya örneklerine benzemektedirler. Bu, önemli bir durumdur. Çünkü 9. yüzyıl Abbasi sanatında, özellikle de Samarra kentinde, Türklerle gelen etkiler söz konusudur. Düğüm tekniğinin de İslam sanatına, bu yolla girmiş olduğu söylenebilir. 11. yüzyıldan itibaren Horasan’dan inerek İran’a egemen olan Selçuklular, düğümlü halı tekniğini tüm Yakındoğu’ya tanıtmışlardır. Ne yazık ki, Selçukluların İran’daki egemenlikleri döneminden günümüze hiçbir örnek gelmemiştir.
Elimizdeki gerçek Türk düğümlü halıların, ilk kez Anadolu Selçukluların başkenti Konya’da bulunmuş olması, çok önemli bir temellendirme olanağı sağlamaktadır. Anadolu’da Türk halı sanatı, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar düzenli ve sürekli bir gelişme göstermiş, her gelişmede ise yeni yeni halı tipleri ortaya çıkmıştır. Bu gelişme zincirinin ilk büyük halkası ise Anadolu Selçuklu dönemi halıları olmuştur. Bu halıların Konya Alaeddin Camii’nde bulunmuş olan sekiz tanesi, bugün İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir. Bundan başka Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nde bulunan üç halının ikisi Konya Müzesi’nde, uzun zamandan beri kayıp olarak bilinen bir tanesi de İngiltere’de keir Kolleksiyonu’ndadır. Ayrıca, Mısır’da (Fustat) bulunan 100’e yakın parça içinde yedi tanesi, Selçuklu halısı olarak belirlenmiştir. Bunlar bugün İsveç müzelerindedir. Türk halı sanatının ilk parlak dönemini tanıtan bu 18 halı, zeminde sonsuz biçimde sıralanan çeşitli geometrik ve stilize bitkisel motifler, olgun renkler ve belirleyici özellikleri olan iri kufî yazılı kenar şeritleriyle büyük bir yaratıcı gücü yansıtırlar. Kaynaklarda hayranlıkla söz edilmeleri ve dışarıya ihraçları da üstünlüklerinin bir başka kanıtıdır.
Türk halı sanatına 14. yüzyılın başından itibaren, stilize hayvan figürlerinin süsleyici motif olarak katıldığı görülür. İlk örneklerini daha 14. yüzyıl başında Avrupalı ressamların yapıtlarında gördüğümüz bu halıların orijinallerinin de bulunması, Türk halı sanatında ikinci bir dönemin başladığını göstermektedir. Bu halılarda, hayvan figürlerinin yanı sıra, Selçuklu halılarındaki bazı geometrik motifler, özellikle kufî yazılı kenar şeritleri kullanılmaya devam edilmiştir. Bu yolla birbirine bağlanarak gelişen halı tiplerinin ilk örneği verilmiştir. Hayvan figürlü halılar, Türk halı sanatının gelişme zincirinin ikinci halkasını oluştururlar. Bu zinciri 15. yüzyıla uzatan en önemli örnekler, Doğu Berlin’deki Ming Halısı, Stockholm’deki Marby Halıları ile İstanbul ve Konya’daki kuş figürlü halılardır.
15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Avrupa resimlerinde görülen hayvan figürlü halıların yerini, geometrik ve soyut bitkisel motifli örnekler almaya başlar. Hayvan figürleri kaybolur, örnekler kare ya da dikdörtgen bölümler içine yerleştirilen sekizgen ve baklava biçimlerini dolgular. “İlk dönem Osmanlı halıları” adı altında topladığımız bu örnekler, ilk kez İtalyan ressamların tablolarında görülmesine rağmen, halı literatürüne yanlış bir biçimde Alman ressam Holbein’ın adıyla geçmişlerdir.
