![]() |
34 - Istanbul SEMT İSİMLERİMİZ NEREDEN GELİYOR Aksaray: Fatih'in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler. Ahırkapı: Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi. Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor. Bebek: Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması. Beşiktaş: İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde. Beyazıt: Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı. Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor. Bakırköy: Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı. Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor. Çemberlitaş: Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi. Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor. Eminönü: Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor. Feriköy: Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı. Galata: Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi. Okmeydanı: Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış. Şişli: Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor. Şaşkınbakkal: Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkanı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı. Sütlüce: Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu. Tahtakale: Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor. Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı. Teşvikiye: Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeleliyor. Unkapanı: Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı. Üsküdar: Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü. |
BEYOĞLU Beyoğlu, İstanbul'un Avrupa yakasındadır. İstanbul'un ilk yerleşim yerlerinden biridir. Tarihte, "Karşı yaka" anlamına gelen "Pera" adıyla bilinmektedir. Beyoğlu sınırları içindeki Galata, Bizans döneminde daha çok Cenevizliler'in yaşadığı bir bölgeydi. Beyoğlu, 1924 yılında idari yapı içinde İstanbul'un bir ilçesi olarak yer almıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Beşiktaş ve Şişli'yi de idari olarak içinde barındıran Beyoğlu 1930 yılında Beşiktaş ilçesinin kurulması, ardında da diğer idari tasarruflar sonunda bugünkü durumuna gelmiştir. İlçe, kuzeyde Eyüp, Kağıthane, Şişli ve Beşiktaş'a, güneyde ise Fatih ve Eminönü ilçelerine komşudur. Beyoğlu'nun Boğaz'ın Anadolu yakasındaki komşusu ise Üsküdar'dır. Beyoğlu adının ortaya çıkışına ilişkin çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan birisine göre; Beyoğlu adı, Fatih Sultan Mehmed zamanında Pontus prenslerinden Aleksios Komnenos’un islamiyeti kabul ederek burada oturmasından kaynaklanır. İkincisine göre ise; burada oturan Pontus prensi değil, Kanuni zamanındaki Venedik elçisi Andre Giritti’nin oğlu Luigi Giritti’dir. Türkler’in “Bey Oğlu” diye andıkları bu adam, elçinin bir Rum kadınla evlenmesinden dünyaya gelmiştir. Oturduğu konak da Taksim yakınında bir yerdedir. Diğer birine göre ise; Kanuni Sultan Süleyman döneminde burada oturan Venedik elçisine yazışmalarda Beyoğlu dendiği için bu semt de Beyoğlu adını almıştır. Beyoğlu ilçesi günümüzde, 45 mahalleden ve yaklaşık 225 bin yerleşik nüfustan oluşan bir yerleşim yeridir. İş, eğlence ve kültür merkezi olması nedeniyle bu ilçe sınırları içerisindeki gündüz ve gece nüfusu birkaç milyonu bulmaktadır. Bazılarına göre Beyoğlu, Karaköy’den Taksim’e kadar uzanan bölgedir. Bazılarına göre de, Tünel Meydanı’ndan Taksim’e uzanan bölümden ibarettir. > İlçedeki tiyatrolar, gazinolar, içkili eğlence yerleri, bugünkü durumu da hesaba katarsak sinema salonları ve kültür merkezleri İstanbul'un diğer ilçe ve semtlerinden daha yoğundur. Aynı zamanda yabancı elçiliklerin de yoğunlaştığı bir semt olan Beyoğlu'nun esas ahalisi Avrupa kökenli levantenler olmuştur. Beyoğlu'nun mimarisi de öteden beri batılı tarzda gelişmiştir. Beyoğlu ve çevresinde İstanbul'un diğer yerlerinden daha çok sayıda kilise ve sinagog da bulunmaktadır. Kılık, kıyafet ve yaşam tarzı ve binalar açısından bütün halinde Türkiye ölçeğinden farklı bir yaşam ve görüntünün asıl yoğunluk kazandığı yer, kuşkusuz, Beyoğlu olmuştur. 1860-1864 arasında Aşıklar ve Ayazpaşa mezarlıkları kaldırırılmış, Galata surları yıktırılmış, yeni caddeler ve sokaklar açtırılmış; yangınların önlenebilmesi için ahşap bina yapımı yasaklanmıştır. 1873’de Galatasaray’ı Beyoğlu’na bağlayan Tünel açılıp hizmete girmiştir. 