Beşiktaş Forum  ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi


Geri git   Beşiktaş Forum ( 1903 - 2013 ) Taraftarın Sesi > Eğitim Öğretim > Dersler - Ödevler - Tezler - Konular > Hayvancılık ve Tarım

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29-01-2007, 11:15   #1
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Osmanlı Devletinde tarım Sektörünün Durumu

OSMANLI DEVLETİNDE TARIM SEKTÖRÜNÜN DURUMU
Osmanlı Devleti, 19 ncu yüzyılda Batı'da meydana gelen sanayileşme devriminin dışında kalmış ve bu sebeple ekonomisi tarıma dayalı bir özellik taşı­mıştır. Bu özellik yüzyıllar boyunca değişmemiştir. Tarımsal üretim, devletin son döneminde milli gelirin % 65'ni oluşturmaktaydı. I.nci Dünya Savaşı önce­sinde tarımsal üretimin ortalama %80'i bitkisel, %20'si ise hayvansal üretim olup tahıl, bitkisel üretimde %75'lik bir paya sahipti. Zaman içinde tarımsal üretimde sanayi bitkileri lehine bir gelişme olmuş, koza, pamuk, fındık ve tü­tün üretimi artmıştır. Bu tip üretim, devletin son döneminde, özellikle dış borçları ödeyebilmek amacıyla ihracata konu teşkil ettiği için, Duyunu Umumi­ye idaresi tarafından teşvik edilmişti. Bunun sonucunda tarımsal maddeler ih­raç gelirlerinin toplam tarımsal gelire oranı 1899 yılında %12'den 1914'de %14'e yükselmiştir. Osmanlı Devleti'nin son yıllarında toplam nüfusun % 80'i tarım kesiminde çalışmakta idi.
Osmanlı Devleti, 20.nci yüzyıla, tarım sektörünü geliştirmek amacıyla bir reform programı uygulayarak girmiş, örnek çiftlikler kurulmuş, tarım okulla­rı açılmış ve sulu tarım teknikleri uygulamaya konulmuştur. Yüzyılın başın­da, tarımsal makineler ülkeye girmeye başlamış, fakat sayı yeterli seviyeye ulaşamamıştır. 19 ncu yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanan pul­luklar, hiçbir zaman karasabanın yerini alamamıştır. Karasaban, döğen ve kağnıdan oluşan bir tarımsal altyapıda, tarımsal üretimi arttırmak mümkün olamamıştır. Pamuk ekim ve üretiminde prodüktiviteyi yükseltmek için İngil­tere ve Almanya, sömürge tipi çiftçilik kurma yoluna çok az gitmişler ve işin ti­caretine daha çok önem vermişlerdir. Bununla beraber, 1878 yılında İzmir böl­gesinde tarıma elverişli toprakların tamamı İngilizlerin eline geçmiştir. 1880 yılında Aydın ve yöresinde toplam 2.2 milyon dönüm toprak sulamaya açılmış, 1883'de bu alan 4.1 milyon dönüme çıkmıştır. Yabancı çiftçiliklerde özel sula­ma yöntemlerine başvurulmuş, Aydın-İzmir demiryolu, yörede üretilen ürün­lerin taşınmasına katkıda bulunmuştur. Tarımda ilk makineleşme hareketi de bu yörelerde başlamıştır.