Holbein Halıları dört tipe ayrılmaktadır. Birinci tip, soyut bitkisel motiflerden oluşan baklavaların kaydırılmış eksenler üstüne alternatif olarak yerleştirilişini verir. Kenar şeridi olarak kullanılan örgülü kufî yazı da Selçuklu geleneğini sürdürmektedir. Aynı şemada olan ikinci tip ise geometrik motiflerin yerini tümüyle soyut bitkisel motiflerin almasıyla seçkinleşir. Holbein aslında bu halı tipini hiç resimlememiştir. Buna karışlık, Venedikli ressam Lorenzo Lotto tarafından resimlendiği için, son zamanlarda halı literatüründe Lotto Halıları olarak adlandırılırlar. Bu iki tip halının, daha sonraki Uşak halıları ile olan teknik ve motif benzerliklerinden dolayı, Uşak bölgesinde yapılmış oldukları kabul edilir. Üçüncü tipteki halılarda ise, eşit büyüklükte kare ve dikdörtgenlerin üst üste sıralandığı bir bölümlemeyle karışlaşırız. Bu nedenle üçüncü tipteki örnekler hayvan figürlü halıların kompozisyon düzenine bağlanırlar. Ortada yer alan sekizgenin içinde de yıldız ya da girift geometrik biçimler bulunmaktadır. Dördüncü tip halılar ise bir önceki tipin değişik bir çeşididir. Büyük bir sekizgenin çevresinde daha küçük sekizgenlerin gruplaşmasını vermektedir. Geometrik biçimler ve özellikle kufî yazıdan geliştirilmiş kenar şeritleri, Selçuklu geleneğini yaşatmaktadır. Üçüncü ve dördüncü tip halılar, Bergama bölgesinin ürünleridir. Daha sonra ortaya çıkacak olan Bergama halılarına geçişi sağlayan bu örneklerle gelişme zincirinin üçüncü halkası da tamamlanmıştır.
Türk halı sanatının klasik dönemi olarak kabul edilen 16. ve 17. yüzyılda yeni bir biçimler dünyasının kapıları açılmıştır. Selçuklu halılarının sağlam geometrik motifleriyle oluşan ilk parlak dönemin yerini, 16. yüzyılda madalyon motifi ve çeşitli zengin bitkisel kompozisyonların yer aldığı ikinci bir parlak dönem almıştır. Bu motifler, Türk halı sanatına yepyeni bir zenginlik kazandırmıştır. Dönemin halıları iki grupta toplanmaktadır. Birincisi, Uşak Halıları adını alan çok geniş bir gruptur. Bu halılarda madalyon motifi esas olmuş, madalyon biçimlerine göre “Madalyonlu” ve “Yıldızlı” Uşak halıları olmak üzere iki tip ortaya çıkmıştır. Bu halılarda madalyonlar zemin üstünde, tüm Türk halılarına temel olan sonsuzluk ilkesine göre yer alırlar. Bu gruba giren halılar varlıklarını, çeşitlenerek 18. yüzyıl sonuna kadar sürdürmüşlerdir. Özellikle 16. yüzyıl İtalyan, 17. yüzyıl Flaman ve Hollanda ressamlarının tablolarında görülürler.
Bu halılarda büyük bir motif zenginliği karşımıza çıkar. Özellikle sembolik bir kudret motifi olan kaplan ve panter postunun yanında, üç benek ve bulut motifleri de bu zenginliği yaratan formlardır. Ayrıca, iki yaprak arasında kalan renkli zeminin kuşa benzemesi nedeniyle “Kuşlu halı” olarak adlandırılan örnekler ve bazı çiçekli halıların tümü, Uşak halıları olarak genel bir ad altında toplanırlar. Bu örnekler de Türk halı sanatının gelişme zincirinde dördüncü halkayı oluşturur.
Türklerin yaşadığı Orta Asya’da halı, keçe ve düz dokuma yaygılar (kilim, cicim, zili, sumak) yaygı ve örtü malzemesiydi. Muhtemelen önce bunların en ilkeli olan keçe keşfedilmiş, daha zor bir tekniği gerektiren düz dokuma yaygılar ve daha sonra halı geliştirilmiştir.
Keçe, Orta Asya’da hem çadır dış ve iç örtü, hem yaygı, hem de bir süsleme malzemesiydi. Türkler, evlerinin duvarlarını, keçenin yanında, kırmızı renkli aşu toprağı ile süslüyordu. Günümüzde bu boyaya, Anadolu’da aşu boyası denilmektedir ve köylerde halen kullanılmaktadır. Türkler, XI.yy’da, bu süslere bezek süslemeye da bezemek diyorlardı. Ayrıca duvarlar XI.yy’da halı, kilim, keçe ve nakışlı çarşaf vb. şeyler duvarlara asılarak ve ye gerilerek süsleniyordu. Bu süslemeler de yapılan duvar örtülerine XI.yy Türkçe’sinde kerim veya duvar anlamına gelen tam (dam) kelimesinden alarak tam kerim (duvar örtüsü) şeklinde ifade ediliyordu. Kaynaklara göre, Kerim kelimesi kermek, yani germek kökünden gelmektedir. Gerim gerilmiş şey, gergi ise duvara örtülen nakışlı çarşaf, halı gibi şeylerdir.
Orta Asya’da ev veya çadırın temel süsleme malzemesi, bugünkü anlamda mobilyası keçe ve halı idi. Yaylacılık yapan Türklerin kolayca taşıyabildikleri bu malzeme aynı zamanda evdeki refah seviyesinin göstergesiydi. Bugün Anadolu’da, göçebe yaşayan vatandaşlar hala halıyı zenginlik, kilim, cicim, zili gibi dokumaların orta halli, keçe, çul vb. dokumaların da fakirliği sembolize kabul etmektedir.