1913’te ise Beyoğlu-Şişli arasında elektrikli tramvaylar hizmete girmiştir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçildiğinde de Beyoğlu’nun yerleşme alanı Teşvikiye ve Maçka’dan Beşiktaş’a, Şişli ötelerine, Haliç ve Boğaziçi yamaçlarına uzandı. Bu gelişme sırasında konutlar yavaş yavaş iş yerlerine dönüştü. Önceleri adı Cadde-i Kebir iken Cumhuriyetten sonra İstiklal Caddesi denilen ana yol boyunca mağazalar, bankalar, kahvehaneler, tiyatrolar, sinemalar, pastaneler ve eğlence yerleri açıldı. Bu gelişme Halaskargazi Caddesi boyunca Şişli’ye doğru sürdü. Dünyada yeraltında yapılan raylı ulaşım denemelerinin ilk örneklerinden olan Tünel de 19. yüzyılın ikinci yarısında Beyoğlu'nda tesis edilmiştir. Cumhuriyet'ten sonra, büyükelçiliklerin Ankara'ya nakledilmesi, varlık vergisi konulduktan sonra bir çok gayrimüslim vatandaşın Türkiye'yi terk etmesi, İsrail'in kurulması üzerine çok sayıda yahudi'nin İsrail'e göç etmesi, bölgedeki garimüslim nüfusun azalmasına yol açmış, nüfus dengesi müslümanlar lehine değişmiştir. Bugün Beyoğlu ilçesinin sınırları içerisinde çok sayıda önemli kurum ve mekan bulunmaktadır. Bunların arasında; Fındıklı’daki Mimar Sinan Üniversitesi, Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Kültür Merkezi, Kasımpaşa’daki Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, Sütlüce’deki Tophane-i Amire ( Koç Sanayii Müzesi), Aynalıkavak Kasrı, İstiklal Caddesi’ndeki İstanbul Sanayi Odası, Yapı Kredi Kültür ve Yayıncılık, Çiçek Pasajı, Balık Pazarı, Aksanat, çok sayıda sinema, Muammer Karaca Tiyatrosu, Tünel ve Tramvay ulaşımı, Galata’daki Galata Kulesi de bulunmaktadır. EMİNÖNÜ İstanbul'un "Tarihi Yarımada" denilen bölümü olan sur içindeki iki ilçeden biridir. Esasen, Cumhuriyet dönemine kadar idari bölünmede "İstanbul" veya "Dersaadet" olarak adlandırılan yer de suriçindeki Fatih ile Eminönü'dür. Eminönü ilçesi kuzeyden Haliç, güneyden Marmara Denizi, doğudan İstanbul boğazı batıdan ise Fatih ilçesi ile çevrilidir. İlçe bütünüyle İstanbul kentinin tarihi çekirdeği olan suriçinde yer alır ve merkezi alanın en canlı bölgelerinden birini oluşturur. Eminönü ilçesinin bulunduğu mevki İstanbul'un ilk kurulduğu mevkidir. İlçe, adını İstanbul limanının bir bölümünü teşkil eden ve Osmanlı döneminde bu mevkide bulunan Gümrük Eminliği'nden alır. Tarihi yarımadanın doğu ucunda bulunan Eminönü, batıda Fatih ilçesiyle komşudur. Yüzölçümü 5 kilometrekaredir. İstanbul'da iş hayatının en yoğun olduğu bölgelerden biri olan, gündüzleri 1 milyona yakın bir nüfusu üzerinde barındırdığı Eminönü'nün nüfusu 1997 yılında yapılan sayıma göre 65.246'dır. İlçenin semtleri: Eminönü, Sirkeci, Bahçekapı, Cağaloğlu, Sultanahmet, Süleymaniye, Çemberlitaş, Çarşıkapı, Beyazıt, Laleli, Kadırga, Gedikpaşa, Kumkapı, Çatladıkapı ve Mahmutpaşa'dır. Eminönü ilçesini oluşturan mahalleler şunlardır: Alemdar, Balabanağa, Binbirdirek, Bayazıt. Cankurtaran, Demirtaş, Emin Sinan, Hacı Kadın, Hobyar, Hoca Gıyasettin, Hoca Paşa, Kalenderhane, Katip Kasım, Kemal Paşa, Küçük Ayasofya, M. Hayrettin, M. Kemalettin, Mercan, Mesih Paşa, Molla Fenari, Molla Hüsrev, Muhsine Hatun, Nişanca, Şehsuvar, Rüstem Paşa, Saraç, İshak, Sarıdemir, Süleymaniye, Sultanahmet, Sururi, Tahtakale, Kaya Hatun ve Yavuz Sinan. Semt olarak Eminönü, Yeni Cami, Mısır Çarşısı ve çevresidir. Eminönü, 1928'de İstanbul Merkez ilçesinin ikiye ayrılmasıyla ilçe yapılmıştır. Tarihi İstanbul'un kuruluşu kadar eski olan Eminönü İstanbul'un ön önemli ve en bilinen tarihi eserlerini de içinde barındırır. Büyük Ayasofya, Küçük Ayasofya, Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Burmalı ve Örmeli Sütun, Dikilitaş, Beyazıt Meydanı, Bizans döneminde Hipodrom, Osmanlı döneminde Atmeydanı olan bugünkü Sultanahmet Meydanı, Yeni Cami, Kapalıçarşı, Nuruosmaniye Camii, Çemberlitaş, Bayazıt Camii, İstanbul Üniversitesi Merkez binası, Çemberlitaş, Şehzade Camii, Laleli Camii, Mısır Çarşısı, Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçları gibi önemli tarihi eserler Eminönü ilçesi sınırları içindedir. Binlerce dükkanın sayısız merak ve ilgiye hizmet ettiği Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı -İstanbul'un iki büyük kapalı çarşısı- Eminönü ilçesindedir. Tarihi ve ticari özelliklerinin yanısıra, İstanbul'un yönetim merkezi de Eminönü'ndedir. İstanbul