Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi

Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi (http://besiktasforum.net/forum/index.php)
-   Tarih (http://besiktasforum.net/forum/forumdisplay.php?f=79)
-   -   Devrim tarihi ve Toplu Bilim Atatürk (http://besiktasforum.net/forum/showthread.php?t=22228)

imparator 10-02-2007 14:17

Mustafa Kemal'in İttihatçılara Karşı Tutumu
Bütün bu örgüt ilişkileri içinde, Mustafa Kemal, sonradan, hep İttihatçılara
kuşkuyla bakmayı öğrenmiştir. Bunun dört nedeni vardır: Birinci neden
İttihatçıların Mustafa Kemal'i hiçbir zaman benimsememiş olmalarıdır. İkinci
neden bir İmparatorluğun batışından sorumlu tutulmalarıdır. Üçüncü neden ise,
toplumu İttihatçı-İtilafçı diye bölmüş olduklarından, Bağımsızlık Savaşı
sırasında gereksinme duyulan dayanışma ve birliği zedeleyici etki
yapabilecekleri kaygısıdır. Dördüncü neden de Mustafa Kemal'in kendisinin
denetimi dışına kayabilecek herhangi bir örgütsel ilişkiye izin vermeyecek
denli gerçekçi ve devrimci bir lider olmasıdır (Selek, Mustafa Kemal'e karşı
olan İttihatçıları iki gruba ayırır: --Bazıları memleket kurtuluncaya kadar
Mustafa Kemal Paşa'yı desteklemenin lüzumuna inanıyorlardı. Sonra ilk fırsatta
onu devirip İttihatçıları memlekete hakim kılmak niyetindeydiler. Daha
aceleci olanları ise memleket dışındaki İttihatçı liderlerle, ezcümle Enver
Paşa ile temastaydılar ve bir an önce Enver Paşa'nın memlekete gelerek işin
başına geçmesi için gizlice çalışıyorlardı.-- (Selek, 1973:575).).
Bütün bu gerçeklere karşın, yine de, ilerde göreceğimiz gibi, Ulusal
Kurtuluş Savaşı büyük ölçüde eski İttihatçıların da desteğiyle
gerçekleştirilmiştir. Çünkü, ülkenin özellikle sivil ve aydın kesiminin büyük
bir kısmı İttihatçıydı. Düşmana karşı yürütülen savaşta, bu insan gücünden
yararlanmamak, (hele Atatürk gibi geniş cepheci bir lider için) düşünülemezdi.
:::::::::::::::::::

imparator 10-02-2007 14:18

III-) ÜÇÜNCÜ DÖNEM: --REDD-İ İLHAK VE MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETLERİ--
Mustafa Kemal Atatürk'ün en büyük şanslarından biri hiç kuşkusuz, Birinci
Dünya Savaşı yenilgisi kadar, ülkenin düşman tarafından işgal edilmesiydi. Bu
eylem, ona, kafasındaki bütün planı gerçekleştirmesine yardımcı olacak bir
toplum desteği sağlamıştı. İttihatçısıyla, İtilafçısıyla, eşrafı, ayanı ve
halkıyla, bütün bir Anadolu, ancak düşman tehdidi karşısında onun liderliği
altında birleşebilmiştir.
Aslında bu dönemin --örgüt-- sorunu, önceki iki dönemden çok farklıdır. Çünkü,
artık temsil ilkesine dayalı bir --üst örgütlenme-- sorunu olarak ele
alınmaktadır. Temeldeki --örgütlenme--; düşmanın işgali dolayısıyla
kendiliğinden oluşmuştur. Yapılacak iş, bu tepkileri bütünleştirmek ve kendi
devrimci eylemine destek olacak toplumsal, siyasal ve hukuksal temellerin
oluşturulmasında kullanmaktı.
Oysa, daha önce --örgüt-- sorunu, devrimi gerçekleştirecek bir çekirdek
oluşturmak ya da böyle bir çekirdeği geliştirerek devleti denetim altına
almak biçiminde algılanıyordu.

imparator 10-02-2007 14:18

Kendiliğinden Gelişen Örgütler
Birinci Dünya Savaşı'nı noktalayan Mondros'dan sonra, yurt topraklarını
savunmak için hemen birtakım örgütler kurulmaya başlanır. Örneğin, Mondros'dan
hemen iki gün sonra, 2 Kasım 1918'de Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyeti Osmaniyesi
adlı bir örgüt kurulmuştu bile (Bu arada Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Sahnenin
Dışındakiler adlı yapıtında anlattığı aydınlar da İstanbul'da boş
durmuyorlardı. (Tanpınar, 1973).Örneğin, İzmir'in işgali üzerine İstanbul
Darülfünun'unda, Fatih'te Üsküdar'da, Sultanahmet Camii'nde, Kadıköy'de,
Sultanahmet'te (iki kez) yedi büyük toplantı ve miting yapılmıştı. Bu miting
ve toplantılarda, Halide Edip'ten, Rıza Nur'a kadar hemen hemen o dönemin
bütün aydınları rol ve söz almışlardı (Arıburnu, 1975).). (Karaçam, 1970:145).
Bu örgütün 22 Ocak 1919'da İstanbul'da yapılan toplantısında: 1) Trakyalılara
birlik ruhunun, içinde bulunulan durumdan çıkmak için tek yol olduğunu
anlatmak, 2) Trakya'nın toprak bütünlüğünü ve nüfusunun yüzde 75 Türk
olmasından dolayı, bölgenin Türklere ait olduğunu dünyaya duyurmak, 3) Doğu
Trakya'ya (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ) gelen Yunan askerinin
topraklarımızdan çıkarılması için gerekli girişimlerde bulunmak gibi önemli
kararlar alınıyordu.
Fakat, yurdun her yerindeki tepkiler aynı değildi. Örneğin, İzmir'deki
Redd-i İlhak örgütünün kurucularının aktardıklarına göre, Ege bölgesinin pek
çok yerinde, İzmir'in işgalinden sonra bile, düşmana karşı ancak Padişah
hükümetinin önlem alabileceği, Redd-i İlhak üyelerinin geldikleri yerlere
geri dönmeleri ve milletin başını belaya sokmamaları gerektiği söylenmiştir
(Ülkenin pek çok yerindeki durum İzmir'den çok farklı değildi. Örneğin,
Kocagöz'ün bir romancı olarak Gerede için çizdiği resim de aynı görüntüyü
verir (Kocagöz, 1962:267).) (Aydemir, 1964:146).

imparator 10-02-2007 14:18

Atatürk, bu girişimleri yakından izliyor ve onları belli bir çerçevede
toparlamayı düşünüyordu. Örneğin, yukarıda sözünü ettiğim Trakya-Paşaeli
örgütünün ileri gelenleri ile İstanbul'da görüşmüş olduğu anlaşılıyor. Kendi
ifadesine göre bunlar, --Osmanlı Devleti'nin izmihlalini çok kuvvetli bir
ihtimal dahilinde görüyorlardı. Vatanı Osmani'nin inkısama uğrayacağı
tehlikesi karşısında, Trakya'yı, mümkün olursa Garbi Trakya'yı da zaptederek,
bir kül olarak İslam ve Türk camiası halinde kurtarmayı düşünüyorlardı. Fakat
bu maksadın temini için o zaman varidi hatırları olan yegane çare
İngiltere'nin, bu mümkün olmazsa Fransa'nın muavenetini temin etmekti. Bu
maksatla bazı ecnebi rical ile temas ve mülakatlar da aramışlardı.
Hedeflerinin bir Trakya Cumhuriyeti teşkili olduğu anlaşılıyordu.--
(Atatürk, tarihsiz:3-4).
Bu arada, bir üyesine, --geldiği yere dönüp, başlarını belaya sokmamasının
söylendiği-- İzmir Redd-i İlhak örgütü de, hemen İzmir'in işgali üzerine
kurulmuştu. Atatürk'ün belirttiğine göre, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda,
kurulan örgütler arasında genel merkezi İstanbul'da olan --Vilayatı Şarkiye
Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti-- de vardı. Ayrıca, Trabzon'da da
--Muhafaza-i Hukuk-- adıyla bir örgüt kurulmuş ve İstanbul'da --Trabzon ve
Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti-- diye bir başka dernek oluşturulmuştu.

