![]() | |
| Ana Sayfa | Kayıt ol | Yardım | Ortak Alan | Ajanda | Bugünkü Mesajlar | XML | RSS | |
| | #11 | ||
| Guest
Mesajlar: n/a
| Bu öyküde de açıkça görüldüğü gibi, Mustafa Kemal Paşa, umutsuz görülen bir Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nın liderliğini yüklenirken, çevresindekileri tam anlamıyla kendine benzetmek zorunda olduğunun farkındaydı ve bu amaçla her yöntemi kullanıyordu. Pek doğal olarak ilk akla gelen yöntem de, izleyicilerin kendi yeteneklerine, öngörüşlülüğüne, yani --karizma--(keramet)sına inandırmaktı. Bunu sağlamak için Mustafa Kemal Paşa'nın hemen hemen hiçbir fırsatı kaçırmadığını görüyoruz. Örneğin, muzaffer orduların komutanı olarak İzmir'e girdiğinde kendinden konuşma isteyen Falih Rıfkı'ya da benzer bir --etkileyici-- davranışta bulunur. Falih Rıfkı, İzmir'e girişin ilk günlerinde Latife Hanım'ın Göztepe'deki konağında Atatürk'le ilk yakın temasını şöyle anlatıyor: --Mustafa Kemal'in ilk sofrasında bulunacaktık. Holde toplandıktan biraz sonra, arkasında beyaz bir Kafkas gömleği ile merdivenden indi. Bu kemerli gömlek, pek ahenkli bir endam ister. Mustafa Kemal, ince, zarif ve güzel bir erkekti. Kahramanlık şanının o günlerde, bu güzelliği nasıl cazibelendirmiş olduğu da kolay anlaşılabilir. Şimdi onun şahsiyeti ile tanışmak fırsatıydı. Derin bir merakla bütün sözlerini ve jestlerini izliyordum. İlk öğrendiğim şey, kuvvetli ve yanılmaz hafızası oldu. Bir aralık, --Müsaade eder misiniz sizi ilk önce nerede görmüş olduğumu anlatayım-- dedim. Hemen bakışı şehlaya kayarak: | ||
|
| Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
![]() | ![]() |