Valiliği, Defterdarlık, vergi dairelerinin birçoğu bu ilçenin sınırları içinde bulunmaktadır. İstanbul Üniversitesi'nin birçok fakültesi, sadece İstanbul'da ya da Türkiye'de değil, dünyada da çok iyi tanınan Süleymaniye Kütüphanesi başta olmak üzere Bayazıt, Köprülü gibi kütüphaneler Eminönü'nü aynı zamanda bir eğitim ve kültür merkezi haline getirmektedir. EYÜB İstanbul'un Avrupa yakasında, İstanbul surlarının hemen dışındadır. Doğusunda Kağıthane ve Beyoğlu, güneyinde Fatih ve Zeytinburnu, batısında Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa ilçeleri vardır. Eyüp ilçe sınırları mücavir alanı kuzeyde Karadeniz'e kadar uzanmaktadır. Yüzölçümü 242 kilometrekare olan Eyüp, Kemerburgaz bucağını da içine almaktadır. Eyüp'ün, Haliç'e 2,6 kilometre kıyısı vardır. Daha önce Eyüp ilçesi sınırları içinde olan Bayrampaşa, 1990'da ilçe yapılarak Eyüp'ten ayrılmıştır. Eyüp İlçesi yerleşme alanındaki mahalleler Eyüpsultan Merkez, Nişanca, Defterdar, Düğmeciler, İslambey, Rami Cuma, Topçular, Rami Yeni, Silahtarağa, Sakarya, Alibeyköy Merkez, Esentepe, Karadolap, Yeşilpınar, Akşemseddin, Çırçır, Güzeltepe ve Emniyettepe mahalleleridir. Eyüp ilçesi kırsal alanında Kemerburgaz Belediyesi ve bağlı olarak Mimar Sinan ve Mithatpaşa mahalleleri , Göktürk Beldesi ile Akpınar, Ağaçlı, Çiftalan, Ihsaniye, Işıklar, Odayeri, Pirinççi ve Yayla köyleri yer almaktadır. Eyüp semti, Fetih'ten sonra Fatih Sultan Mehmet'in, Eyüp Sultan Türbesi’ni yaptırmasıyla gelişmeye başlamıştır. Aynı yıllarda bu yapılara eklenen medrese, aşhane, kütüphane, imaret, hamam ve diğer yapılar çevresinde, Eyüp'teki doku oluşmaya, ilçe şekillenmeye başlamıştır. Eyüp'te, Osmanlı'nın tipik karakterini yansıtan tarihi yapılaşmanın içine 19. yüzyılda batı tarzı yapılar da katılmaya başlamıştır. 1930'lu yıllardan itibaren, Haliç çevresi fabrikalarla dolmaya başlamış, kıyıdaki tarihi yapılar, sahilsaraylar yıkılarak yerlerine irili ufaklı fabrika ve imalathaneler inşa edilmiştir. Son dönemlerde Haliç’in etrafı temizlenmesine rağmen Eyüp, henüz eski güzelliğine ve canlılığına kavuşamamıştır. Eyüp merkez yerleşmesi sit alanı ve koruma alanı ile Haliç sahilinde ve koruma alanının batısında anıt eserleri ve sivil mimarlık ürünü tescilli yapıları içermektedir. Eyüp Tarihsel ve Kentsel Sit Alanı Eyüpsultan Külliyesi ve yakın çevresini, Nişanca ve Defterdar mahalleleri ile Düğmeciler Mahallesi’nin bir kısmını içine alan 109 hektar büyüklüğünde bir alandır; koruma alanı ise Eyüp Merkez Mahallesi’ni, Düğmeciler ve İslambey mahallelerinin bir kısmını ve tarihi Eyüp Mezarlığı’nı kapsayan 168 hektar büyüklüğünde bir alandır. Piyer Loti:Ünlü Fransız romancı Pierre Loti, 1850-1923 yılları arasında yaşadı. Gerçek adı Louis Marie Julien Viaud olan yazar aynı zamanda bir deniz subayıydı. 1867 yılındaki Okyanusya seferi sırasında, Büyük Okyanus’ta yetişen bir çiçeğin adı olan Loti takma adını aldı. Mesleği sayesinde Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerini, kültürlerini görme fırsatı buldu ve yazdığı anı ve romanlarda bu seyahatlerinde edindiği bilgilerden çok faydalandı. Denizcilik öğpreniminin ardından 1881’de yüzbaşı, 1906 yılında da albay rütbesini aldı. İstanbul’u da ziyaret eden Loti, bu şehirden ve Osmanlı kültüründen çok etkilendi ve daha sonra defalarca buraya gelerek uzun süre burada yaşadı. İstanbul’a ikinci gelişinde (1879) o zamanın Osmanlı Dönemi Türkiyesi’ni anlattığı “Aziyadé” adlı romanına adını veren kadınla tanıştı. Loti, bu romanla birçok eleştirmenden olumlu not aldı ve geniş bir kitle tarafından tanınmış oldu. Daha sonra roman yazmaya devam etti ve birçok önemli yapıta imzasını attı. Gözlem yönü kuvvetli olan Pierre Loti, yazılarında oldukça yalın bir dil kullandı ve aşk, ölüm, umutsuzluk gibi öğelere fazlaca yer verdi. Eyüp sırtındaki Pierre Loti Kahvesi, bütün Haliç’in tepeden görülebildiği, doğal ve sakin bir mekan. Eyüp, dini mekanları, mezarlıkları, doğal güzellikleriyle önemli ve eski bir yerleşim bölgesi. Eyüp’ten Eminönü’ne kadar tüm Haliç’in tepeden görülebildiği Pierre Loti Kahvesi, yerli ve yabancı turistlerin oldukça ilgi gösterdiği bir yer. Osmanlı kültürüne ve yaşayış biçimine hayranlık duyan yazar Pierre Loti, İstanbul’da bulunduğu dönemlerde bu kahveye sürekli gelirdi. Özellikle nargileye meraklı olan Loti, burada saatlerce oturur, insanlarla sohbet ederdi. Kahvehaneye, Eyüp’ten arabayla veya mezarlıkların içinden geçen patika yoldan yaya olarak ulaşılabiliyor. Hafta içi öğlen saatleri dışında, oldukça kalabalık olan Pierre Loti Kahvesi’ne turistlerin yanı sıra İstanbullular da ilgi gösteriyor.Kahvenin arkasında kalan bölümde ise inşaatı bitmiş ve faaliyete geçmesi beklenen , eski İstanbul evleri şeklindeki apart hotel evleri, restoran ve kafeden oluşan bir kompleks bulunuyor. Divanyolu’ndaki caddeyle birlikte buraya da Pierre Loti’nin adı verildi. |