Yine, Orta Asya’da, keçe yapımı için gerekli yün halkın kendi yetiştirdiği koyunlarda elde edilir, yünün sıkıştırılması veya tepelenmesi ile de keçe yapılıyordu.
Divan-ü Lügati-‘t Türk’te yazılarına göre, “Türklerde düz renkli keçelerin yanı sıra, nakışlı ve renkli keçelerde yapılmaktaydı ve o yıllarda, Kaşgar’da yapılan ve kimişki diye anılan bir keçe çok ünlüydü. Ayrıca kaplan postu şekilli keçe’lerde yapılmaktaydı. Caydam simli bir keçeden de yağmurluk yaptıkları ve yatak içi olarak da kullandıkları, bunların dışında, keçeden börk, kaftan, palto, çarık vb. amaçlarla yararlanıldığı söylenmektedir. Ayrıca ince keçeden elbise yapmaktaydılar. Buna kedüklüg kidhiz deniyordu.
Türklerde, keçe sadece bir yaygı ve elbise değil, çadır şeklinde de kullanılmaktaydı. Türk hakanlarının tahta çıkma törenlerinde bir keçe halı koyarak kaldırılıyorlardı. Yani devler sembolü olarak da kullanılıyorlardı.
Keçe dışındaki sergiler genellikle dokuma tekniklidir. Kaynaklar, bugünkü dokuma sözünün “eski Türkçe’deki Takımak şeklinde söylendiğini, bununda tokmak kelimesinden geldiği” belirtilmektedir. Yine, aynı kaynaklar, “halı, kilim gibi dokumlar için kullandığımız tokımak kelimesinin düğüm ile ilgili işlerde kullanılan alete (muhtemelen bugünkü mekik) dokumaların yapıldığı tezgaha, pamuklu ve ipekli dokumalara ve dokumacılıkla uğraşan kimseler közek denildiğini, koyundan kırkılan yün ile deve tüyünün tarak ile taranması işlemine yeta veya yetenğ, yünün tıpkı, bugünkü gibi çubuk ile (yün çubuğu) kabartılmasına sağ, yünün eğrilmede kolaylık sağlamak için kolaya dolayabilecek şekle getirilmesine (süme-sümek) dava, pamuk sümeğe ise pisti denildiğini söylemektedir. Orta Asya’da Türklerin halı, kilim gibi dokumalarda kullandığı malzemeler yün, keçi kılı (tiftik) deve tüyü ve pamuktu. Yün kendi besledikleri koyunlarından elde ediliyordu. Deve tüyü ve keçi kılı yünün yanında ikinci derecede kalan bir malzemeydi. Pamuk ise muhtemelen daha az kullanılıyordu. Kaynaklara göre, “Türklerin çoğunluğunun ataları olan Oğuzlar pamuğa pambuk, Karahanlı sahası Türkleri kepez diyorlardı. Selçuklular döneminde pamuk önemli bir ihraç maddesiydi. Osmanlı döneminde ise pamuğa penbe denmekteydi. Bugün Anadolu’da özellikle Aksaray, Niğde, Konya civarında, halk arasında hala pambuk – pambik denilmektedir.
Orta Asya’da türkler ipek ve yünden elde edilen iplik yumağına bezinç, Arzu’lar ise leşrin adını veriyorlardı. İp’e yıp deniyordu (Günümüzde Kazakça’da Jip, Anadolu’da ip denilmektedir). İplik kullandıkları yerlere göre eğriliyordu. Eğrilmiş ipliğe yışığ, bir arada eğrilmiş iki renkli iplere asrı yışığ deniliyordu. Bugün, Anadolu’da siyah ve beyaz karışımlı yünlere kırçıllı ip, alacalı ip denilmektedir. Dokumada dik atılan iplere eriş (çözgü), yan atılan iplere arkağ (atkı) denilmekteydi.
Bugün de dik iplere eriş, erişi, arış, yan atılan iplere de argaç, arkaç, arageçki ismi verilmekteydi. Tezgaha ne isim verildiği belirtilmediği ancak tezgahta, çözgüleri birbirinden ayıran (alt ve üst iplikler) alete közek denilmekteydi. Aynı alet günümüz Anadolu Türkçe’sinde kücü-küzü diye bilinmektedir.
“Yünün eğrilmesinde iğ ve kırman kullanılmaktaydı. İp’e ig veya yig denilmekteydi. Kirman’ın uç adı verilen bir ağaçtan yapıldığı bilinmektedir. İğin ağırlığına arguşak deniyordu. Günümüz Anadolu Türkçe’sinde de ağırşak diye söylenmektedir.