Bu özel durum dışında genelde Osmanlı Devleti'nde ulaşım ve haberleşme yetersizliği, çiftçiyi pazara değil, kendi tüketimine yönelik üretime yöneltmiş­tir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da çiftlikler 50 dönüm ve daha büyük iken, Ba­tı Anadolu'da işletme büyüklükleri küçülmüştür. Bunun başlıca sebebi, miras yoluyla toprağın paylaşılmasıdır. Osmanlı Devleti'nde genelde tarım sektörün­de, küçük üreticilik ve aile işletmelerinde iç tüketim için üretim yapısı egemen olmuştur. 1838 Ticaret Anlaşması sonucunda ülke liberalizme açıldığı için, ta­rım sektörü korunamamıştır. Yabancılara sağlanan ticari ayrıcalıklar ve kapi­tülasyonlar sonucunda, 1878-1913 döneminde her yıl ülkeye ortalama 75.000 ton un, 65.000 ton pirinç ve 10.000 ton buğday ithal edilmiştir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:15   #2
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Osmanlılarda ekonomi aslında tarıma dayanmasına rağmen, tarımsal üretimin temelini oluşturan toprak mülkiyeti, 19.ncu yüzyılda temelden değiş­tirilmiş ve bu durum üretimin düşmesine yol açmıştır. Osmanlı'da toprak reji­mi dirlik sistemine dayanmakta ve bu sistem aracılığıyla devlet, ekonomik, mali, askeri ve sosyal hayatı kontrol etmekte idi. Dirlik sisteminde mar: 3.000 - 20.000 akçe, zeamet: 20.000-100.000 akçe, has: 100.000 akçeden da­ha fazla ödenti anlamına geliyordu. Savaşlardan ganimet olarak alınan toprak­lar, verimlerine göre tımarlara ayrılarak askeri görev karşılığı sipahilere veriliyordu. Arazi rejimi, toprak ürünlerinin almış biçimi açısından "öşriye", "haraciyye" ve "arzı miri" olarak üçe ayrılmıştı. Arazi rejimi, arzı miri denilen top­raklarda uygulanıyordu. Devlete ait olan bu topraklarda köylü, kiracı niteliğin­de idi. Devlet giderlerinin zamanla artmasına paralel olarak tarımda miri sis­temden iltizam usulüne geçilmiş ve devlet, tarım gelirlerini askerin elinden ala­rak belli bir kira karşılığında ihale yöntemiyle mültezimlere bırakmıştır. Fakat mültezimlerin aşırı kâr hırsı, sistemi zayıflatmıştır.
19.ncu yüzyılın ikinci yarısında bu düzen değiştirilince toplumdaki tüm dengeler yerinden oynamıştır. Bu boşluktan yararlanan ağalar, beyler, ayan­lar ve güçlü devlet memurları Doğu ve Güney Doğu'da köylüyü üzerinde ekip biçtiği arazi ile birlikte sahiplenmişlerdir. Bunun sonucunda köylü, "maraba" durumuna düşmüştür. Diğer bir deyişle, yetiştirdiği ürünün toplamı üzerin­den pay alan üretici olmuştur. Ayrıca bu kesim, toprak mülkiyetine el koymuş ve 1808 Senedi İttifak kararıyla bu durumu devlete kabul ettirmişlerdir. Fa­kat arazinin hukuki mülkiyetine sahip olamamışlardır.
Osmanlılarda toprakların büyük bir kısmı, miri arazi olup sonuçta mülki­yeti devletindir. Çıplak mülkiyeti (rakabesi) devlete ait olan arazi, işletilmek üzere bir bedel (tapu) karşılığında köylüye verilmekte idi. Köylü kendi ihtiyacı kadar toprağı, devlet görevlisi olan sipahiden tapu resmi olarak bilinen peşin kira ödeyerek kiralardı. Eğer kiralama şartlarına uymayacak olur ise, kirala­dığı toprağın elinden alınmasına ve ödediği resmin yanmasına razı olurdu. Köylü, işlediği toprak karşılığında onda bir ile onda beş oranındaki bir payı (çift akçesi), devlete verirdi. Köylü, toprağı üç yıl boş bıraktığı takdirde, toprak elin­den alınır ve bir başkasına verilirdi. Toprak, babadan oğula mülk şeklinde ge­çer, erkek çocuk olmaması durumunda erkek kardeşe veya yakın akrabalara yeniden kiralanırdı. Devlet, araziyi çıplak mülkiyet (rekabe) hakkına dayanarak her zaman geri alabilirdi. Bu sistem 16.ncı yüzyılın sonlarına doğru bozul­maya başlamış, miri toprak düzeni orijinalliğini kaybetmiş, tımar sahipleri arazinin sahibi gibi hareket etmeye başlamışlardır.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:16   #3
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Batılılardan gelen baskılarında etkisiyle Osmanlılarda geçerli olan tarım­da devlet mülkiyeti (miri arazi) sistemi yerine, tarımı özel mülkiyete açmayı, toprağı fiilen işleyenin mülkiyetine bırakmayı amaçlayan ve 1858 Arazi Yasa­sıile miri arazinin hukuki rejimi yeniden belirlenmiştir. Yasada küçük çiftçi­leri koruyucu, toprakların belli ellerde toplanmasını önleyici, toprağın alım sa­tımını yasaklayıcı, yabancıların tarım arazisi almasına engelleyici hükümler bulunmasına rağmen, daha sonra tüm kısıtlayıcı hükümler ortadan kaldırıl­mıştır. 1866 yılında çıkarılan bir Yasa ile yabancılara toprak alma hakkı ta­nınmış ve izleyen yıllarda Batı Anadolu'da yabancıların eline geçen topraklar, 56 milyon dönüme ulaşmıştır.