imparator 10-02-2007 14:18

Örgütsel Yapının Güçlendirilmesi
Mustafa Kemal, Anadolu'ya geçer geçmez, ilk iş olarak; halkın kendi içinden
geliştirdiği tepki ile kurduğu bu --örgütsel yapı--yı yaygınlaştırmaya ve
güçlendirmeye çalışmıştır (Örneğin, Mut Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı, 12'nci
kolordu topçu komutanı Yarbay İzzet'in girişkenliği ile örgütlenmişti. Bu
teşkilatın 2 Ocak 1920'de aldığı bir kararla subaylara ve erlere verilecek
maaşları saptadığı anlaşılıyor. İlginç olduğu için belirtiyorum : Bölük
komutanı 31.50 lira. takım subayları 30 lira, başçavuş 24 lira, çavuş 21 lira,
onbaşı 18 lira, piyade sabit erat 15 lira, piyade seyyar erat ve postalar 25
lira, katip ve veznedarlar 20 lira (Kurtuluş Savaşı'nda İçel Tarihini Yazma
Komitesi, 1971:124).).
Burada hem taktik, hem stratejik amaç vardır. Taktik olarak, Rumların ve
Ermenilerin kurdukları ayrılıkçı örgütlerin dengelenmesi, strateji olarak ise,
--ulusal egemenlik-- kavramının geliştirilmesi, bu --örgütçülük--ün ardında yatan
nedenlerdir.
Mustafa Kemal, Havza'ya gelir gelmez hemen --örgütlenme-- ile uğraşmaya
başlar. Hem Havzalılara örgütlenmenin gereğinden söz eder, hem de Diyarbakır,
Erzurum, Van, Bitlis, Mamuretülaziz, Sivas Vilayetleri ile Erzincan ve Kayseri
Müstakil Mutasarrıflıkları'na şu telgrafı çeker:

imparator 10-02-2007 14:18

--Vilayatı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin vilayet merkezleriyle
livalarında ve mülhakatında teşkilatı var mıdır? Belli başlı müessis ve
mümessilleri kimlerdir? Civar vilayetlerdeki teşkilatı ile haizi irtibat ve
muhabere midir? Başka cemiyet var mıdır? Bitahkik iş'arına inayetlerini rica
ederim. Mustafa Kemal.-- (Atatürk,tarihsiz: 901) .
Görüldüğü gibi, --örgütçü lider-- hemen örgüt durumunu saptamak üzere eyleme
geçmiştir. Soruları da oldukça ilginçtir. Hem bütün örgütlenmeyi öğrenmek
istemekte, hem örgütün merkezi ile şubeleri arasındaki ilişkiye dikkat
etmekte, hem de olayı kişileştirerek, isim sormaktadır. Hiç kuşkusuz,
girişeceği ölüm-kalım savaşında, bireylerin kişilikleri de, içinde
bulunacakları örgütsel yapı denli önemlidir. Bunu en iyi bilenlerden biri ise,
daha öğrencilik yıllarında ihbar edilmiş olmanın acısını yaşayan Mustafa
Kemal'dir.
Aslında, Anadolu'ya geçer geçmez, İstanbul'da edindiği bilgilere göre
örgütlenmeyi yaymak peşinde olan Mustafa Kemal, Trabzon'a da şu telgrafı
çeker:

imparator 10-02-2007 14:18

1- Trabzon'da müteşekkil Ademi Merkeziyet Cemiyeti'nin tarihi teesüsü ve
programı nedir? Hükümetin müsaadesine mazhar mıdır? Müessisleri kimlerdir?
Şimdiye kadar hükümetçe mazbut olan ef'aliyle hattı hareketleri nedir?
2- Vilayatı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Trabzon'daki merkez ve
mümessilleri kimlerdir?
3- Her iki cemiyetin merkez ve mülhakatı vilayetteki teşkilatı ne
derecededir? Bu iki cemiyetten başka cemiyet var mıdır? Müsaraaten inba
buyurulmasını rica ederim.-- (Atatürk, tarihsiz: 902).
Yanlış Anlaşmalar
İşin ilginç yanı, hemen Haziran başında giriştiği bu çabalara son derece
duyarlı yanıtlar almış olmasıdır. Aslında, İttihatçıların çoğunlukta olduğu
yöneticiler, --örgüt--ün öneminin çok iyi farkındaydılar. Bakın o sırada Bitlis
Valisi olan Mazhar Müfit, 44 sayı ve 1 Haziran 1335 tarihini ve --Üçüncü Ordu
Müfettişi Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari Mustafa Kemal-- imzasını taşıyan
telgrafı aldıktan sonra nasıl düşünüyor:

imparator 10-02-2007 14:18

--Damat Paşa'nın Şark vilayetlerinin Ermenistan'a terki hakkındaki yumuşak
ve mütemayil hareket tavrı sezilir sezilmez, teşekkül eden --Vilayatı Şarkiye
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti-- anlaşılan Mustafa Kemal Paşa'nın eli ile tasfiye
edilecek. Paşa telgrafında başka cemiyetlerden bahsederken de herhalde
--İttihat ve Terakki--yi kastediyor. Anlaşılan, hem Müdafaa-i Hukuk'u, hem de
--İttihatçı-- diye hepimizi ortadan yok edecek.-- (Kansu, 1966:12).
Görüldüğü gibi Mustafa Kemal'in İttihatçılarla arasının iyi olmadığı bilinen
bir gerçektir. Ayrıca liderleri yurt dışına kaçmış olmakla birlikte, İttihat
ve Terakki'nin --örgüt-- olarak gücünü hala sürdürdüğü de Mazhar Müfit'in
anılarından açıkça anlaşılmaktadır.
Mustafa Kemal'in çektiği telgraflara ilginç yanıtlar gelir. Örneğin,
Trabzon'dan gelen yanıt oldukça umut vericidir (Erdaha, 1975:179):
--Trabzon'da Ademi Merkeziyet Cemiyeti yoktur. Dersaadette müteşekkil Trabzon
ve Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti tarafından birkaç ay evvel gelip,
geçenlerde avdet eden Nazmi Efendi isminde bir murahhasın teşebbüsü üzerine
Of kazasıyla Lazistan livası dahilinde Ademi Merkeziyet şubeleri açılmıştır.
Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Cemiyeti memleketin ileri gelen eşraf ve
mütehayyizanı meyanından müntehap ve Murathanzade Ziya ve Nemlizade Sabri ve
Çulhazade Kadri ve Hacı Ali, Hafızzade Mehmet Salih ve Kazazzade Hüseyin ve
Abanozzade Hüseyin ve Hatipzade Emin Efendilerden mürekkeptir ve bu heyetin
ikdamatı, rabıtai Osmaniye'nin muhafazası gibi bir hissi vatanperveraneden
mülhemdir. Bu cemiyetin bütün mülhakatta birer şubesi bulunuyor. Bundan maada
Trabzon'da bir de İhtiyat Zabitan Cemiyeti olduğunu arzeylerim.--

imparator 10-02-2007 14:19

Böyle olumlu telgrafların yanında, Mazhar Müfit'inki gibi ne olduğu
belirsiz yanıtlar da vardır. Öyküyü yine bu inanmış İttihatçı'nın (ki sonradan
inanmış bir Mustafa Kemalci olmuştur) ağzından dinleyelim:
--Tabii her şeyden gafil ve şüphelere boğulu bir halde, kendisine telgrafla
cevap verdim ve cemiyetlerden maksadının ne olduğunu, neleri ve kimleri
kasdettiğini sordum. Gerçi, Bitlis'teki üçdört yüz nüfus arasında henüz
Müdafaa-i Hukuk teşekkül etmemişti ama, memurlar ve halk arasında İttihatçı
olanlar vardı ve bunlar İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni kendi aralarında hala
yaşatıyorlardı.
Zannetmiştim ki, Mustafa Kemal Paşa bize: --Bitlis'te İttihat ve Terakki
Cemiyeti devam etmektedir-- dedirtmek ve arkasından da hepimizi tevkif
ettirmek istiyor. Hem vakit kazanmak, hem tedbir sağlamak bakımından,
--Şifreli telgrafınızı halledemedim-- diyen ve izahat isteyen telgrafımı
çekerken bilhassa bu noktanın aydınlanmasına büyük bir ehemmiyet veriyor ve
Erzurum'daki Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin durumunu da şiddetle merak
ediyordum.-- (Kansu, 1966:12-13).