Şüphesiz yüzyılda pamuk da önemli örgü ve özellikle de dokuma hammaddesi idi. Gerçektende biz, atılarak kabartılmış ve eğrilmek üzere hazırlanmış pamuk sümeğine “pisti” denildiğini Kaşgarlı’nın kayıtlarından öğreniyoruz.
Türkler dokumacılık bilmezlerdi. Bunu Anadolu’ya gelince öğrendiler. Oysa yünlü ve pamuklu dokumacılığı da, pamuk tarımını da, ipekli dokumacılığı da, ipek böcekçiliğini de Türkler beraberinde Anadolu’ya getirdiler. Bunun en büyük kanıtı da Divan-ü Lügati-‘t Türk’tür. (Genç, 1996)
Halı, Orta Asya’da hasır, keçe ve kilim gibi bir yaygı idi. Bu sebeple belki de başlangıçta, aynı ad ile anılan yaygılar ayrıntılara uğramışlar. Türkler Orta Asya’da halı ve kilimi aynı isimlerle adlandırıyor. Halı ve kilim gibi yere gerilen şeyler kiviz, kiwiz adını veriyorlardı. Kırgız Türklerinde halı, kalı-kilam, yani halı-kilim şeklinde söyleniyordu.
XI.yy’da Kaşgarlı Mahmud keçe ile yere serilen halı ve kilim gibi şeyleri kesin olarak ayırmıştır. O’na göre kidhiz “keçe” demektir. Kiviz, kiwiz ise “halı ve kilim gibi yere serilen yaygıların adıdır”. Görülüyor ki bu iki deyiş, birbirine benzemelerine rağmen, aralarında anlayış bakımından açık bir ayrılık mevcuttur.
Türk Halı Kilim ve Düz Yaygılarının taşıdığı gelenekler, Orta Asya’dan bu tarafa devam eden, kültür zenginliğini göstermektedir : Dokumada koyun yünü, keçi kılı gibi, dokumaya elverişli malzemenin kullanılması, teknik özellikteki çeşitlilik, boyların elde edilişi, dokumalardaki çeşit bolluğu, motiflerin zenginliği ve Türklerin değişik bölgelerde yaşamak zorunda kalmalarına karşın, Orta Asya kültüründen vazgeçmeyip, geleneklerine devam etmeleri sonucu kullandıkları ortak motifler ve bunların anlamları ve yapılan dokumalardan yararlanmanın deneme zenginliği, Türk kültürünün de zenginliğini ortaya koymaktadır. Bu zengin kültür de, Türk dünyasının ortak özelliklerini göstermektedir.
Türklüğün ayrı coğrafya, ayrı devlet ve ayrı tarihlerin sahibi olmaktan doğan boy ve kabile topluluklarının yapılanışları, yabancı ve yerli araştırıcıların yanlış hükümler vermesine yol açmıştır.
Anadolu, bugün tarihi halı ve kilimleri açısından büyük bir hazine gibidir. Türk insanın geçmiş tarihinin buluntularında, halı ve kilim parçalarında ve bunların üzerindeki motif ve renklerdir. Halıcılık, hem kültür hem de ekonomik açıdan büyük bir sektördür. Ancak bu kültürün geleceğini garantilemek, öncelikle bu kültürü iyi tanımak, geçmişini iyi irdelemek gerekir.
Türkler Anadolu’nun ayrı ayrı yerlerinde, kendi aralarında boy ve oymak toplulukları halinde yaşamışlar. Bunun sonucunda halı ve kilim sözcüğünün tarihsel gelişimi içerisinde farklı ortamlarda, farklı sözcük yapıları ortaya çıkmış, bazen de sözcüklerin yapı ve anlamında kaymalar ortaya çıkmıştır. Arapça, Farsça gibi başka dillerden kelimeler alınmış ve bunları kendi ses yapısına uygun hale getirerek anlamı değiştirilmiştir. Geçmişten günümüze kadar değişerek gelişmiş ve bu evre sonunda halı ve kilim olarak sözcükler, bugünkü yerini almıştır. Gelecekte de bu kelimelerin gelişim evreleri değişmeye ve gelişmeye devam edebilir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 22-01-2007, 10:33   #2
Forumun Basketçisi
 
AyTeK54 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

tşkler imparator
__________________
вιzє єğℓєηмєуι уαηℓış öğяєттιℓєя çüηкü σηℓαя нιç "ραѕ¢αℓ ησυмα" ιℓє ∂ιѕ¢σуα gιтмє∂ιℓєя...
AyTeK54 Ofline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 01:53 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580