Arazi Yasası, köylülerin işledikleri topraklar üzerinde fiili denetim kuran toprak ağalarının gücünü meşrulaştırmıştır. Ayrıca Yasa, miri arazilerin mül­tezimler, esnaf, nüfuzlu kamu görevlileri ve paşalar tarafından paylaşılması­na yol açmıştır. Bu dönem, 4.10.1926 tarihinde kabul edilen Medeni Kanun'a kadar devam etmiş ve bu Yasa ile mutlak mülkiyet esası getirilmiştir. Devlet böylece, rakabe hakkına dayanarak araziyi geri alma hakkını kaybetmiştir. Sonuçta, miri arazi değil, mülk arazisi toprak mülkiyetinin esasını oluştur­muştur. Medeni Kanun, on yıl nizasız ve fasılasız hüsnüniyetle ve malik sıfa­tıyla tasarruf edilen arazinin tapu dairesine zilyetleri namına tescil edilmesi­ni kabul ederek, arazi üzerinde özel mülkiyet hakkını tesis etmiştir. Böylece, piyasa ekonomisine geçişte önemli bir adım atılmıştır.
OSMANLI DEVLETİNDE SANAYİ SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ
Osmanlı Devleti'nin ekonomisi tarıma dayalı bir yapıda olduğu için, sanayi sektörü nisbi olarak ikinci planda kalmış ve içinde bulunulan şartlarda sana­yileşme çabaları başarıya ulaşamamıştır. Dolayısıyla bugün Türkiye'nin sana­yileşme seviyesinin, Batılı gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmasının en önemli sebebini oluşturmuştur. Aslında Batı'da sanayileşme devrimi başlamadan ön­ce 15-18.nci yüzyıllarda Osmanlı imparatorluğu dünyanın en gelişmiş ülkele­rinden biri idi. Lonca örgütlenmesiyle çinicilik, dokumacılık, gemi yapımı alan­larında oldukça ileri bir durumdaydı, İngiltere'de 18.nci yüzyıl ortalarında bu­harın makineye uygulanması sonucunda başlayan "sanayi devriminden" Osmanlılar, gerekli şekilde haberdar olamamışlardır. Bu durum sanayileşme sü­recinin ülkeye gelmesini engellemiştir. Böylece ekonomide makine gücüne da­yanan bir sanayi kurulamamış, geleneksel sisteme dayanan yerli sanayi de hızla gerilemiştir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:16   #4
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Adam Smith'in liberal ekonomi kurallarının, Batı'nın baskısı sonucunda özelikle 1838 Osmanlı İngiliz Ticaret Anlaşması ile Osmanlı Devleti'nde uygulanmaya çalışılması, Osmanlı döneminde sanayiin daha doğmadan ölmesine yol açmıştır. Nitekim bu durumu Ahmet Mithat, 1889 tarihinde aynen şöyle ifade etmiştir:
"Adam Smith'in serbest-i mübadele usulü bugünkü günde umum Avru­pa mekteplerinde ekonominin suret-i ahiresi olmak üzere tedris olunur. Fakat Avrupa Hükümetlerinin hiçbiri nezdinde tatbik için kabul olun­mamıştır. Hürriyet-i mutlaka-i mübadeleyi bugünkü günde Avrupa'da kabul edebilecek ne bir devlet ne bir millet yoktur. Her gün gazetelerde gördüğümüz himay~i sanayi, muhafaza-i ticaret, nahoşnudi-i amele ve­saire mebahisi bunu müeyyiddir. Adam Smith'in ekonomisini mektepler­de tedris etmek kiliselerde "size en büyük fenalık edenleri ezdilü can se­viniz! Bir yanağınıza tokat vuranlara diğer yanağınızı da çeviriniz!" di­ye verilen vazü nasihatlara benzer... Bizim mekâtibi âliyemizde Adam Smith ekonomisinin güya bir kanun, bir düştürül amel suretinde telâkki edilmesi teessüf-ü az'mi muciptir..."