imparator 10-02-2007 14:19

Kansu'nun anlattığına göre, Mustafa Kemal bu telgrafı alınca Erkanıharbiye
Reisliği'ni yapmakta olan Miralay Kazım'a (Dirik) : --Bu vali galiba bizden
değil, yahut da bize itimat etmiyor.-- demiş.
Bu zor koşullar altında, Mustafa Kemal bir yandan çevresindeki tüm ordu
birlikleriyle temas kuruyor, bilgi alıyor, bir yandan da halk düzeyinde
(yani, kamuoyu liderleri düzeyinde) genel bir --örgütlenme--nin çatısını
oluşturmaya çalışıyordu. Yine ilk çektiği, örgütler hakkında bilgi isteyen,
44 numaralı şifreye verilen yanıtlardan birinde Diyarbakır'daki durum şöyle
anlatılmıştı:
--Burada Vilayatı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti teşekkül etmemiştir.
Ancak bu yakınlarda Erzurum ve Trabzon'dan vilayet belediyesine keşide olunan
Kürdistan hakkındaki heyecanamiz telgrafnamelerden telaşa düşen ahalii
Hıristiyaniyenin bu bapta bazı teşebbüsatta bulundukları meşhuttur.
Diyarbekir'de bazı... gençlerden teşekkül eden Kürt Cemiyeti, İngiliz
himayesinde bir Kürdistan istiklaliyetini takip eden propaganda yapması
üzerine buraya gelen Süleymaniye hakimi siyasisi Mister Nowill'in efkarına
kapılarak beynelahali bunun şiddetle reddi ve bu teşebbüsatın cemiyetler
kanununa ademi mutabakatı hasebiyle mezkur cemiyet sed ve vilayetçe takibatı
kanuniye yapılmakta bulunmuştur. Elyevm Diyarbekir'de İtilaf ve Hürriyet
Fırkası mevcut olup, bundan başka cemiyet yoktur Efendim.--
(Atatürk, tarihsiz:903-904).

imparator 10-02-2007 14:19

Bu umutsuz durumu bildiren telgrafa, Mustafa Kemal'in verdiği karşılık,
--örgüt-- konusunda Üçüncü Ordu Müfettişliği görevini nasıl kullandığına
oldukça iyi bir örnektir:
--Bütün milletin beka ve istiklalini kurtarmak için birleştiği şu tarihi
günlerde bir ecnebi devletin himayesine sığınarak zelil ve esir yaşamayı
tercih eden her türlü içtihadatın, memleketi tefrikaya düşürecek her nevi
cemiyatın dağıtılması pek vatani ve zaruri bir vazife olmakla Kürt Kulübü
hakkındaki tarzı hareket acizlerince de pek muvafık görülmüştür. Şu kadar ki,
İtilaf Devletlerinin hakşikenane muamelatı İzmir'in Yunanlılara işgal
ettirilmesi tesiriyle memleketin en ücra köşesinde bile husule gelen intibahı
azim her türlü ihtirasatı siyasiye ve makasıdı menfaatcuyaneden münezzeh
olmak üzere --Müdafaa-i Hukuku Milliye ve Redd-i İlhak-- Cemiyetlerini tevlid
etmiş ve bu cemiyetlere hangi zümrei siyasiyeye mensup olursa olsun, her Türk,
her Müslüman iştirak etmiş ve vicdanı millinin tezahüratı fiiliyesi bütün
cihana bu suretle ilan edilmekte bulunmuştur. Binaenaleyh Diyarbekir ve
mülhakatında teşekkül ve teessüsüne delalet buyurulmasını ehemmiyetle tavsiye
eylerim. Ve bilhassa Kürt Kulübü'nün azasıyla bugünkü telgrafnamei acizi
dairesinde müzakere ederek uzlaşmak muvafıktır, Efendim.--
(Atatürk, tarihsiz:904-905).

imparator 10-02-2007 14:19

Devrimci Bildirilerde Kullandığı Taktikler
Yine Üçüncü Ordu Müfettişi ve Fahri Yaver-i Hazreti Şehriyari olarak
imzalanmış olan bu telgrafın, örgütlenme konusunda, Mustafa Kemal'in tüm
taktiğini yansıttığına dikkati çekmek isterim. Telgrafa bakıldığında görülen
ögeler kısaca şunlardır:
1) Mustafa Kemal; içinde yaşadığı günleri --tarihi günler-- olarak
nitelemektedir. Bilindiği gibi, bütün büyük liderler, izleyicilerini
etkilemek için olduğu kadar, gerçeği de yansıtan biçimde, yaptıkları bütün
işlere tarihi tanık tutmuşlar ve izleyicilerine tarih bilinci aşılayarak
onları hem atalarının, hem de torunlarının önünde sorumlu tutmak ve böylece
bir devrim ruhu aşılamak konusunda hemen hemen ortak bir davranış içinde
olmuşlardır (Hoffer, 1958: 60-64) . Mustafa Kemal Paşa da içinde yaşadığı
günleri --tarihi-- diye niteleyerek aynı yaklaşımı (bütün öteki bildirilerinde
olduğu kadar) bu telgrafında da kullanmaktadır.
2) Ulusun geleceğinin ve bağımsızlığının tehlikede olduğunu belirtmektedir.
Bu, hiç tartışmasız bir gerçektir. Bütün iç ve dış olaylara uygun, tarihsel,
siyasal ve toplumbilimsel olguları yansıtan bir yargıdır. Fakat, hemen bu
noktada belirtmeliyim ki; bütün kitle eylemlerinin yaratılmasında rol almış
olan liderler, ilk başta, mensup oldukları ulusun ya da toplumun geleceğinin
ve bağımsızlığının tehlikede olduğunu vurgulamışlardır. Böylece, yalnız
birleşme ve bütünleşme gerekliliğini değil, aynı zamanda, tehlikede olan
varlığın kendi varlıkları olduğunu da belirtmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa bu
noktaya da dikkati çekmektedir.

imparator 10-02-2007 14:19

3) Her türlü ayrılıkçı düşünceye ve bölünmeye yol açacak örgütlenmeye karşı
çıkmaktadır. Taktik olarak tek merkezden yönetilemeyecek bütün örgütleri
zararlı ilan etmektedir.
4) Birleşmeyi ve bütünleşmeyi Türklük ve Müslümanlık çevresinde
gerçekleştirmek istemektedir. Böylece, ulusal ve dinsel ölçütleri, siyasal
bölünmelerin önüne geçirerek, tek merkezden yönetilen bir örgütlenmenin
ideolojik temellerini koymaya çalışmaktadır.
5) Birleşmeyi, soyut bir amaca değil, somut bir düşmana karşı önermekte ve
hedef göstermektedir: İtilaf Devletleri, İzmir'i Yunanlılara işgal
ettirmişlerdir. Savaş, birlik içinde bu somut düşmana karşı yapılmalıdır.

imparator 10-02-2007 14:19

6) Sonunda içinde birleşilecek olan örgütün adını da koymakta ve bunun
ulusun kendiliğinden gösterdiği tepkilerle biçimlenmekte olduğunu
vurgulamaktadır.
Burada son olarak belirtmek istediğim nokta; bu telgrafta kısaca değindiğim
ögelerin, Atatürk'ün tüm bildiri ve yaklaşımlarında egemen olan tepe
noktalarını sergilemekte oluşudur. Daha ayrıntılı incelemeler bize, Mustafa
Kemal Atatürk'ün sürekli olarak bu taktik ögeleri hiçbir zaman ihmal
etmediğini göstermektedir.
Mustafa Kemal, --Örgütlenme--yi Askeri Eylemle Birlikte Yürütüyordu
Anadolu'ya geçer geçmez, büyük bir titizlikle --toplumsal örgütlenme--
olayına eğilen Mustafa Kemal Paşa, acaba yalnız bir --romantik halk aşığı--
rolünde miydi? Bu sorunun yanıtı kesin bir --hayır--dır. Mustafa Kemal Paşa, her
şeyden önce, bir askerdi. Özellikle düşmanın askeri bir güçle vatana
saldırdığı bu dönemde, olayın yalnız bir --halk örgütlenmesi-- sorunu
olmadığını çok iyi biliyordu. Bu nedenle, bir yandan, ülkenin çeşitli yer ve
kesimlerinde --örgütlü bir tepki--yi oluşturmaya çalışırken, öte yandan da
eylemin askeri yönünü hiç ihmal etmiyordu. Anadolu'ya geçtikten sonra yaptığı
temaslara baktığımızda bu gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkar.

