![]() |
Kalakalsak Öylece şimdi karşıma alıp seni, konuşsam saatlerce... anlatsam usanmadan yoksul zamanları... yüzünle, gülüşün yapışsa yüzüme kalakalsak öylece... gece sussa, yıldız uyusa yerinde, örtülse bütün kapıları evlerin... sadece sen olsan eşikte... kırmızı aşklar getirsen güneşten devşirme... hazan ortası yaksak! ... ısınsak be güzelim! . alevler büyüse, tenimizde esen yel ile... bir şarkı tuttursak sonra, bağırsak var gücümüzle “düriyemin güğümleri kalaylı” desek neşeli, oynak! .. uyansa uyuyan duygular, aşk denen köz ile.. sahi kandırmadın beni değil mi? düriye'yi oynatan üç telli saz misali, üç güzel söz ile... |
Kale benim taşlarımla örüldü senin sandığın kale... sözde düşürmeye gelmiştim bir tabur askerle... olmadı be! olmadı işte!... çünkü gözlerini koymuştun mazgallarına hem beni öldürdün onlarla hem askerlerimi... kal bakalım öylece... |
Kapan seç dediler / seçemem gene hayatımı yollar tutulmuş / bentler kazılmış atamam adımımı / üstüme yığılı taşlar var / zamanı ezerim altında / bana yazılmış anadolu kadınlığımı!... geç dediler / geçemem gene sevdalarımı yıkanan çamaşırda / yapılan ütüde / yemeğin tadında kalan ellerimle yazamam aşkımı / yatılan yatakta üstüme örtülen yorganın ağırlığını!... kaç dediler/ kaçamam gene uzağımı örülmüş duvarlar / ayaklarım çivilere çakılı! yaşadığım yıllarda / çocuklarda / baktığım aynalarda düşürdüm bakışlarımı... tanır mısın? |
Kardelene gündüz güneş örtüp, gece ışık yakarsın... baharda yaprak döküp, kışta çiçek açarsın... yakınımda arkanı dönüp, uzağımda bana bakarsın... olacak şey mi desem, bırakıp kaçarsın... |
Kavak Ağacı seni yol kıyılarında, su boylarında tanıdım kavak ağacı! rüzgarda salınışına takıldım önce, sonra baharda yeşeren dalına... uçuşan pamuklarına vuruldum!.. ellerin sandım onları /beyaz - yumuşacık avuçlarımda tuttum... söyle kavak ağacı! dere boyunda nasıl geçer zamanın? ayaklarını yıkayan suya mı dalarsın beni özlediğinde, karışır mı köpüklerine gözyaşın? dallarını kol, yapraklarını yürek mi yaparsın hasretine... eğ başını! ayın indiği gecelerde bak aynasına suların... oradayım. söyle kavak ağacı! nedir gövdendeki sarmaşık ısıtır mı seni acep aklına düştüğünde sıcaklığım?... soyun hadi! beni sar onun yerine / beline... çıkayım en tepene bir sana bakayım altımdaki, bir güneşe... istersen en kuytu yerine yuva yapayım pamuklarından, içine yavrularımı koyayım... kol kanat ger onlara ben dönünceye kadar kırlardan... kaptırma akbabalara,kartallara,yılanlara... vurdurma sakın silahlara, sapankayadan atılan taşlara... dayanamam... |
Kedilerin Aşkı en güzel aşkı, kediler yaşar. çünkü; hangimiz çıkıp bağırırız dam üstüne: 'seni seviyorum! ...' diye onlar kadar! .... |
Kelebek ellerini alıp senden açıyorum avuç avuç,kocaman... sonra yanyana koyuyorum ikisini (!!) kelebek oluyor, mavi kanatlı... bırakıyorum rüzgarına gönlümün... uçuyor çiçeklere... uçuyor dağlara... uçuyor güneşe... kanatları efil efil sevgi, kanatları efil efil bahar... parmağında saçımın teli, beneklerinde ellerim var düşürme e'mi!.. |