Bu olumsuz gelişmede, özellikle İngiliz ve Fransızlarla imzalanan ticari anlaşmalar sonucunda bu ülkelere sağlanan ayrıcalıkların, koruyucu bir güm­rük sisteminin uygulanmasına imkan tanımamasının da etkisi olmuştur. Sa­nayileşme imkan ve fırsatını kaçıran Osmanlılar, ülkenin, kısa sürede sanayileşerek zenginleşen Batı'nın bir "açık pazarı" olmasına engel olamamışlardır. Aslında Osmanlı aydınları arasında da, ikinci Meşrutiyet'e (1908) kadar, eko­nomik gelişme için sanayileşmenin gerekli olduğuna inanan iktisatçı ve devlet adamı da pek yoktur. Büyük çoğunluk, sanayileşmeyi kaynak israfı olarak gör­müşlerdir. Buna rağmen devletin ve ordunun temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere bazı küçük ölçekli sınai tesisler kurulmuştur. Mesela 1810 yılında devlet sermayesi ile Beykoz Tesisleri (askeri kundura, çizme, palaska, fişeklik imala­tı), 1835'de Feshane Tesisleri (çuha, fes, battaniye üretimi) gibi.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:16   #5
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

İkinci Meşrutiyet'in 1908'de ilan edilmesiyle, sanayileşme olmadan ülkenin kalkınamayacağını ileri süren fikir ve devlet adamlarının sayısı artmaya baş­lamıştır. Gelişen milliyetçilik akımları, ekonomi alanında da kendini hissettir­miş ve ekonominin korunması ve sanayiin teşvik edilmesinin gerekliliği üze­rinde durulmaya başlanmıştır. Bu ortamda Aralık 1913 tarihinde, iktidarda­ki ittihat ve Terakki Hükümeti sanayileşmeyi teşvik etmek amacıyla Teşviki-i Sanayi Kanunu Muvakkatini (Geçici Sanayi Yasasını) yürürlüğe koymuştur. 1914 yılında Yasanın tüzüğü, 1917'de ise yönetmeliği çıkarılarak kapsamlı bir mevzuat hazırlanmış fakat araya giren I.nci Dünya Savaşı dolayısıyla bu dü­zenlemelerden yeterince yararlanılamamıştır. Bu mevzuat, daha sonra 1927 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nde yeniden düzenlenerek yürürlüğe konmuştur.
Yasa, beş beygir gücü enerji kullanarak ham ve yarı mamul maddelerin şeklini değiştiren, en az bin liralık araç ve gerece sahip olan ve yılda 750 işgü­cü tutarında işçi çalıştıran işyerlerini kapsamıştır. I.nci Dünya Savaşı esnasında, Yasa değiştirilerek, yabancı kuruluşlar teşvik kapsamından çıkarılmış ve ayrıca Batılılara verilen kapitülasyonlar kısmen kaldırılarak gümrük oranları arttırılmıştır. Yasa, vergi muafiyeti, bedava arazi, geçici gümrük muafiyeti, ka­munun öncelikle bu tesislerin ürünlerini satın alma zorunluluğunu getirmiş­tir. Fakat bu ayrıcalıklardan daha çok yabancılar yararlanmışlardır. Yasa, sa­nayi kuruluşlarını finanse edecek bir kredi kuruluşuna yer vermemesi ve mil­li sanayi kesimini dış rekabete karşı koruyacak önlemleri içermemesi açısın­dan eleştirilmiştir. Yayınlanmasından sonra 117 kuruluş, teşviklerden yarar­lanmak için başvurmuştur. Bunların %55'ni oluşturan 65 adedi, İstanbul ve civarında idi.
