![]() |
Tayyibe Atay -şiirleri Âbaküste Boncuk Neye dokundumsa abaküste boncuk; Gözyaşım, Hiroşima gözlerin, Aşk! .. Oraklanmış bir deniz.; Kumlar ve martı kanatları... Midyedeki giz... Yaprağa dönüşen toprak, Artakalan klorofil... Açılmış bir gökyüzü; sabah vakti! Yüzünde yırttığım ay! ... Senin olan ne varsa bendeki; Dudağında karanfil, Tırpanında elin, Gökkuşağında kirpik, Gecemde gül deren tenin... Çocuk ve şafak! ... İkiyi birlediğimiz o an! : Göğsünde kayboluşum, Yoruluşum, Kilitine yapışan ruhum, Uykum, Karanfildeki dudak... Her ne varsa senden yana Korktuğum; Acıların şehri Kabaran yüreğimde çıkmaz sokak... Uzaklığın, İhanetin, Benden sakladığın karanfil... Hepsi ama hepsi... Abaküste duruyor, yusyuvarlak... |
Aç Bağrını gün olur susar ayrılığın acısı buğulanır yatak / yanar su... alevinde aşka dinelir toprak, yayılır kantronların kokusu... anladım bu rüzgar durmayacak aç bağrını / tenin karışsın lodosa... bilsen, ne zamandır yıkanmadı saçlarım! bahar geliyordu alçaklara sen dağlardaydın / apak... şimdi güz zamanı ağaçlar sarardı sararacak... nerdeyse ateş donacak gece ayazlarında... ve ben, çok üşüyorum birtanem! ellerin çıkagelse kırağılarda ellerimi yakacak.... |
Aç Mektubumu Aç mektubumu! İçinde renkleri var güllerin...; Sarı, Siyah, Pembe, Kırmızı, Beyaz... Yaban ellerin. Beyazına yazdım Adını, adresini, Almadın mı? ‘Üşüyorum’ demiştin ya! Kırmızıda yanar ateşlerim... Oturup yanı başına Isınmadın mı? . Sarısında tütsülenir hüznüm Üstüme yığılan gecenin sabahı; Yüzümde yağmurlar, Yüzümde ıslanan kuş kanadı, Dokunmadın mı? Dün bir şarkı tuttum şarkılardan: Şansıma ‘makber’ çıktı. Bunun için koydum İçine siyahı Ağlamadın mı? Pembesi gençlikti biraz Bir çift dudağın tadamadığı, Sana olan özlemimdi yani Anlamadın mı? Yabanında açar yalnızlığım Gerçektir, masal sanma sakın! Gece ayazlarında yılana sarılışım... Güzelliğimde yankılanır, Kuşkonmaz zamanların çığlığı... Koklarken korkmadın mı? Sarmaşık aşk demekmiş Yeni öğrendim; Onunla sardım zarfımı, Hala açmadın mı? |
Açılır Uçuğum bazen, bir söğüt dalısın / incecik... koyverirsin yağrağından gümüşleri sulara... bundandır yakamozlardaki güzellik, bundandır yıkanan serçedeki sevinç... bazen, ayın ve yıldızların kırpık saçlarında bir avuç telli duvak gibi sarkarsın geceye... ellerinde gonca gül / çiy taneli!.. seyre dalar gözlerim / yatağım... kanayan yaralarım kapanır bir bir.. ve açılır uçuğum / dudağımdaki.. bazen, bir yosun topağısın taşlardaki... en yeşilinden, en uçurumundan alıp sulara bırakırım seni!.. sevinir balıklar, saçlarını tarar sazlar, koyverdiğin gümüşler gelir geri... arasında parmaklarım var!... seni, söğüt dalına benzetişim boşuna değil ki! / tarifi yok!.. sularda salınışın yüreğime dokunuyor!... hasretim çoğalıyor... gözlerim dalıyor...: nehirler kadar uzun, yollar kadar çokkkkkk... anlatamıyorumki!... sulardaki şavkına mıhlanıp kaldım alacaksan al beni dayanamıyorum ki!... |
Ağlamak Üzereyim Ama! bir yudum mavi gecesin yatağımda ve bir papatya yıldız; sakın sönme! sakın gitme uzaklara... ışıksızlığım, üşümüşlüğüm tuttu bir kez; bir kez de yalnızlığım... seni sardım çiçekli çarşaflara... haydi konuş! haydi dokun bana! ... ağlamak üzereyim ama... bir yudum mavi gecesin yatağımda ve bir hercai ay; sakın çıkma! sakın bakma dışarıya... kıskançlığım, seni sevmişliğim tuttu bir kez; bir kez de hırçınlığım... açılan kapılara inat, seni kapattım odalara... haydi konuş! haydi dokun bana! ... ağlamak üzereyim ama... |