Kısa Devrem Gözlerin kısa devrem... Duydun mu? Et kokusunu, Kemik çıtırtısını Göz göze sevişirken... Gözlerin kısa devrem... İki kutbunda kar yağar aslında; Biri anot vuslat, Öteki katot ayrılık, Buluta giren... Gözlerin kısa devrem! ... Nerde görülmüş Yangından kaçanların öpüştüğü? Sen bir yana, Ben bir yana, Rüzgara sor istersen.... |
Kıytırık selkikti bütün ipler ben gerdim... bir ucuna seni astım öteki ucuna kendimi gittim geldim... geldim gittim... yüreğime hasret yükledim.. . yoktun sen! hayalinde seğirttim... rüzgar çaldı topladığım belemirleri sana verecektim delirdim... bağırdım ya, yetmedi sesim... nedense hep ayaküstü seviştik seninle ellerin dudak açtı gözlerin mıknatıs odağımda erittim... yandı kamış pipet üfledim... |
Kibir güneşi çalmak için uzadı sekoya ağacı... lakin; gözleri tepede, kulakları uzakta kaldığı için köküne: testere sesini duyamadı. şimdi, boylu boyunca yerde yatar ağaçcık, ben üstüne oturmuşum. güneş benim olmuş artık, ölüm onun! kibirinin bedeli... |
Koklayamam Doğma güneş! Alıp gidiyorsun batışında Takvim yapraklarımı.. Okuyamam.... Yağma yağmur! Yerimde değilim zaten Artırma heyelanlarımı... Dayanamam... Ne olur akma nehir! Şekillendi taşlar, Kuruttum yataklarımı... Islatamam... Böyle esme rüzgar! Alıştım dona, ayaza, Eritme kırağılarımı... Damlayamam... Gelme bahar! İstemem yeşilini, alını... Giyindim karalarımı... Soyunamam... Boşuna açma çiçek! Güzelliğin vız gelir; Yare çevirdim bakışlarımı... Koklayamam... |
Korsanlar Yaktı Gemilerimi Biliyor musun? Kaç kez keşfine çıktım senin! .. Denizde filo, Pusulamı şaşırıp.... Her seferinde, Ya korsanlar yaktı gemilerimi, Ya karaya vurdum.. Terk etti forsalar, Çaresizliği bana bırakıp.. Oysa, Ne çok istemiştim bir bilsen! .. Kumsala yatmayı Saçını saçıma karıştırıp... |
Krizantem Mevsim durmaksızın yırtıp sislerimi bir şiire yattım son dizesinde... (krizantem giyindim) sesinle çiziktirdim ilk harfini elini resimledim ilk hecesine (kokuna fesleğen iliştirdim) durup dururken ilk sözcük ihanet etti imgelerime (sen sevişmeye gittin ...) nehrin tam ortasına düştü kirpiğim ölü gözlü balıklar yapıştırdı göz kapaklarına aynasını sürmeledi suların, içmedin!.. oysa aşktı, temmuzdu biraz yaşamak istediğim şimdi ise, ağustosa kaldı seninle beraber kırmızı erikleri toplama hevesim... denizi kumlar çaldı, ilk sözcüğü gece; (seni sevmiştim!..) hüzün ve keder mimledim son sözcüğüne şiirin... yani ölümden baktım krizantem zamana görmedin! iplere asılan çamaşırlar gibi takılıp kaldım son harfine son şiirin... kurudu sıcaklığım (değmedin!..) rüzgar emdi nemimi, kattı denizlere martılar yükledi acımı uzaklara giden gemilere... bekledim, gelmedin!.. derdim, derdin değilmiş meğer!.. bu yüzden tamamlanmadı seninle başladığım şiir... küsüp gitti aşk arakladığım imgelerim... duydum ki göçü başlamış balıkların sakın dalma sulara! bir daha gelmez artık sevda açan krizantem mevsim... |
Nehrin Öte Yakası nehrin öte yakasında köpüklenir yüzün bir beyaz bulut örneği... ovasında susayan başakların umudu gibi bakar dururum oraya... şimdi dumanlarındasın dağların bir 'KARA TREN' geçti sana geldi yüreğim... köpük yüzlüm! üzüm gözlüm! sana baktıkça nehrin girdabına düştüm!... tut beni kollarında batmak üzereyim... sakın kurtarma!.. |