imparator 10-02-2007 14:19

Zaten kendisi de bu gereği, --ilk olmak üzere bütün ordu ile temasa gelmek
lazımdı.-- diye, genel bir stratejik ilke olarak belirtmiştir
(Atatürk, tarihsiz: 16) .
Samsun'a ayak bastıktan iki gün sonra, Erzurum'daki Onbeşinci Kolordu'nun
Komutanı olan Kazım Karabekir Paşa ile haberleşmeye başlar. Doğrudan doğruya
emrinde olan İkinci Kolordu, Sivas'taki Üçüncü Kolordu'dur. Onun komutanı
olan Miralay Refet'i de birlikte getirmiştir zaten. Yine aynı günlerde
Ankara'da bulunan Yirminci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ile bilgi alışverişi
başlamıştır. Bütün bunlar, belgelerden anladığımıza göre, hep Mayıs ayı içinde
gerçekleştirilmiş olan adımlardır. Oysa, --sivil örgütlenme--ye ilişkin
haberleşme 1 Haziran tarihinde çekilen telgraflarla başlar. (Pek doğal olarak
gerek askeri, gerekse sivil temaslar Mustafa Kemal Anadolu'ya geçmeden çok
daha önce başlamıştır. Burada, yalnız, Samsun'a çıkıştan hemen sonra girişilen
etkinliklerdeki zamanlamaya ve bunun anlamına işaret etmek istiyorum.)

imparator 10-02-2007 14:20

Örgütlenme Stratejisi:
Cafer Tayyar'a Yazılan Telgraf
Mustafa Kemal bir yandan Anadolu'yu örgütlemeye çahşırken, öte yandan
Trakya'yı da bu örgütlemenin içine sokmak için çaba harcıyordu.
İstanbul'dayken, Dünya Savaşı yenilgisi sonunda hemen oluşmuş bulunan
Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi'nin yöneticileriyle temasları
olmuştu (Mustafa Kemal, bu derneğe, yalnızca --Trakya-Paşaeli Cemiyeti-- diyor
(Atatürk, tarihsiz:20).). Samsun'a çıktıktan kısa bir süre sonra, zamanın
Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa'ya aralarında kararlaştırdıkları özel bir
şifre ile Edirne'deki Kolordu Komutanının kim olduğunu ve Cafer Tayyar'ın
nerede olduğunu sordu. Gelen yanıtta, Cafer Tayyar'ın Birinci Kolordu Komutanı
olarak Edirne'de bulunduğu bildiriliyordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal,
sonradan arasının iyice açılacağı Cafer Tayyar'a aşağıdaki telgrafı yolladı.
Bu telgraf, henüz alınmamış kararları alınmış olarak göstermesi ve Mustafa
Kemal Paşa'nın genel eylem stratejisini açıkça ortaya koyması bakımından çok
ilginçtir. Bir başka deyişle, telgrafın kendisi bir --taktik--, içeriği ise
genel --strateji--dir. Bu açıdan, üzerinde dikkatle durulması gereken telgraf
şöyleydi:

imparator 10-02-2007 14:20

--İstiklali millimizi boğan ve inkısamı vatan tehlikelerini ihzar eden
Düveli İtilafiyenin icraatı ve hükümeti merkeziyenin esir ve aciz vaziyeti
malumunuzdur. Millet mukadderatını bu mahiyette bir hükümete teslim etmek
maazallah inkıraza münkat olmak demektir. Tekmil Anadolu ahalisi istiklali
milliyi tahlis için baştan aşağı yekvücut bir hale getirilmiş ve bilaistisna
tekmil kumanda heyetleri ve arkadaşlarımız yüksek bir fedakari ile müştereken
ittihazı karar eylemiştir.
Vali ve mutasarrıfların hemen kaffesi de bu halka etrafına alınmıştır. Bu
ali hedef için Müdafaa-i Hukuku Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyeti'nin unvanı
şamili kabul edilmiştir. Anadolu'daki teşkilat, kaza ve nahiyelere kadar
tevessü ediyor. İngiliz himayesinde bir müstakil Kürdistan teşkili hakkındaki
İngiliz propagandası ve bunun taraftaranı da bertaraf edildi. Kürtler de
Türklerle birleşti.

imparator 10-02-2007 14:20

Trakya Cemiyeti ve Edirne Vilayeti Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti ile de
elele vermek ve umum Anadolu ve Trakya Müdafaa-i Hukuku Milliye ve Redd-i
İlhak Cemiyetlerini tevhid etmek ve Anadolu ve Rumeli umum vilayatının
murahhaslarından mürekkep kuvvetli bir heyeti merkeziye teşkil etmek takarrür
etti. Bu heyetin İstanbul'un murakabesinden ve ecnebi devletlerin nüfuz ve
tesirinden tamamiyle azade kalacak ve sadayı milliyi gür bir sesle cihana
duyuracak veçhile Anadolu'nun merkezinde ve en münasip olarak Sivas'ta
in'ikadı münasip görülmüştür. Lüzumuna göre İstanbul'da haizi selahiyet
olmamak üzere bir heyeti mümessile bulundurulabilir. Ben İstanbul'dayken
Trakya Cemiyeti azasıyla teatii efkar etmiştim. Şimdi zamanı geldi, icap
edenlerle mahremane görüşerek derhal teşkilatta bulunulmasını ve buraya
kıymettar bir iki zatın murahhas olarak ve fakat ketmi hüviyetle Samsun veya
şimendifer tarikiyle yola çıkarılmasını ve onlar gelinceye kadar da Edirne
vilayetinin vekil ve müdafaai olmak üzere Anadolu'da beni tevkil ettiklerine
dair imzaları tahtında bir vesikanın imzayi alinizle ve şifreli telgrafla
bildirilmesini rica ederim.
Bu gayei istiklal tahsil olununcaya kadar tamamiyle milletle birlikte
fedakarane çalışacağımı mukaddesatım namına yemin ve bunu gördüğüm arzuyu
milli üzerine her tarafa tamim ettim. Artık benim için Anadolu'dan hiçbir
yere gitmemek kat'idir. Bu karar umum arkadaşlarımızın karar ve kanaatina
tamamiyle müstenittir. Gözlerinizden öperim. Telgrafın vüsulünün de sürati
iş'arına muntazırım.-- (Atatürk, tarihsiz:910-911).
Bu telgrafı da --Üçüncü Ordu Müfettişi, Fahri Yaver-i Hazreti Şehriyari,
Mirliva Mustafa Kemal-- olarak imzalamıştır.