Ağlayacağım ısıtır bağrını güneş otların, ağaçların, toprağın güller yapraklanır birden ve gül gibi bir gül açar: kırmızı uzanıp sana veririm kokla haydi! çoğalacağım. gölgeler neye benzer ki bir kısa, bir uzun, şekilsiz, kaybolur akşamları, işte ben canım! senin gölgen gibi ayrılmayacağım. iki kartal nasıl yarar gökyüzünü düşer mavi: biraz sana, biraz bana... gel! güneşi koyalım ortasına ısınacağım. sana verdiğim güle ne oldu ki bir tanem? rengi solmuş... olsun! .. aşklar değil midir ki nedeni şekil ve tenlerde kaybolmuş. yüreğine beni hiç sokmadın ki yüreğim seninle dolmuş... dur biraz! ağlayacağım... |
Ah Sevgilim! ah! ..sevgilim... açlığımı bastıran bir dilim peynir misali takılırsın gönlümün çatalına... seni sevmek yada gitmek adına / çaprazına düşerim alınyazımın... iki yönlü trenler geçer üstümden / aynı yöne giderler sonra biliyorum / orada sen varsın. ah! ...sevgilim... iki yataklı sular gibi akarsın hayatıma biri tenindir/ dayanamadığım biri gölgen / ayrılmazım-belalım! ... sesler susunca / yalnız kalınca yani canlanır / gecelerime nevruz ateşleri yakarsın... ah! ...sevgilim... yüreğim makaslanır bakışında / yıldız olur / kayarsın... |
Ahulardan Kıskanıyorum bir yerlere uçuyorum / kapısındayım işte cennetin sızıyor içerden nurlar / ışldıyor saçlarım / savruluyorum... tavus kuşlarına inat / açılıyorum yelpazelerde... kıskansın beni artık gökkuşakları... bütün renklerimde sen varsın / biliyorum... sonsuz çayırlarda koşuyorum sonra; karşıda kavak ağaçları / söğütler / cennetten kaçan tubalar var / ve güneyden esen bir rüzgar... artık üşümüyorum / tut ellerimi, bak! ekin tarlalarına bitmese de özlemim, seni düşündükçe acıkmıyorum / susamıyorum... sen! su gibisin zaten toprak taslara / testilere dolduruyorum / olmuyor tutup gönlümü yatak yapıyorum / haydi ak! .. karşıda kavak ağaçları / söğütler cennetten kaçan tubalar var... ardında sıradağlar / doruklarında şafak topluyorum... içinde sen de varsın / şafak bakan: kekliğim / telli turnam / kumrum! ... gözlerin öyle güzel ki! / ahulardan kıskanıyorum... |
Almaya Geldim eksiğim işte! ucu koparılmış ekmek gibi yatarım bıçağının altına... dilimle beni! ... eksiğim işte! ısırılmış elma misali konulurum tabağına... tamamla beni! ... eksiğim işte! bir dağ kızının sırtındaki fistanım yırtık etekli! parçası sende kaldı dediler almaya geldim, ver geri! ... ver geri! .. istersen eğer yeniden eksilirim! ... yeter ki sev beni! ... |
Almayın Yıllar Belli ki, Çar çabuk geçen bahardı gençlik! Rüzgarında polendik, Yeşilinde çimen... Yüreğimiz kuştu Yar göğsünde dinlenen... Güneşinde sevdaydık Bir damla suyu özleyen... Dalamadık göllere, denizlere, Kıvrılıp akan nehre, köpüren... Çünkü; Dağlar vardı arada Önümüzü kesen... Şaşarım hala! Ne zaman düştük toprağa Ve Ne zaman kırıldı dallarımız? Acılarında ölüm yeşeren... Kırk haramiler mi basmıştı çiçek tarlamızı! Ne zaman çaldırdık saçımızın telini, Gözümüzün karanfilini Yare meyillenen... Söyle! Biz miydik Kapıyı, kilidi unutup Yataklara gül seren... Belki de, Habersizliğiydi zamanın Dudağımızın alını silen... Bilemedik Bile...nasiplenmeyi dört mevsimden.. |