Not zamana not düşmek için bunca itişmelerim... gökyüzüne attığım tokat...kendime kutsal lakin! bulutların kırmızıya çalışı saçımın ulasından damlar... vah benim korkulu yanım! aşar da dağlar ötesi..boşuna masal.. ayaklarıma sürtünen yavru kedi tüylerinde,yumuşaklığında,sesinde sevgi sağan ellerimi taşır sokak sokak.. unutur sonra bir çöplükte.. kim arayıp,kim bulacak? ah benim yalnız yanım isyanım niyedir ki!..bunu ben istedim.. ellerim ve yüreğimde bütün kabahat... başat bir duygudur yokluğa davet hangi çarkın kanadında dönersek dönelim dökülürüz toprağa toprak olmak için... boş ver! önemini yitirmiş gitmelerim... sen kal kaldığın yerde uğrama çöplüğe kokumla yanar genzin.. hangi göze değsem eksilirim... |
Olmaz İşler olacak iş mi bu! ağır açılan kapıya seni giydiriyorum daha çok gıcırdıyor menteşesi... |
Ölüm Kokuyorum daha demin, geceye teslim ettim kendimi... sonu yok, yarının ardı gene gecey...bittim! .. simsiyah kuşlar gagaladı yıldızlarımı, ışığımı tükettim... bütün merhabalarım karanlığaydı zaten; güneşi unutup, selamı sabahı kestim... daha demin, terk edip gittim kendimi... bir yığın et ve kemik kaldı geride! bir de sana yazdığım son şiir: “pullarını elledim” şimdi neredeyim? anlamı yok artık kolumun, ayaklarımın, gövdemin ve yüzümün... yüreğim benimle ya, işte özgür, işte seninleyim... açan çiçeğe renk olmuşum hazanda, solan yaprağa umut! .. kuşun kanadıyım göç yollarında uçuyorum, bir havalanıp, bir konup! .. yorgunum! .. “aç kapını hancı! ” desem kapatacak biliyorum! neler yaşadım ki ben böyle? derin kuyulara atılan can gibi ölüm kokuyorum! .. uzaksın sen, uzağa vurgunum! ... bunun içindi kendimi terk edişim, bunun içindi geceye gidişim... lakin, seni bulduğum yerde kalamayacağım kesin. çünkü; yüreği elinde adımsız, ayaksız yolcuyum! |
Ömür Ağacımda Nar sen küçücük zamansın saatimde vuran... kanıma yayılıp yüreğimde duran (!) sevdansın / ömür ağacımda nar!.. tanelerini sayamam... dağılırsın şehir şehir dağılırsın köy bucak / toplayamam... sen yarsın / gönlüme sardığım kefen bezi! en beyaz gecemsin, en karanlık gündüzüm... dudağımda gülüşüm / gözümde hüznüm... düşümde gerdeğimsin / uyanınca gerçeğim anlatamam... sen dilimdeki türkümsün / yar aman!... nağmesinde dağlar / denizler eridi yollar tükendi / saatler bitti... küçücük zamansın demiştim ya! bir ömür yetti... sen şimdi kokumsun toprağımdaki ölümümsün / gel de yaşat beni!.. |
Pazarcı sana kıyamam ya yalandır bu her sevişmede dudağıma yapıştırırım dişim sayısı tenini sonra gül satan tezgah kurulur dudağımda kilo gülüş, metre pembe yada metre pembe, kilo gülüş satarım gelgeç herkese bedava senden alıp sattıklarımı kazancıma kattım sanma biliyorsun sen benim fakir fukara yanımsın istedikçe bitmez istedikçe gitmez istedikçe doymaz yanım gün yirmi dört saat bağdaş kurdum taşlığına sana kıyamam ya gene de bile bile yaparım bu işi çünkü senden alıp sattıklarımla yenilenirsin öteki gün öteki gece sabaha asma suratını 'pazar bulamadım' diye ben senin abonman satıcınım... |