Osmanlı Devleti'nin son yıllarında sanayiin durumu ve gelişimi konusun­daki bilgiler, 1913 ve 1915 yıllarında Ticaret ve ZiraatVekaletleri tarafından İstanbul, Bursa, Bandırma, İzmir, Uşak gibi Batı Anadolu’yu kapsayan illerde yapılan sanayi sayımlarına dayanmaktadır. En az 10 işçi çalıştıran ve Teşviki Sanayi Kanunu kapsamına giren kuruluşların sayım sonuçları, 1917 yılında yayınlanmıştır. Buna göre Osmanlı Sanayi, tüketim malları üretmekte, ara ve yatırım malları üreten sanayi dallarına sahip bulunmamaktadır. Sanayinin hammaddesi tarıma dayanmaktadır. Sanayi kuruluşları aşırı derecede Batı Anadolu'da yoğunlaşmıştır. Mesela bunlardan %55'i İstanbul, %22'si İzmir'de toplanmıştır. Sayımlarda yer alan 264 kuruluştan %19'u (50 adet) devlete ve­ya anonim şirketlere, %81'i ise (214 adet) gerçek kişilere aittir. Son grubun %20'si (42 adet) Türk ve Müslümanlara geri kalan %80'i (172 kuruluş) ise Rum, Ermeni, Yahudi ve yabancı olarak gayrimüslimlere aittir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:16   #6
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

1915 sayımına göre Osmanlı Sanayiinde Türkler, sermayedar ve işçi olarak %15 oranında yer tutarken, Rumlar sırasıyla %50 ve %60, Ermeniler %20 ve %18 ve Yahudiler de %95 ve %10 oranında bir paya sahiptirler. Büyük sanayi tesisleri, kamu tarafından ordunun ve sanayiin ihtiyaçlarını karşılamak üze­re kurulmuşlardır. Sanayide, yabancı sermayenin payı düşük, çevirici güç ye­tersiz, teknoloji geri idi. 264 sanayi kuruluşunda toplam 20.977 beygir gücün­de çevirici güç kullanılmıştı. Bu gücün %76'sı buhar makinelerinden, %13'ü petrol kullanan içten yanmalı motorlardan ve %6.5'ide elektrik motorlarından sağlanıyordu. Enerji daha çok kol gücüne dayanıyordu. Osmanlı Devleti'nde ilk elektrik enerjisi üretim birimi, 1902'de Adana'da kurulmuş ve 1913 yılında İstanbul'da bir benzeri faaliyete geçmiştir. 1913-1915 sanayi sayımları sonuçla­rına göre, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Osmanlı Devle­ti arazisinde kurulmuş sanayi tesisleri şunlardır:
- Fabrikalar:2 makarna, l bira, 6 konserve, 7 yünlü dokuma, 2 pamuk ip­
lik ve dokuma, 1 iplik dokuma, 5 çe
şitli dokuma, 8 sigara kağı
dı, 5 madeni eş­
y
a, l kimyasal ürün,

- İmalathaneler:l buz, 3 kireç. 3 tuğla, 7 kutu, 2 yağ, 2 sabun, 2 porselen,
- Diğerleri:20 un değirmeni, l1 tabakhane, 7 marangoz ve doğrama atöl­yesi, 30 ham ipek atölyesi, 35 matbaa.
OSMANLI'DAN KALAN
A. GİRİŞ
Ekonominin bugünkü yapısı ve sorunları, tarihsel gelişme süreci içinde açıklanabi­lir. Ekonomik gelişmeyi belirleyen iç ve dış etmenlerin saptanması, bunların zaman için­de evrimi temel yöntem olarak benimsendiğinde çözümlemeye Osmanlı ekonomisiyle başlamak gerekmektedir.
Cumhuriyet dönemindeki ekonomik gelişme, İmparatorlukları devir alınan bir ya­pı üzerinde oluşmuştur; onun bir uzantısıdır. Bu durum, yalnız üretim yapısı için değil, ekonomik gelişmenin diğer öğeleri için de geçerlidir. Bu nedenle bu bölümde Osmanlı ekonomik ve toplumsal yapısının son dönemlerine kısaca değinilecektir.
Osmanlıda üretim çok büyük ölçüde tarıma dayalıdır. Sanayi gelişememiş, buna karşılık özellikle ticaret, ulaştırma ve bankacılık gibi hizmet kesimleri İmparatorluğun son 50-60 yılında önemli sermaye birikimine konu olmuştur. Bu kesimler çok büyük oranda azınlık ve yabancı sermaye egemenliğindedir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:16   #7
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

"Etkin ve ileri" sayılan Osmanlı yapısının, sanayileşme yönünde dönüşüm sağlaya­maması, kapitalist yoldan gelişememesi değişik iç ve dış etmenlere bağlanmaktadır. Bunların göreli önlemlerinin belirlenmesi yerine kısaca sıralanmaları, bu çalışma için zo­runluluktur.