Anafor elimi dayadıkça alnıma büyüdü üstüne yazılan çıban! yarın değildi elbet düşündüğüm dündü önüme yayılan... anafora yakalanmış su misali döndü döndü de zaman... akıp gitti sonra yatağına bırakarak zehirli bir yılan! her tıslayışında büyür alnımdaki yara... acısında gözümdür, bakışımdır; gözyaşımdır yani! tutulmayan sellerle zehrine katılan... kıyısında, ta kıyında zaman denen nehrin mavi bir çiçek açmasa, sen gibi! ölecektim çoktan... |
Anlamamki bir an, bir ağaç devriliyor içimde binlerce kuş havalanıyor... kapatıp gözlerimi, seni düşünüyorum! yüreğimi verdim onlara, sana getirecekler. bir an, sular düşüyor uçurumlarıma aşklar parçalanıyor... susamış çiçekler geliyor aklıma bozkır uzuyor... beni bekliyorsun orada,biliyorum içim bir hoş,bir hoş oluyor!.. bir an, bir orman yanıyor rüzgarda bir ağaç diriliyor... gene konmuş kuşlar dallarına bana gülüyor. yeniden yıkılmayı bekliyor ağaç, baltası sevgim olsun istiyor... |
Anlatmam ki bir an, bir ağaç devriliyor içimde binlerce kuş havalanıyor... kapatıp gözlerimi, seni düşünüyorum! yüreğimi verdim onlara, sana getirecekler. bir an, sular düşüyor uçurumlarıma aşklar parçalanıyor... susamış çiçekler geliyor aklıma bozkır uzuyor... beni bekliyorsun orada,biliyorum içim bir hoş,bir hoş oluyor!.. bir an, bir orman yanıyor rüzgarda bir ağaç diriliyor... gene konmuş kuşlar dallarına bana gülüyor. yeniden yıkılmayı bekliyor ağaç, baltası sevgim olsun istiyor... |
Ardında Sen gittin! Kelepir zamanlar kaldı bana; Bir pazar yeri sonu mesela... Tırtılın deldiği lahana yaprağı, eğri salata, Yeşil domates, ince pırasa... Paramın yetmediği muz....(çikita) Çimlenmiş soğan, patates, Ve Boşalmış küfeler..(tepe takla...) Bilmem nerede, ne zaman geçtiğin sokaklar kaldı bana Gülümseyerek baktığın pencere...(çilli kız, şıpırdak!) Onunla seviştiğin çiçeksiz, mahalle arası park Gölgesine yattığın yapraksız, çirkin ağaç İğde kokularını sattığın aktar..(boş şişe) Ve Gençliğini yiyen yengeç! ...(kaçak aşk...) Her ne dedimse, doğrudur gülüm! .. Sor istersen yazdığım şiirlere... Uyakları çarpık, Dizeleri düzmece... İşte onlar kaldı bana sen gidince Zamana dokunduğum tek ses! ...(içimdeki çıngırak...) Dön geri desem, Kurulur mu yeniden pazar yeri, Ve Ben olur muyum gülümsediğin çilli kız, (penceredeki) Şıpırdak prenses..(cıscıbıldak..) |
Armut Kabak Şaşma da gör! Bizim bostanda Teveklere bakınca. Havasından mı, suyundan mı bilinmez Değişmiş genleri... Koskoca kabaklar Olmuş ince saplı birer armut! Dizilmişler dala inciler gibi Çomaklara sarınca... Erik çalan biri vardı bilirsiniz! Hep yaşardı çocukluğumuzda... Cebi hiç dolmayan hani Hırsız Mahmut! Haber yolladım ona. “Gel topla! dedim, armut kabakları... güneş dağ ardına ağınca..” Başka bir haber daha yolladım Biraz üstelerseniz eğer Bunu da size söylerim: “Nasılsa ben bıktım En iyisini yemekten yıllarca...”dedim.. Ve Öldüm gülmekten.. http://www.yorumla.net/images/smilies/icon_smile.gif) Bizim bostanı, Armut kabakları, Çocuk Mahmut’ u hatırladıkça... |