Penceredeyim Bilmez miyim hiç? Dar zamanların var senin! Okunmamış mektupların, mesajların... Veremediğin selamın sabahın var Kendine sakladığın.... Ve Bana getiremediğin yazların var: Kırmızı haziranında dal dal kiraz! .. Temmuzunda namluya yatan ekin! ... Altından kaçırdığın bıldırcınlarla Bana geldi ellerin! ..(biraz buğday, biraz sevgi! ..) Hani Nerede gecemi delen gözlerin! ... Kendimden bilirim, Gidilmemiş hasretlerin var senin! Taşlı, uzak yolların...(en incesinin dönemecindeyim) Ot dolu yemyeşil bahçelerin var Isırganlarında çil çil olmuş tenin! ..(acını dindiremedim) Yaprak yaprak ebegümeçleri, Madımaklar, galdirikler... Dağlara küsüp gelen kokulu çileklerin....(şekli yüreğine benzer, giremedim! ..) Tarlalarını basan belemirlerin var (mosmor gökkuşakları olup gönlüme serilir...) Diyemedim! ... Boy boy sakız otların var Sevgine katıp çiğnediğim... Biliyorum, Göçmen kuşlara katılmamış kanadın var bir de... Hadi! Açtım göç yollarını Doldu mu heybelerin? ! .. Unutma sana yolladığım mendili (adını işlemiştim) Kırmızı yaşmağı (nişanesiydi bekaretimin..) İlk dizesini, sana yazdığım son şiirin (seni seviyorum demiştim...) Yüzünde ağarttığım geceyi (sabahında pembe gül dermiştin...) Kahvaltıda yediğim iki zeytin tanesini (gözlerine benzettiğim) Rengi değişmeyen zakkum çiçeğini (aşktı yani; kendimi zehirlemiştim...) Unuttuklarımı da unutma sakın! (hepsini sana vermiştim...) İkilemlere düşme sakın! Çık gel beklerken seni, Beklemediğim zamanında saatlerin...(şimdi değilse bile yarın!) Penceredeyim! ... |
Pimapenci Sevgilim daha iyi görebilmek için seni! pencereler açtırdım duvarlarıma... çift cam, pimapen! .. artık soğuk giremeyecek içeri bir daha! .. daha çok ısınacağım bu kış ellerin değince ellerime, yanacaksın... ne hayal ama! .. oysa açılan camlar neler getirdi odalarıma... çiviler, tuğlalar, ton ton toz... kum ve mala! ... cam kırıkları, pirinç elmas çekiç ve mermer...yürek ister anlatmaya... bir yığın ayak! .. kimi çekiç sallar çivi başlarına kimi sıva vurur pencere kenarlarına kimi de merak eder açılan kör yanımı(!) çevirip çevirip gözlerini bakarlar camlarıma... sorma gitsin evde bir karmaşa... yer değiştirmiş bütün eşyalar her biri bir çocuk sanki, oynarlar köşe kapmaca... masa, çiçeğinden yoksun çiçek saklanmış kapı arkasına... sandalyeler ayaklı ya atmışlar kendilerini dışarıya... birinin üstünde bir kedi uyuklar bir açıp bir örtmesinden anlıyorum gözkapaklarını dalmış et ile kemik hülyasına... aslında anlamazdım onun bu halinden ama ben de seni düşlerken aynı hallere düşüyorum inanmazsan inanma! .. bitti işte! ..açıldı pencerelerim ne sen geçtin sokağımdan ne de ben üşümekten vazgeçtim... seni yalancı seni! .. hani sen olacaktın pimapencim... 'aç kapa, kapa aç oyunu' oynayacaktık onlarla hala gelmedin..... |
Sakın Gitme günlerime mıhladım seni /gitme! sabahın ışığında kapıma vurdum önce, kuşluğumda sularıma... balıkların sevincinde allayıp pulladım yapış boynuma... kırlangıcın dalışında girdin yüreğime bir öğle vakti; yüreğim batak / yüreğim çamur deryası... bakıyorum boğulan gözlerine... 'ellerimi tut' diyorsun ya, tutmuyorum işte! iyice dal diye içine... en çok ikindilerde kızar güneş değer ekinlerin dibine... gözlerinin tırpanında yarılır toprak çek bakışlarını üstümden! gönlüm dilim dlim / gönlüm çatlak.. bir dolu yavru kuştur şimdi içim... kanatlanıp konarsın akşamıma; yorgun bakışlarında ekin yığınları ve kızıl bir güneş taşıyarak, benden saklama!... biliyor musun? sen gecemde açan gülümsün, dikenlerin batar tenime... kanar sevdam / karışır sabahın çiyine; ıslanır çimenler, ıslanır ayaklarım!... aşk yazar papatyalar yaprağında yine... seni günlerime mıhladım bikez kal öylece, sakın gitme! |