Onaltıncı yüzyılın sonlarında İmparatorluk yeni toprak kazanımının sonuna gelmiş ve bu yoldan sağlanan gelirler kesilmiştir. Bununla eşanlı olarak dünya ticareti Akdeniz limanlarının dışına kaymıştır. Altın ve gümüş miktarının, Yeni Dünyanın sunumu sonucu artması para-fiyat dengesini sarsmıştır. Bu sırada İngiltere'de başlayan yeni üretim biçi­mi ve teknolojik gelişme karşısında Osmanlı'nın pazarını yabancı sınai ürünlere, "dışa" açması, varolan sanayii yıkıma sürüklemiştir. Neredeyse süreklilik kazanan savaşlar, mer­kezi yönetimin elinde toplanan tarımsal artığın yeniden üretime dönüşmesine olanak vermemektedir. Ayrıca Osmanlı'da bu dönüşümü sağlayacak yeni örgütlenme süreci or­taya çıkmamakta; değişik etnik gruplardan oluşan toplumsal yapı bu alanda ekonomik İşbölümüne dayanmaktadır: Tarımsal üretimde Türkler, sanayi ve hizmetlerde azınlık ve yabancılar egemendir, çoğunluktadır, imparatorluğun değişik etnik grupları siyasal ve ekonomik bağımsızlık peşindedir ve bu girişimler dönemin büyük devletlerince açıktan desteklenmektedir. Osmanlı,varlığını sürdürmek için, sermaye birikimi için değil, sürekli savaşmak durumundadır. Sonuçta, bu savaşları kazansa da kaybetse de, kaybetmektedir.
Osmanlı'nın son döneminde (son 50-60 yılında) sermaye kaynaklarının ilginç bir görünümü vardır; hükümet, kamu maliyesini, dış ticareti ve para sunumunu denetleme yetkilerinden bile yoksundur. Kamu gelirlerinin giderleri karşılamaması sonucu ağır ko­şullarla dış borçlanmaya gidilmektedir. Tarımsal ürün fazlası sanayie aktarılamazken, sa­nayi ve hizmet kesimlerini ellerinde bulunduranlar kârlarını yeniden üretimde kullanma­maktadır. Bu olguda o dönemin uluslararası sermayesinin niteliği ve Osmanlı'ya güven­sizlik etkili olmuştur, denilebilir. Türdeş olmayan toplumsal-ekonomik yapı, bir yandan artık kitle üretimine dayanan yabancı sınai malların pazarı durumuna gelmiş diğer yan­dan da Batı Anadolu tarımıyla tüm hizmet kesimlerini yabancı sermayeye açmıştır. Bu ekonomik ve toplumsal yapı makro-ekonomi politikalarının ülke içinde oluşturulmasına olanak vermemektedir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:16   #8
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Önce, İmparatorluk ekonomiyi tümüyle düzenleyecek maliyepolitikası araçların­dan yoksundur. Azınlık ve yabancılara tanınan ayrıcalıklar kamu gelirlerinin çok büyük ölçüde tarımdan sağlanmasını zorunlu kılmaktadır, örneğin kamu gelirlerinin 1909-1910'da yaklaşık yüzde 40'ı aşar ve hayvan (ağnam) vergilerinden oluşmaktadır. Ek ola­rak, arazi, bina, tütün, ipek ve tuz gibi mallardan alman vergiler de dikkate alınırsa, kamu gelirlerinin yarısından fazlasının kırsal kesimden sağlandığı sonucuna varılır. Buna karşı­lık kırsal kesime yapılan kamu harcaması çok azdır. Diğer yönden, tüm yabancılar, azın­lık grupları (askerlik bedeli olan ve 1909'dan sonra kaldırılan cizye dışında) vergi verme­mektedir. Ek olarak tüccar, sanayici grupları, serbest meslek sahipleri ve İmparatorluğun son yıllarına kadar İstanbul halkı-vergi vermemektedir. Bu konudaki yeniden düzenle­me girişimleri etkisiz kalmıştır. Osmanlı'da toplam vergi yükü "ağır" sayılmazsa da bunun çok eşitsiz dağıldığı açıktır. Kaldı ki, tarımdan alınan vergilerin de, katkılı üretim değeri üzerinden (masraflar çıkarılmadan) alınması sonucu, üretim üzerine etkisi olum­suzdur.