Aşk Romanı ben bu romanı iki kez okudum ilki yıllar önceydi/dinleyen sen! mevsim bahardı/aylardan nisan mayıstı belki... ne açan çiçekleri kokluyorduk ne yıldızlara bakıyorduk /yıldızlar da neydi! bana göre sen, sana göre ben / yıldızdık zaten.... hatırla! eli kılıçlı kahramanıydık / çekilen filmlerin kesiyorduk zamanı/orta yerinden korkumuz yoktu kimseden /dünya bizimdi... üstüne düşüyorduk gökyüzünden hangi haritaya olursa olsun /farketmezdi. yatak yapmıştık ikimize/ ağaç diplerinden adımızı yazmıştık gövdelerine, sonra da sarılmıştık /birbirimize sarılır gibi ne güzel!... şimdi soruyorum kendi kendime -ne kaldı geriye o günlerden- ben bu romanı iki kez okudum ikincisi şimdi / sen değilsin dinleyen mevsim hazan /aylardan eylül ekim belki... bak! çiçekleri kokluyorum, yaprakları topluyorum / dökülen adımız silinmiş gövdesinden /ağlıyorum... yıldızlara bakıyorum /yerine gelmişler sana göre ben, bana göre sen / yıldız değilmişiz meğer şaşıyorum!... aslında ne eli kılıçlı kahramanıydık /çekilen filmlerin ne de dünyayı bize vermişlerdi, haritada yer bulamamıştık zaten... tek farkı var okunan romanın okuyan bendim hala değişmişti artık dinleyen!... ey sevdiğim!!! hazanımın bahar yeli! eylülden / ekimden esen... aynı romanı okuyoruz da / ne garip! sayfalarda buluşamadık. haydi gellll... Aliiiii... |
Aşka Kilitli Öpüşlerin Ve Ellerinle Tenime çizdiğin Şehirlerde yaşıyoruz seninle! Zaman sabah, Dışarısı bahar, Dünya bizimle... Bir sokakta yürüyoruz güneşli, İki yanı camekan... Nehirler akıyor gülüşümüzde... Sonra bir parkta buluyoruz kendimizi Dönme dolaptayız, diz dize... Öpüşlerin Ve Ellerinle Tenime çizdiğin Evlerde yaşıyoruz seninle! Zaman gece, Dışarısı ayaz, Ay yok pencerede.. Olsun! Kurulu gene sobamız, Yanıyor sevgi kibritleri... Üstünde bakır çaydanlık, Sevda demleniyor içinde... Öpüşlerin Ve Ellerinle Tenime çizdiğin Odalarda yaşıyoruz seninle! Zaman tan vakti, Dışarısı çisilti, İçerisi bahçe... Bülbülün gülü bulması gibi Dudaklarımız damlar karanfillerde... Kapılar ise, Aşka kilitli..gelmesin kimse... |
Aşkımın Martı Kuşları akşamla birlikte geldim yaşadığın şehre gözlerimi gecede sakladım... çirkinliğimi göreceksin diye araba flaşlarına, sokak lambalarına, çakan çakmak ışıklarına bile kızdım... utanç duvarına yazarken adımı kendi kalemimle, ellerimi yüzüme kapadım. suçlu sen değilsin ki, suçlu benim! sen elime bile dokunmadın... gözlerinin güzelliğinde yayıldım sokaklara yanımda sen vardın... sadece sen!!! ne evler,ne arabalar,ne bahçeler, ne de bize bakan sorgucu gözler, hiç birine aldırmadın... kaç martın vardı özlediğim kaç martın, söyle!!! kaçını bana getirdin? kaçını öldürdük bu gece? kaçını kaçırdık gökyüzüne? kaçı kaldı ki bizimle? sayamadım... seni! sayamadığım martılar kadar çok sevdim, anlamadın... akılsız martılar! konmayın duvarımın üstüne! sizi saymak istemiyorum, haydi kaçın, kaçın diyorum size.. |
Azat tekmil dillerin tekmil sözlüklerinde ne kadar sözcük varsa hepsini çaldım bugün: haramicesine.... tekmil dillerin tekmil sözlüklerinde ne kadar sözcük varsa hepsiyle uzun bir şiir yazdım bugün. sadece iki kelime: “seni seviyorum! ..” ölürcesine... iyiliğim tuttu sonra azat ettim çaldıklarımı boyayarak yüzlerini yüzümdeki gülüşle: silinmemecesine... tekmil dillerin tekmil sözcükleri terk edip gitti bizi sözlüklerdeki yerine: dönmemecesine... sustu tekmil diller yazılan şiiri ikimiz okuyalım diye: bitmemecesine... |