KADIKÖY İstanbul'un Anadolu yakasında, Kocaeli Yarımadası üzerindedir. Kuzeyinde Üsküdar ve Ümraniye, doğusunda Maltepe ilçeleri, güneyinde Marmara denizi vardır. Yüzölçümü 33 kilometrekaredir. Bugün Tunus'un bulunduğu yerde M.Ö. 825 yılında Sur şehrinden gelen Fenikeliler (Tyrienler) bir şehir kurmuş , sonraları Kartaca adını alan bu yerleşim merkezine "Karchedon" adı verilmişti. Fenikeliler Kadıköy'e yerleşmeye başlayınca buraya "Yenişehir" anlamına gelen Chalkedon demişlerdir. Karchedon ve Chalkedon kelimelerinin ikisi de Fenike ismidir. Birbirine yakınlığı da gayet açıktır ve böylece Kalkedon'un bir Fenike şehri olduğu kanaati açıklık kazanır. Daha sonraki yıllarda İstanbul Türkler tarafından zapt edilmiş ve Kadıköy, Fatih'in ilk kadısı olan Hıdır Bey'e makam ödeneği karşılığı arpalık olarak verilmiştir. Böylece Kadıköy ismi yerleşip , günümüze kadar gelmiştir. Tam olmamakla beraber kısmen kesinlik kazanan şudur ki: M.Ö.685 yılında Korint'ten gelen Megaralılar Kadıköy'de gene M.Ö. 658 yılında bir başka Megariyen Kabilesi de BİZAS idaresinde Sarayburnu'na yerleşmişlerdir. Bizas, yerleşim yerini tayin etmek için Delf şehrindeki kahinlere sorar ve " Körlerin karşısına yerleş! " önerisini alır. Bizas, Sarayburnu'na gelince yörenin güzelliğine hayran olur ve karşı tarafta yaşayan insanların bu güzel yer dururken Kadıköy'e yerleşmelerini körlükle vasıflandırarak, aradığı yerin Sarayburnu olduğuna inanır ve körler diyarı kabul ettiği Kadıköy'ün karşısına yerleşerek Bizans şehrinin nüvesini atar. İstanbul'un Bizas tarafından yerleşim merkezi olarak seçilmesinde Delf Kahinlerinin "Körlerin karşısına yerleş ! " efsanesi, bugüne kadar her kitaba geçmiş ve böyle kabul edilmiştir. Kadıköy'ün kuruluşu, Bizans'tan, yani İstanbul'un kuruluşundan 17 yıl kadar öncedir. Kuruluş tarihi olarak M.Ö. 675 yılı kabul edilir. Fikirtepe'den sonraki ilk yerleşme bugünkü Moda Burnu ile Yoğurtçu arasında kalan yerde kurulan Halkedon (Bakır ülkesi) olmuştur. Bu şehirden günümüzen herhangi bir kalıntı ulaşmamıştır. Fetih yıllarında küçük bir yerleşim birimi olan Kadıköy, fethi takib eden yıllarda da çok büyük bir gelişme göstermemiştir. Kadı Hızır Bey'in, bugünkü Osmanağa Camii'nin bulunduğu yere yaptırdığı cami, Osmanlı'nın buradaki ilk önemli yapısı olmuştur. Kadıköy'ün asıl gelişmesi, 19. yüzyılın 2. yarısında, Selimiye Kışlası, Haydarpaşa Askeri Hastanesi gibi önemli yapıların inşasından sonra başlamıştır. Özellikle 1857'de başlayan düzenli vapur seferleri Kadıköy'ü yerleşim için daha tercih edilir bir mevki haline getirmiştir. Kadıköy'ün bu özelliği günümüze kadar devam etmiştir. Kadıköy, 1869 yılında o zamanlar daha büyük ve önemli bir merkez olan Üsküdar Sancağı'na bağlanmıştır. Uzun süre Üsküdar'a bağlı kalan Kadıköy, 1930'da ilçe yapılmıştır. Kadıköy, şehirleşmesini büyük ölçüde tamamlamış olmasına rağmen nüfusu artmakta olan bir ilçemizdir. 1940 yılında nüfusu 58 bin olan Kadıköy, 1970'te 241 bin, 1985'te de 648 bin nüfuslu büyük bir şehir haline gelmiştir. Kadıköy'ün 1997 yılındaki nüfusu 699.379'dur. Kadıköy'de yaygın olan ekonomik etkinlik ticarettir. Kadıköy Çarşısı, Altıyol, Bahariye ve Bağdat caddeleri, ticari hareketliliğin yoğun olduğu yerlerdir. Kadıköy'de Oturmuş Tarihi Şahıslar: 446 yılında II. Teheodes Kadıköy'de oturdu. II. Konstantin döneminde Kadıköy'de yapılan sarayın güzelliğinden Villehardouin uzun uzun bahseder. Yeri tam olarak bilinmemekle beraber Yeldeğirmeni sırtlarında olduğu tahmin edilmektedir. Zira burada yapılan apartmanların temel kazılarında çok kalın duvar kalıntılarına rastlanmıştır. Eflatun'un talebelerinden Ksemokrates M.