![]() | |
| Ana Sayfa | Kayıt ol | Yardım | Ortak Alan | Ajanda | Bugünkü Mesajlar | XML | RSS | |
| | #11 | ||
| Guest
Mesajlar: n/a
| Olay Bursa'da kabul töreni sırasında geçer: --Koca bir salona girdik. İçerisi dolu. Atatürk, salonun orta yerinde, ayakta duruyor. Tabur tabur mektepli çocuklar, kafile kafile gençler, orta yaşlılar, ihtiyarlar, kadın, erkek, herkes orada... Atatürk'ün önünden geçiyorlar. Geçerlerken hepsinin elini sıkıyor. Sıra bana gelinceye kadar onu uzaktan doya doya seyrettim. Mavi gözleri insanı ipnotizma ediyor, derler ya, hakikaten öyleydi. Mamafih uzaktan bana bir şey yapmadı. Demek ki herkesin üzerinde tesiri aynı değil, diye düşündüm. Büyük söylemişim. Benim de bulunduğum saf, ilerleye ilerleye el sıkma sırası bana geldiği zaman bir acayip şaşkınlığa uğradım. Pot kıracağım diye içime kurtlar girdi. Korktuğum da başıma geldi. Atatürk elini uzattı. Ben de uzattım. Elimi sıktı. İş bitti değil mi? Ne gezer. Atatürk elimi bırakmıyor. Bir daha sıkıyor. Herkesin elini bir defa sıkan Büyük Adamın benim elimi üst üste iki defa sıkması ne sebep Yarabbi. İçim gururla doldu. Ayrılacağım sırada Atatürk elimi üçüncü defa, sonra dördüncü defa sıkmaz mı? Alimallah Mongolfiye balonuna doldurulan gaz, benim içimi dolduran gurur ve iftihar hissinin hacmi yanında bir nefeslik hava kalırdı. Başımı kaldırıp Atatürk'ün yüzüne baktım. İnce dudaklarında hafif, bir tebessüm, mavi gözlerinin içinde istihzaya benzer bir belirti gördüm. Elimi bir kere daha sıktı. İşte o zaman kafama dank etti. Meğer ben, onun elini sıkıp ileriye doğru yürüyeceğim yerde, geri gitmeye hazırlanıyormuşum. O da her seferinde beni elimden çekip doğru yola sevketmek istiyormuş.-- (Banoğlu, 1954-b:92-93). | ||
|
| Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
![]() | ![]() |