imparator 10-02-2007 14:20

Düş ve Gerçek
Cafer Tayyar'a yollanan bu telgraftaki ana başlıkları özetleyip, bunların
Mustafa Kemal eylemi içinde zamanlamasına baktığımızda oldukça ilginç
sonuçlarla karşılaşırız. Şimdi satırbaşları halinde telgrafın içeriğini
ayıralım ve bunları tek tek gerçek durumla karşılaştıralım:
1) --Bütün Anadolu halkı ulusal bağımsızlığı elde etmek için birleşmiştir.--
Bu yargı, tümüyle bir özlemdir. Henüz halk ve eşraf, durumun ne olduğunun tam
bilincinde değildir. İşgalci güçlerle bile işbirliği yapanlar vardır.
2) --İstisnasız bütün komutanlar durumu İstanbul hükümetine bırakmamak ve
bağımsızlığı elde etmek amacıyla çalışmak için ortak karar almışlardır.-- Hele
bu noktanın gerçekle uzak yakın hiçbir ilişkisi yoktur. Hatta gerçek tam
tersinedir. Bilindiği gibi, Cafer Tayyar'a çekilen telgrafın tarihi
18 Haziran'dır. Şimdi 21 Haziran'da, yani telgrafın yollanmasından üç gün
sonra, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Rauf Orbay ile yaptığı toplantıyı
kendi ağzından dinleyelim (Bu toplantı sonunda ünlü --Amasya Tamimi--
yayımlanmıştır. Shaw, bunu resmi görevlerden ayrılma hazırlıklarının ilk adımı
sayıyor (Shaw, and Shaw, 1977:343).). Bu toplantıda Erzurum ve Sivas
Kongrelerinin toplanmasına ilişkin karar alınmış ve her yere bildirilmiştir.
Böylece, Cafer Tayyar'a çekilen telgrafın bir başka --ortak karar--a bağlı
ögesi, Sivas'ta ulusu temsil eden bir kongre toplama önerisi, düşünceden
uygulamaya aktarılmıştır: --Efendiler, o müsvedde işte aynen şu kağıtlardadır,
(göstererek) dört maddeyi ihtiva ediyor, muhteviyatını beyan ettim.
Nihayetinde benim imzam vardır. Bir de vazife itibariyle erkanıharbiye reisim
bulunan Miralay Kazım Bey'in (elyevm İzmir Valisi Kazım Paşa) ,
erkanıharbiyeden tebliğe memur, Husrev Bey'in (elyevm sefir) , makamatı
askeriyeye şifre eden yaverim Muzaffer Bey'in ve makamatı mülkiyeye şifre
eden bir memur efendinin imzaları vardır.-- (Atatürk, tarihsiz:32).

imparator 10-02-2007 14:20

Görüldüğü gibi, sözü geçen imzalar, Mustafa Kemal Paşa'ya askeri ve siyasal
destek veren komutan arkadaşlarının değil, emrinde çalışanların imzalarıdır.
Bu bakımdan ne bir --ortak karar--dan, ne de herhangi bir destekten söz etmenin
olanağı vardır. Şimdi ünlü --ortak karar-- olayını yine Mustafa Kemal Paşa'nın
ağzından dinlemeyi sürdürelim:
--Ben, müsveddenin yeni gelen arkadaşlar tarafından da imzalanmasını arzu
ettim. O esnada Rauf ve Refet Beyler benim odamda, Fuat Paşa diğer bir odada
bulunuyorlardı.
Rauf Bey, misafir olduğundan bu müsveddeye vaz'ı imza için kendinde bir
alaka ve selahiyet görmediğini nezaketen ifade etti. Bunun bir hatırai
tarihiye olduğunu dermeyan ederek imza etmesini söyledim. Bunun üzerine imza
etti.
Refet Bey, imzadan istinkaf etti ve böyle bir kongre akdindeki maksat ve
faydavı anlayamadığını söyledi.

imparator 10-02-2007 14:20

İstanbul'dan beri beraber getirdiğim bu arkadaşın -tuttuğumuz yola nazaran-
anlaşılması pek basit olan bir meselede, izhar ettiği haleti fikriye ve
hissiyeden müteellim oldum. Fuat Paşa'yı çağırttım. Paşa noktai nazarımı
anlayınca derhal imza etti. Fuat Paşa'ya Refet Bey'in tereddüdü sebebini
anlayamadığımı söyledim. Fuat Paşa, Refet Bey'den, biraz ciddi, istizahta
bulunduktan sonra, Refet Bey müsveddeyi eline alarak kendine mahsus bir
işaret vaz'etti. Öyle bir işaret ki, bunu, bu müsveddede bulmak biraz
müşküldür.-- (O dönemde Rauf Bey'in de Mustafa Kemal'in --Anafartalar
Kahramanı-- olması gibi --Hamidiye Kahramanı-- adıyla ün yapmış olduğu
anımsanmalıdır (Saracoğlu. 1960:48-49).) (Atatürk, tarihsiz: 34).
Görüldüğü gibi, Cafer Tayyar'a çekilen telgraftan ancak üç gün sonra
yazılan ünlü --Amasya Tamimi-- bile bir komutan tarafından ancak anı olarak,
öteki tarafından da okunmaz bir biçimde ve uzun tartışmalardan sonra
imzalanabiliyor. Üstelik Refet Bey, Mustafa Kemal'in emrinde bir komutandır
o sırada.
3) --Vali ve mutasarrıfların tümü bu halka çevresindedir.-- Bu söz de o sırada
ancak bir umuttan, bir istekten başka bir niteliğe sahip değildi. Hem Mustafa
Kemal, --Nutuk--da, bu sözünün doğru olmadığını belirten pek çok örnek verir,
hem de zaten o sırada böyle bir --birleşik cephe-- için zaman henüz çok
erkendir. Örneğin, sonradan kendisinin en yakın çalışma arkadaşlarından biri
olan Mazhar Müfit bile, kendisini Damat Ferit'in adamı sanmaktadır.

imparator 10-02-2007 14:20

4) --Bu yüksek amaç için Müdafaa-i Hukuku Millive ve Redd-i İlhak
Cemiyetleri'nin adı altında örgütlenme yapılacaktır. Zaten bunların
örgütlenmesi Anadolu'da kaza ve nahiyelere dek kök salmıştır.-- Bu yargı olsa
olsa, Mustafa Kemal'in o dönemde İmparatorluğu ikiye bölmüş olan
İttihatçı-İtilafçı ayırımını yok ederek, tüm kişileri kendi arkasında düşmana
karşı seferber edebilmek için kullanmayı düşündüğü bir taktiğin belirtisidir.
Yoksa, o sırada kendiliğinden oluşmuş bulunan örgütler arasında ne eşgüdüm
vardı, ne de bunlar Mustafa Kemal Paşa'nın dediği denli yaygın ve köklüydü.
5) --İngilizlerin kışkırtmasıyla ortaya çıkan bağımsız Kürdistan eylemi sona
ermiş ve Kürtler, Türklerle birleşmiştir.-- Bu da, yalnız Mustafa Kemal'in
telgrafla, Diyarbakır'a bildirdiği emirlerin hemen yerine getirilmiş olduğu
varsayımına dayalı bir yargıdır.

imparator 10-02-2007 14:21

6) --Tüm ülkeyi temsil etmek üzere, Anadolu ve Trakya Müdafaa-i Hukuku
Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerini birleştirmek ve bu örgütün Anadolu ve
Rumeli temsilcilerinden kurulu güçlü bir merkez yönetim kurulu oluşturmak
kararı alınmıştır.-- Cafer Tayyar'a verilen bu haber gerçeği değil, tam
anlamıyla Atatürk'ün kafasındaki modeli belirtiyordu.
Telgrafın, bundan sonraki maddeleri, bu ilkeler çerçevesinde Cafer
Tayyar'dan neler yapması gerektiğine ilişkin isteklerden oluşmaktadır.
Gerçekleşen Düş
İşin ilginç yanı, Cafer Tayyar'a çekilen telgrafın o anda gerçeğe uygun
olmamasına karşılık, içinde belirtilen bütün yargıların ve haberlerin, zaman
geçtikçe, teker teker gerçekleşmiş olmasıdır.

imparator 10-02-2007 14:21

Bu telgrafın üzerinde bu denli durmamın iki nedeni var : Birinci neden,
içinde belirtilen ilkelerin, Atatürk'ün tüm Bağımsızlık Savaşı Stratejisi'ni
kapsamakta oluşudur. İkinci neden ise, telgraftaki havanın, Mustafa Kemal'in
konuya esas yaklaşımını belirlemesidir. Bütün telgraflar Mustafa Kemal'in
belli komutanlar adına ve halk ile birlikte eylem yaptığı havası içinde
kaleme alınmıştır. Eylemin genel gelişimi içinde bu hava gerçekten de
yaratılmıştır. Fakat telgrafın çekildiği sırada, bu, yalnız Mustafa Kemal'in
kafasındaki plandır. Yoksa gerçek değildir. Henüz ne komutanların, ne de
kitlelerin desteğini alabilmiştir. O ise İmparatorluğu yıkıp, yerine
Cumhuriyet'i kurmaya bile karar vermiştir o aşamada. Dolayısıyla sihirli
kelime --temsil--dir.
Mustafa Kemal Paşa, Bağımsızlık Savaşı'nı elbette, --Heyeti Temsiliye Reisi--
olmadan da, örneğin, Osmanlı Ordusunun bir generali olarak örgütleyebilir ve
yürütebilirdi.
Telgrafta dikkat edilmesi gereken bir başka nokta, genel mantığın, eylemin
düşman istilasına karşı başlatıldığı ve mevcut hükümetin yadsınması
gerekçesine dayanıldığı biçiminde geliştiğidir.