Ö. 4 yılında Kadıköy'de doğmuştur. O zamanlar Kadıköy kalabalık değildi; ama Boğazları ve Anadolu yakasını içine alan bir hükümet merkeziydi. Bizans İmparatoru Jüstinyanüs ve eşi Theodora Fenerbahçe'de yaptırdıkları sarayda yılın önemli bir bölümünü geçirirlerdi. Bizans'tan sonra Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman ve onu takiben bazı padişahlar Fenerbahçe'deki Şadırvan Köşkü'nda yaz mevsimlerinde oturmuşlardır KARTAL stanbul'un Anadolu yakasında, Kartal ilçesi, Kocaeli yarımadasının güneybatı kesiminde yer alır. Doğusunda Pendik, batısında Maltepe, kuzeyinde Sultanbeyli ilçeleri ve Samandıra beldesi, güneyinde ise Marmara denizi ile çevrilidir. Daha kuzeyde, mücavir alanları Ümraniye ve Şile ile buluşmaktadır. 1992 yılında, daha önce Kartal'a dahil olan Sultanbeyli ve Maltepe ilçe olmuş ve Kartal'dan ayrılmışlardır. Yüzölçümü 80 kilometrekaredir. Şehir merkezi, tarihin eski dönemlerinden beri küçük bir balıkçı köyüdür. ilk defa sahilde balık avlamak için gelip buraya yerleşen Kartelli isminde bir balıkçıdan dolayı buraya Kartal denildiği kabul edilmektedir. Öte yandan, Bizans zamanında, liman önemi taşıyan bu beldeye Kartalımın denildiği de bilinmektedir. Bu iki görüş birleştirildiği takdirde ortaya çıkan gerçeğin şöyle olduğu kabul edilmektedir: şehrin Bizans zamanındaki isminin söylenişi Kartal kelimesine yakın bir kelime idi. Türkler bu söylenişi. Türkçe Kartal kelimesine çevirerek kullanmaya başlayınca günümüze de bu şekliyle ulaşmıştır. 11. yüzyılda Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Bizans'tan alınmış ancak zaman içinde yeniden Bizans'ın eline geçmiştir. Kartal, 1329'da Bizans'la yapılan savaşın sonunda tamamen Osmanlı egemenliğine girmiştir. Osmanlı döneminde de küçük bir yerleşim mahalli olarak kalan Kartal, 1873'te Haydarpaşa-Pendik banliyö hattının açılmasından sonra nispeten hareketlenmeye başlamıştır. Cumhuriyet ile birlikte Kartal’ın gördüğü en büyük değişiklik 600 yıldır Osmanlı’nın hoş görü ve koruması altında Türklerle iç içe yaşayan Rumların, Lozan Anlaşması’nın ilgili hükmüne istinaden Yunanistan’a gönderilmesi ve oradan getirilen mucahir Türklerin bir kısmının Kartal’a yerleştirilmesi olmuştur. Böylece Kartal tam bir Türk şehri hüviyetine kazandı. 1947'de Kartal ve çevresinin sanayi bölgesi olarak belirlenmesiyle, ilçenin nüfusu ve üretimi artarken beraberinde ciddi oranda çevre kirlenmesi yaşanmıştır. Halen İstanbul içindeki en önemli sanayi bölgelerinden biri olan Kartal’da halkın büyük çoğunluğu da işçi olarak çalışmaktadır. İlçe merkezi ve Samandıra beldesinde yaklaşık 400 büyük ve orta ölçekte fabrika, 1300 atölye, 1200 küçük esnaf ve işyeri bulunmaktadır. Bu fabrika ve atölyelerde yaklaşık 40 bin işçi çalışmaktadır. Kartal'da ulaşım deniz, kara ve demiryolu ile sağlanmaktadır. Pendik-Kurtköy'de hizmete giren Sabiha Gökçen Havaalanına 15 dakika uzaklıkta bulunan Kartal'dan, Yalova'ya Deniz Otobüsü ve Yolcu Vapuru ile ulaşım sağlandığı gibi, ilçeden geçen E-5 Karayolu ilçeyi Anadolu'ya bağlar. İstanbul Boğazı üzerindeki Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinden Avrupa yakasındaki il ve ilçelerle karayolu ulaşımı sağlanmaktadır. Kadıköy'den Pendik'e kadar uzanan Bağdat Caddesi ilçede önemli bir yer tutmaktadır. Deniz kıyısındaki ulaşım Bostancı sahilinden, Maltepe ilçesini geçerek Kartal'a, oradan da Pendik yoluyla Tuzla ilçesine kadar uzanmaktadır. Diğer bir ulaşım ise; Büyükbakkalköy, Samandıra ve Sultanbeyli'den geçen Anadolu otoyoludur. |
AKSARAY http://img171.imageshack.us/img171/4501/aksaray21lf.jpg http://img171.imageshack.us/img171/4743/aksaray12og.jpg http://img171.imageshack.us/img171/9022/aksaray35tc.jpg ANADOLU HİSARI http://img165.imageshack.us/img165/2...hisari12ft.jpg AT MEYDANI DİKİLİ TAŞ http://img165.imageshack.us/img165/6...as192015du.jpg |
AYVANSARAY http://img173.imageshack.us/img173/8...nsaray19py.jpg http://img173.imageshack.us/img173/7...nsaray22pb.jpg BAHÇEKAPI EMİNÖNÜ http://img169.imageshack.us/img169/3...eminonu6hr.jpg http://img169.imageshack.us/img169/6...eminonu2ct.jpg ]BARBOROS BULVARI http://img169.imageshack.us/img169/3...ulvari10id.jpg BEŞİKTAŞ http://img134.imageshack.us/img134/2...siktas29lw.jpg http://img134.imageshack.us/img134/2...siktas37vw.jpg http://img134.imageshack.us/img134/3...siktas46go.jpg |