İkinci olarak, Osmanlı'nın para durumu da denetim dışı bir özellik taşır. Para düzeni, değişik madeni paralar ve Osmanlı Bankası'nın çıkardığı banknotlara dayanmak­tadır. Bunlarla birlikte, birçok yabancı para da kullanılmaktadır. Hükümet para konu­sunda sık ak yeniden düzenlemelere gitmişse de bu girişimler etkili olamamıştır. Madeni paralar, 1881'de altın liranın 7,216 gram altın karşılığı olarak tanımlanması (bu 18 İngiliz Şilin'i ya da 4,40 ABD dolarına eşitti) ve bunun 100 kuruş sayılmasıyla yeniden belirlendi. Gümüş mecidiye 20 kuruş karşılığı olarak tanımlanıyordu. Ancak gümüşün değer kaybetmesi ve bakır mecidiye basılması, Osmanlı'da biri altın (gerçek, sağ kuruş) diğeri de gümüş (çürük kuruş) olmak üzere ikili para yapısına yol açtı. Para birimi fark­lılıkları, madeni paraların eritilerek yenilerinin çıkarılmasına neden oluyor, ayrıca para üzerinde spekülasyona yol açıyordu. Osmanlı Bankası banknot çıkarımını iç ve dış piya­sa koşullarına göre düzenliyordu. I. Dünya Savaşı sırasında hükümet banknot çıkarma yetkisini üzerine aldı ve banknot miktarını yaklaşık 1,5 milyondan 160 milyon dolayına çıkardı. Bu uygulama yalnız enflasyonu körüklemekle kalmadı, altın lirayı da kullanım­dan kaldırdı.
Osmanlı'da sermayenin dışkaynaklan önemli ve belirleyicidir. Bunlar, dış borçlar ve yabancı sermayedir. Dış borçlar da özel kaynaklardan sağlandığından, dış sermayenin kaynak farkı yoktur.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:17   #9
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Osmanlı dış borçları ülkenin kaynaklarını yabancılara aktarmanın bir aracı niteliği taşımış, alınan borçlar yeniden üretimde kullanılamamıştır. Daha çok hükümetin cari gi­derlerinde kullanılan dış borçlar, bir yandan birikimli olarak artmış, diğer yandan da ka­mu gelirlerinin önemli bir kısmına yabancıların doğrudan el koymasına yol açmıştır. Os­manlı'nın ödeme olanağı kalmadığım bildirmesi üzerine 1881'de Muharrem Kararname­siyle kurulan ve yabancı ve Osmanlı temsilcilerinden oluşan Düyun-u Umumiye İdaresi diş borç anapara ve faizlerini karşılamak üzere vergi gelirlerine el koyabiliyordu.
Dış borçların kesin miktarı tartışmalıdır. Son yıllarda yapılan araştırmalar toplam borç miktarının 399,5 milyon lira olduğunu, bunun yüzde 45'inin eski borçların öden­mesinde, yüzde 6'sının askeri harcamalarda, yüzde 5'inin yatırımlarda kullanıldığını, yüz de 34 gibi bir bölümünün de komisyon ve (borç senetlerinden doğan) değer kaybını kar­şıladığını göstermektedir. Kalanı hükümetçe diğer işlerde kullanılmıştır. Osmanlı borç­larının Lozan'da belirlenen miktarı 129 348 910 altın liradır ve bunun 85 milyon dola­yında bir bölümü Türkiye'nin payına düşmüştür. Kısaca bu ağır borçlanmanın ekonomi­ye kaynak kaybından başka katkısı olmamıştır.
Sermayenin ikinci dış kaynağı yabancı sermaye yatırımlarıdır. Eldeki verilere gö­re yabancı sermaye, çok büyük ölçüde ulaştırma, banka-sigorta, elektrik-su ve ticaret gi­bi hizmet kesimleriyle madenciliği yeğlemektedir (Tablo: II.1). Yabancı sermayenin adı geçen sektörlerde yoğunlaşması, ekonominin niteliğinden, iç etmenlerden çok, kendi gelişme düzeyine bağlıdır. Tarımda, yalnız Batı Anadolu'da görülen çok sınırlı yabancı sermaye bir tarafa bırakılırsa, yabancı sermayenin, madencilik dışında, üretime katkısı olmamıştır. Yabancı sermaye yatırımlarının sektörel dağılımı, sanayide getirişinin göreli olarak yüksek olmasına karşın, yalnız yüzde 8 dolayında bir bölümünün bu kesime gitti­ğini göstermektedir.