imparator 10-02-2007 14:21

Bütün bu noktalar düşünüldüğünde görülecektir ki, Mustafa Kemal'in
--örgütçülüğü-- artık tümüyle --temsil-- ilkesine ve stratejisine dayalı bir
örgütçülüğe dönüşmüştür: İşte bu örgütçülüktür ki, onun Cafer Tayyar'a
yolladığı telgraftaki düşlerini, zaman içinde birer birer gerçeğe
dönüştürmüştür.
Temsil Stratejisi
Mustafa Kemal'in üçüncü dönemindeki --örgüt-- sorunu, artık, stratejik olarak,
--Padişah'ın otoritesine karşı bir --Ulusal İrade-- oluşturmak-- biçiminde
algılanabilir.
Bu dönemde, yukarıda da belirttiğim gibi, artık sorun, --ne yapılacağı--
sorunu olmaktan çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa ne yapacağını çok iyi
bilmektedir. Sorun, --nasıl yapılacağı-- sorunudur. Düşman kovulacak, vatan
kurtarılacak, İmparatorluğa da el konulacaktır. Ama nasıl? İşte bu noktada
--örgüt--ün ardındaki ideoloji işin içine karışmaktadır: Bütün bu işler Fransız
Devrimi'nin getirdiği Ulusçuluk ve Cumhuriyet düşüncelerine dayalı olarak
yapılacaktır. --Örgüt-- açısından bu düşüncelerin iki işlevi vardır: Birinci
işlev Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın bu düşünceler çerçevesinde örgütlenerek,
Mustafa Kemal'in liderliğinde toplumsal kaynakların seferber edilebilmesidir.
İkinci işlev ise, savaş sonrası kurulacak siyasal yapıda, İmparatorluğa el
konurken yine bu düşüncelerin kuramsal ve hukuksal temel oluşturmasıdır.

imparator 10-02-2007 14:22

İşte tam bu noktada, --örgüt--ü başarıya götürecek taktiklerle, --ulusal
temsil--in sağlanmasına yönelik strateji arasında bir çatışma gözükmektedir:
Hem --örgüt--ü yukarıdan aşağı bir emir-komuta zinciri içinde kuracak ve tüm
eylemi tek elden yöneteceksiniz, hem de bunu ulus adına, temsil ilkesine göre
yapacaksınız. Üstelik, uluslararası planda da, Batı'nın sahip olduğu çağdaş
siyasal değerlerden sapmadığınıza düşmanlarınızı bile inandıracaksınız. Bu,
son derece zor, --çatışan-- strateji ve taktik ögelerin --uzlaştırılması--nı,
ancak, Mustafa Kemal gibi bir --örgüt dehası-- becerebilirdi. Şimdi bu --genel
strateji--nin --özel taktik--lerle nasıl uzlaştırıldığını Atatürk'ün ağzından,
Mazhar Müfit'in anılarından görelim:
Bilindiği gibi Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919'da toplanmıştır. Oysa
Kongre'nin ilk açılış tarihi 10 Temmuz olarak saptanmıştı. Bunu öğrenen
İngiliz albayı Ravlenson, 9 Temmuz'da Mustafa Kemal'i görmeye gelir.
Ravlenson, mütareke koşullarının Erzurum'daki uygulamasını denetlemekle
görevlidir. Emrinde iki manga kadar asker de olan Ravlenson, ayrıca İngiltere
Dışişleri Bakanı Lord Gürzon'un da yeğenidir. Bir anlamda hem askeri, hem
siyasal, hem de (mütareke koşullarına göre) hukuksal güç sahibidir Ravlenson.
İşte bu albay, Erzurum Kongresi'ni önlemeye kararlıdır. Mustafa Kemal'e
açıkça, --Kongreden vazgeçmezseniz, kuvve-i cebriye ile toplantının
dağıtılmasına mecburiyet hasıl olacak.-- der. Buna karşılık Mustafa Kemal,
--O halde biz de mecburi ve zaruri olarak kuvvete karşı koyar ve herhalde
milletin kararını yerine getiririz.-- yanıtını verir. Bunun üzerine de Mazhar
Müfit kapıyı açarak, Ravlenson'u dışarı çıkarır.

imparator 10-02-2007 14:22

Kongrenin selameti için alınması gerekli önlemlerin belirlediği taktiklerle,
genel strateji çatışması, bu konuşmanın hemen ardından Mustafa Kemal Paşa'nın
şu değerlendirmesinde açığa çıkar: --Pek ihtimal vermiyorum ve ciddi telakki
etmiyorum ama, şayet bu zat, kongrenin toplanmasına müdahale etmeye ve mani
olmaya kalkışırsa bizim de tedarikli bulunmamız lazım gelir. Aklıma
kolordudan biraz muhafız asker istemek gelmiyor değil. Fakat bu iyi bir şey
olmaz. Kongreyi millet değil, asker yaptı ve yaptırdı, derler. Ordunun
baskısı ve müdahalesi altında Erzurum Kongresi'nin yapılmış olduğu hakkında
herhangi bir tahminin yürütülmesi dahi işimize elvermez...--
Görüldüğü gibi, aslında bütünüyle, bir generalin, Mustafa Kemal'in, hemen
hemen tümüyle askeri gücüne ve ününe bağlı olan bir eylemi, askerden
arındırılmış olarak göstermek, genel stratejinin bir gereğidir.

imparator 10-02-2007 14:22

Öte yandan, kongre için yalnız içten değil, dıştan da ciddi bir engelleme
söz konusudur. Sonunda, bulunan çözüm yolu son derece basit ve etkindir:
--Sivil giydirilmiş seçme polis ve jandarmalar, kongrenin açıldığı ve açık
kaldığı günlerde o civarda seyirci halkmış gibi bulunacaklar ve herhangi bir
müdahale vukuunda silaha silahla mukabele edecekler.--
Bu önlemler karşısında Mustafa Kemal'in şu sözleri, ulus iradesini egemen
kılmaya çalışan bir liderin, deneyimli geçmişinin kendisine sağladığı
üstünlükleri vurgular:
--... Ben bir şey olacağına. İngiliz Kolonel'inin müdahale cesaret ve
cür'etini kendinde bulabileceğine asla kani değilim. Sadece, en zayıf ve
vukuu en imkansız ihtimalatı dahi güz önünde tutmak daimi itiyadımdır. Sadece
bu tedbir ve tertibin mahremiyetine itina etmek ve ortalığı beyhude telaşa
vermemek asli şarttır.--

imparator 10-02-2007 14:22

Hem önlem alınacak, hem gizlilik içinde uygulanacak!.. Bu tutum, Mustafa
Kemal Atatürk'ün bütün yaşamında egemendir. Yanındaki arkadaşlarının bir
bölümü aslında İttihat ve Terakki'nin --silahşörlük-- geleneğini sürdüren
kişilerdir (İttihatçılar gerek siyasal karşıtlarını susturmak, gerekse siyasal
iktidara el koymak için sürekli olarak hem --silahşör-- kullanmışlar, hem de
Bab-ı Ali baskınında olduğu gibi bizzat kendileri --silahşörlük-- yapmışlardı.
İttihatçı liderlerin evlerinde de koruma görevi yapan --silahşörler--in ev
halkından sayıldığını Talat Paşa'nın eşi, anılarında anlatıyor
(Barlas, 1980).). Nitekim, yukarıdaki sözlerini şöyle tamamlıyor Mustafa
Kemal:
--Hoş, bu da olmasaydı, herhangi bir menfi ihtimal karşısında benim, Ali
Şevket, Cevat Abbas ve bir iki arkadaşı dahi kongre binası önüne göndermem,
kongreyi muhafaza etmek için kafi gelirdi. (Kansu, 1966:45-47).
Bütün bu konuşmalar sonunda 23 Temmuz'da Kongre açıldığında her türlü önlem
alınmış, --ayrıca Recep Zühtü (eski milletvekillerinden) , Cevat Abbas
(Paşa'nın yaveri ve merhum Bolu mebusu), Şevket (eski Bilecik mebusu) Beyler
de ayrıca kapıda muhafız olarak yer almış bulunuyorlardı.-- (Kansu, 1966:78).