BEŞİKTAŞ İSKELESİ http://img134.imageshack.us/img134/4...iskele17yx.jpg http://img134.imageshack.us/img134/1...kelesi10az.jpg http://img134.imageshack.us/img134/8...kelesi29px.jpg BEYAZIT http://img146.imageshack.us/img146/6269/beyazit25mn.jpg http://img141.imageshack.us/img141/8201/beyazit38dw.jpg http://img141.imageshack.us/img141/8215/beyazit49xu.jpg http://img141.imageshack.us/img141/9443/beyazit59rj.jpg http://img99.imageshack.us/img99/5554/beyazit17pn.jpg |
BEYAZIT(1900) http://img265.imageshack.us/img265/1...it119003rc.jpg BEYAZIT(1909) http://img231.imageshack.us/img231/3...it119092ex.jpg BEYAZIT(1930) http://img231.imageshack.us/img231/4...it119306yy.jpg BEYAZIT KULESİ http://img265.imageshack.us/img265/1...si119008hn.jpg BEYKOZ(1878) http://img260.imageshack.us/img260/5...oz118787lx.jpg BEYLERBEYİ SARAYI(1870) http://img260.imageshack.us/img260/8...ayi18702fh.jpg BEYOĞLU http://img98.imageshack.us/img98/6986/beyoglu16qq.jpg http://img98.imageshack.us/img98/2223/beyoglu29rg.jpg BEYOĞLU (ŞİŞLİ) http://img99.imageshack.us/img99/979...usisli11bk.jpg BEYOĞLU(1930) http://img98.imageshack.us/img98/205...lu193018hl.jpg |
|
ÇENGELKÖYDEN BOĞAZ http://img350.imageshack.us/img350/4...gelkoy1ha8.jpg AYASOFYA http://img350.imageshack.us/img350/4...asofya1xe1.jpg ORTAKÖY CAMİİ http://img350.imageshack.us/img350/5...oycami1ud1.jpg SALTANAT KAYIĞI BOĞAZ GÖRÜNTÜSÜNSÜYLE http://img350.imageshack.us/img350/2...kayigi1lw9.jpg ORTAKÖYDEN KAR MANZARASI BİR ÖMRE BEDEL http://img350.imageshack.us/img350/8...rtakoy1mv2.jpg RUMELİHİSARI http://img350.imageshack.us/img350/3...hisari1ws0.jpg |
Canım İstanbul Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canim; Vatanim da vatanim... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare? Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul’da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi? Cumbalı odalarda inletir katibi mi... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler! Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler... Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sümbül kokan Türkçe’si bülbül kokan, İstanbul, İstanbul... Necip Fazıl Kısakürek |
İstanbul'a sisli bakış.. http://www.forumuz.net/images/statusicon/wol_error.gifOrjinal Boyutunda Açmak İçin ( 1003x667 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayınhttp://img514.imageshack.us/img514/3730/dsc15442ei.jpg http://www.forumuz.net/images/statusicon/wol_error.gifOrjinal Boyutunda Açmak İçin ( 1003x667 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayınhttp://img514.imageshack.us/img514/2665/dsc15728xs.jpg http://www.forumuz.net/images/statusicon/wol_error.gifOrjinal Boyutunda Açmak İçin ( 1003x667 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayınhttp://img514.imageshack.us/img514/4562/dsc15890ld.jpg http://www.forumuz.net/images/statusicon/wol_error.gifOrjinal Boyutunda Açmak İçin ( 1003x667 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayınhttp://img514.imageshack.us/img514/1406/dsc15910bj.jpg http://www.forumuz.net/images/statusicon/wol_error.gifOrjinal Boyutunda Açmak İçin ( 667x1003 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayınhttp://img514.imageshack.us/img514/3516/dsc15944hi.jpg |
hmm çok gzlll inş görmek nasip olur |
sağol kardeşim ama resimler orjinal değil sanki |
teşekkürler mazlum:) anket açıcağına bunu aç işte:D |
her hali başka güzel İstanbul'un... teşekkürler Mazlum... |
her türlüsü güzel bu şehrin. |
Alıntı:
|
Kız Kulesi Fotoları Ve Hikayesi http://www.obarsiv.com/dokumantasyon...z_kulesi-1.jpg http://img.blogcu.com/uploads/skayli...si2%5B1%5D.jpg http://img254.imageshack.us/img254/9...ower0248qd.jpg http://www.resimler.tv/data/media/93...ulesi-gece.jpg http://img.blogcu.com/uploads/osman06_kiz_kulesi_1.jpg Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius’un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero’nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit’in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.Yıllar sonra Afrodit’in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros’un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros’un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero’nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi’nden boğazın sularına bırakır. Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya’nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır. En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi’nin askerleri ile Kızkulesi’ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru’nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar’dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen “Atı alan Üsküdar’ı geçti” lafı bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. |