Yabancı sermayenin kaynak ülkelerine göre dağılımı Osmanlı'nın dış ekonomik ilişkileri konusunda bir fikir verebilir. Yabancı sermayenin yüzde 44 dolayında bir bölü­mü Fransız, yüzde 34 gibi bir kısmı Alman ve yüzde 17 dolayında bir bölümü de İngiliz kökenlidir. Kalanı ise Belçika, ABD gibi ülkelerden kaynaklanmıştır. Dış borçların ülke kökenleri oldukça farklıdır; yüzde 53,8 Fransız, yüzde 11,2 İngiliz, yüzde 10,4 Alman ve yüzde 24,5 diğerleri.
Toplam yabancı sermaye konusunda değişik tahminler yapılmaktadır. Ancak El-dem (s. 190-191)'de aynı sayıları belirtmekte, yalnız devlet borçlarını 149,48 yerine 96,6 milyon almaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki burada verilen dış borç sayıları, biraz önce sözü edilen miktardan farklıdır. Diğer yönden Eldem'e göre, demiryolu yatırımlarının 33,7 milyon lirası, banka-sigorta yatırımlarının 5,6 milyonu, elektrik-su yatırımları­nın 3,1 milyonu ve ticaret sermayesinin 2,1 milyonu şimdiki sınırlar içindedir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 29-01-2007, 11:17   #10
imparator
Guest
 
imparator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Yabancı sermaye yatırımlarının çok büyük bir bölümü, yüzde 68 gibi bir kısmı, demiryollarına yapılmıştır. Demiryolu yapımının o dönemde ekonomik gelişmenin bir göstergesi sayıldığı göz önünde tutulursa, Osmanlı'nın bu alanda belli bir çabaya girdiği sonucuna varılabilir. Ancak bu süreci besleyecek üretim dönüşümü sağlanamamıştır. Demiryollarından sonra gelen ikinci önemli alan bankacılık ve sigortacılıktır. Bu durum Osmanlı'da para ticaretinin çok kârlı olduğunu, ek olarak da sermayenin 'güvence' aradığını gösterir.
Yabancı sermaye yatırımlarının, yıllık net getirişinin sektörel dağılımı ilginç ipuçları vermektedir. Getiri oranı bankacılık ve sigortacılıkta yüzde 10'dan fazladır ve bunu yüzde 8,7 ile devlet borçlan izlemektedir. Kısaca Osmanlı Devleti'ne borç verme yabancılar için en kârlı yatırım alanlarından biridir. Yıllık getiri ayrıca ülke dışına kaynak aktarılmasının da bir göstergesidir. Nitekim yabancı sermaye yatırımları ve devlet borçlan karşılığı olarak ödenen miktar yılda 16 milyon Osmanlı lirasından fazladır. Buna 8 mil-yon dolayındaki dış ticaret açığının eklenmesiyle 24-25 milyon Osmanlı lirasına ulaşılır. Aynı yıllarda Osmanlı toplam yurt içi ulusal gelirinin 203,690 milyon Osmanlı Lirası olduğu düşünülürse bunun yüzde 12's.i gibi bir bölümünün yurt dışına aktarıldığı sonucuna ulaşılır.
TABLO: II.1. Osmanlı imparatorluğunda Yabancı Sermaye Yatırımları
(Bin Osmanlı Lirası Olarak)
Yatırım miktarı
Yatırımların yıllık net getirisi
(2/1).100
Demiryolları
53.310
1.040
1,95
Elektrik, Tramvay, Su
5.700
170
2,98
Liman ve Rıhtım
4.700
160
3,40
Sanayi (Reji dahil)
6.500
560
8,61
Ticaret
2.660
---
---
Madenler
3.580
230
6,42
Banka ve Sigorta
8.200
890
10,85
Devletin ödediği demiryolu km. güvencesi
---
420
---
Toplam
84.660
3.370
3,98
Devlet Borçları (dış)
149.480
13.000
8,70
Genel Toplam
234.140
16.370
6,99

Kaynak: Yerasimos, Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye, c. 2, İstanbul: Gözlem, 1975, s.949.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Türkiye`de Saat: 12:18 .

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2

Sitemiz CSS Standartlarına uygundur. Sitemiz XHTML Standartlarına uygundur

Oracle DBA | Kadife | Oracle Danışmanlık



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580