imparator 10-02-2007 14:22

Kongre Taktikleri
Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin son aşaması, Sivas Kongresi
ile noktalanmıştır. Padişah'a karşı oluşturulacak siyasal gücün kaynağını ve
Bağımsızlık Savaşı'nın tek elden yönetimini sağlamak üzere girişilen bu
örgütçülük eylemi, yalnız genel toplum düzeyinde değil, kongre düzenlenmesi
ve yönetimi açısından da sürekli bir biçimde özel taktiklerin kullanılmasını
gerektirmiştir .
Birinci sorun, ulusal iradeyi temsil edecek olan bir kongreye Mustafa Kemal
Paşa'nın asker kimliği ile katılmasının sakıncalarıydı. Özellikle dış ülkeler
üzerindeki etkiler bakımından çok önemli görülen bu nokta, Mustafa Kemal'in
ince bir manevrasıyla görkemli bir biçimde çözülmüştü: Kongrenin açılışı için
saptanan (ve sonra onüç gün ertelenen) tarihten iki gün önce, Mustafa Kemal
Paşa bütün görevlerinden istifa ediyor ve --bu andan itibaren hiçbir resmi
sıfat ve memuriyetim yok, bir millet ferdi olarak ve milletten kuvvet ve
kudret alarak vazifeye devam edeceğim.--(Bu noktada, Mustafa Kemal Paşa'nın
İstanbul hükümeti tarafından da görevden alındığı unutulmamalıdır.) diyordu.

imparator 10-02-2007 14:23

İkinci nokta, seçilmiş delegelerden oluşan kongreye, Mustafa Kemal'in
hangi yetkiyle katılacağıydı. --Çünkü, kongre delegeleri mahallerinde daha
önceden seçilmişlerdi.-- Bu sorunun nasıl çözüldüğünü de Mazhar Müfit'ten
dinleyelim yine:
--Bu maksatla Hoca Raif Efendi'nin başkanlığında bulunan --Erzurum Vilayatı
Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye-- Cemiyetinin bir içtimaı sonunda Mustafa Kemal
Paşa'dan bir tezkere ile heyeti faale reisliğini kabul etmesi rica edilmiş ve
kendisine beş iş arkadaşı da gösterilmişti. Bu beş arkadaş: Hoca Raif Efendi
(bilahare Heyeti Temsiliye azası ve Erzurum milletvekili) , emekli binbaşı
Süleyman, Kazım Necati (Erzurum'da çıkan Albayrak gazetesi müdürü) , Dursun
Beyzade Cevat (maarifçi ve halen Erzurum milletvekili) Beylerdi.
Hüseyin Rauf Bey de heyeti faale ikinci reisliğine seçilmişti. Heyeti
faaleyi bu şekilde seçen cemiyet, İstanbul'da bulunan umumi merkeze de bir
telgraf çekerek, kongrede umumi merkez adına rey, mütalaa, hak ve yetkilerinin
Mustafa Kemal Paşa'ya verilmesini rica etmişti.
Bütün bu önlemlerle yetinmeyen --Müdafaa-i Hukukçular-- kesin çözüm sağlayıcı
taktik darbeyi de ihmal etmemişlerdi:

imparator 10-02-2007 14:23

Mustafa Kemal Paşa ile Hüseyin Rauf (Orbay) Bey'in kongre delegelikleri de
ayrıca Cevat Dursunoğlu'nun ve Kazım Bey'in kongre murahhaslıklarından istifa
eylemeleri ve boşalan iki yere müşarünileyhlerin seçilmesiyle temin
edilmişti.-- (Kansu, 1966:?5-?6).
Açıkça görüldüğü gibi, Mustafa Kemal Paşa, kongrenin güvenliği konusunda
olduğu gibi, hukuksal açıdan da hiçbir noktayı rastlantıya bırakmak niyetinde
değildi. Nitekim, kongrenin açılışına bütün yüksek rütbeli komutanları (başta
Kazım Karabekir Paşa olmak üzere) yanına alarak gitmişti. Böylece, gücünü
kanıtlamış oluyordu. Öte yandan kendisi, sivil giysilerle kongreye katılarak,
ulusal irade kavramına gölge düşmesini önlüyordu. Bu yüzden, kongre başlamadan
önce, askerler salondan ayrılmışlardı.
Üçüncü nokta; kongre başkanlığıydı. O sırada, bir kesimin Mustafa Kemal'in
başkanlığını önlemek istediği anlaşılıyor. Bu engelleme, özellikle Mustafa
Kemal'in asker oluşuna dayandırılan bir propaganda ile yürütülüyordu. Buna
karşılık, eylem arkadaşları, Mustafa Kemal'in de, Rauf Bey'in de ordu ile
ilişkileri kalmadığını söyleyerek karşı propaganda yapıyorlardı. Sonunda,
yukarıda değindiğim taktiklerle, bu sorun hemen çözülüvermişti.

imparator 10-02-2007 14:23

Örgütün Niteliği
Erzurum Kongresi, yapısı bakımından o günkü eylemi yansıtır. Bu yapı
hakkında elimizde kesin bir liste vardır. Mazhar Müfit'in titiz kayıtçılığı
sayesinde bu kongreye katılanların isimleri ve meslekleri tarihe geçmiştir.
Bu listeye baktığımızda, Mustafa Kemal dahil olmak üzere 57 kişinin adını
görüyoruz. Bu 57 kişinin mesleklere göre dökümü şöyle bir görünüm veriyor: 17
kişi sivil ve asker, bürokrat ve eski bürokrat. 9 kişi tüccar. 6 tane çiftçi
var. Din adamlarının sayısı da 6. Arkadan 4'er kişi ile onları, eski ve yeni
politikacılar, avukat ve dava vekilleri ve doktorlar izliyor. Gazeteci ve
yazarların sayısı 3. 2 kişinin yanında yalnızca --eşraftan-- yazılmış. Son
olarak 1 şeyh ve 1 de hoca var.

imparator 10-02-2007 14:23

Bu dağılım bize Erzurum Kongresi'nde, o dönem toplumunun egemen güçlerinin
yeterince temsil edildiği izlenimini veriyor. Bürokrat ve eski bürokratların
başat bir nitelik taşıması ise, hiç kuşkusuz, Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk
Cemiyetlerinde bu kişilerin etken olmasının bir sonucu. Ayrıca, o dönem
toplumundaki --egemen güç-- kavramına da oldukça uygun. Kapitalizmin henüz
filiz halinde bulunduğu ve dışa bağımlı nitelik taşıdığı düşünülürse, feodal
kökenli olanlarla, tarihsel ağırlık taşıyan bürokratların çoğunlukta olduğuna
şaşmamak gerek. Unutmayalım ki, Erzurum Kongresi bir Anadolu Kongresi'dir. Bu
nedenle feodal nitelikli kişilerin ağırlık taşıması olağandır. Ayrıca hemen
dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da, sivil ve asker bürokratlardan
sonra, en büyük grubun yine, tüccarlar olduğudur.
Taktik Gereği, Saltanata ve Hilafete Karşı Takınılan Tutum
Mustafa Kemal Atatürk'ün Erzurum Kongresi sırasında Cumhuriyet'i ilan
etmeye kararlı olduğunu yine Mazhar Müfit ile konuşmalarından biliyoruz.
Şimdi, Cumhuriyet'i ilan etmeye karar vermiş olan, fakat bu kararı kendi
deyimiyle --milli bir sır-- olarak saklayan Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi
açış konuşmasını nasıl bitirdiğine bakalım:
--En son olarak niyazım şudur ki, cenabı vacibül amal hazretleri, Habibi
Ekremi hürmetine bu mübarek vatanın sahip ve müdafaai ve diyaneti celilei
ahmediyenin ilayevmilkıyame harisi astakı olan milleti necibemizi ve makamı
saltanat ve hilafeti kübrayı masun ve mukaddesatımızı düşünmekle mükellef
olan heyetimizi muvaffak buyursun.-- (Kansu, 1966:85).