romantik erkek eLLerine sağLık :D:) |
Galata Kulesi Hakkında Bilgi Ve Fotoları http://www.azizistanbul.com/foto/galatakulesi1925.jpg http://www.azizistanbul.com/foto/galatakulesi1935.jpg http://www.haberdefteri.com/foto/upl...99/4523975.jpg http://www.mustafacambaz.com/data/me...a_kulesi_7.jpg http://fototiryaki.com/albums/userpics/10009/03.jpg İstanbul’da, Galata semtinde bulunan tarihi kule. Kule 14. yüzyılda Galata'ya yerleşen Cenevizliler tarafından, 1348 yılında bölgelerini yabancılara karşı korumak amacıyla, Galata surlarına ek olarak yaptırılmıştır. Galata surlarının baş kulesidir. 16. yüzyılda Kasımpaşa tersanesinde çalıştırılan esirler için zindan olarak kullanılmış, daha sonraları tersanenin ambarı haline getirilmiştir. İlk uçan Türk olan Hezarfen Ahmed Çelebi, ünlü uçuşunu Galata Kulesi'nden yapmış ve Üsküdar'a kadar uçmayı başarmıştır. Galata Kulesi, dünyanın en eski kulelerinden biridir. 528 yılında Bizans İmparatoruJustinianus hükümdarlığı sırasında yapılmıştır. 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanılmıştır. 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimine geçmiştir. Yerden, çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 77,25 metredir. Yapılan statik hesaplamalara göre kulenin ağırlığı yaklaşık 10.000 tondur. Duvarlarının kalınlığı ise 3,75 metredir. Derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda birçok kafatası ve kemik bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu zindan olarak kullanılmıştır. Kulenin kalın gövdesi işlenmemiş moloz taşındandır. Galata Kulesi'nin iç çapı zemin katında 8,95 dış çapı en alt kısmında 16,45 m ve duvar kalınlığının birer çıkıntısı (segment) şeklinde devam eder. 4. Kattan sonra, Türk çağı yapımı olduğunu gösteren biçimde mazgallar ve 5. Katta top namlularının yerleştirildiği yuvalar vardır. Yerden külah ucuna kadar kulenin bütün yüksekliği 66,90 m'dir. 7. ve 8. katların her biri 14 pencerelidir. Daha eski bir kulenin yerinde 14–15 yüzyıllarda inşa edilmişti. Haliç’in, tarihi İstanbul’un, Boğaziçi girişinin ve Asya yakasının benzersiz manzarası en muhteşem şekilde Galata Kulesinden görülür. Limanı ve şehri gözetlemek gayesi ile kurulan kule değişik amaçlarda asırlarca kullanıldıktan sonra, günümüzde de orijinaldeki gibi, manzarayı seyretme işi görmektedir. Asansör ile çıkılan kulenin üst iki katı restaurant ve gece kulübü olarak organize edilmiştir. Buralardan ve panorama terasından İstanbul’un görünümüne doyum olmaz. Buraya özgü atmosfer ve güzel bir manzarada, oryantal dansözler, folklor ekipleri, şarkıcılar ile renkli İstanbul geceleri yaşanır. |
güzel saol gökhan |
resimler haria tşk |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
ben tesekkur ederım arkadaslar begenmenıze sevındım |
resimler çok güzel sağol :) ah istanbul ah :D |
TEŞEKKÜRLERR... sevdiğim bir mekan... |
teşekürler sayende örenmiş bulunmaktayıs =) |
nerde o eskı asklar ahhh ahh :D:D |
bu mitolojik olanı hiç duymamıştım ama 2. kehaneti babannemden her kız kulesinden geçişimizde dinlemişimdir...:) |
harika kareler teşekkürler gökhan |
tesekkürler abim cok güzel resimlerdi ve ayrıyetten atı alan üsküdarı gecti atasözünüde öğrenmis olduk ;) |
renkli istanbul geceleri yasanır :D cok doğru demisler |
tesekkürler mazlum krdsm :) |
tesekkürler krdsm bilgilerin için :) |
eyv güzel... |
teşekkürler Gökhan... |
İstanbul'da ilkler tarihi İstanbul'da ilkler tarihi Eminönü Belediyesi tarafından basılan kitapta, İstanbul`un ilk surları, ilk metrosu, ilk tüp geçit projesi, ilk genelevi, ilk hapishanesi gibi bilgiler yer alıyor. Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Süleyman Faruk Göncüoğlu tarafından hazırlanan ve Eminönü Belediyesi tarafından basılan kitapta, İstanbul`un ilk surları, ilk metrosu, ilk tüp geçit projesi, ilk genelevi, ilk hapishanesi gibi bilgiler yer alıyor. Yaşanan ilk büyük deprem Tarihi kaynaklara göre İstanbul`da bilinen ilk yer sarsıntısı miladi 358 yılında olmuş. Deprem şehirde büyük hasara ve paniğe neden olmuş. İlk sütun Sultanahmet ve Beyazıt arasında uzanan caddenin bir kenarında yer alan ve bu semte adını veren Çemberlitaş, Roma Imparatorluğu`nun dünyaya yayıldığı yıllarda Frigya`dan alınarak Roma`daki Apollon Tapınağı önüne dikildi. Üzerinde güneşi selamlar vaziyette Tanrı Apollon`un heykeli bulunan sütun, istanbul`u yeniden imar eden l`inci Konstantinus tarafından Roma`dan getirerek, 11 Mayıs 330`ta şu anda bulunduğu yere dikildi. İlk surlar Kentin en eski surları İstanbul`un ilk kurulduğu yer olan bugünkü Topkapı Sarayı`nın bulunduğu tepeyi çevreliyordu. İlk kilise l`inci Konstantinus kendi kurduğu şehirde ölümünden sonra gömülmek için bir kilise yaptırdı. İstanbul`da inşa edilen ilk kilise olan ve şu anda Fatih Camisi`nin bulunduğu yere yaptırılan kilise, Hz. İsa`nın on iki havarisine adanmış olduğu için `Havariyim Kilisesi` olarak biliniyor. 4`üncü yüzyılda yapılan bu kilesinin kesin yeri konusundaki tartışmalar ise hâlâ devam ediyor. İlk tüp geçit projesi Fransızlar 1860-1870 yıllan arasında denizaltında Sarayburnu-Üsküdar (Şemsipaşa) arasında bir çelik tünel tasarımı sunmuş. Bu projedeki temel amaç Rumeli ve Anadolu demiryollarının kesintisiz olarak birlikte çalışmalarıymış. Bugünkü tüp geçiş projesi de aynı amacı taşıyor. Bilinen ilk hapishane Kayıtlara göre, kentte bilinen ilk hapishane Ayvansaray Semti`nde yer alan Anemas Zindanları. İlk kule İstanbul`un ilk kulesi miladi 1349`da Cenevizliler tarafından yaptırılmıştı. Cenevizliler bu kuleyi İstanbul`un deniz ticaretini kontrol etmek amacıyla inşa etmişlerdi. İlk yangın kulesi 14`üncü yüzyılda Cenevizliler tarafından yaptırılan `Galata Kulesi` kentin ilk yangın kulesi olarak kullanıldı. Kaçırılan ilk tarihi eserler 13 Nisan 1204`te 4`üncü Haçlı Seferi`yle İstanbul ilk olarak Latinler tarafından işgal edilerek üç gün boyunca yağmalandı. 57 gün süren ve 1261`de sona eren işgal sonunda, kenti yağmalayan Venediklilerin alıp götürdükleri Bizans ganimetleri arasında en değerli parça bugün hâlâ Venedik`teki San Marco Kilisesi`nin kapısının üzerinde duran dört at heykelidir. Anadolu Yakası`nda inşa edilen İlk cami Anadolu yakasının ilk camisi Üsküdar`da Rum Mehmed Paşa Camisi`dir. Camiyi 1466-1469 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış olan Rum asıllı Mehmed Paşa yaptırmıştır. En büyük deniz feneri Türkiye`nin uluslararası standartlardaki en büyük deniz feneri Şile`de bulunan deniz feneridir. İlk metro 1871-1876 arasında inşa edilen ve Karaköy (Galata) ile Beyoğlu`yu (Pera) yeraltmdan birbirine bağlayan toplu taşıma sistemi olan Tünel, Istanbul`in ilk metrosu olma özelliğini taşıyor. 1863`te hizmete giren Londra ile 1868 yılında inşa edilen New York Metrosu`ndan sonra dünyanın en eski üçüncü metrosudur. 18 Ocak 1875`de hizmete giren ve 573 metre uzunluğunda olan metro, o günlerde 170 bin liraya malolmuş. İlk elçi, ilk hediye İngiliz, ticarete ait imtiyazların yürütülebilmesi için ilk defa William Harborne`e elçilik payesi vermişlerdi. Horborne, 29 Mart 1582`de İstanbul`a geldi ve 24 Nisan günü padişahın huzuruna kabul edildi. Elçi o gün padişaha kraliçe tarafından gönderilen ve aralarında 500 sterlin değerinde bir masa saatinin de bulunduğu hediyeleri takdim etti. En büyük ahşap yapı Büyükada`daki Tepeköy denilen adanın en yüksek mevkiinde bulunan Rum Yetimhanesi, İstanbul`un en büyük ahşap yapısıdır. Halk arasında Kırmızı Saray olarak tanınan bina, 1898`de bir Fransız şirketi tarafından otel olarak inşa edilmiş. Mimarı da İstanbul`daki birçok binada imzası bulunan Mimar Alexandre Vallaury. Binanın otel olarak açılmasıyla ilgili gerekli izinlerin alınamaması üzerine Rum Ortodoks cemaatinden Banker Leonidas Zarifi nin dul eşi Eleni Zarifi tarafından 3 bin 700 altına satın alınarak yetimhaneye çevrilmek kaydıyla Rum Ortodoks Patrikliği`ne bağışlamıştır. İlk kız rüştiyesi Erkek rüştiyelerinden on yıl sonra 1862 yılında ilk kız rüştiyesi Sultanahmet`te `Çevri Kalfa Mektebi` adıyla açılmıştır. Kız rüştiyelerinin ilk muallimleri yaşlı erkeklerdir. (ALINTIDIR) umarım forumda önceden verilmemiştir.forum da arattım ama bulamadım |
sen neymısın be ıstanbullll:D:D |
Bu İstanbul'un her hali güzel yaa... bir İstanbullu olarak başka bir yerde yaşamak istemiyorum... |
beşiktaş :congrats::congrats::congrats: beşiktaş :congrats::congrats::congrats: :D |
Türkiye`de Saat: 16:01 . |
Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2