Bahçe evimin dört yanını saran bahçe bana seni anlattı / dün... yeşeren otta bakışın vardı açan hercaide yüzün... iki karanfil gülüyordu ötede iki kırmızı dudak / uzak mı uzak!.. ıslığını duydum hiç unutmadığım gittim yanına koşarak... karşıda sarmaşıklar / çitileri tutmuş beni burda unutmuş! çitiler yar... çitiler sen!... çirpiklerim uzun uzun / ama sen yoksun!... kokunu sormadım güllere sümbüle / nergise / menekşeye çünkü sen her çiçekte kokuyorsun.... arıdan izin alıp adını 'BALLI BABA' koydum ... kıvrılıp duran solucanda sevdamı yollara vurdum... |
Bahar Türküler -1- arının türküsünde bal söylerken çiçeklere kokunla açıldı taç yapraklarım... tutki delirdi bahar / girdi denizlere gülüşünü duydun mu balıkların? .. sen! ılıklığımı yaz gönlünün zulasına yaz ki, günleri uzasın baharın... duy! martılar sen uçuyor içimde, kıyılaımda kırılıyor dalgaların... her vuruşunda, nazın seriliyor kumsallarıma... tutki dayanamadım! tutki çatladı ardamarım! tutki utanmazım / çıplağım! ... yatma mı diyeceksin yanına? söyle! arının türküsü kalsın mı yarım? ! .. |
Bahar Türküler -2- her bahar, hep ufkun ötesine kayar bakışlarım... turnalar kalkar gönlümün dalından uçar çizgisinde... biraz selam, biraz özlem yüklerim kanatlarına, arkasından el sallarım... hüzünleri kalır bana! .. her bahar, burada olamayışın gelir aklıma / gişeşi kapalı terminal, gemisiz liman / trensiz gar, kalkmayan uçaklardasın bilirim! .. çıkınlarında beni bitiren zaman.. sakın bırakma! .. |
Bahar Türküleri -3- hüznün harmanında savrulur bekleme duygum.... neye ve kimeyse verilecek müjde / aşka dair, bir bebeğin yüzü kadar masum! ... gerdim hayatın iplerini / balonlar ve uçurtmalarla uçurdum... simitçinin sesinde araladım uykuyu, hayat zordu! hayat kordu bilene! .. gene de, namlusuna sürdüm sevda denilen korkuyu bir türlü tetikleyemedim! ... |
Bahar Türküleri -4- yüzükoyun yatmayı seviyorum toprağa üstümde gökkubbe / bakışların... üstümde güneş / kuşlar... yağışa gebe bulutlar... üstümde rüzgarların... desem de dinmiş fırtınaların... altımda kum taneleri çakıllar / otlar / deniz... bir de sen! .. altımda karıncalara benzer hayatım // yazın topla / kışı bekle! ya yağmazsa kar? ya gelmezse yar / cırcırböceğim? ! .. kim verecek kuşlara yemi, ne yani, kapanacak mı avuçlarım? avuçlarım unutmadı ki seni! ellerini saklar (!) hadi! elle saçlarımı, gizli yerlerimde gezdir! uyar toprağımı / çok özledim bahar getir... bahar getir... bahar getir! .. |
Bahar Türküleri -5- dışarısı bahar, sen şimdi birilerinin kapısında basarsın zile, beni de yüreğine! .. ben kimsem kimim işte! tutulmuş tetiğimde 'seni seviyorum' cümlem vardı bir türlü söyleyemedim... lanet olası! lanet olası insan kalabalığı dağlara doğru sürdü beni, ünümü duy diye oradan yönümü sana çevirdim... dağ sustu, gök sustu, su sustu, aşk adına söylenen şarkı sustu... çiçekleri kestim içimde / gönlüm sustu sızım azaldı.. artık şiirini yazmayacağım ne baharın, ne sevdanın desem de / yalandı! .. sen beni, başka baharlara bıraktın! ... |