imparator 10-02-2007 14:23

Bu sözlerden sonra neler olduğunu yine Mazhar Müfit şöyle anlatıyor:
--Paşa'nın bu nutku, salonu yerinden sökecek kadar kuvvetli ve sürekli bir
surette alkışlanmıştı. Nutkun sonundaki duayı, padişahlık ve hilafet
müessesesi hakkındaki temenniyatı belki garip bulursunuz. O zaman ben de aynı
hissi duymuştum. Hatta, kongre akşamı Paşa'ya: --Paşam, nutkunuzun sonunu
müftü efendinin duası gibi bitirdiniz.-- dedim. Bu tarz konuşmamı hoş gördüğü
için sadece güldü ve: --Maksadını anlıyorum, anlıyorum ama, şimdi vazifemiz
halkı, vatanı ve esir Padişah'ı kurtarmaya inandırmaktan ibarettir.-- cevabını
verdi ve ilave etti:
--Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamak ve zamansız hiçbir şeye uzaktan yakından
tevessül etmemek, başlıca dikkatimizi teşkil etmelidir.-- (Kansu, 1966:85) .
Sanırım, Atatürk'ün taktik açıdan tüm gizi bu tümcede görülebilir:
--Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamalı ve zamansız hiçbir şeye uzaktan yakından
tevessül etmemek-- her devrimci eylemin, her devrimci liderin şaşmaz bir
ilkesi olmalıdır. Mustafa Kemal Atatürk, bu ilkeyi sanki kendisi
üretmişcesine, büyük bir titizlikle uygulamış, bu yüzden de taktik açıdan,
yenilmez bir nitelik kazanmıştır.

imparator 10-02-2007 14:23

Hiçbir Zaman Toplanmayan Heyet-i Temsiliye
Ulusal iradeye dayalı olduğu konusunda hiçbir tereddüt yaratılmamasına özel
bir özen gösterilen Erzurum Kongresi sırasında, bütün işlemler mevcut hukuk
kurallarına uygun olarak yapılıyordu.
Sanırım bu nokta son derece ilginçtir. Devrimci bir lider, devrimci bir
kongreyi, ortadan kaldırmak istediği düzenin üstyapı kurallarına göre
işletiyordu. Çünkü, meşruiyeti belli bir düzene dayamak zorunluğu duyuluyordu.
Bu --meşruiyet--, ilerde, --Padişah'ın dinsel-geleneksel otoritesine karşı,
Mustafa Kemal'in halka dayalı otoritesinin-- kabul edilmesi süresince önemli
bir görev yapacaktı.
İşte bu çerçeve içinde Erzurum Kongresi o sırada yürürlükte olan --Cemiyetler
Kanunu--na göre toplanmış, vilayetçe onaylanmış ve örgütlenmesini de buna göre
yapmıştı.

imparator 10-02-2007 14:23

Gerek o sıradaki yasalara göre, gerekse Mustafa Kemal'in istekleri
doğrultusunda yapılması gereken işlerden biri, bir --Heyet-i Temsiliye--
seçmekti.
Her konuda olduğu gibi, Mustafa Kemal'in heyet-i temsiliye'ye girip
girmemesi yine tartışmalıydı. Sonunda, Mustafa Kemal istediğini yaptırdı ve
Heyet-i Temsiliye'ye seçildi. Erzurum Valiliğine verilen dilekçe şöyleydi:
24.8.1919
Erzurum Vilayeti Aliyesine
Utufetli Efendim Hazretleri,
Şarki Anadolu'da mevcut olup, aynı maksat ve gaye ile şimdiye kadar
teşekkül etmiş olan bilcümle milli cemiyetler Erzurum'da akdettikleri malum
kongre kararıyle --Şarki Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti--, namı müştereki
altında ittihat ve ittifak eylemişlerdir.

imparator 10-02-2007 14:24

Cemiyetimizin merkezi elyevm Erzurum'dur. Heyeti idaresi demek olan --Heyeti
Temsiliye--si azasının isim ve hüviyetleri berveçhizir derç ve matbu nizamnamei
esasisinden iki nüshası merbuten takdim edilmiştir. Cemiyetler Kanunu'na
tevfikan ilmühaberinin tarafımıza itası zımnında işbu beyannamemiz makamı
ailelerine takdim olunur. Olbapta emrü irade hazreti menlehülemrindir.
Mustafa Kemal
Mustafa Kemal Paşa : Sabık Üçüncü Ordu Müfettişi, askerlikten müstafi.
Rauf Bey : Bahriye Nazırı Esbakı
İzzet Bey : Sabık Trabzon Mebusu
Raif Efendi : Sabık Erzurum Mebusu
Servet Bey : Sabık Trabzon Mebusu
Şeyh Fevzi Efendi : Erzincan'da Nakşi Şeyhi
Bekir Sami Bey : Beyrut Valii Sabıkı
Sadulah Efendi : Sabık Bitlis Mebusu
Hacı Musa Bey : Mutki Aşiret Reisi

imparator 10-02-2007 14:24

Bu dilekçeden ve listeden açıkça anlaşıldığı gibi, Mustafa Kemal Paşa, yeni
bir siyasal güç kaynağı oluşturmak isterken, toplum içindeki mevcut güç
piramidini kullanmaktadır. Yalnız mevcut hukuk kurallarına uygun davranmakla
kalmamakta, kurduğu yeni örgütteki --temsil-- yetkisini de, zaten o sırada
toplumun güç piramidine göre, tepelerde bulunan kişilerden seçmektedir.
Burada Mustafa Kemal Paşa'nın büyük bir taktisyen olduğunu bir kez daha
görüyoruz. Seçim, genel stratejiye, yani Padişah'ın dinsel-geleneksel gücünün
karşısına --ulusal irade-- kavramıyla çıkılmasına son derece uygundur. Ayrıca,
çok önemli bir nokta, bu --Heyet-i Temsiliye--nin, Mustafa Kemal'in varlığına
bir --meşruiyet-- kazandırmaktan başka işlevi de yoktur. Bakın bu konuda
Mustafa Kemal Atatürk ne diyor:

imparator 10-02-2007 14:24

--Efendiler, istitrat kabilinden şunu arz edeyim ki, bu zevat hiçbir vakit
bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. Bunlardan İzzet, Servet ve
Hacı Musa Beyler ve Sadullah Efendi hiç gelmemişlerdir. Raif ve Şeyh Fevzi
Efendiler, Sivas Kongresi'ne iştirak etmişler ve müteakıp biri Erzurum'a,
diğeri Erzincan'a avdet ederek bir daha iltihak eylememişlerdir. Rauf Bey ve
Sivas Kongresi'ne ihtihak eden Bekir Sami Bey, İstanbul'da Meclisi Mebusan'a
gidinceye kadar, beraber bulunmuşlardır.-- (Atatürk, tarihsiz:67-68) .
Görüldüğü gibi, sorun, birlikte çalışıp karar alabilecek bir grup
oluşturmaktan çok, Mustafa Kemal Paşa'ya yetki verilmesidir.
Nitekim, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin öncülü olan Sivas Kongresi
sırasındaki taktikleri içinde, Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini duraksamadan
kullanmıştır:
--Nihayet, Heyeti Temsiliye azası olarak, Erzurum'dan üç kişi, Erzincan'dan
bir kişi ve Sivas'ta bulduğumuz Bekir Sami Bey'le beş kişi olduk ve Sivas
Kongresi'ni vücuda getiren murahhasların vesikalarını tetkik lüzumu
hissolunduğu zaman ben, orada şöyle bir vesika yazdım ve altını Heyeti
Temsiliye mühriyle mühürledim.
Heyeti Temsiliye'den:
Mustafa Kemal Paşa
Rauf Bey
Ulemadan Raif Efendi
Şeyh Fevzi Efendi
Bekir Sami Bey
Berveçhibala esamisi maruz zevat; Şarki Anadolu namına Sivas Kongresi'nde
bulunmak üzere Erzurum Kongresi'nce memur edilmiştir. (Mühür) (Atatürk,
tarihsiz:83).


Türkiye`de Saat: 07:33 .

Powered by: vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580