Samanyolunda Uzar Hasretim bir dağa yaslayıp başımı seyrine dalsam ovanın... hangi çiçek açar su boyunda ? hangi turna uçar güneye doğru ? hangi başakta örülür saçlarım / hangi rüzgarda çözülür sonra ? dola parmaklarını / savur harmanlara... bir dağa yaslayıp başımı seyrine dalsam suların... hangi ceylan su içer sabah vakti? hangi balık selam verir güneşe? hangi mavide gözlerin var / düşer aklıma / gölerini özledim ... haydi gel yanıma!!! bir dağa yaslayıp başımı seyrine dalsam göklerin... hangi yıldız sana benzer? hangi ay büyür alnında? hangi samanyolunda uzar hasretim... hangi güneş ısıtır beni / sen kadar? kimseye söylemedim / duy ama inanma!... |
Sana Geldim geçiyordum öylesine; rüzgarınla açılan kapına düştüm! bir dolu bahar gülüş, bir dolu çiçek getirdim... yollarımda tükenen derman, yollarımda yorulan ayak getirdim... geçiyordum öylesine; sabahınla ışıyan kapına düştüm! bir dolu hüzünlü bakış, bir dolu zindan getirdim... dağlarımda üşüyen beden, dağlarımda kuruyan ot getirdim... geçiyordum öylesine; gecenle kapanan kapına düştüm! bir dolu ışık göz, bir dolu şafak getirdim... kollarımda küllenen ateş, kollarımda serilen yatak getirdim... geçiyordum öylesine; yalnızlığınla ağlayan kapına düştüm! bir dolu cıvıldayan kuş, bir dolu dudak getirdim... ellerimde büyüyen sevgi, ellerimde örülen saç getirdim... geçiyordum öylesine; ateşinle yanan kapına düştüm! bir dolu bulutlu göz, bir dolu rahmet getirdim... kuytularımda fışkıran kaynak, kuytularımda kıvrılan ırmak getirdim... geçiyordum öylesine, öfkenle kırılan kapına düştüm! bir dolu mahzun yüz, bir dolu dingin deniz getirdim... korkularımda soyunan kin, korkularımda giyinen kın getirdim... geçiyordum öylesine; yazlarınla kavrulan kapına düştüm! bir dolu pala kar, bir dolu ayaz getirdim... zemherimde açan kardelen, zemherimde titreyen yaprak getirdim... geçiyordum öylesine; yokluğunla acıkan kapına düştüm! bir dolu sevdalı gönül, bir dolu ekmek getirdim... ovalarımda nazlanan başak, ovalarımda yatan toprak getirdim... geçiyordum öylesine; açıklaması yok! sana geldim!... |
Sen Benimsin İşte Bu toprak nasıl benim diyebiliyorsa Düşen yağmur,ağaç kökü,köstebek... Yer altına sinen karınca,çatlayan tohum,larva, Uçan kelebek... Sınırda bekleyen asker, Göndere çekilen bayrak... Sen o kadar benimsin işte!... Bu gök nasıl benim diyebiliyorsa Sonsuz mavi;sulara renk!... Dağı saran duman,kuşlar ve bulut, Çakan şimşek!..yağmur ve rüzgar.. Şu yıldızlar,ay,güneş... Gökkuşakları,burçlar:öbek öbek.. Sen o kadar benimsin işte!. Bu deniz nasıl benim diyebiliyorsa Yalı çapkını,martı,istiridye, Balıklar ve yakamozlar...ay ışığına gebe... Şu karşı ki ada:yalnızlığıma denk... Bir deniz kızı:Eftalya! Ahtapotların kollarında çoğalttı aşkı!. Şilepler,gemiler,istimbotlar,denizaltı... Ve uzaklara açılan gemi Ve Gemiyi yürüten kaptan! Sen o kadar benimsin işte!... |
| Türkiye`de Saat: 02:07 . |
Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2