Bahar Türküleri -6- hayret! nasıl bakmışım bu ağaca? ya ağaç başkaydı, ya gözlerim! ... o zaman benzerdi gelinlik bir kıza; dalları kaş, gözleri çiçek, yaprak dudaklı... biri kalkar, biri konardı dallarına kuşların uğramadan geçmezdi rüzgar... yağmur, en güzel onu yıkardı, kalmazdı hiç günahı yeniden doğardı her bahar... şimdi, bana dönmüş ağaç! ayakları gökte, başı yerde; sadece ve sadece kuru bir gövde! ... |
Bahar Türküleri -7- kekik kokularınla gel! .. sabahın çiyinde, kuşların sesinde, aşkın seherinde, gözlerinde geceyi yak da gel... bir çay boyu kuşluğunda söğüt dalları değerken sulara... seni özlerken / saçlarım uzarken hazır kafa tutmuşken hayata önüne yolları kat da gel! ... öğle güneşi gölgesinde ekinler yatarken namluda, altına yuvalanan bıldırcın telaşında, açlığın tadında, yüreğine aşkı kat da gel! ... ikindilerin hüznü çökmeden dağlara akşam olmadan / ay doğmadan gün susmadan... koluna sabahı tak da gel! .. her zaman gel... mutlaka gel! .. bir ömür boyu gel! ... kısaysa kısa! ... |
Bahar Türküleri -8- sen gittin dağ geldi yanıma: eteği orman, eteği yorgan, eteği öbek öbek menekşe... sen kokan! ... sen gittin dağ geldi yanıma: doruğu karevi, doruğu ayevi, doruğu alev alev güneş... ten yakan! ... sen gittin dağ geldi yanıma: yaylası çayır, yaylası çimen, yaylası bardak bardak su... don akan! ... sen gittin dağ geldi yanıma, dağ da giderse eğer dayanamam! ... |
Bahtım Ol Karala Ne zaman İç çeksem, Kapısı açılır sıcak bir odanın, Minderlerin serilir ocak başlarına... Artık Demindedir seni özleyen yanım, Koparım sarkaçlarımdan Gelirim yanına.... Paramparçayım, yorgun, üşümüş... Gecenin korkusu sinmiş sabahıma, Yüzümde kırık ayna... Yüzümde yalnızlığımın çiçeği Renksiz ama umarlı Bir çift göz getirdim sana.. İster sarıya boya, hazana kat! İster maviye, denize at! İster iki hercai misali, saksılarda aç... Yada, Bahtım ol, karala... |
Balık Yıldız Bir olta, Bir olta daha attım gökyüzüne... Sen takılıp geldin Yıldızlar yerine... Yaraladımsa eğer! .. Karanlığımı, Işık yap gözlerine.. __________________ |
Bana Dokunmadan elimi alnıma götürüyorum aklımdan geçen ne? : iki uçlu bir hayat iki cümlelik roman.. ortası olmayan... iki sözcüklü bir hikaye belki, iki sözcüklü bir şiir, iki çakışan göz! .. 'seni seviyorum' yazan.. bittiğinde ise ben uyumuşum, sen gitmişsin! bana dokunmadan... __________________ |
Bayram Şekeri Gel! Bayram yapalım seninle... Sen şekerler uzat bana; çikolatalı Ben sana, Ağzı büzük kese kağıdı(!) İçimizde Aşk dilenen çingene, Dışımızda demir kapı... Dokundu, dokundu da ziline parmaklarımız Bir türlü açılmadı... Akıp gitti zaman... Boş bir sokakta Günahtan uzak, sevdaya yakın İki yürek kaldı... Biri sendin tarifsiz, Biri ben tarifli... Ötesi gerçek sanılandı... Biliyorum, Sen o değilsin! .. Sen başka, o başka.... Gerili tel zikzaklarında Aralandı sevgi ve merhaba... Ah iki kaşım arası! Hilalim! ! Bu bayram Gelmedi haberin Kara gözlerde silkelenen Zeytinler mi toplarsın yoksa? Bırak şimdi acımsı sevinçleri Sevinci, Acı kokan topraklara... İstersen mendil yolla İçi zeytin dolu... İstersen mektup. Vazgeçmiştim zaten Çikolatalı şekerlerinden... Beni unuttuktan sonra... |
