![]() | |
| Ana Sayfa | Kayıt ol | Yardım | Ortak Alan | Ajanda | Bugünkü Mesajlar | XML | RSS | |
| | #15 | ||
| Guest
Mesajlar: n/a
| Günümüzde dünya üretimi yılda bin 600 ila iki bin 200 ton arasında değişiyor. Bunun sadece 150-200 tonu teknolojik amaçlı kaplamacılıkta ve birkaç kilogramı da ilaç yapımında kullanılıyor. Her yıl milli bankaların stoklarına ve özel kasalara giren miktar ise, 75-100 ton civarında. Kısaca yıllık altın üretiminin yüzde 85'i takı ve ziynet eşyasına dönüşmekte. Dünyada bu güne kadar çıkarılmış ve insanoğlunun elinde bulunan altının toplam miktarı 200 bin tonu bulmakta. Bunun 6 bin tonu (yani yüzde 3'ü) Türkiye'de. İnsanoğlu hesabını kolay kolay veremeyecek O halde neden üretiliyor? Tamamen spekülatif amaçlı!.. Devlet olarak bastığınız paraya karşı altın stoklamak gereğini duyuyorsanız, banknotlarınızın değerini savaş durumunda garantiye almak istiyorsunuz demektir. Bu açıdan bakıldığında altın, bir savaş körükleyicisidir. Barış altına yaramamaktadır. Altın, parıltısını biraz da kana borçludur. Altın iyi-kötü dünyanın her yerinde vardır. Burada önemli olan, kayaç içindeki altının tonda kaç gram olduğu değil bu işin politik açıdan hangi ülkede yapılabileceğidir. Sayıları günümüzde 600'ü aşan çokuluslu altın şirketlerini doğuran ana firmaların sayısı 10'u geçmez. Ülkelerinde de sevilmezler. Aslında madenci olmadıkları halde maden yasalarının sağladığı kolaylıklardan yararlanmak için, tüm dünyada madenci postuna bürünerek gezen bu çokuluslu tekellerin sermayedar ülkeleri ABD, Kanada, Avustralya ve Güney Afrika Cumhuriyeti. Bu, dört türev ülkeyi yaratan Avrupa'nın üç kabadayısı İngiltere, Almanya ve Fransa da, dünya altın pastasından paylarını elbette almaktalar. Dünyada altın çıkararak zengin olmuş hiçbir ülke yok! Çokuluslu altın tekelleri eliyle topraklarında altın üretimi yapılan 30 ülke var. Sayalım: Papua-Yeni Gine, Guyana, Etiopya, Gana, Gine, Mali, Fildişi Sahili, Mozambik, Namibya, Sudan, Zaire, Zambiya, Zimbabve, Hindistan, Endonezya, Malezya, Filipinler, Fiji, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, El Salvador, Honduras, Nikaragua, Brezilya, Arjantin, Bolivya, ªili, Kolombiya, Ekvator, Venezuela. Muz Cumhuriyetindeki altın tükenmeye yüz tutunca, çokuluslu altın tekelleri, Kuzey Yarımküre'nin eski dünya'sında da eski alışkanlıkları sürdürüp, demokrasi ve insan haklarının topalladığı, hukukun üstünlüğü ilkesinin askıya alınabildiği ve keyfiliğin hüküm sürdüğü ülkeler aramaya koyuldular. Bizde de, 1984 yılında çıkarılan 3213 sayılı, "Maden Teşvik Yasası", 1986 yılında çıkarılan, "Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası" ile pekiştirildi ve bu hukuksal alt yapı 1567 sayılı, "Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu" ile bütünleştirilince pek becerikli bir ebe çıktı ortaya! Bu ebenin ellerine tam 24 bebek doğuverdi; yüzde 100 yabancı sermayeli 24 adet 'Türk şirketi' ve çok kısa zaman içinde bunlara 580 adet arama, 170 ön işletme ve 17 adet işletme ruhsatı verildi. Çokuluslu (daha doğrusu, ulussuz) bu altın şirketlerine tahsis edilen arazi yaklaşık 58 bin km2 tutmakta. Maden ruhsatlarının mülkiyet tapularından daha üstün ve istimlak yetkisiyle donatılmış olduğu göz önünde bulundurulursa, şu soruyu sormak gerekmez mi: Bu imtiyaz sözleºmeleri ikinci Sevr Anlaşması değilse, nedir? | ||
|
| Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |
![]() | ![]() |