Ben Geldim Ben geldim! .. Ellerim bomboş, heybem dolu... Düşünmemiştim hiç çıplak olduğunu! Nerden bilirdim yediğini teninin kış soğuğunu... Eğer giyersen düğmeli bir mintan, Önce beni sok bağrına,sonra ilikle onu.. |
Ben geldim! Ellerim bomboş,gönlüm dolu... Nerden bilirdim gözlerinin açık olduğunu! .. Kapat gözlerini, al uykumu... Düşlerin yarım kalmasın benden yana İyice sokul ve sarıl, Uyu uykunu! . İstersen, Değişsin artık gecenin vardiyacısı, Biraz da ben sayayım yıldızları, Nasıl bölünürmüş ikiye Ay, Nasıl büyürmüş yarasa gözlerde çakışan korku... Boş ver unut gitsin anlatmak isteyip de anlatamadıklarımı... Yani Sabah, Daha bir sabah olsun uyandığında... |
Ben geldim! Elim bomboş, mendilim dolu... Aklıma hiç gelmemişti ağladığın, Ünün çağrıymış meğer! ... Dağ duymuş, Su duymuş, Taş duymuş da Bir ben duymamışım..ne garip! .. Şaşırma gülüm! Bitmez bu dünyanın tuhaf yanı... |
Ben geldim! Ellerim bomboş, yüzüm dolu... Biraz kırık dökük, biraz yorgun,biraz solgun Ve Bırakarak geçtiğim dağlara yüklendiğim bulutu... Nerden bilirdim! .. Mor çiçeklerinin buruştuğunu... Al işte! Denizin tuzuyla seviştim, Ağacın kurusuyla; Saçlarımda, Yosunsuz taşların kına kokusu.. Dinmedi hala bilesin İçimde gök gürültüsü korkusu... |
Ben geldim! Ellerim bomboş, yüreğim dolu... Nerden bilirdim bana benzediğini! ? Aynı fabrika işçisi, aynı yolcu.. Aşk için çalıştık gün boyu... Ya sonra? Aynı kapılardan çıkıp gittik, Ayrı yollara: Cebimiz bomboş Yüreğimiz sevda kuşu... Çırpındıkça daldık sulara, Çırpındıkça uzaklaştı gökyüzü, mavi atlas Kendimize döndük yeniden Derinleşti içine düştüğümüz kör kuyu! .. __________________ |
Ben Sadece ben sadece; umuda yolcu taşıyan trenlerde, makasından çıkan ömrün ötesine gidiyordum... ben sedece; mavi yüklü gemilerde, rotası şaşan yüreğin sesini dinliyordum.. ben sadece; zamanı unutup geçmişte, ve gelecekte, ve de şimdi! seni seviyordum... |
Ben Seni Ararım Bir bulut görsem; ince,beyaz... Yağmur olup yüzüne damlarım... Buğulanır camların, dudakların ıslanır.. Ağlarım... Açar kollarını güneş Ben seni ararım... Bir kuş görsem; minik,mavi... Kanat olup saçlarına konarım... Savrulur harmanların,çuvalların bağlanır.. Ağlarım.. Sulara karışır tarlandaki bereket Acıkır balıklar.. Ben seni ararım... Bir çiçek görsem; dağda,uçurumda... Bahar olup renklerine katarım... Kuzulanır yaylaların,çayırların boylanır Ağlarım... Aşklara karışır ikimizdeki giz, Yuvalanır duygular Ben seni ararım... |
Ben Seni Tanıdım gökyüzü biner bedenimize / altında üç kuruşluk can / susamış aşka, kardeşliğe... onun adına gereriz sapankayada taşı / kuş havada / kanatları çakılır toprağa eşitlenir gök ile yer / toplarız yıldızları... onun adına çizeriz sınırları sınırın ötesi hasret / kan kırmızı güllere taktık adını / donmuş çiy tanesi ışıldar yaprağında / sabahları... onun adına / yani kardeşliğin adına keseriz selamı,sabahı / kuyular kazıp kendimiz düşeriz içine / bilmeyecek ne var bunda? ezelden beri söylediğimiz şarkı / künyemize yazılı!... haydi! at adımını / gel yanıma! korkusuna kapılma yanan ateşin... at adımını diyorum / atla içine! su olacaksın / solungacında süzüleceksin balıkların / değişsen bile / ben seni gene tanırım / bakışın aynı!... |
Türkiye`de Saat: 18:28 . |
Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2